Pazara bağımlı insan, yani işin tek toplumsallık olması, ortak alanların olmaması; bakım ve geçim işleri dışında kendimizle ne yapacağımızı bilmediğimiz ve varsa bir zamanımız ekrana gömdüğümüz bir hayata yol açıyor.

Üniversite eğitimi almış kadınların işi geçim meselesinden daha çok failliklerini güçlendiren bir faaliyet olarak gördüklerine,[1] vasıfsız işlerde çalışan kadınların ise hayatta kalmak için zorunlu bir şekilde çalıştıklarına ve eğer maddi bir kaynakları olsa çalışmayı hemen bırakacaklarına dair genel bir yaklaşım[2] vardır. Bu yaklaşıma göre vasıfsız işlerde çalışan kadınlar emek piyasasına kendiliğinden bir süreçle girmezler. İş hayatına girişlerinin bir nedeni vardır. Örneğin evliyse eşi işini kaybetmiştir, değilse ev taksidine destek oluyordur. İş bir anlam meselesinden çok bir “zor” meselesidir. Bu yazıda üniversite eğitimli kadınlar için işin sadece bir anlam meselesi olduğuna, vasıfsız işlerde çalışan kadınlar için işin sadece “zor” meselesi olduğuna itiraz edeceğim. Üniversite eğitimi olsun olmasın işin herkes için “zor”a dayandığını, geçim meselesi olduğunu ve herkes için aynı zamanda bir anlam meselesi olduğunu iddia edeceğim.

Yakın zamana kadar çalışırken sıklıkla “Maaşlı işim olmasa yapacak çok işim var,” derdim. Pazarda değeri olmayan ama yapmam gerektiğini düşündüğüm, üyesi olduğum çeşitli platformlar için analiz yapmak, yazı yazmak gibi birçok işim var. Maaşlı iş de diğeri de iş, yine de Meda’nın (2004, 309) deyimiyle pazar için üretim ve eylem farklı şeyler. Bu farkı tanısak bile pazara bağımlı çalışma ve eylem arasında ikilik kurmayı zorlaştıran durumlar var. Örneğin geçim için emek piyasasına girdiğini düşündüğüm, iş yerimdeki çaycı kadın bana akrabalarla sınırlı hayatından ve onların sıkboğaz etmelerinden kaçmak için çalışmaya başladığını söylemişti. Dişlerini çamaşır suyuyla temizleyecek kadar temizlik takıntısı şeklinde ortaya çıkan sıkıntı, işe başlayınca geçmişti. Pazara bağımlı insan, yani işin tek toplumsallık olması, ortak alanların olmaması; bakım ve geçim işleri dışında kendimizle ne yapacağımızı bilmediğimiz ve varsa bir zamanımız ekrana gömdüğümüz bir hayata yol açıyor. Pazara bağımlı işi sosyalliğe katılmanın bir yolu ya da kapalı çevreden kaçmak için anlamlı bulanlar bir yana fiili işte anlam bulanlar da olabilir. İşin fiili boyutu problem çözmek, bir zorluğu aşmak, çok ince uğraşılmış bir raporu tamamlanmış görmek şeklinde anlamlı gelebilir. Ya da editörlük, çevirmenlik, sivil toplum kuruluşu uzmanlığı gibi kültürel değeri yüksek, doktorluk gibi itibarı yüksek işler bir banka raporu hazırlamaktan daha ilgi çekici bulunabilir. Bu konuyu, yani sosyalleşme boyutuyla, fiili işin tatminiyle, itibarıyla ya da entelektüel değeriyle anlamlı bulunan iş konusunu cinsiyet ve sınıf boyutuyla beraber düşünürsek tartışmayı genişletebiliriz. Bunun için sendikası olmayan bir hastanede çalışan, farklı sınıfsal arka plan ve eğitime sahip dört kadınla işin anlamı üzerine görüşmeler yaptım. Onlara çalışma hayatını nasıl yönettiklerini, iş üzerindeki kontrol düzeylerini, çalışmayı nasıl anlamlandırdıklarını, iş ve iş dışı yaşam arasındaki ilişkiyi nasıl kurduklarını, işyerindeki sosyal ilişkilerine ve iş koşullarına gösterdikleri rıza ve itirazlarını nasıl çerçevelendirdiklerini anlamak üzere sorular yönelttim. Burada bu görüşmeler üzerinden bir değerlendirme paylaşacağım. Farklı kuşaklardan, sınıfsal arka planlardan, etnisitelerden ve sektörlerden kadınlarla yapılacak kapsamlı bir araştırma konunun daha çok boyutuyla ele alınmasını sağlar. Buradaysa kapsamlı ve ciddi bir araştırma öncesi ufak çaplı bir alana giriş çalışması yaptığımı belirteyim.

Görüşme yaptığım kadınların ikisi lise ve altı eğitime sahip, düşük maaşlı işlerde çalışanlar. Diğer ikisi ise üniversite eğitimi olan ve görece daha iyi ücret alan kadınlar. Görüştüğüm kadınların ikisi temizlik görevlisi, biri insan kaynakları yöneticisi ve biri de diş hekimi.

Kadın deneyimiyle işin anlamı

Kalifiye olmayan, düşük eğitim düzeyine sahip, ücretli iş hayatına ilk gerekçe olarak geçim derdiyle girmiş ve daha öncesinde sadece ev işiyle meşgul olan kadınlar emek piyasasının kamusal alanında nasıl var oluyorlar? 40 yaşındaki Sevgi çalışmaya 18 yaşında başlamış, 42 yaşındaki Nermin ise yedi yıldır ücretli çalışmakta. İki kadın da işlerini zorunluluk olarak tarif ediyor ve yine ikisi de eşlerinin geliri olmadığı için ücretli işlere girmiş. Birinin eşi, işini kaybetmiş diğeri ise düzensiz işlerde çalışıyor. Yakın çevrelerindeki, ücretli işi olmayan kadınların kendilerinin çalışma durumuna, özenerek baktıklarını söylüyorlar. Yakın çevrelerindeki kadınlar, işçi kadınları para kazanan, yakın çevre denetiminden uzak kalabilen, sadece kendinden sorumlu olduğu için yükü azalmış kadınlar olarak görüyorlar, geçim için çalışma zorunluluğu duymasalar da çalışma hayatını merak ediyorlar. Ücretli çalışmayan kadın arkadaşlarının meraklarını yönelttikleri biri olmanın, bu nedenle övülmenin yarattığı duygular kadın işçilerin iş yerinde hissettikleriyle çatışıyor. Aynı değer veren tutum yöneticilerinden ya da iş yerindeki daha iyi pozisyonlarda olanlardan gelmiyor. İş yerinde diğerlerinden gelen saygısız davranışlar pozisyonlarının düşüklüğüyle ilişkilendiriliyor. Sevgi şöyle diyor: “Hastaların önünde çöpü almamızı kibarca söylemiyorlar, sadece emrediyorlar. Bir ‘lütfen’ diyebilirler. Kendi aralarında başka türlü konuşuyorlar. Doktorlar asistanlardan daha iyi. Ben daha cahil olabilirim ama konu saygıysa işler değişir.” Bu davranışlar gelecekten beklentilerini de belirliyor: “Oğlumun mutlaka eğitimine devam etmesini ve böyle muameleye maruz kalmamasını, haksızlığa uğramamasını istiyorum. Başka bir şeyden değil.”

İşçi kadınlar için eğitimin vaadi maddi getirisinden daha fazla anlam taşıyor. Kişinin toplumdan göreceği saygının eğitimle belirlendiğini düşünüyorlar. Sennett ve Cobb (1972) Sınıfın Gizli Yaraları kitabında eğitim kelimesinin kelimenin somut anlamından daha fazla değeri olduğunun altını çizer; “Eğitim kavramı aslında bir dizi deneyim ve his anlamına gelir, gerçekte resmi eğitimle ilgisi azdır… Eğitim, orta sınıf insanların, şartların kurbanı olmaktan kaçmakta, savunma yöntemleri geliştirmekte, rasyonel kontrol için eğitimin verdiği kişisel donanımı edinmekte işçilerden daha fazla şansları olduğu anlamını taşır.” Görüştüğüm kadınlar için de eğitim, hayatın kurbanı olmaya engel olacaktır.

Elbette ücretli işlerde çalışmayan kadınlar da bir kamusal alana sahiptirler. Kamusal alan sadece iş dolayısıyla girilen bir alan değildir. İş dışında başka kamusal alanların olduğu feminist araştırmacılar tarafından açıklığa kavuşturulalı uzun zaman oldu. Habermas’ın kamusal alan kavramının[3] cinsiyet körü olarak eleştirilmesiyle beraber bu kavramın yerini birbirleriyle rekabet eden kamusal alanlar yaklaşımı almıştı (Davis 1996). Bir tür ortak faydadan çok rakip fikirlerin olduğu yaklaşımına ek olarak kadınların “özel hayat” diye tarif edilen alanda olmalarının onların kamusal bir alan oluşturmalarını engellemediği artık yaygın olarak kabul edilmekte. Kamusal alanın tarifinin yeniden gözden geçirilmesi, tarihte, çay partileri, yerel toplum hizmetleri, kilise çevresindeki hayır çalışmalarını alternatif kamusal alanlar olarak görmenin yolunu açtı (Ryan 1996). Bu faaliyetler kadınların hakim olduğu yerler olmakla ve kadınları erkeklerden ayırmakla birlikte bir tür kamusal alan oluşturmakta. Toplumdaki aktörlerin çeşitliliği, feministler tarafından bu şekilde vurgulanmakta (Eley 1996). Konumuza geri dönecek olursak kalifiye olmayan işlerde çalışan kadınlar, iş ve iş dışı kamusal alanlar arasında bir gerilim yaşıyorlar. İş dışı sosyal ortamda ev işçisi kadın arkadaşlardan görülen saygı, övgü ve eve para getirme dolayısıyla ev içi pozisyonun güçlenmesi kadınların özgüvenlerini artırıyor. İş yaşamının toplumsallığına giriş aynı zamanda erkek iş arkadaşlarının da dahil olduğu bir çevrede iletişim alanını genişletmiş. Erkek iş arkadaşına sahip olma cinsiyet eşitliği hissini güçlendirmiş, eşitlik duygusu aynı işi yapmakla kurulmuş. Çalışmayla ilgili olumsuz duyguların bir kısmı çalışma deneyimi sonrasında olumlu duygularla yer değiştirmiş.

Diğer yandan kadınlar iş nedeniyle çocukların bakım hizmetini yeterli şekilde göremediklerine ilişkin kaygılara sahip. Nermin iki çocuğunu işe girmeden önce büyüttüğünü ve onlara yeterli sevgi verebildiğini söylüyor. Çocuklarını her zaman öpüp kucakladığını ancak şimdi en küçük çocuğu için aynı şeyleri yapamadığını ekliyor ve yine bu nedenle onu kendi ihtiyaçlarını görebilen, daha çok sorumluluk sahibi bir kişiliğe sahip olmakla övüyor. Nermin çocukları hasta olup ondan evde kalmalarını istediğinde çalışmıyor olmayı dilediğini belirtiyor. Sevgi ise veli toplantılarına katılamamaktan şikayetçi. Çalışırken çocuklara karşı sorumlulukları yeterince yerine getirememekten şikayet eden kadınlar bu yüzden, evde olduklarında, yetersiz annelik yaptıklarını düşündükleri işler için daha fazla çaba harcıyorlar. Bu ise ücretli çalışmadan önce yer aldıkları toplumsal alanlardan çekilmeleri anlamına geliyor. Bu durumda yeni kamusal alanda edinilen deneyim kadınların iş dışı yaşamlarının üzerine eklenmiyor. Zaman azaldığından iş dışı yaşamda kurulan bağlar zayıflıyor. Çalışma ise diğerleriyle iletişimi içerse de bu süreler mola ve yemek zamanlarıyla sınırlı.

Nermin komşularının onun çay ve sohbet için eve gelmesini beklediklerini, beraber zaman geçirdiklerini ve işten arkadaşlara ihtiyaç duymadığını belirtiyor. Sevgi için ise işyeri, deneyimlerini paylaşarak rahatladığı, diğerlerinin de hayatlarının çok kolay olmadığını görerek kendini telkin ettiği bir yer. İşyerinde deneyimlerini paylaştığı arkadaşları ise sadece kadın iş arkadaşları. Aynı işi yapan erkekler de var ancak yine de yakınlık kurmada iş arkadaşları arasında cinsiyete göre bir ayrışma var. Nermin şöyle diyor: “Benim gibi birçok insan var çevremde. Bazılarının durumu benden kötü. Şükredip daha az depresyona giriyorum. Evde olunca içine kapanıyorsun. Burada hiç olmazsa sorunları içine atmıyorsun.”

Annelikte yetersiz hissetmek, arkadaşlarla vakit geçirememek ve düşük pozisyonlu işin beceri istemeyen yapısı nedeniyle güvencesizliği, iş yerinde karşılaştıkları davranış biçimleri, sadece geçim için çalışıyor olmak Nermin ve Sevgi için iş kaynaklı olumsuz hislerin kaynağı.

Çalışmak evdeki güç ilişkilerini her zaman değiştirmiyor. Nermin örneğinde evdeki erkeğin pozisyonunu güçlendiriyor. Nermin kocasının onun eve geliş saatini telefonla kontrol ettiğini söylüyor. O bu aramaların işe girmeden önceki aramalardan farklı olduğunu, sarsılma riski olan otoriteyi güçlendirme araması olduğunu düşünüyor. Nermin evin toplam gelirini, giderini bilmiyor, çünkü maaşını tümüyle kocasına veriyor. Toplu ulaşım otobüs kartına yüklemeyi kocası yapıyor ve Nermin’e bazen harçlık veriyor. Bütün gelirin ev harcamalarına gittiğini düşünüyor, bu konuyu sorun etmiyor: “O işlerle eşim ilgileniyor, bana harçlık veriyor, ne ihtiyacım varsa o karşılıyor.”

Nermin kendi katkısından bahsetmiyor, kocasının “ihtiyaçları karşılayan erkek” pozisyonunu koruyor. Kocasıyla ilk evlendiğinde kocasının, evi ihmal etmesine yol açar diye çalışmasına izin vermediğini söylüyor. Nermin kocası yedi sene önce iflas edince iki sene işsiz kalmasının ardından kocasının haberi yokken bir iş bulmuş. İşe girdiğini kocasına işe ilk başladığı gün söylemiş. Kocası, “çalışmaya kararlıysan eve gelme” demiş, o da işin ilk akşamında annesinde kalmış. Karısı çalışan koca kendisini yetersiz hissetmiş. Kocası bir sonraki akşam eve gelen Nermin’le konuşmamış ve bu durum bir ay kadar sürmüş. O günden bugüne yedi sene geçmiş ve kocası karısının çalışması konusunda ikna olmuş görünüyor. Karısının çalışmasının evde erkek için güç kaybına yol açmadığına emin olmuş.

Sevgi’nin durumunda ise eşi geçimden kendisi sorumlu olmadığı sürece karısının çalışmasında bir sorun görmemiş. Kocasının kumar merakı Sevgi için hayatı daha da zorlaştırmış. Kocasına güvenmediği için maaşı üzerinde kontrolü önemsiyor. Kocası şu an işsiz. Eğer ailede koca kendi isteğiyle daha az sorumluluk alıyorsa her zaman olmamakla beraber ailedeki güç ilişkileri değişmeye daha eğilimli oluyor. Bu durumda erkekler ailenin diğer üyeleri üzerinde katı bir kontrol uygulayamıyorlar. Sevgi sıklıkla şöyle diyor: “Kocam çalışmadığı için çalışmaya mecbur kaldım, durumum olsaydı çalışmaz çocuğumu büyütürdüm. Bazen Allah’a isyan ediyorum ve yok olmak istiyorum, okumama izin vermedikleri için ailemi suçluyorum. Doktor ya da öğretmen olabilirdim.” Sevgi için çalışmak, geçim zorunluluğuyla yapılan bir iş. Çalışmak çok az gelir getirir ve çocuklarını büyütmesine engel olur. Eğer eğitimli olsaydı da çalışacaktı. Ancak Sevgi doktor ya da öğretmenin çalışmasına çalışmak demiyor. Sevgi’ye göre zora dayanmasıyla beraber çalışmanın bazı getirileri vardır: “Erkekler eskiden her şeye karışırdı, şimdi kadınlar kendini ezdirmiyor. İnsan çalıştı mı ayağının üstünde durmasını bilir. Çalışan bir kadınla çalışmayan bir kadın bir olamaz, eşi kısıtlar, özgür olmazlar, ama çalışan bir bayan kendini savunur.” Nermin için ise tersine üzerindeki kontrol artmış ve diğer alanlarda harcayabildiği zaman da azalmış. Yine de ücretli çalışmadığı zamanla bugünü karşılaştırdığında işe yarar olma hissinden bahsediyor: “Zaman ölüyor, ölü zaman diyorum ben ona, sadece ev ve çocukla ilgileniyorsun, öğlen ne yapacaksın diye düşünüyorsun, arkadaşlarınla tıkınıyorsun, faydan yok, hiç olmazsa şimdi bir şeylerle uğraşarak faydalı oluyorsun.” Ev işçiliği görünür değil, karşılığı yok, yaptığın iş anında uçuyor; elbiseler kirleniyor, yemek hemen tüketiliyor ve bu yüzden “gereksiz” diye tarif ediliyor. Ücretli çalışarak kazandıkları para yaptıkları işi görünür kılıyor.

Görüştüğüm üniversite eğitimli kadınlar işteki pozisyonlarının profesyonellik istemesi, meslekleri olması dolayısıyla kendilerini mecburen içinde oldukları bir durumda, esir alınmış hissetmemekte. İşten bir doyum aramaktalar. Çok hoşlanmadıkları bir işleri olsa bile kişisel ilgi alanlarını geliştirmekteler. Bunlar seyahat, edebiyat, yeni dil öğrenme veya sinema gibi başka kamusallıklara girmelerini sağlayan ilgi alanları. Zehra sinema ve İspanyolca kursuna gitmiş. Yeliz mesleki kurslara katılmış, şimdiyse yeni bir dil öğrenmeye ve ayrıca İngilizcesini geliştirmeye niyetli. İkisi de işlerinin iletişim yönünü vurgulamakta ve “sadece geçim” meselesi söz konusu olmasa bile çalışacaklarını belirmekte. Yeliz çocuklarını kültürel olarak gelişkin bir ortamda büyütmek istiyor. Bunun ön şartlarından biri olarak ise evde iyi bir kütüphane olmasını görüyor. Ancak bir kütüphane sahibi olmak için temel giderlerden arta kalan bir gelir olması gerektiğinin farkında. Kazandığı para ise temel ihtiyaçları karşılamaya ancak yetiyor: “Şu anda zaruri ihtiyaçlarımı karşılayacak kadar para kazanıyorum, onun ötesine çıkmak isterdim, o beni çok sevindirirdi, en azından kültürel ve sosyal anlamda daha fazla şey yapabilirdim.”

Erkek ve kadın arkadaşlarla iletişim, hayatlarında önemli bir yer tutuyor. Sevgi ve Nermin çoğunlukla kadın olan komşu ve iş arkadaşlarıyla görüşürken Zehra ve Yeliz için arkadaşlarla görüşmede fiziksel mesafe engel değil, daha mobiller. Profesyonel olarak etraflarındaki güç ilişkilerini ve diğerlerinin gözünde nasıl göründükleri konusundaki fikirlerini okuma fırsatı bulmuşlar. Kadınların hala meslek sahibi olmasının beklenmediğini de deneyimlemişler. Zehra hastaların kendisine nasıl yanlışlıkla “Doktor Bey,” diye hitap ettiğinden bahsediyor. Zehra ve Yeliz’in arka planları Sevgi ve Nermin’nin hikayesine benziyor. Ailelerinin “koşulların kurbanı olmaktan kaçış” (Cobb and Sennett 1972) umudu olmuşlar. İyi bir geleceği işini iyi yapmakla, güvenilir olmakla ve kültürel ilgiye sahip olmakla tarif ediyorlar. Henüz doğmamış çocuklarından beklentileri de benzer. Düşük gelirli kadınlar içinse iyi muamele görecekleri, saygı duyulacakları bir mesleğe sahip olmak önemli.

Üniversite eğitimli, mesleği olan kadınlar da kalifiye olmayan kadınlarla benzer cinsiyet ilişkileri yaşıyorlar. Zehra kocasından daha fazla kazanmakta. Kocası için “Ama sanki o daha çok kazanıyor da ben de müsrifmişim gibi davranıyor,” diyor. Kadınlar para kazandığında ve erkekten daha çok kazandığında erkekler için bu kontrolü kaybetme korkusuna yol açıyor. Yeliz ve Zehra, ikisi de ailenin toplam geliri üzerinde kontrole sahipler. Kontrol düşük gelirli kadınlar için farklı işliyor. Kocalarının başarısızlığı üzerine iş hayatına giren kadınlar gelirlerini kocaları harcamasın diye kontrol ediyor ya da kocası kendisini kötü hissetmesin diye ona teslim ediyorlar. Genel olarak “kadın emeği tamamlayıcı, geçici, destek verici, profesyonel olmayan ve ikincil” (Quataert 1993) görülüyor.

Sonuç

Kalifiye olmayan işlerde çalışan kadınlar yıllarca çalışsalar bile işlerini geçici görmekteler. Düşük maaşlı işler çabuk tüketen, zaman ve para bırakmayan yoğun işler. Kalifiye olmayan kadınların, imkanları olsaydı bir meslek sahibi olmayı istediklerini söylemeleri “iş” kavramının geçim için yapılan, hayatta kalmacı özelliğinin altını çiziyor. İş, mesleğe karşı konumlandırılıyor. Meslek ise sadece maddi gelirde bir iyileşme sağlamayacak, aynı zamanda saygı ve patrona karşı kendini savunmayı sağlayacak araçlar kazandıracak bir şey olarak düşünülüyor. Çalışmak zorunda olduklarını belirtseler, yapabilselerdi çalışmayacaklarını söyleseler de işe başladıktan sonraki yıllarda “Artık evde duramam, bundan sonra sadece bir ev kadını olamam” diyorlar. Eğer imkanları olsaydı çalışmayı bırakırlar mıydı? Bırakmayabileceklerini anlıyoruz. Yoğun iş, iş üzerindeki sıkı denetim, fiziksel mesafeler nedeniyle sınıf bilinci geliştirmelerine rağmen arkadaşlık geliştiremiyorlar.

Artık istihdam ve eğitim her zaman beraber işlemiyor. Eğitimin istihdamı ve iyi bir işi getirmeyeceği yaygın olarak kabul ediliyor. Bugün en yüksek işsizlik oranı üniversite eğitimli kişiler arasında.[4] Yeni ortaya çıkan işler ve pazarın iyi iş üretememesi birçok eğitimli kadını beceri istemeyen işler grubuna kattı. Yine de eğitimin gücüne inanç tükenmiş değil. Farklı işlerdeki kadınların çocuklarından beklentileri de farklılaşıyor. Çalışma nedenlerinde geçimin merkezi olduğu kadınlar çocuklarının, eğitimle, saygı duyulacakları işleri edinmelerini beklerken profesyonel kadınlar çocuklarının maddi gelir önceliğine dayanmayan kültürlülük ve dürüstlük niteliklerine sahip olmasını beklemekte. Tabii ki burada maddi gelir örtük varsayım. Profesyonel olmayan kadınların çocuklarının cinsiyeti ne olursa olsun geleceğe yaptıkları vurgu daha güçlü.

Çalışmak bir düzeyde tüm kadınların kendine güven seviyelerini artırmakta. Ücretli çalışmayan arkadaşlarından, aile üyelerinden gelen övgüler, aile konularında daha fazla söze sahip olmak, evde, işte diğer kamusal alanlarda erkeklerle eşit hissetmek güveni artıran faktörler. Bu güven çekincesizce -vakit kalırsa- diğer kamusal alanlara taşınıyor.  İşin kolektif karakteri de buna katkıda bulunuyor.

İşin kamusal alanı kadınların tanımadıkları kadın ve erkeklerle aynı ortamda oldukları bir yer olması nedeniyle burada yaşadıkları deneyimler iş dışı yaşama izini bırakıyor. İşin kamusal alanında yer almak kadınların kendilerini daha geniş bir toplumsal ilişkiler ağı içinde görmelerine katkı yapıyor. İş yeri, iş arkadaşlarını, hastaları ve gelen giden diğer insanları gözlemledikleri bir yer. Kendilerini gördükleri insanlarla karşılaştırabiliyorlar. Benzer hayata sahip diğerlerini gördüklerinde bu karşılaştırma kendilerini daha geniş bir bağlamın içine yerleştirmelerine yardımcı olup hayatı daha anlamlı kılıyor.

Kadınlar ücretli bir işle emek piyasasında yer almadan önce de kamusal alanda yer alırlar. Ücretli iş öncesi mahalle, alışveriş, hastane, okul, hayır işleri mekanları ve yakın sosyallikler içinde bulunan kadınların iş dışı hareket alanı sadece özel alanla sınırlı değil. Yine de emek piyasasında edindikleri yeni pozisyon kadınlara yeni bir kavrayış kazandırıyor. Bu kavrayış kendilerine, yakın çevrelerindeki ücretli çalışmayan kadınlara ve farklı pozisyonlardan diğer işçilere yönelik gözlemleri sonucu gerçekleşir. Bu süreçte deneyimlerini sosyolojik adlarıyla tanımlamazlar ancak bir sınıf bilinci edinirler. Ek olarak kadın işçilerin çocukları varsa emek piyasasındaki gözlemleri, çocuklarının geleceğiyle ilgili beklentilerini de şekillendirir.

Bundan sonra bu yazıda çok kullandığım “kalifiye olmayan” terimini yine kadınlarla konuşarak sorgulamak istiyorum. Çünkü becerinin egemen bir politikası var. Bu politika düşük ücretli işleri yapması kolay işler olarak kodluyor. Oysa düşük ücretli, ön beceri istemeyen işler zor ve fiziksel/zihinsel en yorucu işler. Bu değer düşürme üzerine konuşmalıyız.

Kaynaklar

Cobb, Jonathan, and Richard Sennett. 1972. The Hidden Injuries of Class. New York: Knopf.

Davis, Belinda. 1996. “Reconsidering Habermas, Politics, and Gender: The Case of Wilhelmine Germany.” In Society, Culture, and the State in Germany, 1870-1930, edited by Geoff Eley, 397–426. Ann Arbor: University of Michigan Press.

Eley, Geoff. 1996. “Nations, Publics, and Political Cultures: Placing Habermas in the Nineteenth Century.” In Habermas and the Public Sphere, edited by Craig J Calhoun, 289–339. Cambridge: MIT press.

Habermas, Jürgen. 1991. The Structural Transformation of the Public Sphere: An Inquiry into a Category of Bourgeois Society. Sixth Printing edition. Cambridge, Mass: The MIT Press.

Koçer, Zülal. 2018. “Metal işçisi Zekiye: Kadınların çalışması güzel ama nedeni aç kalmamak.” Evrensel.net, August 10, 2018. https://www.evrensel.net/haber/352110/metal-iscisi-zekiye-kadinlarin-calismasi-guzel-ama-nedeni-ac-kalmamak?a=27b29.

Meda, Dominique. 2004. Emek. 1st ed. İstanbul: İletişim.

Quataert, Donald. 1993. “Ottoman Women, Households, and Textile Manufacturing, 1800-1914.” In The Modern Middle East: A Reade, edited by Albert Hourani, Philip S. Khoury, and Mary C. Wilsonet, 255–69. Berkeley: University of California Press.

Roiphe, Katie. 2016. “Katie Roiphe: ‘Why Am I Being Paid Less than My Male Colleagues?’” The Guardian, February 20, 2016, sec. Life and style. https://www.theguardian.com/lifeandstyle/2016/feb/20/katie-roiphe-why-paid-less-than-male-colleagues.

Ryan, Mary. 1996. “Gender and Public Access: Women’s Politics in Nineteenth Century America.” In Habermas and the Public Sphere, edited by Craig J Calhoun, 259–88. Cambridge: MIT press.

 

[1] Kadınların işi anlam meselesi olarak görmelerinin patriyarka ile ilişkisine Roiphe (2016) neden maaşına zam isteyemediği sorusuna cevap ararken değinmiştir.

[2]  Bir örnek: Metal işçisi Zekiye: Kadınların çalışması güzel ama nedeni aç kalmamak, Evrensel, 10 Mayıs 2018. Erişim: 7 Şubat 2020 (Koçer 2018)

[3] Kamusal alan Habermas (1991) tarafından kavramsallaştırılmıştı. Habermas çalışmasında kapitalizmin gelişmesiyle ortaya çıkan bir tür iletişimi idealize etmişti. Bu iletişim, ticari faaliyetler yoluyla ve önce kahvehanelerde gönüllü eyleme dayalı, eğitimli, erkek vatandaşlar arasında gelişen bir iletişimdir. Bu çalışmada aydınlanmanın rasyonel bireyini temel alan bu yaklaşımda rasyonel etkileşimin ürettiği argümanların toplum için ortak yararı sağlayacağı varsayılmaktaydı. Feministler bu fikri eleştirmiş ve bu kavramsallaştırma genişletilmiştir.

[4] Her dört işsizden biri üniversite eğitimli. DİSK İşsizlik Raporu, Ocak 2020

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.