Selçuk Baran 1933-1999 yılları arasında yaşamış, çok sayıda roman, öykü ve tiyatro oyunu yazmış bir kadın. Bahanur Garan Gökşen tarafından yayına hazırlanan Türkân Hanım’ın Ölümü kitabı şubat ayında YKY’den çıktı. Gökşen, Türkân Hanım’ın Ölümü isimli üç perdelik oyunun 1990’da Ankara’da Şinasi Tiyatrosu’nda sahnelendiğini aktarıyor ancak oyunun ne zaman yazıldığı bilinmiyor. Öykü ise 1984 yılında basılan Kış Yolculuğu kitabında mevcut. Türkân Hanım’ın Ölümü kitabı oyun ve öyküyü bir araya getiriyor. Böylece oyun, daktilodan kitaba 30 yıl sonra ilk defa aktarılıyor. Selçuk Baran önce öyküyü yazmış olsa da Gökşen kitapta öykü ile oyunun yerlerini değiştirmiş. Böylece, oyunda önce Türkân Hanım’ı yaşarken okuyoruz, sonra öyküde ise ölümünden sonra hikayesine devam ediyoruz.

Selçuk Baran bir hikaye anlatmak için çok incelikli bir yöntem seçmiş: oyun ve öykü Türkân Hanım’ın hikayesini tamamlıyor. Bu şekilde hem ölüm ile hayat iç içe geçiyor (çünkü ölümünden sonra da hayatını okumayı sürdürüyoruz ve hayattayken de ölüme olan ilgisini takip ediyoruz) hem de iki türü üst üste okuyarak Türkân Hanım’ın hikayesini kavrıyoruz. Oyunda ölümden önce ve öyküde ölümden sonra gibi çizgisel bir tarih aslında işlemiyor.

Selçuk Baran’ın dili, üslubu, ele aldığı konular, sadeliği, ironisi ve derinliği iki metnin de en göz alıcı yanları. Öykünün dilinin, oyunun sadeliğinin üzerine, daha da soluk kesici bir ivme kazanması ise yine iki tür arasındaki tamamlayıcılık açısından dikkat çekici. Çünkü okuyucu, tıpkı başka benzer anlatılarda olabileceği gibi, öykünün sonuna yaklaştıkça adında ölüm geçen bu hikayenin sırrına erişme arzusuna daha fazla kapılıyor. Üstelik, öyküdeki kurgu, Türkân Hanım’ın hikayesinin “bir yasak ilişki”de düğümlendiğini veya onunla açıklanabileceğini sanma refleksini alt üst ediyor (hatta öykünün dili sebebiyle ters köşe yapıyor demek daha doğru) ve sözü yasak ilişkinin öznesi olan erkekten alıyor ve başka bir kadında (elbette ki rastgele bir kadında değil) öyküsünü sonlandırıyor.

Türkân Hanım, evinden çıkmayan, perdeleri hep kapalı, kibar ve şık bir kadın; evindeki antikaların tozunu almaya ve akşamları konuklarına vişne renkli kokteylinden ikram etmeye bayılıyor. Misafirlerine klasik müzik dinletmeyi seviyor. Evine gelinsin istiyor ancak bir şartla; her gelen kendisine bir ölüm hikayesi anlatacak ve kendisi bu hikayeleri bir bir zihninde tutacak.

Bu ölüm meraklısı kadının, kayıtsızlıkları, kahkahaları, hayal kırıklıkları, sırları, hayatla derdi, “kendi seçtiği son”, insanı Selçuk Baran’ın dünyasına daha fazla tanıklık etmeye heyecanlandırıyor.

Selçuk Baran’ın anlatımı elbette oldukça kendine has. Ancak Türk edebiyatında Türkân Hanım gibi kadın karakterler dolaşıyor ve daha önce karşılaşmadıklarımızla böyle rastlaşmak ve o tanıdık yakınlığı hissetmek mutluluk verici.

 

“Bence kadın için intihar bir başka anlam taşır: Kadınlar yorulunca intihar ederler. Bir kadının yorulması korkunç bir şeydir. Çamurlu alanlarda yapılan talimlere filan benzemez. Bunu sen anlayamazsın, bir erkek anlayamaz. Hoş, benim yorgunluktan söz etmem de şaka gibi gelebilir insana. Bak şimdi…”

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.