Artık “kadın” yazar, yönetmen, bla bla olmak nasıl sorusunu değiştirmek gerekiyor: “Erkek” bla bla olmak nasıl bir şey? Konuya hayali röportajlar yaparak devam etmek istiyorum.

Bu yıl düzenlenen işçi filmleri festivalinde ödül alan Meryem’e “Kadın görüntü yönetmeni olmak” konulu soru soruldu. Bu yazı biraz geç kaldı bunu gündeme almak için; öte yandan her zaman gündemde olduğundan geç de olsa yazmak istedim. Üstelik de bir klişe olduğu bilindiği hâlde bu soru, dünyanın birçok yerinde birçok “erkek” olmayan kişiye sorulmaya devam ediyor.

Bu soruyu artık değiştirmek gerekiyor: “Erkek” bla bla olmak nasıl bir şey? Konuya hayali röportajlar yaparak devam etmek istiyorum. Yukarıdaki örneği aynen değiştirerek alalım. Bu yıl düzenlenen işçi filmleri festivalinde ödül alan Nuri’ye “Erkek yönetmen asistanı olmak nasıl bir şey?” diye soruldu. Nuri şöyle yanıt verdi:

“Bulunduğum konuma, başka cinsiyetleri düşündüğümde çok daha rahat geldiğimi söyleyebilirim. İşe başvururken, işe başlarken, işi yaparken kimse bunu yapıp yapamayacağımı sorgulamadı; misal kamerayı -zayıf bir bedene de sahip olsam- taşıyabileceğimden şüphe duymazlardı ya da o işi bana vermekten imtina etmezlerdi, neticede erkektim, bu işi yapabileceğime inanılırdı. Genelde grubun içine doğrudan dahil olabilirdim çünkü benim yanımda, kendilerinden biri olduğum için rahat olabilirlerdi; cinsiyetçi küfürler edebilirler, cinsel yönelimleriyle ilgili birilerinin dedikodusunu yapıp o kişileri aşağılayabilirler veyahut kaba muhabbetler edebilirlerdi. Bu şekilde ilerlemem zor olmadı, önce üçüncü asistanlık, sonra ikinci derken birinci asistanlığa geliverdim. İşe başladığımda teknik konuları zaten rahatlıkla anlayabileceğim düşünülerek ayrıntılarıyla anlattılar, yani bir kamerayı kendi kendime öğrenmeye çabalamadım. Gece geç vakit olan çalışmalarda kamerayı saat sabahın beşinde teslim etmek gerektiğinde sadece uykusuzluk ve yorgunluk sebebiyle zorlandım, taciz veyahut tecavüze uğrama riski hiç eklenmedi. Eve gittiğimde yemeğim genelde hazır olurdu, zaten yoğun çalıştığım düşünülerek ev içi emeğine katkı yapmam beklenmezdi. İş yerinde en düşük konumdan en yüksek konuma kadar, başka cinsiyetlere çeşitleri artabilecek baskı araçlarına sahip olduğumu bilirdim. Örneğin, benimle benzer iş yapan bir kadına, bu işi beceremeyeceğine dair şakalar yapabilirdim; bu mobing olmazdı çünkü bilirdim ki böyle bir durumu gündeme getiren bir kadın hassaslıkla nitelendirilecek ve belki de bu işe uygun olmadığı düşünülerek işten çıkarılacak, hatta bundan haberdar olan başka iş yerlerine de giremeyecekti. Taciz meseleleri bugünlerde ifşa edilerek erkeklerin haysiyetlerine zarar verme tehlikesi içerdiği için belki kalkışmayabilirdim ama üst mevkilerde isem tam bilemiyorum. Neticede karşımdaki insanın işini kaybetme korkusunun ifşa etmekten ağır basabileceği durumlar olduğunu gördüm.”

Ezen ezebileceğine inandığı sürece ezmeye devam eder. Ne zaman ki ezilen -ezilenler olması daha doğru çünkü ezilen tek bir kişi olarak çıkış yaptığında sistem içinde sorunlu atfedilip dışlanacaktır- ezilmeye hakkı olmadığına inanarak hareket eder, ezene sınırlarını belli eder, o zaman bu döngü kırılır. Hemen hemen bütün kamusal iş alanlarında “erkek” cinsiyeti hakimdir ve bu insanlar görünmeyen, gösterilmemeye çalışılan, gizlenmeye çabalanan neredeyse sınırsız haklara sahiptir. Fakat sahip midir gerçekten? Veya bu gerçeklik sabit midir? Peki bu gerçekliği görünür kılmak, onu bozmaya başlamanın bir yolu değil midir? Bu nedenledir ki; “Kadın bla bla olmak nasıl bir şey?” sorusu, zaten azınlıkta bırakılmaya çalışılan, bu alanlara binbir türlü zorlukla giren, orada kalabilmek için binbir türlü mücadele veren insanlara nasıl varsınız demek gibi oluyor. Yaşadıkları zorlukların sorulması, bunların açığa çıkarılmalarından bahsetmiyorum; bu, yapılması gereken bir hareket ve yapılmaya başlandığı için bizler şimdilerde başka cinsiyetlerin, iş yerlerinde ne gibi zorluklarla karşılaştığını görüyoruz fakat bu zorlukları yaratanları yaptıklarıyla yüzleştirmiyoruz. Bu nedenle artık “kadın” yazar, yönetmen, bla bla olmak nasıl diye sormak yerine “kadın”lara veya başka beyanlardaki cinsiyetlere, bu sistemde herhangi bir şey olmanın ne demek olduğunu, yaşadıkları baskıları sorabiliriz ve asıl bu baskıların faillerini eylemleriyle yüzleştirmek için belki bir süre her ödül töreninde, her etkinlikte, ödül almış herhangi bir “erkek”e “erkek” yönetmen, yazar, bla bla olmanın ne demek olduğu, ne gibi kolaylıklara sahip olduğu, baskıcı hangi mekanizmaları kullanabildiği, iktidarını nereye kadar götürebildiği, başka cinsiyetleri ezip ezmediği sorulabilir.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.