“Kadınların doğurganlığı onlara karşı bir kontrol yöntemi olarak kullanılıyor.”

Gebeliğe zorlama ile ilgili “derin bir farkındalık ve anlayış eksikliği” var

Maya Oppenheim

The Independent açıklıyor: Birleşik Krallık’ta her yedi kadından biri ya hamile kaldığı için ya da kürtaj yaptırdığı için zorbalığa uğruyor.

Geniş çaplı bir araştırma kadınların yüzde 14’ünün üreme baskısı yaşadığını, ya gebe kalmaya ya da kürtaja zorlandığını tespit etti.

Kamuoyu araştırma şirketi D-Cyfor tarafından yapılan araştırma, kadınların yaklaşık yüzde sekizinin hamile kalma baskısı yaşarken, yüzde yedisinin de kürtaja zorlanmış olduğunu duyurdu.

İngiliz Tıp Dergisi’nin (British Medical Journal) bir önceki bir raporunda, üreme üzerindeki baskı olgusu “bir kadının üreme planlarına müdahale eden eylemler ve bir kadını hamileliği başlatma veya sonlandırma konusunda zorlayan veya baskılayan her türlü eylem” olarak tanımlanıyor.

Uzmanlar, böyle bir baskı yaşayan kadınların oranının yüzde 14’ten daha yüksek olacağı konusunda uyarıyor, çünkü bu rakam gizlenmiş veya çalınmış doğum kontrol haplarını, seks sırasında sabote edilmiş veya çıkarılmış prezervatifleri ya da vazektomi olduğunu belirterek yalan söyleyen partnerleri kapsamıyor.

İngiltere’nin en büyük kürtaj hizmeti veren İngiliz Hamilelik Danışma Servisi (Bpas) sözcüsü Katherine O’Brien, kadınların düzenli olarak hamilelik baskısı ile karşılaştığını, ancak kamuoyunda bu konuda derin bir farkındalık ve anlayış eksikliği olduğunu söylüyor.

O’Brien “Doğurganlık baskısı, sadece gebeliği sonlandırmak veya devam ettirmek zorunda kalmaktan çok daha fazlasıdır,” diyor.

“Toplum, korunmakla uğraşan bir partneri ciddi bir sorun olarak görmeyebilir, ama öyle.

Bu konuya ilişkin anlamamız gereken çok şey var. Kadınların doğurganlığı, onlara karşı bir kontrol yöntemi olarak kullanılıyor. Çoğunlukla, üreme baskısı hakkında düşündüğümüzde otomatik olarak akla gelen şey, bir kadını hamileliğe son vermeye zorlamak, diğer yüzü yeterince düşünülmez.

Bu anket sonuçları, kürtaj hizmetlerine istediğimiz sağlam politika ve prosedürleri getirebileceğimizi, ancak yine kadınlara hamileliğe devam etmeleri konusunda baskı uygulanmaya devam edeceğini gösteriyor.”

Doktorların, kadınların kürtaj için “isteyerek ve özgürce” onam vermelerini sağlamak konusunda çok dikkatli olduklarını belirtiyor – annenin açık rızası olmadan kürtaj yapan doktorların hapis cezasına çarptırıldığını söylüyor.

Altı yıl boyunca Bpas’ta çalışan O’Brien, sağlık görevlilerine ve polise hamilelik baskısı hakkında daha fazla bilgi edinmek için birlikte hareket etmeyi öneriyor.

Sadece kürtaj değil, tüm tıbbi prosedürlerde onam alınması gereği, genel hukuka ve bedensel özerklik ilkesine dayanır. Onamın geçerli ve yasal olması için, istemli ve bilgilendirilmiş olması ve onam veren kişinin karar verme kapasitesine sahip olması zorunludur.

O’Brien “Hamilelik sırasında aile içi şiddetin yükselebileceğini biliyoruz,” diye ekliyor. “Görüştüğümüz kadınlar arasında baskıcı ilişkilerden gelenler, eşlerinin kontrol edemediği prezervatif veya hap gibi korunma yöntemlerini soruyor, biz de onlara diğer uzun vadeli gebeliği önleme biçimleri hakkında tavsiyelerde bulunuyoruz.”

Çocuklara hayatta mümkün olan en iyi başlangıcı vermeyi amaçlayan En İyi Başlangıçlar adlı sivil toplum örgütünün tahminine göre, aile içi şiddetin üçte birinden fazlası, kadın hamile kaldığında başlıyor ya da kötüleşiyor, ve aile içi şiddet gören kadınların yüzde 40 ila 60’ı hamile kaldığında şiddet görüyor.

Ayrıca, anne ölümlerinin yüzde 14’ünden fazlasının, sağlık profesyonellerine istismar içeren bir ilişki içinde olduğunu söyleyen kadınlar arasında meydana geldiği tahmin ediliyor.

Üreme baskısı yeni bir olgu olmasa da, bir kavram olarak Contraception adlı dergide ancak 2010 yılında yapılan bir çalışmada ele alınmış gibi görünüyor.

İngiltere’de kürtaj hizmeti veren Marie Stopes’de koruyucu hemşirelik yapan Amy Bucknall, “Düşündüğünüzde kadınları hamileliği sonlandırmaya veya hamile kalmaya zorlamak barbarcadır,” diyor.

“Zorlayıcı kontrol, üreme sağlığını her iki yönde etkileyebilir, kadınlar hamileliği sürdürmek zorunda kalabilir, ayrıca hamileliği sonlandırmaya da zorlanabilir. Her ikisi de bir kadına duygusal olarak zarar veriyor. Bir çocuğu taşımak ve hamileliği sürdürmek çok riskli bir şey. Bu konu insanların zorlanması gereken bir şey değil.”

İngiltere’de anne ölüm hızı 100.000 gebelikte 9.8 kadın iken anne ölüm oranı dünya çapında büyük bir sorun. Her gün yaklaşık 830 kadın hamilelik ve doğumla ilgili önlenebilir nedenlerden ölüyor.

On yıldır cinsel sağlık sektöründe çalışan Amy Bucknall, Marie Stopes’in, kadınların aile üyeleri tarafından gebeliğe zorlandıklarını aktardıkları vakalarla karşılaştığını söyledi.

Yasa uzun zamandır bir kadının hamileliği hakkında kendisinin karar vermesinin doğru olduğunu belirtmesine rağmen, zorlamanın sıklıkla “özellikle kültürel nedenlerle” olduğunu ve kürtaj danışmanlıklarında kendilerince kürtaja zorlayan ebeveynlerle karşılaştığını söyledi.

“Kürtajlarını ebeveynlerinden çok çok gizli tutmak zorunda olan kadınlar için gerçekten zorlayıcı olabilir,” diye ekledi.

Hemşire, Marie Stopes’in genç kadınların kürtaj yaptırmaktan veya hamileliğini sürdürmekten korktuğu vakalarla karşılaştığını, çünkü partnerlerinin elinde çıplak fotoğraflarının olduğunu ve intikam pornosu kurbanı olmaktan dehşete düştüklerini söylüyor.

“Şiddet içeren ilişkilerdeki kadınlar hamile olduklarında neler olacağı konusunda çok korkuyorlar çünkü şiddet daha da artıyor ve çocuğun hayatını korumak zorundalar,” diye ekledi.

Molly* Marie Stopes’e başka bir bebek istemediğini ama partnerinin baskı yaptığını – partnerinin kürtajı kabul etmediğini ve hamileliği sonlandırırsa çok üzüleceğini söylüyor.

Hepsi de yedi yaşın altında olan beş çocuklu anne, başka bir çocukla zihinsel veya fiziksel olarak baş edemeyeceğini ve annelik dışında bir hayatı olmadığından bitkin ve izole edilmiş hissettiğini söyledi.

Yardım kuruluşunda yapılan bir danışma toplantısında Molly, eşinin kontrolcü ve şiddet eğilimli olduğunu ve ondan korktuğunu açıkladı. İlişkileri boyunca çalışmasına veya eğitim almasına engel olmuştu. Bu hamileliğin de onunla kalmasını sağlamayı, onu terk etmekle tehdit etmiş olduğu için kendisini bu ilişkiye hapsetmeyi amaçladığını hissediyor.

Marie Stopes, Molly’yi yerelde aile içi şiddete karşı destek veren bir kurumla ve ilişkiden güvenli bir şekilde uzaklaşmasına yardımcı olan sosyal hizmetlerle tanıştırdı.

Leila* kürtaj yaptırmak için yardım kuruluşuyla temasa geçti, çünkü eşi onu öldürmek ve hamileliğini sonlandırmazsa karnına tekme atmakla tehdit etmişti. Geçmişte ona asla fiziksel olarak zarar vermemiş olsa da dehşete kapılmıştı ve eşinin ailesinin de kendisini korkutup terk ettiğini belirtti. Anne olmayı çok istemesine rağmen onunla birlikteyken bebek sahibi olamayacağını söyledi.

Sonunda yıllardır kendisine duygusal şiddet uygulayan partnerini terk ederek hamileliğini sürdürmek istediğine karar verdi –bundan önce iki kürtaj olmuş ama o zamanlar kimseye söyleyememişti.

Araştırma, 566 yetişkin kadından oluşan bir örnekleme dayanıyordu ve İngiltere nüfusunu temsil edecek biçimde seçilmişti.

İngiliz Tıp Dergisi’nde Ocak ayında yayınlanan bir raporda, ABD’li kadınların dörtte birinin üreme yaşamları üzerinde kontrole veya baskıya tabi tutuldukları tespit edildi.

Çalışma, esas olarak yakın partnerler tarafından uygulansa da, daha geniş aile üyeleri tarafından, gençleri ve etnik azınlıkları özellikle savunmasız bırakarak, organize bir suç olarak işlenebileceğini ortaya koydu.

İngiltere’deki anne sağlığı, cinsel sağlık, üreme sağlığı ve kürtaj hizmetleri ile aile hekimliği ameliyatlarında tarama yapılması çağrısında bulundu.

*Molly ve Leila takma isimlerdir.

Çeviren: Hanife Aliefendioğlu

Bu yazının orijinali 23 Mart 2019 tarihinde The Independent sitesinde yayınlanmıştır.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.