İş yükünün fazla, bakım emeğinin yorucu, yeteri kadar dinlenmeninse imkansız olduğu çalışma koşullarında, işveren ailelerin fazla işe ucuz işgücü arayışı, istihdamda kronolojik yaş beklentisini düşürüyor.

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 2020 raporuna göre, dünyada 11,5 milyon göçmen ev işçisi var ve bunun 8,5 milyonu kadın.[1] Göçmen kadınlar için yaşlanma süreci, doğup büyüdükleri çevreden çok çalıştıkları ülkelerde gerçekleşiyor ve bu süreç ev içi hizmet sektöründe istihdam edilen göçmen kadınları doğrudan etkiliyor. Bu yüzden göç, yaş ve emek gerontoloji (yaşlılık) çalışmaları açısından önemli.

Dünya genelinde artmakta olan (çocuk, hasta ve yaşlı nüfusun) bakım ihtiyacı, neoliberalizmde bakım boşluğunu kurumsallaştırmaya yetmezken, ortaya çıkan bu boşluk çoğunlukla ucuz işgücü olarak “genç” göçmen kadınlara yükleniyor. Çünkü neoliberal stratejiler, çalışabilecek yaşta olma olasılığı “yerli” kadın nüfusuna göre daha yüksek olan “yabancı” kadınları göçe teşvik ediyor. Böylece, ulusaşırı kadın göçü; yerelde düşüşe geç(iril)mekte olan kadın işgücüne katılımın olumsuz etkilerini azaltmak için kullanılıyor.

Hizmet sektörü ve bakım emeği gibi alanlarda istihdam, cinsiyetçi “geleneksel kadınlık” rollerinin devamı biçiminde araçsallaştırılıyor. Göçmen kadınlardan, bakımla ilgili her türlü işi (alışveriş, temizlik, ütü, bulaşık, çamaşır, evcil hayvanlarla ilgilenme, çocuk, hasta veya yaşlı bakımı vd.) yapmaları bekleniyor. Çalışma koşullarının ağır, iş saatlerinin uzun olması; ev içi istihdamda emeğin görünmezliğini, ucuzlaştırılmasını pekiştirdiği gibi karşılığı gerçek anlamda hiçbir zaman ödenmeyen emek, daha çok “genç” kadınların istihdam alanı haline geliyor.

Türkiye de hızla artan yaşlı nüfus oranı, hasta ve çocuk bakım ihtiyacına paralel olarak oluşan bakım boşluğunu, feminist sosyal politikalarla desteklemek ve kurumsallaştırmak yerine (pek çok ülkenin ataerkil sosyal politika uygulamalarına benzer şekilde) boşluğu hem aile üyelerinin sorumluluğuna bırakarak hem de uluslararası ucuz emek ihracatını teşvik ederek doldurmaktan yana. Bununla ilgili olarak Türkiye’de “Bakıcı Teşviki” uygulaması mevcut. Eğer göçmen bakıcı istihdam ediyorsanız, son 6 ay süreyle işsiz olması durumunda teşvik için başvurabilirsiniz. İşveren, bakıcı teşvik şartlarını sağladığı takdirde 24 ay bu teşvikten yararlanabiliyor. Hatta işveren ev işçisini istihdam etmeden önce İŞKUR kaydı yaparsa 24 aylık teşvike 6 ay daha ekleniyor ve toplam 30 ay bakıcı için sigorta teşvikinden yararlanabiliyor.[2]

Türkiye’de göçmenler çalışma ve ikamet izni için 65 yaşa kadar sigortalanabiliyor (özel sağlık sigortasında, yaş arttıkça fiyat da artar) ve ev hizmetlerinde çalışacak göçmen kadın işçilere yönelik herhangi bir yaş sınırlaması yok. Yaş sınırı olmaması, istihdamı tamamen işverenlerin inisiyatifine bırakıyor. İş yükünün fazla, bakım emeğinin yorucu, yeteri kadar dinlenmeninse imkansız olduğu çalışma koşullarında, işveren ailelerin fazla işe ucuz işgücü arayışı, istihdamda kronolojik yaş beklentisini düşürüyor. Yani işverenlerin çoğunlukla takvim yaşına bağlı olarak genç kadınları tercih etmesinin yolu açılıyor. Bu durum neredeyse tamamen kadınların istihdam alanı olan ev hizmetlerinde, kadınlar arası yaşçı ayrımcılığa yani ev içi istihdamın neredeyse sadece “genç” kadınların istihdam alanı olmasına sebep oluyor; bu da yaşlı göçmen kadın işsizliğine yol açıyor. Ayrıca COVID-19 nedeniyle (feminist gerontoloji çalışmalarına yönelmenin kaçınılmaz olduğu şu günlerde) işsizlik en az yerel kadın işgücü kadar her yaştan göçmen ev işçisi kadını da etkiliyor.

Son yıllarda, özellikle akademik çalışmalarım dolayısıyla sıklıkla ve çeşitli nedenlerle (özel günler, vaftiz, ölüm yemeği, yeni yıl kutlaması vd. ) farklı zamanlarda 29-70 yaş aralığındaki Filipinli kadınlarla bir araya geldiğimde, 35 yaşın üzerinde olan Filipinli kadınların Türkiye’de iş bulmakta zorlandıkları ve ev içi istihdamda işverenlerin “yaşlı” diye onları işe almak istemediği dolayısıyla da işsiz kaldıklarını işittim. Hong Kong, Singapur ve Rusya arasında adeta bir köprü işlevi gören Türkiye’de Filipinli kadınlar ve işveren aileler tarafından iyi bilinen bir özel istihdam (ya da diğer adıyla işverenler ve işçiler arasında aracılık yapan aracı) şirketinin, Filipinli kadınlarla ilgili sosyal medya üzerinden paylaştığı (Ekim 2019’dan Mart 2020’ye, 6 ayı kapsayan) toplam 191 iş ilanında belirtilen yaşları inceledim. Ortaya çıkan istihdam yaş ortalaması kadınların anlatılarını doğrular nitelikte: Yaş belirtilen 130 ilanda; en düşük yaş 20, en yüksek yaş 55 olarak belirtilirken genel yaş ortalaması 34,6.

“Yaşlı” göçmen kadınların “genç” göçmen kadınlara kıyasla dezavantajlı konumlandırılması ve bu şekilde iş yaşamından dışlanması dikkat edilmesi gereken bir şey. Bu durumda, göçmen kadınların sosyo-psikolojik durumları, çevresel koşullar, fiziksel şartlarına bağlı olarak kendilerini nasıl hissettiği göz ardı ediliyor ve göçmen kadınlar tamamen ve sadece kronolojik yaşa göre istihdam ediliyor. Oysa Simone de Beauvoir, Yaşlılık (1970) adlı çalışmasında yaşlılığın tutarlı bir tanımının mümkün olmadığını söyler;[3] sınıf çatışmasıve sınıfa dayalı yaşayış biçimleri, insanların yaşlılığı farklı deneyimlenmesine ve farklı görünüşlere sahip olmasına sebep olur.

Bu noktada, “Yaşlılık ulusal olarak nasıl yorumlanır?” sorusu önem kazanıyor. Uluslararası emek piyasasında ev içi istihdamda karşı karşıya kalınan “genç kadın-yaşlı kadın” arasındaki yaş ayrımcılığından söz edebilmek mümkün, hatta elzem. Bugün TDK’da yaşlılık ve yaşlanma kavramlarına dair herhangi bir tanımın olmamasına karşın, bunun doğrudan yaşlı olma hali ve bedensel ağırlıkla aynı anlama gelecek şekilde ifade edildiği ya da güçsüz olma ile bağdaştırıldığı örneklere rastlıyoruz. Birer tanım olmamalarına karşın TDK’nın bu kavramlara dair verdiği örnekleri, işveren ailelerin ucuz ve nitelikli işgücü için kronolojik yaşa önem veren yaklaşımını anlamamız açısından önemli olduğunu düşünüyorum.[4]

Aslında genellikle negatif imge ve stereotiplerde zemin bulmuş “yaşlı” kadın algısıyla, takvim yaşına göre ev içi istihdam, bize yaşlılıkta kronolojikten ziyade fonksiyonel bir işleve bakılması gerektiğini gösteriyor. Negatif imge ve ortak algılara uymayan yaşlanmakta olan ya da “yaşlı” göçmen kadınların bu algıları nasıl yıktığına dair örneklerin mevcut. Çalışmalarım gereği Filipinli göçmen kadınların çoğunlukla üretken, aktif, sosyal dayanışma ağları güçlü olduğunu, yaşla ilgili negatif algılara uymadıklarını, ev içi istihdamda takvim yaşıyla ilgili negatif algılara meydan okuyarak bize konu hakkında biraz daha fazla düşünmenin yollarını araladıklarını ifade edebilirim.

Göç ve gerontolojinin kesişimsellik çalışmaları, yaşlanmakta olan ya da “yaşlı” kabul edilen 65 yaş ve üzeri göçmen kadınlar için yaşlanmanın göç sürecine olan etkilerini ve göçmen kadınların bu süreci nasıl deneyimlediğini düşünmek adına önemli ve göçmen kadınların ev içinde istihdam edilme yaşının yaş ayrımcılığına dikkat çekmek adına irdelenmesi gerekir.

[1] https://migrationdataportal.org/de/blog/can-data-help-improve-migrant-domestic-workers-lives

[2] https://sgkbilgisi.com/bakici-sigorta-primi/

[3] De Beauvoir, S. (1970). Yaşlılık. (Osman Canberk & Eray Canberk çeviren). Ankara: Milliyet Yayınları.

[4] Bkz. “Yüzüne bir yaşlılık gelmiş vücudunu bir ağırlık kaplamış.” Refik Halit Karay.

“Gerontologlar yaşlanmaya ve hele ihtiyarlayıp güçsüz kalmaya çare bulmaya çalışıyorlar.” Osman Aysu.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.