Kadınlara, göçmenlere, LGBTİ+’lara karşı işlenen suçlarda adalet talep eden, cinsiyetçi, göçmen karşıtı ve nefret temsili yargı pratiklerini sosyal medyada eleştirerek tepkileriyle bir değişim oluşturmaya çalıştığımız sosyal medyada, kimbilir kaç bot hesabın paylaşımları ciddiye alınarak bir kadın özgürlüğünden mahrum bırakıldı. 

Gülşen’in tutuklanması o kadar absürt ki, AKP iktidarının oy kazanmak için son çırpınışlarının bir temsili gibi. 20 yıldan uzun süredir kültürel iktidar kuramayan siyasi iktidarın, siyasi iktidarını da kaybetmenin eşiğinde ve endişesi içinde son çırpınışları. Muhalefet partisi CHP’nin AKP’nin son çırpınışlarında ona yaslanacağı koltuk değneği olmak yerine, yaşam tarzımız ve varoluşumuza uzatılan ellere karşı saldırıda bulunması gerekirken karşımızda saf tutmasının absürtlüğünün tarifi yok.

CHP’nin unutmaması gereken ise, yirmi yıldan uzun süredir, bedenimiz, hayatımız, yaşam tarzımız, kararlarımız ve ifade özgürlüğümüz için mücadele eden biziz. Kadınlar, LGBTİ+’lar, Gülşen gibi yanımızda durmaktan çekinmeyenler ve yaşam tarzını bir direnişe çevirenler. Hâl böyleyken bu denklemde, ülkede siyasi krizin yaşandığı bu dönemde güçlü ve artık her türlü saldırıya dayanıklı olan da biziz. Bizi oyları garanti cepte olan marjinaller olarak değil, bu toplumda bunca haksızlık ve adaletsizlik sonrasında dayanma ve direnme gücü çelikten olan toplum kesimi olarak görmek sizin yararınıza olur. Çünkü Gülşen’in de bangır bangır şarkısında da dediği gibi “Neyine güvendin evladım, gül gibi uyuyan yılanı uyandırdın, garanti bildin beni havalandın, etkisiz eleman sıfır aldın.”

Gülşen’in tutuklama kararı ile ilgili bir yazı yazmak çok absürt. Gülşen’in tutuklanması absürt. CHP’nin Gülşen kararını “İmam hatipleri biz kurduk” cümlesi ile başlayarak sözümona eleştirmesi absürt.

Bu yazıyı yazmanın absürt olduğu duygusu, yaşadığımız ülkede böyle şeylerin olmasına inanamamaya dair bir halet-i ruhiye. Bu inanamama, şok olma, ağzı açık kalma hâlinin sınırı da giderek yaşamımızı sürdürmek için zaruri ihtiyaçlara indirgeyen bir seviyeye çekti. Bir kadının giydiği giysi, özgür olduğunu ifade etme biçimi, LGBTİ+’lara desteği, ifade özgürlüğü bile artık bazı kesimlerin hassasiyet meselesi haline geldi.

Ülkemizde uzun süredir, yargı mekanizmasının silah haline getirilmiş olması nedeniyle, bir kesimin hassasiyetleri, Sulh Ceza Mahkemesi kararları satırlarında ceza hukuku konusu yapılıyor. Ceza hukuku böyle birşey değil ama tutuklamanın bir tedbir olduğunu ya da ifade özgürlüğünün sınırının şiddete çağrı ile kısıtlı olduğunu alnımıza dövme de yaptırsak bir anlamı yok. Beyhude çabalar ama insan yazmadan da edemiyor işte.

Gülşen’in tutuklanmasına ilişkin karar bir paragraflık, hukuksal kavram olarak gerekçe diyemeyeceğimiz yazıda, Gülşen’in sözlerinin yer aldığı videonun birçok hesap tarafından paylaşıldığı ifade ediliyor. Twitter’ın mahkemeleri, sosyal medya tepkilerinin hukukun uygulanmasını etkileyip etkilemediğine ilişkin tartışma bir süredir var. Bu konuda, yargı mekanizmasının yavaş işlediği ya da olması gerektiği gibi işlemediği, adaletli olmadığını düşünen binlerce sosyal medya kullanıcısı tepkisini sosyal medyada dile getirirken, çoğunluğunu hukukçuların oluşturduğu bir kesim, twitter mahkemeleri olarak ifade edilen bu tepkiselliğe karşı çıksa da, Gülşen’in tutuklanma sebebi sosyal medyada yapılan bu paylaşımlar olarak gösterilmiş kararda. Kadınlara, göçmenlere, LGBTİ+’lara karşı işlenen suçlarda adalet talep eden, cinsiyetçi, göçmen karşıtı ve nefret temsili yargı pratiklerini sosyal medyada eleştirerek tepkileriyle bir değişim oluşturmaya çalıştığımız sosyal medyada, kimbilir kaç bot hesabın paylaşımları ciddiye alınarak bir kadın özgürlüğünden mahrum bırakıldı.

Gülşen’in tutuklama kararını veren, hedef gösteren kişilerin ruh hâlini, düşünme biçimlerini, bu devirde birtakım şeyleri anlamlandırma becerilerini düşünüyorum. Acınası bir halde olmalılar. Bu kararların zaten hukukla ilgisi olmadıklarını biliyorlardır da, “birkaç ay kalsın içerde aklı başına gelsin” düşüncesi ile özgürlük gibi bir insan hakkının birkaç aylığına da olsa ortadan kaldırılmasında nasıl bir acınası tatmin yaşıyorlar kimbilir.

Peki hedef gösteren ve ağızlarına bir parmak bal çalınan troller, siyasal islamcı dindar ve de kindar kesimin yaşadığı tatmin? Hediye gibi tutuklama kararı verildi ama bu ülkede bütün kadınları, LGBTİ+’ları, adaleti savunan, kültürel iktidarına da, yaşama tarzına da sahip çıkan milyonlarca insanı tutuklayamayacaklarına göre, Gülşen birkaç ay sonra yeniden özgürlüğüne kavuşacağına ve bu ülkede milyonlarca insan tarafından daha çok, daha çok, daha çok sevileceğine, saygı göreceğine göre, bu kesimin yaşadığı tatminin acınası olduğu daha sarih bir şekilde ortaya çıkıyor, derin bir nefes alıyoruz.

Milli Eğitim Bakanlığı suç duyurusunda bulunmuş, savcı tutuklama kararı istemiş, hakim tutuklamış, CHP “özür diledi ama” demiş. Hangi suçun peşinden bu kadar gittiniz diye sormak da bize düşüyor. Alaşehir’de yanan kız öğrenci yurdunun davalarına mı müdahil oldunuz, Enes Kara’nın feryadını mı duydunuz, Ensar Vakfı’nda kız çocuklarına karşı işlenen suçların takipçisi mi oldunuz?

COVID-19 pandemisinde, kimbilir kaç çocuk eğitimden dışlandı. Milli Eğitim Bakanlığı bu ülkenin çocuklarına, gençliğine ne verdi de, şimdi kendisini imam hatip lisesinde eğitim gören çocukları savunmak konusunda bir aktör olarak görüyor.

LGBTİ+’lara sürekli sapık diye manşetler atan Yeni Akit gibi mecraların soruşturulması için Twitter’da kaç tweet atmamız gerekiyor, söyleyin de atalım.

Gülşen’in ifade özgürlüğüne değil de dilediği özür metnine işaret eden CHP, “fakat özür diledi” diyor. İnsan hakları mevzu bahisken “fakat” demek, ifade özgürlüğüne seçenek sunmaya çalışmaktır. İnsan haklarına dahil her konuda olduğu gibi ifade özgürlüğünün de alternatifi yoktur.

Haklarımızın, ifade özgürlüğümüzün özürsüz, ama’sız, burun kıvırmadan, kendisini muhalefet ve insan haklarına saygılı bir muhalefet partisi olarak konumlandıran CHP tarafından korunması için ne yapmamız gerekiyor? En azından oylarının peşine düşülen dindar kesimin hassasiyetlerinin gözetildiği kadar.

CHP en son ne zaman LGBTİ+’lara sapık denmesine karşı çıktı mesela? Gülşen, güya “kırıcı” sözleri söylediği video ortaya çıkmadan önce, kıyafeti ile, gökkuşağı bayrağı açtığı için hedef gösterilirken CHP “sürecin takipçisi olacağını” o zaman da ifade etti mi? Hedef gösterenleri Gülşen’e hakaret edenleri Gülşen’den özür dilemeye davet etti mi? Kahrolsun hassasiyetlerinizin ve tepkilerinizin eşitsizliği.

Gülşen tabii ki kısa bir süre içinde özgürlüğüne kavuşacak. Gülşen’in tutuklanmasını talep edenler, tutuklamaya karşı çıkmayanlar, “ama özür diledi” diyerek ifade özgürlüğünün sınırlarını daraltanlar acınası hayatlarına devam edecek.

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

12 − 3 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.