Tedbirlerin de toplumsal cinsiyeti vardır: Covid-19’dan önce sürekli olarak ev temizliği yapıyordum. Covid-19 geldi. Ben yine aynı dozda temizlik yapıyorum.

Yıllardır yaşadığım gündelik hayatın adı Covid-19’a karşı tedbir oldu: hijyen ve sosyal temastan kaçınma. İlk olarak hijyen ile başlayayım derdimi anlatmaya, zaten kendisi temasla da yakından ilgili. Hijyen(-ik) nedir ya da hijyenik olmak için neler yapmak gerekir? Bunlar önemli ve bir o kadar da tartışmalı meseleler tabii ki ama benim asıl üzerinde durmak istediğim başka bir şey: hijyene dair “bilince” sahip olma ya da daha doğrusu ne tür bir bilince sahip olma durumu ve bu bilincin toplumsal cinsiyet açısından analizi.

Hijyen kendimize dair, içinde bulunduğumuz sosyal, sınıfsal, siyasal koşullarla ve toplumsal cinsiyetle ilişkili olarak bir bilgi verir. Her ne kadar mutlak kirlilik diye bir şeyden söz etmek mümkün olmasa ve kirlilik bakış açılarına göre farklılaşsa da kirlilikle ilgili düşüncenin temelinde yatan en önemli iki şeyden biri hijyene gösterilen ilgidir (Douglas, 2005). Bugün içinde olduğumuz durum ise—küresel sağlık krizi ve buna bağlı ortaya çıkan birçok kriz—ortak bir hijyen formundan bahsetmemizi zorunlu kılar. Peki, nedir bunlar? Bkz. Corona Virüs Riskine karşı 14 Kural.

Hijyenik olmak için yapılması gerekenleri hatta daha keskin bir ifade ile uyulması gereken kuralları da (diğer normlar gibi) çocukluktan itibaren annelerimizden öğreniriz. Bilgi kaynağının kadın olması son derece önemlidir, ve toplumsal cinsiyet eşitsizliklerine işaret eder. Modern dünyanın yarattığı bazı normlar ve temas tedbirleri ise şu şekildedir: kapı kolları, komütatör anahtarlar, musluk başları, toplu taşıma araçlarındaki tutacaklar, umumi tuvaletler, asansör tuşları, yürüyen merdivenlerdeki el bandına dokunmamak gibi ortak kullanılan yerler, eşyalar ve temas noktaları; yere düşen bir şeyi yıkayıp kullanmak veya (düştüğü yere bağlı olarak) hiçbir şekilde bir daha kullanmamak; başka birinin terliğini veya ayakkabısını ve iç çamaşırını giymemek, diş fırçasını kullanmamak; ortak kullanılan lavaboya el sürmemek; yeni alınan bir şeyi yıkanmadan giymemek, dışarıdan eve gelir gelmez elini yıkamak; hastanelerden gelince duş almak ve giysilerini yıkamak ve daha nicesi. Çünkü temizlik ve hijyen gibi cinsiyetçi “kültürel” normlar kadınların görevidir ve özellikle kız çocuklarına adeta bir sosyal sermaye niteliğinde ve “detaylı” bir şekilde aktarılır. Bu detayların hepsi aslında doğrudan temasla ve modern insanın hijyen anlayışıyla ilgilidir. Bugün—her ne kadar küreselleşme ile artan nüfusun insanlar arasındaki mesafeyi yok denecek kadar azalttığı gözlense de—teknik olarak baktığımızda bile iki aracın takip mesafesinin en az 50 metre olması gerektiğini görürüz.

Bu bağlamda, hiçbir “tedbirin” kendiliğinden alınmadığını ve içinde bulunulan koşullara bağlı olarak değişip, yeniden şekillenebileceğini ifade edebilirim. Eğer kendiliğinden alınsaydı bugün (salgın gibi bireylerin yaşamındaki dışsal tehditlerden birinden yani) küresel bir salgın hastalıktan korunmak adına önlemler almak için siyasi iktidarların düğmeye basması beklenmezdi. Richard Sennett, Ten ve Taş (2002) adlı kitabında hem mekanlar hem de insanlara karşı gelişen temas korkusunu analiz eder ve 17. yy’ın ilk çeyreğinde Venedik’te yaşanan bir salgın hastalıktan dolayı oluşturulan getto yasasıyla Yahudilerle temasın engellendiğini belirtir. Bu senaryoda bireysel “tedbirlerin” ulusal hatta küresel seferberliğin bir parçası olduğunu görüyoruz. Şu anda da her şey kirli ve herkes birbirine kirli olarak bakıyor. Buna bağlı olarak ırkçı ve nefret söylemleri artıyor bulaşma riski ya da korkusuyla birlikte yeni biçimler alıyor. Karantina “tedbirlerine” uymayanlar içinse ciddi ceza uygulamaları söz konusu: Evde İzlem Bilgilendirme ve Onam talimatlarına uymayanlar için hapis cezası istemiyle suç duyurusunda bulunabilme.

Söylemek istediğim asıl şeye dönecek olursam, Covid-19’dan önce sürekli olarak ev temizliği yapıyordum. Covid-19 geldi. Ben yine aynı dozda temizlik yapıyorum. Karantina tedbirleri zaten pek çok kadın için günümüzde gündelik yaşamda (kadının görünmeyen emeği) hali hazırda uyguladığı bir şey. Oxfam’ın Ocak 2020 küresel toplumsal cinsiyet eşitsizlik raporu, kadınların karşılığı ödenmeyen bakım emeğinin önemine vurgu yapıyor. Buna göre 15 yaş üstü kadınların küresel ölçekte üstlendiği ücretsiz bakım emeği yıllık en az 10.8 trilyona tekabül ediyor.[1] Ben işsiz bir doktora öğrencisi ve ailesiyle yaşayan bir kadın olarak, haftada en az beş kez, ayda ortalama 20 ve yılda en az 240 kez temizlik yapıyorum. Önceden hesaplanamayan, ani gelişen olaylarda bu oran artış gösterebiliyor. Örneğin, ölümler.

Çok yakın bir zaman önce babamı kaybettim. İnsanların sürekli olarak gelip gitmesi, hijyen sağlamayı uç bir durum haline getirdi ve yaklaşık bir buçuk ay her gün ziyaretçiler öncesi ve sonrası “hijyen” sağlamak için emek harcadım. Kadınlardan beklenen “hizmetin” sınır tanımayışını da şöyle örnekleyeyim: Babamı kaybedişimden sonraki ilk bir saat içinde eve gelen ziyaretçilerden “Çay yok mu? Çay getirin!” diye yükselen erkek sesini hiç unutmuyorum. Hayatımda en çok sevdiğim iki önemli insandan birini aniden kaybetmiş olmanın şokuyla eve gelen ziyaretçileri ağırlarken tam o anda bir adamın depreşen çay içme isteği. Ölüm ziyaretinde bile çay içmek istiyordu. Çünkü hizmet görmeliydi! Feminist bilince sahip herhangi biri için bunun nedenini, nasılını ve niçinini analiz etmek çok basit ve gayet net olabilir ama bunun analizini yapabilmek patriyarkayı anlaşılır ya da meşru yapmaz. Kısacası bunun adı patriyarka, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ücretsiz emek. O an içimden zıkkımın kökünü iç demek geldiyse de söyleyemedim. İlk on gün içerisinde yaklaşık 50 kez çamaşır yıkadık. Önceden babamın ilgilendiği çamaşır yıkama işi bana kalmıştı. Zaten ücretsiz harcadığım emeğin üzerine, bu sefer onu kaybetmenin sonucunda yaşadığım duyguların “üstesinden gelmek” ve “hijyeni sağlamak” için, hiç durmadan çamaşır asmaya, temizlik yapmaya ve bulaşık yıkamaya devam ettim.

Hijyen, ücretsiz ev işi, toplumsal cinsiyet ve Covid-19’a karşı tedbirlerin birbiriyle yakından ilgili olduğunu ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü) 2018 raporu üzerinden açıklamaya çalışayım. ILO 2018 verilerine göre, kadınların ücretsiz ev içi emeğe harcadığı ortalama zaman 265 dakika yani en az 4 saat 25 dakika. Bu ortalama Arap Ülkeleri’nde 329 dakika yani 5 saat 29 dakika olarak belirtiliyor.[2] Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2019 işgücü istatistik raporuna göre Türkiye’de 15 yaş üzeri kadın nüfusu 30 milyon 947 bin. Bu rakam içerisinde 11 milyon 673 bin kadın ev işleriyle meşgul olma nedeniyle ücretli işgücüne dahil değil. Covid-19’a ve ona dair tedbirlere geri dönecek olursam, benim gibi ücretsiz ev işçiliği yapan pek çok kadın Covid-19’un karantina tedbirlerini zaten yıllardır alıyordur, hiç kuşkusuz. Bu nedenle, “tedbirlerin” toplumsal cinsiyeti olmaz demeyin.

Kaynaklar

Douglas, Mary. (2005). Saflık ve Tehlike. (Emine Ayhan çeviren). İstanbul: Metis Yayınları.

Sennett, Richard. (2002). Ten ve Taş. İstanbul: Metis Yayınları.

[1] https://terrabayt.com/manset/karsiligi-odenmemis-bakim-emeginin-degeri-kuresel-teknoloji-endustrisinin-uc-kati/?fbclid=IwAR02sTQqA6CJfNRdamm7D_rq6uYAcskmJAkBTT33qleawZd5sBl33N4Ox9E

[2] https://www.ilo.org/wcmsp5/groups/public/—dgreports/—dcomm/—publ/documents/publication/wcms_633135.pdf

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.