Çoğu masaldan ayrı olarak yakışıklı beyaz atlı prenslerini beklemeyen prenseslerle dolu bu masalın baştan sona farklı bir -Jeanette Winterson- versiyonu için, mantık ve sihirin birleşimine şahit olup “Oh be!” diyeceğiniz sonlar görmek isterseniz Vişnenin Cinsiyeti kitabının direkt “Dans Eden On İki Prensesin Öyküsü” bölümüne göz atmanızı tavsiye ederim.

Küçükken annem bana neredeyse her gece uyumadan önce yatağımın ucuna ilişip masal anlatırdı. Anlattığı masallardan biri de 12 prensesin masalıydı. Çok hayal meyal hatırladığım bu masalı yakın zamanda tesadüfen Jeanette Winterson’ın Vişnenin Cinsiyeti kitabında gördüm ve “A aa bu o masal değil mi!” heyecanıyla birkaç kez okudum. Tabii ki masalların olmazsa olmazı “Sonsuza dek mutlu yaşadılar” kısmından sonrasını, sanki mitolojileri uyarlamak için yaratılmış gibi duran o eşsiz zekâsı ile yazmıştı Jeanette Winterson. Sonsuza dek nasıl yaşadıklarına gelmeden önce masalın orijinalinden bahsetmek istiyorum. Tabii hayal meyal hatırlamaya başladıktan sonra tam hâlini bir miktar araştırdım. Birçok yerde birden fazla versiyonunu ve hatta 2006 yapımı “Barbie ve 12 dans eden prenses” isimli henüz izlemediğim bir filmini bile buldum. Ana fikir ve genel olay örgüsü aynı olsa da ayrıntılarda değişimler her masaldaki gibi vardı. Ben de annemin anlattığına hatırladığım en yakın hâliyle öncelikle bu masalı aktarmak istiyorum size. Bulduğum birkaç versiyon için şuraya bakabilirsiniz.*

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde pireler berber iken develer tellal iken ülkenin birinde bir kral yaşarmış. Bu kralın birbirinden güzel, alımlı 12 kızı varmış. Hep beraber kocaman, gösterişli bir sarayda mutlu mesut geçinir giderlermiş. Kral, kızlarını çok sevdiği için hep onların üzerine titrer, onları her şeyden korumaya çalışırmış. Bu sebeple geceleri uyuduklarında odalarının kapısını üzerlerine kilitlermiş. Fakat her sabah kapıyı açtığında kızların yepyeni ayakkabılarının paramparça, delik deşik olduğunu görürmüş. Her gün onlara yeni ayakkabılar alır, ama ertesi gün yine ayakkabıların eskimiş olduğunu gördükçe buna akıl sır erdiremezmiş. En sonunda kral etrafa haber salmış. Her kim kızlarının bu ayakkabı gizemini çözerse onunla kızlarından birini evlendireceğini duyurmuş. Her isteyen yiğide üç gece hak verecek, çözemeyenleri de sonsuza dek zindana attıracağını da eklemiş. Tabii hem ülkeden hem ülke dışından bir sürü delikanlı şansını denemek için sarayın yolunu tutmuş. Fakat hiçbiri bu gizemi çözememiş, hepsi gece boyunca prenseslerin kapısında nöbet tutarken uyuyakalmış ve sonları hep zindan olmuş.

Kralın fermanını duyan iyi yürekli bir genç de şansını denemek isteyerek yola koyulmuş. Yolda yaşlı, zayıf bir kadına rastlamış. Kadın “Evladım karnım çok aç bir parça ekmeğin var mı?” diye sormuş bizim temiz kalpli delikanlıya. Delikanlı da tüm yemeğini yaşlı kadınla paylaşmış ve yemek sırasında nereye gittiğini de anlatmış. Delikanlı tam yeniden yola çıkacakken yaşlı kadın bizimkine bir pelerin vermiş ve “Bu sihirli bir pelerin, saat gece 12 olunca bu pelerini giyersen görünmez olursun ve böylelikle prenseslerin sırrını çözebilirsin; ama unutma prenseslerin verdiği hiçbir şeyi içmemelisin demiş.” Delikanlı buna çok sevinmiş, teşekkür ederek pelerini de alıp saraya varmış.

İlk gece nöbet tutarken prenseslerden en küçüğü buna “susamışsınızdır” diyerek meyve suyu ikram etmiş. Genç adam yaşlı kadının öğüdünü unutarak meyve suyunu içmiş ve uyuyakalmış. Ertesi gece de aynı şey olmuş ve adam gene unutarak çok susadığı için meyve suyunu içmiş. Gözlerini açtığında sabah olduğunu ve gizemi gene çözemediğini fark edince yaşlı kadının dediklerini hatırlamış ve içeceklerin içinde uyku ilacı olduğunu anlamış. Son gece prenseslerin getirdiği meyve suyunu gene kabul etmiş fakat bu sefer içmeyip saksıya dökmüş ve içmiş gibi davranıp uyuyor numarası yapmış. Gece 12 olunca da sihirli pelerinini üzerine atarak gizlice prenseslerin odasına girmiş. En güzel balo elbiselerini ve yepyeni ayakkabılarını giymiş, süslenip püslenmiş prensesler adamın da uyuduğunu sanarak üç kere el çırpışla odalarının duvarında gizli bir geçit açmışlar. Yüzlerce merdiven inip gümüş yaprakları olan bir ormandan geçmişler. Prensesleri takip eden genç adam ağaçlardan gümüş bir dal koparmış. Ormanı da geçtiklerinde bir nehrin yanına gelmişler. Nehirde 12 kayık, kayıklarda da 12 yakışıklı prens onları bekliyormuş. Prensesler kayıklara binmiş, tabii gizli takipçimiz de onlarla beraber en sondaki kayığa atlamış. Nehrin karşısına geçtiklerinde içeriden müzik sesleri yükselen kocaman bir saraya varmışlar. Prensesler saraya girmiş ve hiç yorulmadan sabaha kadar dans etmişler. Bir köşeye saklanan genç adam da masaların birinden gizlice altın bir bardak alıp pelerinin içine sokmuş. Sabah olduğunda prensesler yırtılmış ayakkabılarıyla beraber geldikleri yoldan geri saraylarına dönmüşler. Sırrı çözen kahramanımız aldığı gümüş dal ve altın kadehle beraber kralın yanına koşmuş. Gördüklerini anlatmış, kanıt olarak da aldıklarını göstermiş. Kral kanıtları da görünce genç adama inanmış ve hangi kızıyla evlenmek istediğini sormuş. Adam en küçük prensese aşık olduğunu söylemiş. Kral hemen ikisini evlendirerek kırk gün kırk gece düğün düzenlemiş ve sonsuza kadar mutlu yaşamışlar. Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine.

Bu gizem dolu masalımızın mutlu son ile (!) bitmiş olması herhâlde çocukken o uykuya dalma evremde bana hep bir huzur hissettirmiştir çünkü maalesef çok sorgulayan bir çocuk olduğumu sanmıyorum:’) Masalların çocuk gelişiminde ne kadar önemli olduğunu söyleyen çocuk gelişim uzmanlarının sesleri kulağımda, bana anlatılan ya da okuduğum masalları düşünüyorum. Sindirella’nın -ve masalda bahsi geçen kadın karakterlerinin hepsinin aslında- kurtuluşunun bir prensle evlenmekten geçmesi, Pamuk Prenses’in rızasını almadan taciz olduğu aşikâr bir öpücükle hayata döndüren prensle mutlu mesut yaşaması, Rapunzel’in güzelim saçlarına hunharca tutunarak prensin kuleye çıkmaya çalışması, Kırmızı Başlıklı Kız’ın kurtarıcısının bir avcı olması… Bunlarla büyüyen bir kız çocuğunun yegane hayat amacının, gerçek mutluluğunun bir erkek ile evlenmekten geçeceğini düşünmesi çok anlaşılabilir. Tabii ki büyüdüğünde hiçbir kadının bu amaçtan kaçınması mümkün değildir demiyorum. Hepimizin etrafında evlenmeyi tercih etmemiş birçok kadın olduğunu biliyoruz.

Çok uzatmadan 12 prensesimize dönersem, bana şu an bu masal çok acımasız geliyor yeniden keşfettiğimde. Daha masalın başında babalarının prensesleri geceleri odaya kilitlemesi tüylerinizi ürpertmiyor mu? Öte yandan da “bizim iyiliğimizi istedikleri için, bizi korumaya çalıştıkları için” hangimiz babalarımızdan baskı ve kısıtlamalar görmedik ki? Ve sonra düşündüğümüzde hangimiz bu gerekçelerin çoğunun hiç de gerçekçi gerekçeler olmadığını, aslında ataerkinin baskı kurma mekanizmalarını babalarımız yoluyla geliştirip, ilerletip uygulamaya döktüğünü fark etmedik! Kadınlar istedikleri kişilerle istedikleri gibi giyinip kuşanıp sabahlara kadar mis gibi dans edip eğlenirken ataerkinin uygulayıcısı babanın, diğer ataerki uygulayıcısı koca adaylarıyla işbirliği çabasının nihayete erdiğini görüyoruz. Piyango prenseslerden en küçüğüne çıkıyor ve seçilerek evlilik kurumunun sonsuz mutluluğuna giriş yapıyor. Çocukken prensle evlilik sonucu gelen bu “sonsuz mutluluğa” inandığıma inanamıyorum. Prenseslerin dansının engellenmesi, birinin daha önce asla görmediği biriyle -muhtemelen kendisine isteyip istemediği bile sorulmadan- evlendirilmesi, hele ki verilen içeceği içmemesi gerektiğini iki gece üst üste hatırlayamayan, belli ki çok da parlak zekaya sahip olmayan bir adamla evlendirilmesi nasıl bir mutlu son getirebilir?

İşte Jeanette Winterson bize alternatif feminist, kuir sonlar yazmış 12 prensesin her biri ile ilgili. Belki de Winterson bu sonları yazmak için çeşitliliğe çok müsait olduğundan 12 prensesimizi seçmiş olabilir veya her gece saraydan kaçan, halihazırda isyankâr olan prenseslerin sırları ortaya çıktığı anda mutluluğu evlilikte bulup hemen şimdiki hayatlarına dair her şeye sırtlarını dönüvermelerinin zaten mantıken çok da mümkün olmayabileceğini düşünmüştür. Çoğu masaldan ayrı olarak yakışıklı beyaz atlı prenslerini beklemeyen prenseslerle dolu bu masalın baştan sona farklı bir -Jeanette Winterson- versiyonu için, mantık ve sihirin birleşimine şahit olup “Oh be!” diyeceğiniz sonlar görmek isterseniz Vişnenin Cinsiyeti kitabının direkt “Dans Eden On İki Prensesin Öyküsü” bölümüne göz atmanızı tavsiye ederim. Şu noktada “büyüğünün hayatı şöyle şöyle olmuş, ötekisi böyle olmuş, en küçüğü şu olmuş…” şeklinde hepsini heyecanlı heyecanlı anlatmamak için kendimi zor tutuyorum ama prenseslerin akıbetini Winterson’ın melankolik, mizahi, sade dilinden okuma hakkınızı elinizden alamam. Sadece büyüyü kaçırmadan, derdimi de anlatabilmek adına birkaç örnek vermek isterim. En küçüğü evlendikten sonra kimisi kendi evliliklerini yapıyor, kimisi aşkı bir kadında buluyor, kimisinin bir başka masal kahramanı ile yolları kesişiyor. Kendisini bildi bileli yüzmeyi seven en büyük prensesimiz örneğin; kocası onun “pis pis balık koktuğundan” şikayet ededururken o mercan mağarasında bir deniz kızıyla tanışıyor. Bir diğeri yemek yetiştiremediği kocasının midesinden yediği hayvanları da kurtarıp “çiftçiliği aşçılığa tercih ederim” şiarıyla kurtuluyor bakım emeğinin yükünden ve kavuşuyor özgürlüğüne -laf aramızda bir miktar zehrin de yardımı olmuyor değil-.  Hayat bu ya çok mutlu anları oluyor ama bunun yanında hayal kırıklıkları, çaresizlikler, zorluklar yaşadıkları da oluyor. Fakat biçilen rollere ve atanmış cinsiyetlere, dayatılan hetero ilişkilere, zorunda bırakıldıkları evliliklere; içlerinde bulunan güç, direngenlik ve birbirlerinde buldukları dayanışma ile karşı durup kendi hayatlarının kontrolünü ellerine alabiliyorlar.

En büyük prensesimizin dediği gibi: “Öyküye göre o gün bu gündür mutlu yaşıyoruz. Doğrudur. Ama kocalarımızla birlikte değil.”

 

* https://en.wikipedia.org/wiki/The_Twelve_Dancing_Princesses

https://www.masallaroku.com/12-dans-eden-prenses/

https://masaloku.com.tr/12-dans-eden-prenses/

 

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

19 − 4 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.