Ekonomik şiddet, kadınları bağımlı ve yoksul hale getiren yaygın bir şiddet türü olmasına, diğer şiddet türlerinin temelinde yer almasına rağmen tarihsel olarak az çalışılmış, ihmal edilmiştir.

Kadınlar olarak farklı ekonomik şiddet biçimlerini yakından tanısak, berbat sonuçlarını hayatlarımızın ortasında hissetsek de “ekonomik şiddet” kavramına pek aşina değiliz. Toplumsal cinsiyet eşitliğine kulak tıkayan, cinsiyetçi işbölümünü doğallaştıran politikalar kadınların patriyarkayı içselleştirmesine zemin hazırlıyor. Ekonomik şiddetin toplum içinde “kadın” olmanın doğal bir sonucu gibi algılanmasına ve dolayısıyla bunu yaşayanların seslerinin duyulmasına engel oluyor. 

Evde kalmaya çağrıldığımız COVİD-19 pandemisiyle birlikte, kadınlara yönelik şiddet artıyor ve büyüyen bir “gölge pandemi” olmaya devam ediyor (UN Women 2020). Kadınların yaşadığı türlü şiddet biçimlerinden biri olan ekonomik şiddetin yaygınlığını, görünmezliğini ve normalleştirilme süreçlerini, psikososyal müdahale yolları ile birlikte gözden geçirelim.

Ekonomik haklar, beslenme, barınma, sağlık, eğitim gibi temel gereksinimlerin karşılanabildiği insani bir yaşam düzeyine sahip olmakla ilgili. Kendi emek gücünü ilgilendiren kararlar alabilmek, gelirini istediği gibi kullanıp biriktirebilmek, gelir karşılığında insani koşullarda bir işte çalışabilmek, çalışırken ayrımcılığa uğramamak, sosyal güvenceye sahip olmak, eşdeğerde işe eşit ücret almak gibi. 

Ekonomik şiddet “insan”ın ekonomik haklarından mahrum bırakılmasıdır. Ancak buradaki soyut “insan” genellikle heteroseksüel, beyaz, erkek olduğundan kadınların deneyimlerini insan hakları bakış açısına katmak önemli. Neyse ki feminist hareketin ikinci ve üçüncü dalgaları kadınların özel alanda yaşadığı şiddeti açığa çıkardı, failin adını koyarak “erkek şiddeti” olarak tanımladı.

Kadınlara karşı şiddeti bir insan hakları ihlali olarak ele alan çalışmaların çoğu şiddetin fiziksel, cinsel, psikolojik belirtilerle açığa çıkma biçimlerine odaklanmıştır. Ekonomik şiddet, kadınları bağımlı ve yoksul hale getiren yaygın bir şiddet türü olmasına, diğer şiddet türlerinin temelinde yer almasına rağmen tarihsel olarak az çalışılmış, ihmal edilmiştir.

İstanbul Sözleşmesi (2011) ekonomik şiddeti fiziksel, cinsel, psikolojik şiddet gibi “ev içi şiddet” türlerinden biri ve suç olarak tanımlar: Kadınlara ekonomik haklarıyla ilgili olarak zarar veren ya da verebilecek olan tehdit, zorlama, ekonomik özgürlüğünden mahrum bırakma gibi her türlü davranış ekonomik şiddettir. Ekonomik kaynaklar ve para bir yaptırım, tehdit ve kontrol etme aracı olarak kullanılır. Ekonomik durumun iyi olması kadının refah içinde yaşamasına neden olur ve şiddet görme oranı azalır diye düşünülebilir. Ancak feminist ters tepki hipotezi, özgürlüğü ve statüsü artan kadınların şiddete uğrama oranının yükseldiğine dikkat çeker (Riger ve Krieglstein 2000).

Ruh sağlığı alanındaki çalışmalarda ise ekonomik şiddet, psikolojik şiddet kapsamında, partner şiddetinin bir biçimi olarak ele alınır (Waters 2004; Fawole 2008; Stylianou 2018). Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından partner şiddeti pandemik boyutta; düşük, orta, yüksek gelir düzeyindeki tüm ülkelerde, kadınların yüzde 30-45’inin yaşadığı bir halk sağlığı sorunu olarak tanımlanır. Kadınlar üzerinde yoğunluk, sıklık, biçim ve yaşam boyu etki farklılıkları nedeniyle toplumsal cinsiyete dayalı bir şiddet türü olarak kabul edilir (Berry 2020). 

Ekonomik şiddet biçimleri farklı kriterlere göre sınıflandırılır. Gerçekleştiği yere göre; evde/aile ve akrabalık ilişkileri içinde ya da işyerinde/iş dünyasında görülebilir (Fawole, 2008). Evde ailenin gelirinden ve mirasından daha az yararlanma, sağlık hizmetlerine ve eğitime aynı hanedeki erkeklerden daha az ulaşma, aynı hane içinde daha kötü beslenme, çalışmanın engellenmesi ya da istemediği işlerde çalışmaya zorlanma, ziynet eşyası, para, banka kartının elinden alınması, para biriktirip mal sahibi olmasının engellenmesi, başlık parası veya mehir ile evlenmeye zorlanma, vb. 

İşyerinde aşırı çalışıp az para ödenmesi, iş sözleşmesinin dışında karşılıksız çalıştırılma, terfi kanallarının kapalı tutulması, sigortasız ve her an işsiz kalma riskiyle çalışmak zorunda bırakılma, işyeri cinsel tacizi, kayıt dışı sektöre ve esnek, yarı zamanlı, ev eksenli çalışmaya itilme, sözleşmeyle hamilelikten men edilme, hamilelikte işten çıkarılma, vb. 

Kadınların deneyimlerine göre cinsiyetçi ayrımcı gelenek ve yasalar da ekonomik şiddet biçimleri arasında. Ekonomik şiddetin özgün niteliği, boşanma sonrasında da devam edebilmesi, bu nedenle durdurmanın daha zor olması. Türkiye’de boşanmış kadınlarda şiddet öyküsü yüzde 80, ortalama nafaka miktarı asgari ücretin 1/7’si kadar olup yükümlülerin yarısı tarafından hiç ödenmezken, kadınların ekonomik haklarına göz diken yasa tasarısı ekonomik şiddetin ta kendisi olarak nitelendirilmeli.

Ekonomik şiddetin yaygınlığı, görünmezliği ve normalleştirilme süreçleri

Türkiye’de ekonomik şiddetin yaygınlığı yüzde 30-40 olarak bildiriliyor (Gülseren ve Başterzi 2017). Kadınların tek başına ya da birisiyle ortak ev sahibi olma oranı yüzde 18, toprak ya da arsa sahibi olma oranı yüzde 9 (TNSA 2018). Cinsiyete dayalı ücret eşitsizliği oranı yüzde 20, lise altı eğitimlilerde bu oran yüzde 40’a kadar çıkıyor. Yönetici pozisyonunda kadın oranı yüzde 16, emekli maaş farkı yüzde 30 (TÜİK 2019).

Ekonomik hak ihlallerini cinsiyete göre ayrıştıran en önemli konu kadınların ev içinde harcadığı ücretsiz, “görünmeyen” bakım emeği. Türkiye’de 15-49 yaş grubunda olup ücretli çalışmayan evli kadınların oranı yüzde 68 (TNSA 2018). Küresel olarak 15 yaş üstü kadınların ücretsiz bakım emeğinin yılda en az 10,8 trilyon dolar ile küresel teknoloji endüstrisinin üç katına karşılık geldiği bildiriliyor. Üstlenilen ücretsiz bakım sorumlulukları yüzünden ücretli emek gücüne dahil olamama oranı ise yüzde 42 (Oxfam 2020).

Kapitalist patriyarka bir yandan kadınları ücretli-ücretsiz emek kıskacına alıp ekonomik şiddet üretirken bir yandan da önüne “Çocuk da yaparım kariyer de!” diyen bir “süper kadın” idolü koymakta. Ekonomik şiddet “süper” kadınların bitmeyen mesaili, zaman yoksulu “yaşam tarzı” içinde gizlenmekte. 

Pek çok ülkede erkekler, kadınların erkeklerle eşit fırsatlara sahip olmaması gibi bir ayrımcılığı normalleştirip savunuyor. Beş Latin Amerika ülkesinde yapılan bir çalışmaya katılan erkeklerin yarıdan fazlası “kadınlarla erkeklerin eşit fırsatlara sahip olmaması gerektiğini” düşünüyor. Bangladeş’te erkeklerin üçte ikisi, İran, Meksika, Uganda gibi bazı ülkelerde üçte biri, Çin’de onda biri, ABD’de 13’te biri “üniversite eğitimi için kızlara değil de erkeklere öncelik verilmesi gerektiğini” söylemiş (Chen 2005). Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan yedi ülkede erkeklerin yüzde 82’si, erkeklerin çalışma hakkının, özellikle iş azken, kadınlardan daha fazla olduğuna inanıyor (UNICEF 2007). 

ILO’nun 2016 tarihli bir raporuna göre 80 ülkenin sadece dörtte birinde ekonomik şiddet yasada kişinin işe girmesi ya da çalışmasının engellenmesini de içerecek biçimde tanımlanmış.

Ev içi şiddetle ilgili danışmanlık hizmeti alan 485 kadınla yapılan bir çalışmada, partnerinin kendisinden para çaldığını bildirenlerin oranı yüzde 38 (Stylianou 2018).

Sık görülen ruhsal hastalıklarla ilgili yapılmış 491 çalışmayı tarayan Keynejad ve ark. göre (Lancet 2020) partner şiddetini ölçen çalışma oranı sadece yüzde 20. Partner şiddetini normal kabul eden toplumsal cinsiyet normları damgalama ve utancı hayatta kalan kadınlara empoze etmekte. Partner şiddetinin “normal” olduğunu reddeden kadınların bile güçlü sosyal normlar nedeniyle eyleme geçmesi zor oluyor, bu kısıtlılıklar bildirim oranlarının düşüklüğünü ve güvenilmez yaygınlık tahminlerini devam ettiriyor (McCleary-Sills 2016).

Ekonomik şiddetin sonuçları

1.Yoksulluk; kadınlar için bazen günde 18 saatin üzerinde çalışıp kendini ve çocuğunu beslemeye yetecek kadar kazanmamaktır. Bazen de evliliği boyunca yıllarca arkadaşlarına çay ısmarlayacak parasının olmamasıdır. Kadınların geçim kaynaklarına bağımsız erişimi azaldıkça yoksulluk derinleşir. Yoksulluğun ekonomik bağımlılık yaratması istismarcı ilişkiden çıkmayı zorlaştırır; yoksulluk ekonomik şiddetin hem nedeni hem de sonucudur. 

2.Ekonomik şiddet kadınların sağlığını bozar. Evde gerginlik ve çatışma dolu bir atmosfere neden olarak fiziksel şiddete sıçrayabilir. Partner şiddetiyle ilişkili ruhsal hastalıklar en sık depresyon, kaygı, travma sonrası stres bozukluğu ve madde kullanım bozukluklarıdır (Berry 2020). Kadın ruh sağlığını olumsuz etkileyen en önemli iki etkenin cinsiyet eşitsizliğine dayalı şiddet ve yoksulluk olduğu uzun süredir biliniyor (Gülseren ve Başterzi 2017). Ekonomik şiddet, bu iki risk etkeninin kesişim kümesinde yer alır. Cinsel kimlik ve yönelim, ırk, HIV durumu, engellilik, mültecilik gibi ayrımcılık zeminleri kesiştiğinde şiddet riski katlanır.

Tayland’da 2008 ekonomik krizi esnasında kadınlarda intihar oranının yüzde 8,6 arttığı (ve erkeklerde yüzde 0,9 azaldığı) bildirilmiş. Kadınlara karşı şiddetin de krizin başlamasından itibaren arttığı görülmüş (Fawole 2008).

İngiltere’de birinci basamakta partner şiddeti öyküsü olan 18.547 ve olmayan 74.188 kadından oluşan iki grubun geriye dönük inceleme yapılarak karşılaştırıldığı bir çalışmada; partner şiddeti varlığında kaygı bozukluğu riskinin iki kat, depresyon vd. ciddi ruhsal hastalık geliştirme riskinin üç kat arttığı bildiriliyor (Chandan 2019). 

Toplumsal cinsiyete dayalı “şiddetin sürekliliği”ni kavramsallaştıran Cockburn (2004), savaş ve barış zamanlarındaki farklı kadına yönelik şiddet biçimlerine dikkat çeker. Savaşın etkisiyle şiddetlenen toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ekonomik şiddetten kaçan sığınmacı kadın ve lgbti+’ların görünmezliği erkek şiddetini besler. Çoğu kadın, iş ve barınma için ekonomik kaynaklara daha fazla sahip olan erkeklerden medet umar. Tam güvencesizlik içerisinde çalışmaya itilme, sınır dışı edilme korkusu, kadınları patron vd. erkeklerin cinsel saldırılarına karşı sessiz kalmaya zorlar (Coşkun ve Eski 2019). 

3.Ekonomik şiddet sosyal adaletsizlikle sonuçlanır. Ekonomik güçsüzleşme kız çocuklarının ve genç kadınların yaşlı erkekler tarafından cinsel olarak sömürülmesini kolaylaştırır. Görece varlıklı erkeklerin para karşılığı cinsellik taleplerinin artmasına yol açıp genç kadınların uluslararası insan ticareti trafiğine girmelerini teşvik eder. İş azlığı, küçük çocuklara ya da geniş aileye bakmanın ekonomik baskısı ve yetersiz eş desteği, kadınları cinsel baskılara karşı kırılgan hale getirir.

4.Ekonomik şiddet kadınların üretken işgücünü kurutur, ülkeler için ekonomik kayıplara neden olur. Kadınların stabil bir iş yaşamına sahip olmasını engeller. İtalya’da yapılmış bir çalışma işyerinde şiddete uğrayan işçilerin yüzde 16’sının istifa ettiğini, istifa etme olasılığının kadınlarda erkeklere göre iki kat yüksek olduğunu bildiriyor (ILO 2018). Böylelikle kız çocuklarının örgün eğitim ve yüksek öğrenimden dışlanması, niteliksiz ve düşük gelirli işlerde çalışmaya ya da erken yaşta evliliğe itilmesi kolaylaşır.

5.Anne ölümleri ve hastalanma riskini arttırır. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar, HIV, istenmeyen gebelik, güvensiz kürtaj ve gebelik komplikasyon riski artar (Fawole 2008). Hindistan’da yapılan çalışmalar, ailenin bakım vereni olarak kadınların sadece kalan yemekleri ya da artıkları yemesinin beklendiğini göstermiştir ki bu durum anne ve çocukların kötü beslenmesiyle sonuçlanır. Kadınların kendilerini kurban etmelerini gerektiren davranışlar etrafında şekillenen toplumsal cinsiyet normları sağlık arama davranışını azaltır; kadınlar almaları gereken ilaçları bırakır ve ekonomik zorluk zamanlarında kendi hayatlarını riske atar (DSÖ 2009).

Ekonomik şiddete karşı psikososyal dayanışma

Ekonomik istismar deneyimlerini ölçen, 28 soruluk ilk tam ölçek 2008 yılında geliştirilmiştir (Scale of Economic Abuse – SEA, Adams 2008). Bu ölçek, partner şiddeti mağdurları ve onların avukatları kaynak alınarak oluşturulup 2015 yılında revize edilmiştir (SEA-2) (Stylianou 2018). Ölçeği yanıtlayan kadınların “uyanma” tepkileri üzüntü, öfke, kendini suçlama, rahatlama, hayal kırıklığı yelpazesinde değişiyor. Adalet talebi ve kadınları “ekonomik olarak da” güçlendirecek psikososyal müdahale gereksinimi ise ortak. 

Küresel ekonomik krizlerin getirdiğine benzer ani ve büyük toplumsal değişiklikler toplumsal cinsiyet normlarını yeniden şekillendirebilir, daha önce var olmayan dayanışma ağları örülebilir (Unaids 2012). Hindistan’da 1972 yılında kayıtdışı çalışan 1,9 milyondan fazla kadının kolektif emeğiyle kurulan SEWA ekonomik güçlenmeyi destekleyen olumlu örnek. Kuruculardan Ela Bhatt’a göre “Kadınlara yarı-zamanlı çalışsalar bile tam-zamanlı ücret ödenmeli.” Sadece insanca çalışma koşulları değil sağlık hizmeti, çocuk bakımı, her eve çeşme ve tuvalet gibi ihtiyaçlar etrafında da örgütlenen kadınlar birlikte güçlendiler. Düzenli ev ziyareti yapan sağlık çalışanlarıyla SEWA, özellikle afetler ve kitlesel şiddet olaylarından sonra kadın ruh sağlığını olumlu etkiledi (Chatterjee 2018).

Yoksul kadınların ruh sağlığını iyileştirmek üzere, onların deneyimlerine uygun yaratıcı psikososyal müdahaleler geliştirmek için yapılmış çalışma az, fakat giderek artıyor. Toplumsal cinsiyete duyarlı ve travmadan-haberdar tedavilerin, sık görülen ruh sağlığı sorunlarına “genel” müdahale yaklaşımından daha etkili olabileceği belirtiliyor (Berry 2020).

Partner şiddetinde kişiye özel olmayan tedavilerin etkisiz kalacağına dair kanı yaygın. Ancak düşük-orta gelir düzeyine sahip ülkelerde yapılan çalışmalar “erişilebilirlik, kabul edilebilirlik ve sürdürülebilirlik” sağlandığında psikolojik müdahalelerin faydalı olduğunu gösteriyor. Uzman olmayanların (toplum/ aile sağlığı merkezi, kadın sığınağı vb. STK çalışanlarının) görev paylaşımı yapılan ekip çalışmasıyla başarılı psikoterapötik müdahalelerde bulunabileceği gösterilmiş (Tol 2014).

“Kadın şiddet görüyorsa o ilişkiyi bitirebilir” düşüncesi toplumda yaygın bir mit. Sağlık çalışanları da kadınlara yönelik şiddete müdahale ederken sıklıkla tereddütler yaşar; bu konunun sağlık sorunu değil kişisel/ sosyal/ yasal bir sorun olduğu düşünülür. Kadınların istismarcı ilişkide kalmalarının bir değil birçok farklı nedeni var: İstismarcılar ölümle tehdit eder (şiddet gören kadınların yarısı, ilişkiyi terk ettikten sonraki iki ay içinde öldürülüyor), tekrar tekrar pişman olduklarını ifade edip değişme sözü verirler. Ayrıca ekonomik bağımlılık; ailenin bir arada kalması gerektiğine dair kuvvetli inanç; toplumsal, dini, ailevi baskılar; çocuklarını kaybetme korkusu; göçmenlik ve sınır dışı edilmekle ilgili kaygılar da sayılabilir.

Şiddete maruz kalan kadınlar sağlık çalışanlarının kendilerini dinlemesini, inanmasını, yargılayıcı olmamasını; sığınak, sosyal hizmetler, fiziksel ve ruhsal sağlık hizmetleri ile adli hizmetlere uygun yönlendirmeleri yapmasını; partner şiddetinin ve ekonomik şiddetin suç olduğunu söylemesini; güvenlik planı oluşturmayı ve psikolojik ilkyardımla desteklenmeyi bekler (Stewart&Chandra 2017). Bu nedenle, her sağlık çalışanının, DSÖ ve Dünya Psikiyatri Birliği’nin kadınlara yönelik şiddete müdahale kılavuzunun temel ilkelerini (LIVES şeması) bilmesi ve uygulamaya hazır olması kritik önem taşır. Koruyucu ve tedavi edici müdahaleleri kombine etmek, şiddetin hem nedenlerine hem sonuçlarına birlikte yönelmek uygun yaklaşım olabilir. 

Sonuçta hep veren, tükenmez kaynaklara sahip sonsuz bir “kadınlık” miti ve şiddetin normalleştirilip sorgulanmaması, istismarcıları güçlendirir. Ancak toplumsal cinsiyet eşitliği teşvik edilirse ekonomik şiddet norm olmaktan çıkacaktır. Farklı sosyoekonomik koşullara sahip olsalar da patriyarkanın makbul ve mağdur ikilemine sıkıştırılmayı reddeden kadınlar, kendi direniş ve dayanışma imkanlarını da yaratıyorlar.

* 21-23 Şubat 2020 tarihinde İzmir’de düzenlenen VI. Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kongresi’nde yapılan sunumdan kısaltıldı.

Kaynaklar

Adams AE, Sullivan CM, Bybee D, Greeson MR (2008) Development of the Scale of Economic Abuse. Violence Against Women, Vol. 14: 5; 563-588.

Berry OO, Monk C (2020) Intimate partner violence and psychological interventions in low-income and middle-income countries. The Lancet Psychiatry; 7: 114-116.

Chandan JS, Thomas T, Bradbury-Jones C, Russell R (2019) Female survivors of intimate partner violence and risk of depression, anxiety and serious mental illness. The British Journal of Psychiatry. doi: 10.1192/bjp.2019.124 

Chen M, Vanek J, Lund F, Heintz J, Jhabvala R, Bonner C (2005) Progress of the world’s women 2005: Women, work and poverty. New York: United Nations Development Fund for Women (UNIFEM) https://www.wiego.org/sites/default/files/migrated/publications/files/Chen-PoWW2005_eng.pdf

Coşkun E, Eski B (2019) Erkek Şiddetinden Kaçarken… Türkiye’de Kadın ve LGBTİ+ Sığınmacılar. SAV Yayıncılık.

Fawole OI (2008) Economic Violence To Women and Girls. Is It Receiving the Necessary Attention? Trauma, Violence, & Abuse, Vol. XX, No. X. Sage Publications. DOI: 10.1177/1524838008319255.

Gülseren L, Başterzi AD (2017) Kadına yönelik aile içi cinsiyetçi şiddet: Klinik uygulamada yaklaşım ve sorumluluklar, Şiddet ve Psikiyatri, TPD Yayınları, s. 55-88.

ILO (2018) Ending violence and harassment against women and men in the world of work. 107. Session, Geneva. https://www.ilo.org/wcmsp5/groups/public/—ed_norm/—relconf/documents/meetingdocument/wcms_553577.pdf

Kadının İnsan Hakları – Yeni Çözümler Derneği (2018) Ekonomik Haklarımız Var! https://www.kadinininsanhaklari.org/wp-content/uploads/2018/08/EkonomikWeb-yeni.pdf

Keynejad RC, Hanlon C, Howard LM (2020) Psychological interventions for common mental disorders in women experiencing intimate partner violence in low-income and middle-income countries: a systematic review and meta-analysis. Lancet Psychiatry; 7: 173-190. 

McCleary-Sills J et al. (2016) Stigma, shame and women’s limited agency in help-seeking for intimate partner violence, Global Public Health, 11:1-2, 224-235, DOI: 10.1080/17441692.2015.1047391

OXFAM (2020) Time to care report. Unpaid and underpaid care work and the global inequality crisis. Erişim tarihi: 6.2.2020 https://oxfamilibrary.openrepository.com/bitstream/handle/10546/620928/bp-time-to-care-inequality-200120-en.pdf

Riger S, Krieglstein M (2000) The impact of welfare reform on men’s violence against Women. Am J Community Psychol. Oct; 28(5):631-47.

Stewart DE, Chandra PS (2017) WPA International Competency‐Based Curriculum for Mental Health Providers on Intimate Partner Violence and Sexual Violence Against Women. World Psychiatry, doi: 10.1002/wps.20432

Stylianou AM (2018) Economic Abuse Within Intimate Partner Violence: A Review of the Literature. Violence and Victims, Vol 33; Issue 1, DOI: 10.1891/0886-6708.33.1.3

Tol WA, Barbui C, Bisson J, Cohen J, Hijazi Z, et al. (2014) World Health Organization Guidelines for Management of Acute Stress, PTSD, and Bereavement: Key Challenges on the Road Ahead. PLoS Med 11(12): e1001769. doi:10.1371/journal.pmed.1001769 

Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması (2018) Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü. Erişim tarihi: 28.1.2020. http://www.hips.hacettepe.edu.tr/tnsa2018/rapor/TNSA2018_ana_Rapor.pdf

UNAIDS (2012) Impact of the global economic crisis on women, girls and gender equality. s. 8-9. https://www.unaids.org/sites/default/files/media_asset/JC2368_impact-economic-crisis-women_en_0.pdf

Waters H, Hyder A, Rajkotia Y, Basu S, Rehwinkel JA, Butchart A (2004) The economic dimensions of interpersonal violence. Department of Injuries and Violence Prevention, World Health Organization, Geneva. 

Yaman Öztürk M, Oğlağu Z (2013) Çalışan Kadın ve Ruh Sağlığı. Kadınların Yaşamı ve Kadın Ruh Sağlığı kitabı içinde, TPD Yayınları, Ankara, s. 544-554.

UN Women (2020) Erişim tarihi: 8.4.2020 https://www.unwomen.org/en/news/stories/2020/4/statement-ed-phumzile-violence-against-women-during-pandemic

 

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.