Uzmanlar bizim için üzülüp üzülüp salık vermeye çok alışmışken ben ve kadın analarım göbüşlerimiz üzerini yer bellemiş memelerimizle çoktan barışmıştık halbuki!

Anneannem ve kadın analarım, 1972, Fındıkzade, İstanbul.

Malumunuz olduğu üzere bağzı kimesnelerimiz haftalardır evlerdeyiz (şüphesiz evde kalma lüksüne şimdilik de olsa sahip olduğumuz için!). Fransa’dan döndükten sonra girdiğim gönüllü izolasyon sürecinin üçüncü gününde fark ettim. Yoğunlukla belirsizliğin hakim olduğu bir süreçten geçiyorduk ama bir yandan da bana kendimi iyi hissettiren bir şeyler vardı. Şöyle ki, o koca memelerim gönüllü karantinada yerçekimine boyun eğerek anbean özgürlüğün tadını çıkarıyorlardı!

Göğüsleri D kalıp ve üzeri olanlar çok iyi bilirler; “uf memelerin ne kadar büyük, ne sırt ağrısı yapıyordur o öyle!”den, “olsun büyük meme yine de iyidir, ele avuca sığmaz”dan, “ay ama askısız bikiniyi nasıl giyeceksin! Hoppidi hoppidi yüzemezsin, memelerin dışarı fırlarlar”a -sahi arada oluyordu öyle, yerine geri koyuyorduk-, nişan ve düğünde straplez elbise giymek isteyince “olmaz yanlardan fışkırırsa” diyenlere, “o değil de erkekler büyük meme severler”den -belki ben kadın seviyorumdur?, bakkala sigara almaya giderken “kızım sütyensiz mi çıkacaksın çok ayıp ama”lara, “bak yoldalar, geliyorlar sütyenini tak!”lara, “büyük iyi hoş da küçüğün seksili sütyen seçeneği daha fazla”ya (neyse cardi b kadar olmasa da gönüllerin bir diğer efendisi Rihanna savage x fenty diye bir marka çıkardı da biz de seksili sütyen bulabiliyoruz!) vb. uzayıp giden bir söylevler dizini vardır karşınızda. Bizden olanlar, biz bize benzeriz, iyi bilirler! Kimileri size Banu Alkan kahkahaları attırır gönlünüz şenlenir, kimileri de bir of çektirir, içinden ya da dışından “Ay yemin ediyorum gerizekalı bu çocuk,” dedirtir.

İşte tam olarak böyle bir çocuğun dediklerine rastladım geçen hafta. Posta gazetesi İngiltere’de doktorluk yapan (ne doktoru olduğunu bilmiyoruz, belirtmemişler, ama uzman olduğu kesin bilgiymiş!) Ricardo Fratti’nin demecini haber yapmış:

Göğüsler yer çekimi ve yaş nedeniyle zamanla sarkma eğiliminde olduğundan, sütyenlerin desteğin korunmasında önemli olduğunu açıkladı. Sütyen takmamak duruşunuzu etkileyebilir özellikle büyük göğüslü kadınlar için sarkmalara ve sırt ağrısına neden olabilir.

Beden sağlığı sayfasında yer alan haberin üst başlığı da şöyle: “Uzmanlar uyardı: Evdeyken sütyen takmaya devam edin”. Yazıyı yazmaya başlamadan önce karar almıştım; öyle çok araştırma yapıp “o bunu dedi, şu uzman da şöyle dediydilere”  dalıp gitmeyecektim ki kendi sesime otosansür uygulamayayım. Hem “kişisel olan politikti” hem de sütyen konforu üzerine, biraz da biz büyük memeliler konuşsak daha iyiydi. Google’ı, “academia”ları, “researchgate”leri bırakıp Twitter’a baktım. En son Rayka Kumru soruyordu “Hangi araştırma var sütyenlerin memişlerin sarkmasına engel olduğunu söyleyen?” (Siz de takip edin bakalım ne zihni sinir cevaplar gelecek!). Bu konuda ve galiba hiçbir konuda, uzman değilim -birkaç yıl sonra bağzı alanlarda doktora derecesi alma ihtimalim ufukta görünür gibi olsa da- ama kendi memelerimin ve aile büyüklerimin büyük meme tarihlerinden bildiğim bir şey var: Bizim aile kadınlarının memeleri, ne takarsak takalım, SARKIYOR! Kabullendik biz! Bizim memeler, genlerimizdeki herhangi bir şeyden ötürü olsa gerek, kimbilir belki de Aristoteles’ten ilhamla, zamanla yüzlerini ait oldukları yere dönüyorlardı. Heyhat ne edersin! Demek ki bizimkiler, doğaları gereği, orayı tercih etmişlerdi.

Uzmanlar bizim için üzülüp salık vermeye çok alışmışken ben ve kadın analarım göbüşlerimiz üzerini yer bellemiş memelerimizle çoktan barışmıştık halbuki! Hiç unutmam, ilkokul yıllarım… Ya sekiz yaşındayım ya da dokuz… Anneannem okuldan gelince dilini ısırarak “Çabuk banyoya, kir pas içindesin” diyerek beni banyoya götürürdü. Koca memeli, inatçı anneanneme direnmek kolay değildi! “Power Rangers’ı tekrarlarından izleyeceğiz yine…” deyip banyonun yolunu tutardık. Hayatımdaki ilk büyük kanlı canlı memeyi, anneannem benimle yıkanmak üzere, üzerini çıkardığında görmüştüm. Bana vücudumu nasıl temizlemem gerektiğini gösterirken, ister istemez, büyük memelerinden gözlerimi ayıramazdım. Mesrure’nin temizlik anlayışından anladığım şey, saatlerce köpüklü suyun altında kalıp kıpkırmızı bir vücuda ve buruşuk parmaklara sahip olmam gerektiğiydi. Zamanla dünyamızın geleceği için suyu daha kontrollü kullanmamız gerektiğini öğrendik tabii, o ayrı.

Memelere geri dönelim… Meme, şüphesiz arzunun bir dolgun nesnesi! Onun da ötesinde benim için, kelimenin tam anlamıyla, huzura koştuğum yer ve sanıyorum bunu anneannemin o sarkık memelerine borçluyum. Gözyaşları sebepli sebepsiz akmaya başladığı anda, anneannem hepimizi kanatlarının altına alır, göğüslerine yatırırdı. Tevekkeli değil, şarkıda da der ya hani “Başını göğsüme sakla sevgilim!”. Kendimi öylesine güvende hissettiğim bir yer daha hatırlamıyorum! Hala da bulamadım, olduramadım!

Peki bu alaycı üslubun nedeni nedir? Öfkedir, öfke! Ey erkek uzmanlar, sizlere kelamınızı kendinize saklayın demiyorum! İfade özgürlüğü hakkınız baki; amma velakin kelamınızı ağzınızdan düşüncesizce kaçırdıktan sonra, sizlere cevap veren memelilerin sözlerine, verdikleri referanslara, okumanız için gönderdikleri yazılara kulak kabartın. Memelilerle iletişimde kalın da biz de medyun-u şükran olalım (Ne dersiniz, o çok öykündükleri Osmanlı dünyasına selam edelim mi?). Elbette memikler üzerine yazmaya devam edeceğiz! Takipte kalın!

Memistan yerlilerinden Memik-i Kebir

 

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.