Dünyanın her yerinde kadınlar daha az kazanıyor, daha az tasarruf ediyorlar, koruma ya da güvenceleri çok az olan ya da tamamen güvencesiz işlerde çalışma oranları daha yüksek. Bu da kadınların ekonomik krizler karşısındaki gücünün daha az olduğu anlamına geliyor.

Reham Garip

Halime telefonunu derin bir üzüntüyle kapatırken, önündeki günlerde ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağını düşünüyordu. Düşüncelerini telefondan gelen zil sesi böldü. Numarayı çok iyi biliyordu. Yanlarında haftalık olarak çalıştığı ev sahiplerinden birisine aitti. Hızlı bir şekilde cevap verdi. Devamlı müşterilerinden haftalarca telefon almamıştı. Ev sahibesi, işini sonlandırma mecburiyetinde olduğunu haber vermek için aramıştı, karantina bittiğinde bile artık gelmesini istemiyordu.

Mısır’da, Sudanlı bir öğrenci olan Halime, karantina sebebiyle işini kaybeden yüzlerce genç kadından sadece birisi.

ESCWA (Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomi ve Sosyal Komisyonu), COVID-19’dan korunma tedbirlerinden kaynaklı durgunluğun, çoğu kadın olmak üzere, Arap ülkelerinde 8,3 milyon insanın yoksullaşmasında ağır basan etken olduğunu belirtti. Kadınların işlerini kaybetme oranı erkeklere nazaran iki kat daha fazla. Çoğu eğitim ya da hizmet sektöründe çalışan Arap kadınları, salgının yayılmasını takip eden aylarda, evden çalışamamaları sebebiyle yaklaşık 700.000 iş kaybetti.

Birleşmiş Milletler’in cinsiyet alanında kıdemli danışmanı Nehla Falji’ye göre, krizler cinsiyetler arasındaki toplumsal eşitsizliği ikiye katlıyor, bu nedenle kadınlar dünyanın her yerinde salgının toplumsal ve ekonomik boyutlarından daha fazla etkileniyor. The New York Times’la yaptığı röportajda Fulji bu durumun nedenlerini şöyle sıralıyor: “Dünyanın her yerinde kadınlar daha az kazanıyor, daha az tasarruf ediyor, koruma ya da güvenceleri çok az olan ya da tamamen güvencesiz olan işlerde çalışma oranları daha yüksek. Bu da kadınların ekonomik krizler karşısındaki gücünün daha az olduğu anlamına geliyor. Tıpkı şimdi içinde bulunduğumuz durum gibi…”.

Halime (27 yaşında) Mısır’da Sudanlı bir öğrenci

Halime, tek gelir kaynağını kriz sebebiyle kaybeden kadın işçilerden sadece bir tanesi. Bize verdiği röportajda; “Müşteriler sağlık koşullarını ileri sürerek randevuları iptal ettiler, belki de onlara virüs bulaştırmamdan korkuyorlardı…” dedi.

Halime, mikrobiyoloji eğitimini tamamlamak için iki yıl önce Hartum’dan Kahire’ye taşındı. Laboratuar analizlerinde çalıştı. Mısır’daki ikametine başlamasından bir süre sonra ulaşım, kira ve doktora masraflarını karşılayabilmek için evlere temizliğe gitmeye başladı. Çünkü maaşı yeterli değildi. Ardından mikrobiyoloji eğitimini yarıda bıraktı ve ayda en az yirmi talep alıp yaklaşık dört bin liralık bir gelir sağlamayı başarmıştı.

Eğitimi için yurtdışından burs almayı düşünüyordu ancak dünya kendi çapında tamamen durunca bu hayali de suya düştü.

Halime; “Vaka sayısı arttıkça durumun giderek daha kötü olacağını biliyordum. Uzun saatler boyunca çalıştım ve basit bir miktar tasarruf edebilmek için daha çok talep kabul ettim ancak çabam gerektiği gibi sonuçlanmadı,”dedi ve şunları ekledi “Hala temizlik randevuları için arayan birkaç müşteri var ancak aylık kazancımın dörtte birinden fazlasını kazanamıyorum ve kazandığımın yarısını dezenfektanlara ve ihtiyaçlarıma harcıyorum”.

Halime şimdilik çalışırken tasarruf ettiği küçük birikiminden harcıyor ve yeni bir iş arıyor: “Doktora diploması olmadan dönmem söz konusu bile değil, sonuna kadar dayanmaya kararlıyım”.

Northwestern Üniversitesi ekonomi profesörü Mattias Dubic, meslektaşlarıyla beraber sunduğu bir araştırma makalesinde; salgının sebep olduğu ekonomik durgunluğun, erkekler arasındaki işsizliği arttıran önceki ekonomik durgunluklardan tamamen farklı olduğunu beyan etti. Bu ekonomik durgunluğun etkisinin kadınlar üzerinde daha şiddetli olacağını ekledi.

Dubic, araştırmasında bu farkı iki faktöre bağlamakta. Birincisi, bu sefer krizden etkilenen sektörlerin farklı olması. Hizmet, eğlence ve eğitim sektörleri en çok etkilenenleri ve bu sektörlerde iş gücünün çoğunu kadınlar oluşturmakta. Diğer faktör ise, özellikle okulların kapanmasıyla birlikte, çocuklara bakmak için ebeveynlerin mecburi olarak işlerini bırakması.

Merve (37 yaşında) Mısırlı

Merve eşinden ayrıldığından beri üç yaşındaki oğluna tek başına bakıyor. Virüsün yayılmasıyla beraber işini kaybetti, COVID-19’a bir geçim kaynağı ya da çocuğu için nafakası olmadan tek başına göğüs geriyor.

Merve’nin hikayesi, COVID-19’dan önce eski kocasından ayrıldığında başlamıştı. “Evlendikten sonra eğitim görevimi bıraktım. Ayrıldıktan sonra yeniden bir iş bulmaya çalıştım. 50’den fazla okul başvurumu reddetti. Sebebi içinde bulunduğum sosyal durumu açıkça belirtmemdi, çünkü bu bana kendimi kazanmış hissettiriyordu. Ancak şeffaflığım boynumu saran boğucu bir kuşku çemberine dönüştü, bundan dolayı evlilik yüzüğümü yeniden taktım, sosyal durumumu sakladım ve böylece okullardan birisinde çalışmaya başlayabildim”.

Merve görevinde dördüncü ayını tamamlamak üzereydi ki virüs yayılmaya başladı. Eğitim askıya alındı ve okul yönetimi çok sayıda öğretmeni işten çıkardı, diğerlerine de ücretsiz izin verdi.

Bir çok Mısırlı kadın gibi Merve de çocuğunun nafakasını alabilmek için aile mahkemelerindeki sırasını almış durumda. Eşi, çocuğun velayetine karşılık tüm haklarından feragat etmesine rağmen ayrılıktan üç ay sonra ödemeyi yapmaktan kaçındı. Çocuk, babasını bir buçuk yıldır görmemişti…

Merve: “Savcılık ve mahkemeler arasında çocuğumun hakkı olan 800 cüneyh’i (Mısır para birimi) alabilmek için bir yıl boyunca koşuşturdum. Küçük bir meblağ olmasına rağmen ödemekten kaçındı. Yargıya başvurdum ancak dava hala inceleniyor. Nafaka hakkı için mahkemeden bir karar almak üzereydim, ancak salgın tedbirleri yüzünden her şey durdu ve mahkemeler kapandı”.

Merve kiracı olduğu daireyi boşaltmak zorunda kaldı ve ailesinin evine döndü. “Tabii ki babamın evinde yeniden rahat hissetmedim, çünkü yeni hayatımda koyduğum tüm kurallar ve oğlumu yetiştirdiğim, bakımını üstlendiğim koşullar değişmişti. Birden hayatımız çok özel bir alandan ortak bir alana dönüşmüştü ve artık herkesin yaşamımızda söz hakkı vardı…”

Alia (45 yaşında) Mısır’da Suriyeli bir mülteci

“Üç çocuğumla beraber Suriye’deki kurşunlardan kaçtım ancak ölüm hala bizi takip ediyor. Hastalıktan kurtulsak, yoksulluktan ölürüz.” Küçük bir giysi imalat fabrikasında çalışan Alia bize verdiği röportaja bu cümlelerle başladı.

Alia Mısır’a dört sene önce sığındı. Mali sıkıntılar içerisindeydi ancak Koronavirüs krizi ile durum daha da kötüleşti.

Durumunu bize şöyle anlattı: “Kiralık bir dairede oturuyorum, üç oğlumu da fabrikadan aldığım maaşla geçindiriyordum. Durumumuz yeni göç eden diğer mülteciler gibi. Yardım kuruluşlarından hiçbir yardım alamadık bundan dolayı büyük oğlum üniversite eğitimini tamamlayamadı,maaşım ise zar zor yemek ve kirayı karşılıyordu…”

Mısır’da farklı milletlerden binlerce mülteci, fonların yetersiz olması nedeniyle yardım kuruluşlarından alınan desteğin azalmasından sonra COVID-19 kriziyle hiçbir güvencesi olmadan baş etmeye çalışıyor. Alia: “Mart ayının başında enfeksiyon korkusuyla fabrika kapandı ve çalışmayı bıraktık ancak açlık, yoksulluk ve evsiz kalma korkusu ne olacak?”

Alia bu ay evinin kirasını çıkaramadı. Komşularından gelen gıda yardımlarıyla geçiniyor, öyle ki dezenfektan malzemeleri bile satın alamıyor, bundan dolayı evini sık sık suyla temizlemekle yetiniyor.

“Aylık kazancım 1000 cüneyh’ten fazla değildi ancak gelirimi arttırabilmek için mesaiye kalıyordum. Bazen oğlum birkaç gün günlük ücret veren işlerde çalışıyordu. Nereye kadar dayanabileceğimizi bilmiyoruz. İşimizi kaybettik, hâlâ koşulların iyileşmesini bekliyoruz”.

Dalya (25 Yaşında) Mısırlı

Dalya, erkek kardeşi onu öldürmekle tehdit ettikten sonra ailesinden ayrıldı ve iki yıldır yalnız yaşıyor. Dalya hayatında şiddet olağanlaşmıştı.Yaşadığı şehirden kaçarak başkente gitti. Bir telekomünikasyon şirketinde doğrudan satış elemanı olarak çalışmaya başladı.

Dalya: “Benim yolum ölümle kuşatılmış. Babamın ölümünden sonra bana şiddet uygulayan kardeşimden kaçtım. Bağışıklık sistemimde Koronavirüs’e yakalanma ihtimalini arttıran bir zayıflık var. Çalıştığım yerde sosyal mesafeye uymadan çok sayıda müşterinin arasına karışıyordum, bundan dolayı ücretsiz üç haftalık izin aldım”.

Dalya’nın yöneticileri onun sağlık sorununa anlayış göstermiyordu, ancak şirket çalışanlarından kimsenin salgına yakalanmasını istemiyordu, çünkü bu itibarlarına zarar verecekti, bu yüzden ücret ödemedikleri bu sürece aldırmadılar.

Dalya şöyle devam ediyordu: “Geçtiğimiz dönemde ilaçlarım için birikimimden harcama yaptım, ancak param bitince açlıktan ölmemek ya da ay sonunda ev sahibinin beni atmaması için işe geri dönmek zorunda kaldım. Ailemin evine dönmek söz konusu bile değil çünkü kardeşim oradaki hayatımı keskin bir bıçak darbesi ile sona erdirdi. Bu sebeple yiyeceklerimden ve kişisel ihtiyaçlarımdan dezenfektan malzemeler ve maske alabilmek için tasarruf ediyorum”.

Kadınların çektiği bu acıyı hafifletebilecek bir mekanizma yok. Üniversitede öğretim görevlisi ve feminist aktivist Azze Kamil bize verdiği röportajda şöyle söylüyor: “Tam ve istediği etkinlikte çalışan kadın oranını inceleyen bazı spesifik araştırmaların ışığında kadınlara yeterli desteği sağlayamadığımız gözlemleniyor. Özellikle kadınlara yardım kuruluşlarının hedeften uzak, ikinci derece konulara yoğunlaşıp temel sorunların çözümünde yaşadığı dağınıklık bunun birincil etkenidir.”

Yine Azze Kamil krizin “sivil toplumda tam olarak neye ihtiyacımız olduğunu düşünmek için bir alan yaratması ve devlete, çeşitli kuruluşlarıyla kriz sebebiyle meydana gelen zararların azaltılması için sivil toplum örgütleriyle işbirliği yapmanın gerekliliğini gözden geçirmesi ve çalışmalarını yürütmesi için bir fırsat vermesi gerektiğine” inanıyor.

Çeviren: Pınar Irmak

Bu yazının orijinali 3.6.2020 tarihinde Khateera sitesinde yayınlandı.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.