1980’lerin başında HIV/AIDS salgınının başlarında, HIV pozitif erkek sayısı kadın sayısından çok daha fazla olmasına rağmen, o tarihten bugüne HIV pozitif kadın oranı sürekli biçimde yükseliyor.

COVID-19 pandemisi dünyada ne ilk muhtemelen ne de son salgın olmayacak. Salgın dönemlerinin ortak özelliği ise ayrımcılık ve günah keçileri yaratılmasıdır. Farklı olanlar ve azınlıklar genel olarak hedeftir. Örneğin veba salgını sırasında Çingeneler ve Yahudiler günah keçisi gösterilmiş, Yahudiler su kuyularını zehirlemekle suçlanmış ve öldürülmüşlerdir. ABD’de 1832 yılında oluşan kolera salgınında İrlandalı Katolik göçmenler, 1876 yılındaki çiçek salgınında ise San Fransisco’da Çinlilerin yaşadığı bölge hedef alınmıştır. Osmanlı Devleti’nde 1810’da ortaya çıkan veba salgınında bekar odalarında kalanlar günah keçisi ilan edilmiştir. Bu dönemde bekar odaları yıktırılmış, eşyaları yağmalanmıştır.

Vebaya neden olan etkenin varlığını öğrenmek 500 yıldan fazla zaman aldı. Günümüzde ise salgının nedeni olan virüsün bulaşma biçimleri hatta genetik yazılımı bile bilindiği halde LGBT toplumunun günah keçisi ilan edilmek istenmesi insan hakları ihlaline ve itibarsızlaştırmaya işaret ediyor.

Benzer hak ihlallerine HIV yayılımı sırasında da şahit olduk. HIV ayrımcılık ve damgalanma kadar zarar vermedi dense abartma olmaz. Dünya AIDS günü nedeniyle sosyal medyada ve hatta hekimler arasında yapılan tartışmalar hem bilgi eksikliğine hem de ne yazık ki ayrımcılık ve damgalanmanın aşılamamış olduğuna işaret ediyor. COVID-19 pandemisi nedeniyle hastane ve bakım olanaklarına ulaşabilmenin ne kadar önemli ve ayrıcalıksız bir hak olması gerektiğini yaşayarak fark ettik. HIV’in dünyada yayılmasının üzerinden neredeyse kırk yıl geçmiş ve tedavisinde ilerlemeler olmuş olmasına rağmen ayrımcılığın hâlâ sürmesi bir insan hakları ihlalidir.

Dolayısıyla bu yazının konusu da HIV hakkında kısa bilgilenme ve HIV ile yaşayanların ne tür insan hakları ihlallerine maruz kaldıkları ile ilgili olacak.

HIV ve AIDS nedir?

HIV yani “insan bağışıklık yetmezliği virüsü” bağışıklık sistemini yavaş yavaş yok ederek vücudun enfeksiyonlara karşı direncini ortadan kaldırır ve kişiyi çeşitli hastalık nedenlerine karşı korunmasız hale getirir. AIDS ise insanlarda bağışıklık siteminin çökmesi sonucu ortaya çıkar. Yani HIV ve AIDS aynı şey değildir. AIDS, HIV enfeksiyonunun son aşamasındaki klinik tablonun ismidir ve bu süreçte ölümcül enfeksiyonlara ve kansere sıklıkla rastlanır. Vücut direnci zayıflayan kişi, normalde zararsız olan, hafif geçen ya da ender rastlanan bazı hastalıklara kolayca yakalanır. Kanında HIV olan kişiye “HIV pozitif” veya “HIV ile yaşayan kişi” denir. Ancak her HIV pozitif olan, AIDS aşamasında olmak zorunda değil.

HIV tarihi

HIV’in ilk olarak Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin başkenti Kinshasa’da ortaya çıktığı belirtiliyor.

Amerikalı yazar David Quammen Şempanze ve Nehir: AIDS Afrika Ormanları’nda Nasıl Ortaya Çıktı isimli kitabında HIV’in ilk olarak 1908 yılında Camerun’da görüldüğünü iddia ediyor. Daha sonra virüsün genetik değişiklikler geçirdiği bulunuyor. 1924 yıllarında şempanzeden insana bulaştığı düşünülüyor. HIV’nin muhtemelen 20. yüzyılın ilk yarısında, maymunların etleri için avlanması ve doğranması sırasında insanlara bulaştığı düşünülüyor. Daha sonra virüsün bulunduğu bölgelerden çıkarak yayılması ise, gelişen ulaşım koşulları nedeniyle oluyor.

Quammen kitabında, Kinshasa’da tropik hastalıkları tedavi eden doktorların şırıngaları tekrar tekrar kullanmalarının 1920-50 yılları arasında virüsü yüzlerce kişiye bulaştırdığını yazıyor. Birleşmiş Milletler (BM)’in AIDS konusunda mücadele eden kuruluşu UNAIDS’e göre HIV tanımlandığı 1981 yılından bu yana yaklaşık 78 milyon kişiye bulaşmış olup, 35 milyon kişi bu enfeksiyon nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Günümüzde ise dünyada HIV/AIDS ile yaşayan kişi sayısı yaklaşık 36 milyondur.

HIV kan ürünleri veya cinsel sıvılar üzerinden insandan insana aktarılır. Ayrıca plasenta ya da süt yoluyla anneden bebeğine geçebilir. Öksürük, hapşırık ya da el sıkışmak gibi olağan temaslarla geçmez. Bu virüs oldukça hassastır ve vücut dışında havada ve suda uzun süre yaşayamaz. Frengi, genital herpes, bel soğukluğu ve klamidya gibi cinsel yolla bulaşan hastalıkların cinsel bölgelerde yol açtığı yaralar ve doku bozulmaları, HIV bulaşma riskini artırır. HIV öpüşme ile aktarılmaz çünkü tükürükteki HIV miktarı çok düşüktür. Oral yolla HIV’in aktarılması için hem ağız içi mukozal dokunun tahrip olmuş olması gerekir hem de öpüşmeme kararı verecek kadar -gözle görülebilir, kokusu tadı alınabilir- kana gerek vardır.

HIV/AIDS gündelik temaslarla, aynı odada bulunma, aynı okulda okuma, aynı havayı soluma gibi yollarla ve sağlıklı deriden geçmez. Bunun dışında HIV/AIDS şu yollarla da “insandan insana geçmez”:

  • El sıkışma, deriye dokunma, okşama, kucaklama, sosyal öpüşme,
  • Tükürük, gözyaşı, ter, aksırık, öksürük, idrar, dışkı,
  • Yiyecekler, içecekler, çatal, kaşık, bardak, tabak, telefon vs.
  • Tuvalet, duş, musluk, yüzme havuzu, deniz, sauna, hamam vs.
  • Sivrisinek ve diğer böceklerin sokması,
  • HIV pozitif bir kimse ile aynı ortamda kedi, köpek ve diğer hayvanlarla birlikte yaşamak.

HIV cinsiyet ve cinsel yönelim ayrımı yapmaz

HIV ve AIDS’in siyahlar, düşük gelir seviyesine sahip olanlar, kadınlar, çocuklar, azınlıklar, göçmenler, ülke içinde göç etmeye zorlanmış gruplar, özürlüler, mahkumlar, seks işçileri, erkeklerle seks yapan erkekler ve damar içi madde kullananlar arasında daha yaygın olmasının nedeni, bu grupların hastalığın kaynağı olması değil, korunma tedbirlerine ve tedaviye erişimlerinin tarih boyunca hep daha düşük olmasıdır. Bu gruplar aynı zamanda insan hakları ihlallerine uğrayanlar ve marjinalize edilenlerdir. Cinsel yöneliminiz ne olursa olsun HIV ile enfekte olabilirsiniz. HIV, eşcinsel ve heteroseksüel ayırımı yapmaz.

Tedavide gelişmeler

1996’ya kadar HIV enfeksiyonu ancak vücut direnci çöküp AIDS tablosu ortaya çıkınca anlaşılıyordu. Ancak bu tarihten sonra bulunan yeni ilaçlar ve uygulanan tedavilerle Dünya Sağlık Örgütü tarafından ölümcül enfeksiyonlar listesinden çıkartılan HIV enfeksiyonu, tansiyon ve şeker hastalığı gibi hastalıklarla birlikte kronik yani yaşam boyu kontrol altında tutulabilen sağlık durumları arasına girmiştir. Bugün HIV ile yaşayan bireyler, uygun tedaviye ulaşabildiklerinde HIV enfeksiyonuna bağlı bir sağlık sorunları olmaksızın yaşayabiliyorlar. AIDS evresinde HIV enfeksiyonu tanısı almış bireyler de etkili tedaviler sayesinde bu evreden çıkabiliyorlar. Araştırmalar, HIV tedavisi altında kanında saptanamaz HIV bulunanların cinsel ilişki yoluyla virüsü aktarmadığını ortaya çıkardı. Belirlenemeyen eşittir bulaştırmayan (B=B) (undetectable equals untransmittable) kampanyasının dayandığı bilimsel kanıtlara göre, antiretroviral tedavi altında olan ve virüs yükleri “belirlenemeyen” seviyede olan HIV pozitif bireyler kondomsuz cinsel ilişkilerde bile virüs aktarmıyor.

Riskli temas öncesi önleyici tedavi (PreP)

HIV ile yaşamadığı halde HIV ile karşılaşma ihtimali yüksek bireylerin kullandıkları bir korunma yöntemidir. HIV tedavisinde kullanılan ilaçlardan birinin düzenli kullanımı ile oluşur. Bireyin enfekte olmasını engeller. Ancak düzenli kullanım önemlidir. Hayat boyu değil, sadece riskli dönemlerde kullanılır. Dünyada, aktif cinsel hayatları olan birçok insan sürekli de kullanmaktadır.

Bütün bu gelişmeler ışığında, günümüzde HIV/AIDS artık tıbbi bir konu olmaktan daha çok bir insan hakları konusudur. İnsan hakları korumasından yoksun olan gruplar, eğer HIV’den etkileniyorlarsa, enfeksiyondan korunmakta ve HIV’le baş etmekte sorun yaşıyorlar. Virüsün gündelik ilişkilerle aktarılmadığının, sadece eşcinsellere ve marjinalize edilen gruplara özgü olmadığının ve basit önlemlerle aktarımının engellenebildiğinin anlaşılmış olmasına rağmen, ve tıbbi çözüm var olduğu halde bile yanlış inanışlar ve bilgi eksikliği yüzünden enfeksiyonla mücadelede ciddi engeller söz konusu olmakta.

HIV/AIDS ile birlikte yaşayan bireylere uygulanan dışlama, damgalama ve ayrımcılığın temelinde bu enfeksiyonun cinsel yolla geçen diğer enfeksiyonlarda olduğu gibi “benim değil, başkasının enfeksiyonu” olarak görülmesi, toplumun cinselliğe bakışındaki ahlaki yargılar ve tutumlar yer alıyor. Epideminin yaygınlığında; dışlama ve yargılama yanında enfeksiyonun sadece bazı gruplara dair olduğu inancı, bu inanca sahip kişilerin yeterli korunma olmaksızın davranmaları önemli oldu. Enfeksiyona yakalanmış olma şüphesi taşıyan insanlar, ayrımcılık ve damgalanma korkusu nedeniyle sağlık hizmeti ve danışmanlık için uygun merkezlere başvurmaktan çekindiler ve enfeksiyonun yayılması kolaylaştı. Bu durum ne yazık ki günümüzde de sürüyor.

HIV/AIDS ile yaşayanlara bazı klinikler sağlık hizmeti sunmayı reddediyorlar, HIV pozitif anneler bebeklerini doğum servisleri yerine başka birimlerde dünyaya getirebiliyor, HIV pozitif olduğu bilinen bir kimsenin diş tedavisi önemli bir sorun olabiliyor, HIV pozitif olduğu için eğitim hakkı elinden alınmak istenen öğrenciler var, HIV pozitif olması nedeniyle insanların işlerine son verilebiliyor, seks işçilerine onayları alınmadan ve danışmanlık verilmeden test uygulanabiliyor ve HIV pozitif olanlara test sonuçları ilgisiz görevlilerce açıklanabiliyor, özel yaşamın gizliliği HIV/AIDS söz konusu olduğunda hiçe sayılabiliyor. HIV’le yaşayan kişilerin yattıkları oda temizlenmeyebiliyor, ateş ve tansiyon izlemleri düzenli bakılmıyor ve özensiz bakıma tabi tutulabiliyorlar. Bu konuda en önemli sorunlardan biri de HIV ile yaşayanların ameliyatlarından kaçınılmasıdır.

HIV ile yaşayan insanlara karşı ayrımcılık ve damgalanma uygulandığı sürece HIV testi için insanlar gönüllü olmayabilirler. Bu, insanların bilmeden başka insanlara HIV aktarması demektir. Ayrımcılık ve damgalanma sürdüğü sürece kişilerin HIV statülerini özgürce açıklamalarını beklemek de gerçekçi değildir.

AIDS artık bir kadın sağlığı sorunu

1980’lerin başında HIV/AIDS salgınının başlarında, HIV pozitif erkek sayısı kadın sayısından çok daha fazla olmasına rağmen, o tarihten bugüne HIV pozitif kadın oranı sürekli biçimde yükseliyor. Günümüzde HIV pozitif insanların hemen hemen yarısını kadınlar ve genç kızlar oluşturuyor. Salgının ‘feminizasyonu’ Sahra-Güneyi Afrika’da çok belirgin. AIDS’in feminizasyonunun ardındaki neden yoksulluk ve cinsiyet eşitsizliğidir. Cinsel ilişki sırasında virüsün erkekten kadına geçme olasılığının, kadından erkeğe geçme olasılığından iki kat daha yüksek olması kadınlar açısından riski arttırıyor. Enfekte yakınlara bakma ya da aileye gelir sağlamak için okuldan ilk alınanlar kız çocuklarıdır. Kadınlar, bunların dışında, HIV/AIDS’le ilgili damgalanmalara da daha fazla maruz kalabiliyorlar. HIV testi genellikle önce kadınlara uygulanıyor, enfeksiyonun asıl kaynağı erkek olsa bile test sonucunda kadınlar aileye, ya da topluluğa bu enfeksiyonu aktardığı için suçlanabiliyorlar. HIV pozitif kadınlara karşı erkek şiddeti varlığını gösteren örnekler de artıyor. Kadınlar şiddete maruz kalma korkusu yüzünden testlerden veya tedaviden kaçınıyorlar. Kadınlar arasında istihdam oranlarının düşüklüğü de enfeksiyon durumlarında tedaviye ulaşmayı zorlaştırıyor. Özellikle heteroseksüel ilişkilerdeki cinsiyet rolleri ve erkek şiddeti açısından bakıldığında kadınlar açısından hem aktarım ve damgalanma riski hem de tedaviye ulaşma zorlukları önemli bir sorun. Bu nedenle korunmanın, yani kondom kullanımının olmadığı böyle bir eşitsiz ilişkide erkek partnerin statüsünü açıklaması kadınlar açısından riski azaltıcı bir rol oynayabilir. Ayrıca yeni HIV tanısı almış, antiretroviral tedavi almayan erkek partnerin kendisi eğer kadın partnerine statüsünü açıklamamakta ısrar ediyorsa, bilgilendirilmesine rağmen korunma uygulamıyorsa hekim açısından bilgiyi açıklamak etik bir hata olmayacaktır.

Sağlığa ulaşmada ayrımcılık ve damgalama

2014 yılında bir eğitim araştırma hastanesinde yapılan araştırma sonuçlarına göre; “HIV/AIDS homoseksüellerin hastalığıdır” ifadesine tüm hekimlerin yüzde 45’i, hemşirelerin yüzde 22’si katılarak evet cevabı vermiş. HIV’in tedavi edilebilir bir enfeksiyon olduğunu bilenlerin oranı yüzde 44. Doktorlar arasında bu oran yüzde 71, hemşirelerde yüzde 31 bulunmuş. Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 2005’te yapılan, katılımcıların çoğunu doktorların oluşturduğu bir çalışmada (80 doktor ve 58 hemşire) HIV/AIDS’in yalnızca eşcinsellerin enfeksiyonu olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 95 bulunmuş. HIV/AIDS ile yaşayanların ameliyatında bulunmaktan kaçınan cerrahi branş katılımcılarının oranının yüzde 50 olduğu görülüyor. Günlük pratikte ise bu oran çok daha fazladır. Bu, HIV/AIDS hakkındaki bilgi eksikliğinin yanı sıra önyargının doktorlar ve hemşireler arasında ne kadar yüksek olduğunun kanıtı.

2017 yılında yapılan “Türkiye’de HIV ile ilgili Damgalama ve Ayırımcılığın Analizi” başlıklı araştırmaya göre de HIV ile ilgili damgalama/ ayrımcılık ve insan hakları ihlali oranı yüzde 23 ve yüzde 30 bulunmuş. En yaygın damgalama şeklinin hakkında dedikodu yapılması (yüzde 69) ve sözel tehdit, taciz, incitilme (yüzde 46) olduğu belirlenmiş. Katılımcıların yüzde 30’u HIV ile ilgili damgalama nedeniyle işini kaybetmiş ve yüzde 20’sine sağlık hizmeti verilmesi reddedilmiş. HIV ile yaşayan bireylerin rızası olmadan sağlık profesyonelleri tarafından üçüncü şahıslara HIV durumunun açıklanması bir diğer sorun. Aktarım yolları hakkında yeterli bilgiye sahip olunmaması, gündelik temas yoluyla geçme korkusu damgalamanın en önemli nedeni olarak bulunmuş. Çok daha bulaşıcı bir virüs pandemisinden geçtiğimiz şu günlerde damgalamaya bulaş korkusu olarak bakmak yeterince mantıklı görünmüyor. Bütün bu ayrımcılık, damgalama ve insan hakkı ihlalleri, HIV/AIDS söz konusu olduğunda bu kadar can kaybı ve yayılımın temel nedeni olarak önümüzde duruyor ve HIV/AIDS’in neden sadece bir tıbbi sorun olmadığını, daha çok bir hak talebi sorunu olduğunu anlatıyor. Bir pandeminin içinden geçtiğimiz şu günlerde sağlık hizmetine erişememenin ve damgalanma korkusu nedeniyle tanıya ulaşamamanın kendisi yeterince can yakıcı bir sorun.

Türkiye’de ve dünyada hasta hakları ile ilgili etik kodlar ve anayasal haklar

Kişinin dokunulmazlığı: Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.

Kişi, kendi bedeni ile ilgili tıbbi kararları kendisi verir, yani HIV testi için kişiler zorlanamaz. Tedavi sırasında kişilere acımasızca ya da aşağılayıcı davranılamaz.

Özel hayatın gizliliği: Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. HIV/AIDS ile yaşayan kişilerin bu bilgiyi gizleme hakları vardır. Hiç kimse ya da kurum, kişileri bu durumu açıklamaya ya da kan testi ile saptanmasına zorlayamaz.

Sağlık: Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.

Hastaneler ya da doktorlar HIV/AIDS ile yaşayan insanların tedavisini reddedemezler.

Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi: Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. HIV/AIDS ile yaşayan kişiler toplumun diğer üyeleriyle eşit eğitim ve öğrenim hakkına sahiptir. HIV/AIDS ile yaşayan kişiler ya da onların yakınları eğitim kurumlarınca dışlanamaz.

Gizlilik hakkı: Hastanın sağlık durumu, tanısı, prognozu ve tedavisi ile ilgili tüm kişisel sayılabilecek bilgiler ölümünden sonra da gizli tutulmalıdır. İstisna olarak; hastanın ailesinin kendileriyle ilgili sağlık risklerini öğrenmeleri açısından bu bilgilere erişim hakkı olabilir (Dünya Tabipler Birliği – Hasta Hakları Bildirgesi, 2005).

Gizli bilgiler sadece hastanın açık onamı varsa veya kanunen şart koşulmuşsa açıklanabilir. Hastanın açık onamının alınmadığı durumlarda bu bilgiler yalnızca “bilmesi gerekli olan” diğer sağlık personeline verilebilir (Dünya Tabipler Birliği – Hasta Hakları Bildirgesi, 2005).

Hekim hastanın gizlilik hakkına saygı göstermelidir. Hasta rıza gösterdiğinde veya hastanın veya başkalarının zarar görmesi gerçek ve yakın bir tehlikeyse ve bu tehlike yalnızca gizliliğin ihlaliyle giderilebilecekse gizli bilgileri açıklamak etik hale gelir (Dünya Tabipler Birliği – Uluslararası Tıbbi Etik Kuralları, 2006).

Madde 20: İlgili mevzuat hükümlerine ve hastalığın mahiyetine göre yetkili mercilerce alınacak tedbirlerin gerektirdiği haller dışında; hasta, sağlık durumu hakkında kendisine veya ailesine veya yakınlarına bilgi verilmemesini isteyebilir (Hasta Hakları Yönetmeliği, 01.08.1998).

Madde 21: Hastalığın mahiyeti gerekmedikçe hastanın şahsi ve ailevi hayatına müdahale edilmemesi gerekmektedir. Hastanın sağlık durumu ile ilgili tıbbi değerlendirmelerin gizlilik içerisinde yürütülmesi; muayenenin, teşhisin, tedavinin ve hasta ile doğrudan teması gerektiren işlemlerin makul bir gizlilik ortamında gerçekleştirilmesi gerekmektedir (Hasta Hakları Yönetmeliği, 01.08.1998).

Madde 23: Hukuki ve ahlaki yönden geçerli ve haklı bir sebebe dayanmaksızın hastaya zarar verme ihtimali bulunan bilginin ifşa edilmesi, personelin ve diğer kimselerin hukuki ve cezai sorumluluğunu da gerektirir (Hasta Hakları Yönetmeliği, 01.08.1998).

Madde-39: Hasta kişilik değerlerine uygun bir şekilde ve ortamda sağlık hizmetlerinden faydalanma hakkına sahiptir (Hasta Hakları Yönetmeliği, 01.08.1998).

Her kişi, ayrımcılık yapılmaksızın uygun sağlık hizmeti alma hakkına sahiptir. Hasta kendi kaderini belirleme ve kendisi ile ilgili kararları özgürce verme hakkına sahiptir. Hekim hastayı verdiği kararların sonuçları hakkında bilgilendirmekle yükümlüdür (Dünya Tabipler Birliği-Hasta Hakları Bildirgesi, 2005).

Sır saklama yükümlülüğü – Madde 9: Hekim hastasında mesleğini uygularken öğrendiği sırları açıklayamaz. Hastanın ölmesi ya da hekimle ilişkisinin sona ermesi, hekimin bu yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Hastanın onam vermesi ya da sırrın saklanmasının hasta ya da öteki insanların yaşamını tehlikeye sokması durumunda, hastanın kişilik haklarının zedelenmemesi koşuluyla, hekim bu sırrı saklamakla yükümlü değildir (Hekimin Meslek Etiği Kuralları, 01.02.1999).

TCK Madde 257: Görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan kamu görevlisi altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (Türk Ceza Kanunu, 2004).

TCK Madde 258: Görevi nedeniyle kendisine verilen veya aynı nedenle bilgi edindiği ve gizli kalması gereken belgeleri, kararları ve emirleri ve diğer tebligatı açıklayan veya yayınlayan veya ne suretle olursa olsun başkalarının bilgi edinmesini kolaylaştıran kamu görevlisine, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilir (Türk Ceza Kanunu, 2004).

Ulusal AIDS Komisyonu (UAK)* İlke 66: Tedavi için başvuran kişinin bilgilendirilmiş onayı alınmadan, sağlık personelinin güvenliği için ya da herhangi bir gerekçeyle AIDS testinin şart koşulmasına izin verilemez.

UAK İlke 77: HIV pozitif kişi, eşi ya da partnerine HIV pozitif olduğunu bildirmeye ikna edilememişse, bütün ikna yöntemleri tüketildiğinde doktor, meslek etiğine uygun olarak seçim yapar.

*Ülkemizde HIV’e verilen yanıtta geniş kapsamlı katılımı olanaklı kılan ilk ulusal yapı olan Ulusal AIDS Komisyonu (UAK) 1996 yılında Başbakanlığın koordinasyonu ve Sağlık Bakanlığı’nın başkanlığında kurulmuştur. UAK otuzdan fazla resmi ve sivil toplum kuruluşunu bir araya getiren bir yapıdır.

 

Kaynaklar

https://www.ttb.org.tr/kutuphane/uluslararasi_belgeler.pdf

https://ato.org.tr/files/documents/tip_etigi.pdf

https://www.klimikdergisi.org/content/files/sayilar/94/buyuk/103-81.pdf

https://pozitifyasam.org/wp-content/uploads/Kitaplar/AIDS,%20%C4%B0nsan%20Haklar%C4%B1%20ve%20Yasalar.pdf

https://tr.wikipedia.org/wiki/HIV/AIDS

https://www.uplifers.com/hivnin-ilk-ortaya-cikisi-ve-yayilma-sureci/

https://pozitifyasam.org/hiv-aids-nedir/

https://www.klimikdergisi.org/tr/turkiye-de-hiv-le-ilgili-damgalama-ve-ayrimciligin-analizi-hiv-le-yasayan-kisiler-icin-damgalama-gostergesi-sonuclari-131105

http://www.gazetekadikoy.com.tr/haber/amp/16059?__twitter_impression=true&fbclid=IwAR2OL4h8DkEDYJuzEknKuoJ2iOM9cNfoqzR9ooVDR4_s5JLhNAjNkGKTMU0

http://calismatoplum.org/sayi35/zorlu-calim.pdf

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.