Ataerkil toplum yapısının dildeki bir yansıması olarak “harika ve kusursuz” bedenlere sahip olanlar kendilerinden farklı olan bedenleri değerlendirirken, çoğunlukla onları “yeterlilik”leri üzerinden değerlendirir, hem de bunu “övgü” ile ve bizzat ötekileştirerek yapar.

Bu yazıda, yakın geçmişte ucubelerin gösterilerde “eğlence” malzemesi olarak yer edinmesinden yola çıkarak, bunu günümüzde ekstremitesi olan bireylerin ekstremitesi olmayan bireylerle ilgili yaklaşımlarına bağlayacak ve buna dair farklı bir bakış açısı sunacağım. İyi kötü dört ekstremitesi olan bir feminist kadın olarak, tıbbi tanımlamalar ve “sağlıklı” insan cümleleri kurup kimi fiziksel durumların “yetersiz”liğini desteklemek yerine, tarihsel olarak gündelik dile yerleşmiş ifadelerin nasıl sorunsallaştırılabileceğini göstermeyi amaçlıyorum. 19. yüzyılın “eğlence” anlayışına damga vuran ucubeleri, tetra-amelia sonucu doğuştan kolları ve bacakları olmayan insanlarla karşılaştırarak, günümüzde bu bireylerden sadece neleri yapabildikleri üzerinden bahsediliyor olmasının bir “övgü” veya “ibret” meselesi olmaktan ziyade problemli bir algı olabileceğini gösterebilmek adına bu yazıyı yazıyorum.

Dikkat çekmek istediğim nokta, ekstremitesi olmayan bireylerle ilgili cümlelerin ekstremitesi olan kişiler tarafından nasıl kurulduğu ya da uzuvları olmayan insanların nasıl sadece yapabildikleri şeyler üzerinden tanımlandığı. 19. yüzyılın en önemli fenomenlerinden biri olan ucubelerin, fiziken “normal” veya uzuvları olan özellikle beyaz, Batılı erkek sömürgeciliğinin hizmetinde gösterilerde yer aldığını biliyoruz. Peki genetik hastalığa sahip insanların tetra-amelia özelinde günümüzde bunu “başarı” hikayeleri konulu konferanslar ve dört ekstremitesi de olan bireylere yönelik olası “tembelliğe” çözüm olarak haber manşetleri aracılığıyla karşımıza çıkmasına ne diyoruz?

18. yüzyılda Amerika ve Avrupa’daki biyolojik sınıflandırma çabaları sırasında, doğa bilimciler ve diğer bilim insanları yaşam formları için belirli kategoriler bulmaya çalışırken, “normal” algılanan organizmaya uymayan bedenler ucube olarak adlandırıldı. Geçmişten günümüze hastalığın teşhisini koyup tanımlarken, alternatif tıp yöntemleri de dahil olmak üzere modern tıp özellikle kalıtsal insan hastalıklarını, insanlarda bir “eksiklik, kusur” (defekt) olarak değerlendirir ve bu hastalıklar genel itibariyle insan hayatında “eksiklik” veya “bozukluk” olarak algılanır.

Zoolog Isidore Geoffroy Saint-Hilaire 19. yüzyılda ucube bilimi (“teratoloji”) kavramını kullanarak, “ucube, halk için, görünüşü şaşkınlık ve her zaman rahatsızlık verici olan; daima ciddi anomaliler, hem de talihsiz anomaliler gösteren bir varlıktır” demişti (Ancet, 2010: 24). 19. yüzyılın başlarında, bazı doğa bilimciler “egzotik ve eşsiz hayvan” örnekleri ile Avrupa ve Kuzey Amerika’yı gezerek ilgililerin “merak kabinelerini” doldurmak için giriş ücreti aldı. Anlaşılan ucube gösterileri bu şekilde ortaya çıktı.[1] Ucube gösterileri sadece gösteri de değildi. Sirklerde sömürgeci şehirli stereotipin dışındaki herkes ve her şey sergileniyordu. Bu anlamda dönemin ucube gösterilerine konu olan ucubeler kategorik olarak sirkte aynı konseptin parçası olarak diğer hayvanlarla aynı gruplara konuluyordu.[2] Ancet’in ifade ettiği gibi:

“Yarı hayvan, insan müsveddesi olarak nitelenen ucube figürleri, temsiller olarak, başkasının insanlıktan çıkartılarak bir kenara atılmasına yarar. Bu temsiller, bu varlık karşısındaki saldırganlığı, ölüm arzusunu, bulaşma korkusunu ve kendi şekilsiz ikizinden duyulan korkuyu kapsar… Toplumsal hayal gücünün ürünü olan bu düşünceler, başkasının farklılığı kişisel bütünlük için tehditkâr olduğunda başkasını insanlıktan çıkarır” (2010: 39).

Yinelemek gerekirse, bu yazının amacı, ucubelik ve engelliliği toplumsal cinsiyet bağlamında feminist bir açıdan irdeleyerek tetra-amelia özelinde örneklendirmek. İnsan organizmasında dört uzvun yokluğu anlamına gelen tetra-amelia, sonuçta bazı organların eksikliğinin görülmesine ya da vücudun farklı bölgelerinde başka birçok malformasyona da neden olabilmekte. Bu ciddi malformasyonlardan birkaçı şu şekilde:

“Dudak damak yarıkları, normal olarak vücutta veya tüp biçimindeki organlarda bulunması gereken normal kanalların veya deliklerin doğuştan tıkalı olması, burnun yokluğuna kadar giden kafatasına ait oluşum bozukluğu, küçük gözlülük, katarakt, bir dokunun doğuştan kusurlu gelişimi veya yokluğu, optik sinirin yokluğu; kalp ve akciğer bozukluğu, böbreklerin tek ya da çift taraflı yetersiz gelişmesi veya yokluğu, leğen kemiği yokluğu, genital ve idrar yolu rahatsızlıkları veya yokluğu gibi diğer organ ve sistemlerdeki temel bozukluklar” (Paketçi, ve diğ., 2010).

Tetra-amelia sendromu olan, ölüm yılı bilinmese de 1907’de Almanya’nın Bremen-Hemelingen şehrinde doğan, sahne adı Rosa Violetta olan Aloisia Wagner hakkında çok az yazılı veya görsel kaynak olmasına rağmen Wagner’ın 1924’te Amerika’ya gitmesiyle yıllarca Amerika’da çeşitli ucube gösterilerinde şarkı söyleyip “gariplik” yaptığı biliniyor.[3]

Wagner, Los Angeles’taki Dreamland Circus için çekilen fotoğrafta Canlı Yarım Kız (The Living Half Girl) olarak kayda geçiyor.[4] Marc Hartzman’ın American Sideshow: An Encyclopedia of History’s Most Wondrous and Curiously Strange Performers adlı kitabında Violetta’ya ait ifadeleri, kullandığı dil açısından dikkat çekici:

“Violetta’nın, güzel yüzü, şık saçları ve vücudunu kaplayan üç ayaklı kadife kaplı şık bir sehpası vardı ve sahnede bu sehpada sergileniyordu. Güzelliğinin yanı sıra yeteneği de vardı. Eksik bacaklarının yerine dilini ve dudaklarını kullanarak ağzıyla bazı basit görevler yaptı. 1940’ta London Life magazin dergisi, sigara yakıp içtiği, ağzına aldığı kurşun kalemle karikatürler çizdiği, süngerle kendini yıkadığı ve hatta iğneye iplik geçirip dikiş diktiğinden bahseder” (Hartzman, 2006: 736-738).

Fransız film yönetmeni Jean Cocteau, 1926’nın sonuna doğru Society of Mutual Admiration’ın diğer üyeleriyle birlikte senarist ve yönetmenliğini yaptığı Bir Şairin Kanı’nda (Le Sang d’un Poète) oynayan Jean Desbordes’i Paris’teki bir lunaparka götürür ve kolları ve bacakları olmayan “gövde kadın” ya da “inatçı bir Alman kadın” (“the Trunk Woman”, “a stubborn German woman”) ifadelerini kullandığı Violetta’ya “hac ziyareti” yaptıklarını yazar (Claude, 2016: 457).

Ucube gösterilerinde önemli yer edindiği bilinen bir diğer tetra-amelia sendromlu isim ise 1871’de İngiliz Guyanası’nda doğan ve 1889’da Amerika’ya götürülen “Tırtıl ya da Yılan Adam” (Caterpillar ya da Snake Man) olarak adlandırılan Prens Randian (Prince Randian). Prens Randian, 1943’teki ölümüne dek yaklaşık 45 yıl boyunca yünlü çuval ya da keseye benzer bir giysi giyerek tırtıl ya da yılana benzer bir şekilde sahne almış. Sahnede kendini nasıl tıraş ettiğini ve dönerek sadece dudaklarıyla nasıl sigara yaktığını gösterirmiş (Nickell, 2005: 139-140). Prens Randian’ın Rosa Violetta’dan farkı, ölüm tarihi dahil hayatına dair daha fazla bilginin kayıtlara geçmesi ve evlenip çocuk sahibi olması.

Daha önce var olsa da özellikle 19. yüzyılda “eğlence” anlayışına paralel olarak oldukça popülerleşen ucube gösterilerinin bugün uzuvları olmayanlar tarafından uzuvları olanlara yönelik “motivasyon” konuşmalarına evrildiğini ileri sürmek yanlış olmayacak. Pierre Ancet Ucube Bedenlerin Fenomenolojisi (2010) adlı kitabında, yirminci yüzyılın başında edebiyatta kullanılmaya başlanan, ama bugünkü tıbbi ve sosyal anlamıyla 1960’lı yıllardan itibaren kullanılan fiziki engelle (“engelli” ya da sakatlık algısı) ucubelik arasındaki ortak tarihi temsilleri ilişkilendirip karşılaştırarak ucube terminolojisinin yerini günümüzde sakatlık kavramının aldığını ifade eder: “Önceleri ucube olarak ifade edilen, bugün ağır engelli olarak görülmektedir” (2010: 19, 39, 58).

Bu kavramsallaştırma, “üstün” insana (çoğunlukla erkeğe) atıfta bulunmasından dolayı önemli derecede temsil krizlerine yol açar. “Normal” olarak kabullendiğimiz insanların yapamadıkları şeyleri sıralarken; eli, bacağı ya da her ikisi de olmayan insanlarda “övgü” ile yapabildiklerini sıralamaya çalışırız. Kurduğumuz “yüksek övgülü cümleler”e rağmen, onların hiçbir şey yapamayacağı düşüncesinden kurtulamayız. Ataerkil toplum yapısının dildeki bir yansıması olarak online kaynakların çoğu onlardan “inanılmaz insanlar” olarak bahseder. “Harika ve kusursuz” bedenlere sahip olanlar, kendilerinden farklı olan bedenleri değerlendirirken çoğunlukla onlara “yeterlilik”leri üzerinden bakar; hem de bunu “övgü” ile ve bizatihi ötekileştirerek yapar. Bu övgüler, Ancet’in ucubenin yerini alan ağır fiziki engelli olarak nitelenen kişinin çağdaş teşhir edilme tarzı yani bir sergileme prensibi olan merhamete benzettiği duygu ile benzerdir (2010: 68-69). Buradaki örneklerde karşımıza çıkan sergileme biçimlerinin “övgü ve motivasyon” kaynağı olduğunu ifade edebiliriz. Aşağıda bir internet sitesinden tartışmalı olması ile birlikte yazıma almayı uygun gördüğüm başlığı paylaşmak istiyorum:

“Bu listede kolları olmadan inanılmaz şeyler yapan insanları göreceğiz. Kolsuz uçak kullananlardan, golf oynayanlara hatta piyano çalabilenlere kadar kolsuz ama inanılmaz 10 kişi bu listede. Hani kişisel gelişim kitaplarında yazıyorlar ya sınır sadece sizsiniz diye! İşte bu listeyle önümüzdeki engelin sadece biz olduğumuzu anlayabilir miyiz acaba?”[5]

Örneğin, Hirotada Ototake ve Nick Vujicic, tetra-amelia sendromu sonucu ekstremiteleri olmadan yaşayan insanların en bilinenleridir, neden? Çünkü ikisi de erkektir, çapkınlık yapmıştır/yapmaktadır, muhtemelen yapmaya da devam edecektir, ikisi de satış rekorları kıran kitaplar yazmıştır.

Ototake’in üç çocuğu var ve 16 yıllık evliliğinin karısını sürekli aldatması üzerine bittiği biliniyor.”[6] Ototake’in 2003’te İngilizceye No One’s Perfect olarak çevrilen kitabının çok sattığı söyleniyor. 1982 Avustralya doğumlu Vujicic ve 1976’da Japonya’da doğan spor yazarı Ototake günümüzde, tetra-amelia sendromunun adeta markalaşmış hali gibiler. Şu an için aralarındaki tek fark Türkçe haber literatüründe sadece ve sıklıkla Nick Vujicic’in yer alması. Fakat haberin dili Türkçe veya İngilizce de olsa içerik olarak değişmiyor ve söylem, uzuvlu insanlar (erkekler) tarafından yine uzuvlu olanlara yönelik olarak yeniden üretiliyor.

2019’da The Japan Times’da yer alan “Uzuvsuz yazar Hirotada Ototake, yapay bacak projesi ile bir ilke imza atıyor” (“Limbless writer Hirotada Ototake blazes trail of hope with artificial leg project”)[7] başlıklı haber buna bir örnek. 2011’de Milliyet’in “Azimli, Asil ve Cesur Yürekli Genç: Nick Vujicic,[8] başlıklı haberi ve haberin dili oldukça dikkat çekici ve bir o kadar da problemli:

“Engellilerin en engellisi, asil ve cesur yürekli genç: Nick Vujicic. ‘Sözün bittiği yer!’ denir ya… Öyle bir yaşam öyküsü ki, bizleri gerçekten sözün bittiği yere öteleyen… Başı, gövdesi ve onun hemen bitiminde sadece iki parmağı olan çok kısa bir sol ayağı var… O küçük ayağının iki parmağı arasına sıkıştırdığı kalemle yazı yazabiliyor, tutup kaldırmak istediği şeyleri yine bu şekilde başarıyor. Yine bu sayede dengesini sağlayıp vuruş yapabilerek futbol oynayabiliyor! Düştüğü yerden kendi başına kalkabiliyor. Golfte de başarılı. Sörf yapıp denizde yüzebiliyor… Hatta hayatı paylaşmak için engel yoktur dercesine oldukça uzun süreli flörtleri de olmuş. Dünyanın dört bir yanını dolaşarak ‘moral konferansları’ veriyor. Yüzlerce insan bu konferanslara akın ediyor…”

Bu haber Vujicic evlenmeden ve çocuk sahibi olmadan önce yapılmış. Şu anda kendisi tetra-amelia sendromuna “rağmen” evlenmiş ve “erkekliğin” sürdürülebilirliğini hepimize göstermiş bulunuyor. Birden fazla kitabı olan Vujicic’in ilk kitabı, 2010 yılında çıkan ve otuzdan fazla dile çevrilen Life Without Limits: Inspiration for a Ridiculously Good Life. Robert Murphy ve arkadaşlarının Physical Disability and Social Liminality: A Study in the Rituals of Adversity’de (1988) ifade ettiği gibi engelliler, “Tanımlanmamış bir statüye sahip kişilerdir: ne hasta, ne de sağlıklı, ne sosyal olarak canlı, ne aktif, ne de sosyal olarak yok edilmiş ya da ortadan kaldırılmış kişilerdir.” Yani engellilik, eşikte olma durumudur (liminality). Fakat Nick Vujicic, Hirotada Ototake ve Prens Randian örneklerinde bu kiş ilerin “evlenip çocuk sahibi olarak, kitap yazarak, konferanslar vererek” eşikte olma durumunu aştığını, dile yerleşmiş ifadelere bakılırsa görece insan statüsünde konumlandırıldığını ve böylece bu eşiğin muğlaklığının statik olmadığını aksine değişip dönüşebildiğini söyleyebiliriz.

Nick Vujicic bu zamana kadar pek çok kez Türkiye gazetelerine ilginç başlıklarla manşet olmuştur. Milliyet, görüleceği üzere bunların en “istikrarlısı”: “İlham Perisi”[9], “Kolları ve Bacakları yok ama…”[10] Sabah ve CNN Türk’ün 2014’teki manşetleri geri kalmıyor: “Hayattan sıkıldım diyorsanız bu videoyu izleyin”[11], “Kolları ve bacakları olmasa da…”[12]

Ancet, bu manşetlerin dönüp dolaşıp vardığı üç noktaları, sakatlığa ilişkin ortaya çıkan pek çok imgenin karşısında afallamanın neticesinde “söylemin kesintiye uğraması”nın kaçınılmazlığı olarak açıklar (2010: 40-42). Bu örneklerde görüleceği üzere, aslında gerçekliğinden kaçamadığımız engelliliği “olumlu” yönleriyle kuşatır, sunarız ve böylece kolsuz bacaksız insanlarla ataerkil toplumların ibret ihtiyacını gideririz! Birkaç yıl sonra Vujicic’in öyküsü bu kez de “ibret” alınacak bir mesajla NTV’nin 2017’deki manşetinde yer alır: “Mazeretim var, hayatta başarılı olamadım mı dediniz? Kolsuz ve bacaksız doğan bir adamın ilham veren öyküsü.”[13] Bu da yetmez. Vujicic’in genetik hastalığının hayatını şekillendiren hikayesi ekstremitesi olan insanların “tembelliğine” çözüm olarak hemen her yıl etkinliklerde, gazete manşetlerinde karşımıza çıkmaya devam eder: “Ünlü motivasyon ustası Nick Vujicic Nur-Sultan’da sırlarını paylaştı”[14], “Tetra-amelia sendromlu motivasyon uzmanı Nick Vujicic Rusya’da”.[15]

Bahsetmek istediğim bir diğer isim ise 1996’da İrlanda’da doğan ve engelli hakları konusunda önde gelen bir kadın aktivist Joanne O’Riordan. Joanne O’Riordan’ın erkek kardeşi Steven, 2014’te Joanne’ın hayatını konu alan, dünya genelinde 16’dan fazla ülkede 15 milyondan fazla insan tarafından izlenen No Limbs No Limits adlı belgesel ile ödül alır. O’Riordan’ın diğerleri ile ortak noktası sadece tetra-amelia olması değildir. O da Güney Afrika, Japonya, Letonya ve Rusya gibi birçok ülkede pek çok konferans vermiştir.[16] Fakat onlardan farklı olarak O’Riordan’ın yeterince “ünlenmediğini”, “çapkınlık” haberlerine konu olmadığını ve “evlenip çocuk sahibi olmadığını” görürüz.

Türkiye açısından durum başkadır. “Türkiye Engelliler Araştırması”, 2002 yılında ve 2010 TÜİK “Özürlülerin Sorun ve Beklenti Araştırması” raporuna baktığımızda elde edilen bilgilerin çok eskiye dayandığını ve güncel bilgilerin olmadığını görüyoruz. Bunun nedeni de Türkiye’de “engelliler” ve durumlarına ilişkin herhangi bir araştırmanın yinelenmemiş olması. Rapor sonuçlarına göre, Türkiye’de “genetik ve kalıtsal bozukluk”ta “özürlülük” oranı yüzde 9,6; “ortopedik özürlüler” yüzde 8,8 iken “birden fazla özüre sahip olanlar” yüzde 18.[17] Bu bağlamda, istatistiksel verilerin uzun aralıklarla toplanmasına paralel biçimde, ya da Türkiye’de engelliliğe bakışın sadece bir yansıması olarak, nitelikli araştırmaların sayıca az olduğunu söyleyebiliriz. Bunun yanı sıra, rapora baktığımızda “engellilerin” yaşadıkları yerlerdeki fiziksel çevrenin yaşamlarına uygun olmadığını görüyoruz: “Oturduğu binalar, yollar, kamu binaları, postane ve bankalar, vb. dükkan, lokanta, market ve mağazalar, park ve yeşil alanlar”. Belki de hiç gidemedikleri için “fikrim yok” oranı yüksek olan yerler de var; “spor tesisleri, sinema, tiyatro vb. yerler ve tatil yerleri” gibi. 2010 TÜİK “Özürlülerin Sorun ve Beklenti Araştırması” raporuna göre “engelli” insanların yüzde 85,7’si sosyal yardım ve desteklerin artırılmasını istemekte. Bu taleplerin ne kadarı karşılanmış/ karşılanmaktadır ya da karşılanacaktır şu anda bilemiyoruz.

Sonuç olarak, geçmişte uzuvları olmayan insanlar, uzuvları olan insanların dikkatini çekmek için “eğlence” malzemesi olarak kullanılmaktayken günümüzde yine uzvu olan insanlara yönelik “ibret” ve “ilham” verici ya da “motive” edici bir örnek olarak sunulmakta ve çoğunlukla başta tıbbi ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği olmak üzere pek çok açıdan temsil krizlerine yol açmakta. Bugün dile köklü bir şekilde yerleşmiş toplumsal cinsiyet, ırk ve sosyal sınıfla iç içe geçmiş engelliliğe dair anahtar kelimeler, özellikle yakın geçmişteki ucubelik tarihine bakılmaksızın anlaşılamaz. Bu nedenle, Türkiye’de engellilerin toplumsal cinsiyet, sınıf, etnisite, eğitim, ekonomik durumları, sosyal ve fiziksel hayatlarına dair durum tespit çalışmalarına odaklanarak “sağlıklı erkek tarafından üretilen eril dilin hakim olduğu ibret verici veya motive edici, toplumsal cinsiyet körü” haberlere odaklanmak yerine hayatlarını kolaylaştırıcı feminist sosyal politikalarla ne kadar desteklendiği ya da nasıl ve neden durum tespiti açısından görmezden gelinen bir konu olduğu sorgulanmalı. Bedenleri ötekileştirmenin “doğallaştırılması” neticesinde özellikle bu yazının içeriği bağlamında ekstremitesi olmayan insanlara dair dile köklü biçimde yerleşmiş olan tarihi eskiye dayanan ifadelerle onların çoğunlukla “yapabildikleri” eylem, aktivite ya da faaliyetler üzerinden değerlendirilmesinin önüne geçilmeli.

Kaynaklar

Ancet, P. (2010). Ucube Bedenlerin Fenomenolojisi (Ersel Topraktepe, çev.). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Claude, A. (2016). Jean Cocteau: A Life. USA: Yale University Press.

Hartzman, M. (2006). American Sideshow: An Encyclopedia of History’s Most Wondrous and Curiously Strange Performers. USA: Penguin Publishing.

Paketçi, C., Gürsoy, T., Akcan, V., Söylemez, A., & Ovalı, F. (2010). “Sporadik izole tetra-ameli vakası,” Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Dergisi, 53, 141-144.

Murphy, R., Scheer, J., Murphy, Y., & Mack, R. (1988). “Physical disability and social      liminality: A study in the rituals of adversity.” Social Science & Medicine, 26(2), 235-242.

Nickell, J. (2005). Secrets of The Sideshows. USA: Kentucky Press.

[1] https://www.britannica.com/art/freak-show

[2] https://www.sheffield.ac.uk/nfca/researchandarticles/freakshows

[3] https://sideshows.fandom.com/wiki/Aloisia_Wagner

[4] https://circus.pastperfectonline.com/photo/34423B8C-F5C8-4026-9344-014710145276

[5]http://www.listemiste.com/kollari-olmayan-10-inanilmaz-insan.html

[6] https://www.thesun.co.uk/news/4226328/man-no-legs-arms-hirotada-ototake-sued-wife-five-mistresses-affairs-japan/

[7] https://www.japantimes.co.jp/news/2019/11/04/national/social-issues/hirotada-ototake-artificial-leg-project/#.XsOnIS_BLq0

[8] http://blog.milliyet.com.tr/azimli–asil-ve-cesur-yurekli-genc–nick-vujicic/Blog/?BlogNo=323351

[9] https://www.milliyet.com.tr/pembenar/insanligin-ilham-perisi-1346766

[10] https://www.milliyet.com.tr/galeri/kollari-ve-bacaklari-yok-ama-6126255/1

[11] https://www.sabah.com.tr/video/dunya/hayattan-sikildim-diyorsaniz-bu-videoyu-izleyin

[12] https://www.cnnturk.com/fotogaleri/yasam/kollari-ve-bacaklari-olmasa-da

[13] https://www.ntv.com.tr/yazarlar/sadik-gultekin/mazeretim-var-demeden-bu-adami-taniyin,jv663c8elkuvK89xOoW_iw

[14] http://www.kazakistan.kz/unlu-motivasyon-ustasi-nick-vujicic-nur-sultanda-sirlarini-paylasti/

[15] https://www.aa.com.tr/tr/pg/foto-galeri/tetra-amelia-sendromu-yuzunden-kollari-ve-bacaklari-olmadan-dunyaya-gelen-vujicic-seminer-verdi-

[16] https://www.joanneoriordan.com

[17] Erişim Tarihi: 26 Nisan 2020. http://www.tuik.gov.tr/PreTablo.do?alt_id=1017

2 Yorumlar

  1. Merve Hanım merhabalar. harika bir yazı. elinize sağlık. kör bir birey olarak benzer meseleleri sürekli yaşıyor, ilham kaynağı olma, ibret malzemesi, kör ama çok başarılı sorunsalından kolay kolay kurtulamıyoruz. sakat bireyin tek görevi toplumun sağlamcı, normal kodlarına yaklaşmakmış gibi, ancak başkalarını motive ettiği an bir değeri oluyor sanki sen hiç kör gibi değilsin, hiç engelliye benzemiyorsunu bir övgü olarak alıp engellenmişliği, normal illüzyonunu her gün yeniden ve yeniden üretiyoruz. sakatlık çalışmaları alanı bu konuda feminist teoriden, toplumsal cinsiyet ve cinsiyet ayrımından çokça yararlanır. disability ve impairment yani yeti yitimi ve sakatlık ayrımı bunun bir sonucudur.bu konuda her iki alanda üretenlerin birbirleriyle daha sık bir araya gelip görüş alış verişinde bulunmaları gereğine inanıyorum.
    biz eeeh dergide konuyla ilgili pek çok yazı kaleme almaya gayret ediyoruz. umarım sizinle bilgi ve deneyim paylaşma şansımız da olur.
    tekrar emeğinize Sağlık.
    dr Engin Yırmaz.

  2. Merhabalar, Engin Bey yorumunuz beni onurlandırdı çok teşekkür ediyorum. Size EEEH Dergi’de belirtilmiş olan e-mail adresinizden yazdım.
    Görüşmek dileğiyle
    İyi çalışmalar diliyorum

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.