Fiziksel travmalarda genellikle düşen vazo iki ya da üç parçaya ayrılıyorken cinsel travmalarda düşen vazonun kaç parçaya ayrıldığını bazen saymak mümkün olmayabilir. Kintsugi işte tam da bu açıdan cinsel travma ve tedavisinde yaşananları anlatabilecek bir Japon sanatı.

Cinsel travma güçlü olan tarafından güçsüz olana uygulanan şiddet biçimlerinden biri sonucu oluşur. Şiddet biçiminin cinsellik içeriyor olması diğer şiddet biçimlerinden çok daha karmaşık sonuçlara neden olabiliyor. Avusturalyalı yazar Germaine Greer Mayıs 2018’de “tecavüz aslında çok büyük bir olay değil, penis sizi öldürmez” dediğinde çok büyük tepki oluşmasına neden oldu. Ben söylediklerini şöyle anlıyorum; cinsel saldırı bir güç kullanma biçimidir. Bir insanın ölümcül olmayan şiddetli fiziksel saldırıları benzer etkileri oluşturabilir. Ancak cinsel saldırılarda böyle olmaz. Cinsel saldırılar sonrası cinselliğe yapılan atıflar, cinsel saldırı yaşayan kişinin ve toplumun bunu algılama biçimi oluşan yaranın daha derin olmasına neden olur. Keşke insanlık zihninde cinsel saldırıları daha basit olaylar gibi yaşayabilse. Namus kavramı olmasa, saldırıyı yaşayan yaşadığından utanmasa, bunun ayıp bir yanı olamasa, o zaman cinsel şiddet ile fiziksel şiddetin algılanma biçimi benzer olur. Cinsel saldırının açtığı yara azalır. Böyle olabilse cinsel saldırı gerçekten baş edilmesi çok daha kolay bir kötü yaşantı olurdu. Ama öyle değil maalesef. Çünkü bu algılar kısa sürede oluşan kolayca değişebilecek algılar değil. Böyle olması gerektiğini söyleyenler için bile bu algılarla baş etmek hiç kolay değil. Hepimiz bu toplumda bu algılarla bugüne gelmişiz.

Cinsel saldırıların, cinsel travmaların diğer travmalardan en büyük farklılığını oluşturan bu yönü. Bu nedenle de açtığı yaranın pek çok boyutu var. Tıpkı porselen bir vazo düştüğünde pek çok parçaya ayrılması gibi. Fiziksel travmalarda genellikle düşen vazo iki ya da üç parçaya ayrılıyorken cinsel travmalarda düşen vazonun kaç parçaya ayrıldığını bazen saymak mümkün olmayabilir. Kintsugi işte tam da bu açıdan cinsel travma ve tedavisinde yaşananları anlatabilecek bir Japon sanatı.

Kintsugi, aslında hiçbir şeyin gerçekten kırılmadığını savunan 500 yıllık antik Japon felsefesine dayanır. Kintsugi tekniğini kullanan sanatçılar, kırılmış seramikleri altın ve gümüş ile birleştirerek, yaşanmışlığın özgün ve benzersiz izlerini taşıyan eserler ortaya çıkarırlar. Bu sanatta kırılmanın izleri gizlenmez, tam tersine vurgulanır. Kintsugi sanatı, wabi-sabi anlayışına dayanır. Wabi-sabi, yaşamın hiçbir unsurunu kusur olarak görmez, tersine ona göre yaşam, tüm unsurları ile değerlidir.

Hayal kırıklıkları mutluluğa dönüşebilir

İnsanın yaraları için de kintsugi geçerli olabilir mi? Bedensel bazı yaralanmalarda yaralanan dokular öyle tamir edilir ki doku eskisinden daha sağlam olur. Bazı yıpranmış kemik dokular metal protezlerle değiştirilir ve protezin takıldığı yer eskisine göre daha sağlam olur. Acaba duygusal kırılmalar için de benzer durum söz konusu olabilir mi?

Kintsugi psikoloji-psikiyatri dünyasında ruhsal acıları ve bu acıların iyileşme süreçlerini anlatmak amacıyla kullanılmıştır. Ancak kintsugi’nin en iyi anlattığı ruhsal durumların başında cinsel travmalar geliyor. Çünkü; cinsel travmalar genellikle kolayca onarılacak küçük bir yaralanmaya sebep olmaz. Birden çok bölgede ve derin yaralara neden olur.

Cinsel travma insan eli ile oluşan bir travma olması, en çok yakınların, tanıdıkların saldırgan olması, ahlaki meseleler nedeniyle uzun süreler gizli kalması, ruh sağlığı alanında da uzun yıllar konuşulamaması gibi pek çok nedenle yaralanmanın fazlaca yaşandığı bir durumdur. Yara onarımının incelikli, özenli yapılması gerekir. Tamir, ister travmayı yaşayan kişi ve sevenleri tarafından, ister bir ruh sağlığı profesyoneli tarafından yapılsın incelikli, özenli ve emekle yapılması gereken bir tamirdir.

Cinsel travmayı yaşayan kişiyi pek çok şey yaralar

Öncelikle cinsel travma güç-iktidar ilişkisinden bağımsız düşünülemez. Her zaman güçlü olanın güçsüz olana uyguladığı bir şiddet biçimidir. Bu nedenle çoğunlukla kadınlar, çocuklar ya da hayvanlar bu şiddet biçimine maruz kalırlar. Şiddeti uygulayanlar da neredeyse tamamen erkeklerdir. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki cinsel saldırı genellikle çekirdek aileden ya da büyük aileden bir erkek tarafından aynı aile içinde bir kadın ya da çocuğa yönelik olarak uygulanan bir şiddettir. Genellikle de bir seferde bitmez. Kadın ya da çocuk bir şekilde kendini koruyabilir hale gelene kadar devam eder.

Kendini koruyabilmek de hiç kolay değildir çünkü travma doğası gereği uygun ve doğru çözüm üretebilmeyi sağlayan zihinsel süreçlerde de bozulmalara neden olur. Dünyanın en zeki ve becerikli insanı olsanız işin içinden çıkamayabilirsiniz. Gücünüz yönteminiz yolunuz olsa bile benzer durumu yaşayan bir başkasına çözüm yöntemleri önerebilir ancak kendi yaşadığınız travmanın içinden çıkamayabilirsiniz. Bazı durumlarda çıkış yolu da yoktur.

Bu demek olur ki kadının ya da çocuğun aile içinde güvenmesi beklenen, koşullar gereği ekonomik olarak hayatta kalabilmek için bağımlı olduğu kişi-ler cinsel saldırı faili olmaktadır. Böyle olduğunda fiziksel ve ruhsal acıya bir de kişinin temel normlarında ortaya çıkan bozulma eşlik eder. Güvenilir insan ne demektir? Bir insan hem cinsel şiddet uygulayıp hem de kendisini en çok seven, zorlukları sırasında yanında olan kişi olabilir mi? Cinsellik kimler arasında ne şekilde yaşanır? sorularına verilen yanıtlar karmakarışık olur. Cinsel travmanın yaşandığı yaş küçüldükçe kişinin ilişkiler, hayatta kalma, sevdikleri, insanlar, cinsellik … gibi pek çok konuda kafası karışır.

Cinsel saldırı sonrasında kadınların kendilerini suçlama eğilimi olur. Neden bu benim başıma geldi? Bunu hak edecek ne yaptım gibi sorular istemese de aklında dolaşır durur. Aslında insan türü olarak herhangi bir olay başımıza geldiğinde “neden ben?” sorusu aklımıza gelir. Biraz insanın kendini tümgüçlü ve her şeyin merkezinde görmesiyle de ilgili bir bakış açısıdır bu. Konu cinsel travma olduğunda bu bakış açısının yanına toplumsal başka bakış açıları eklenir. Kadın nasıl giyinmelidir, hangi saatte nerelerde olabilir? Hatta ne kadar gülebilir konuşabilir? Hepsinin kadının kendisi dışında bir bileni vardır. Kadının hallerinin neredeyse tamamı, yazılı olmayan toplumsal kurallarla belirlenmiştir. Sokakta, evde, yatakta kadın nasıl olmalı, bellidir. “Kadın bu kurallara uymadığında da başına her türlü kötülüğün hatta cinsel saldırının gelmesini hak edecektir”. Bu bakış açısı erkek egemen bakış açısıdır elbette ama cinsel saldırı yaşayan kadınlar da bu toplumda ve bu bakış ile yaşayageldiği için gerçekleri bilse bile kendini suçlama eğiliminden kurtulamazlar. Ayrıca cinsel saldırı sırasında saldırgan-lar genellikle kötü şeyler söylerler. “Sen de istedin” ya da “sen hak ettin” … gibi. Var olan suçluluk düşünceleri ve kötü duygular daha da artar. Bir derin yaralanma sebebi de bu suçluluk olabilir.

Ayrıca cinsel travmayı yaşayan kadın ya da çocuk yardım istemekte çok zorlanır. Yardım isteyebileceği kişi-ler olmayabilir, olsa da yardım istemek çok zor olabilir. Bazen hem zihinsel olarak sağlıklı düşünmek mümkün değildir hem de başka hiçbir travma biçiminde şiddeti yaşayan şiddet uygulayandan daha fazla utanmaz. Ayrıca şiddet uygulayan yakından tanıdığı birisi olduğu için yardım isteyeceği kişinin de yakınıdır. Yardım alınacak kişi nasıl düşünecektir? Yardım isteyene inanır mı? Çekirdek aile içindeyse aile dağılır mı? Değilse çekirdek aileden biri katil olur mu? … gibi pek çok soru akla gelebilir. Genellikle yine aile içinden birine direkt olmayan bir yolla sorun anlatılmaya çalışılır. Ya söylenmek istenen anlaşılmaz ya da çok daha kötüsü kabul edilmez. Söyleyen kişiye inanılmaz. Bu inanmayan da cinsel travmayı yaşayan tarafından güvenilir, yardım edecek olarak kodlanmış biridir. Böyle bir inanılmama ya da kabul edilmeme durumu da güvenilir insan tanımlamasını baştan sona değiştirecektir. Yalnız ve yardımsız bırakılma, anlaşılmama; yaşanan büyük yaralardan birini oluşturur.

Cinsel saldırıların başka bir boyutu bulaşıcı bir hastalığa yakalanma riski ya da gebelik riskidir. Gebelik ya da ek hastalık olmasa da baş etmesi çok zor bir durum olan cinsel travma bu durumlar eklendiğinde iyice karmaşık hale gelir. Gebelik ve sonuçları bebek dünyaya gelse de gelmese de en zor yaralardan birine neden olacaktır.

Yani bir cinsel travma aslında sadece bir derin yaralanmadan ibaret değildir. Seramik bir vazonun yere düştüğünde parçalanması gibi, pek çok konuda pek çok yarayı aynı anda oluşturabilecek bir olaydır. O nedenle de her parçanın ayrı bir özenle dikkatlice tamir edilmesi gerekir.

İnsanın ruhsal acılarının tamamı için acının dinmesi kolay değildir denebilir. Bedendeki yaralar gibi yaranın derinliği, büyüklüğü, biçimi gibi pek çok özelliği yaranın nasıl onarılacağını belirler. Bazen hiç iz kalmadan eskisinden daha sağlam olarak yaralar iyileşir, bazen yaralanan bölgeyi eskisi gibi kullanmak mümkün olmaz. Bu süreç yara ile ilgili olduğu kadar bu yarayı tamir biçimine göre de şekillenir. Tıpkı kintsugi’deki gibi incelikle her kırık parça ayrı bir özenle diğer parça ile birleştirilir ve eksik parça kalmazsa ruhumuzdaki yaraların neredeyse tamamı iyileşir. Cinsel travmalardan sonra da yaraya neden olan tüm parçalar fark edilir, kabul edilir ve birleştirilirse sağlıklı mutlu hatta yaralanma öncesinden daha keyifli bir cinsel yaşam mümkündür. Kintsugi’nin vazo parçalarında yaptığı gibi; hayat, yaşananlar, cinsellik, alınan her nefes çok daha kıymetli hale gelebilir.

Kaynaklar

http://www.olaganustukanitlar.com/kintsugi-nedir-yasanan-her-sey-degerlidir-diye-sessizce-haykiran-japon-sanati/

Yıldırım, M. H., & Güvenç, R. (2017) Cinsel saldırı sonrası adli makamlara başvuran olguların ruhsal belirtileri ve travma özelliklerinin değerlendirilmesi. Anadolu Psikiyatri Dergisi, 18(4), 330-338.

World Health Organization (2003) Guidelines for Medico-Legal Care of Victims of Sexual Violence.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.