Feminist Gece Yürüyüşü patriyarkaya karşı dilediği sözü kurar, neden? Çünkü bağımsızdır ve feministtir. Cevap bu kadar basit. Bu bağımsız duruşu sindiremeyen bazı kişiler bağımsız feminist politik mücadelenin anlamını bence sağcı bir tutuculuk namına kaydırıyorlar. Neyi güçlendirip neyi yıprattığınızın gerçekten farkında mısınız?

Baskının arttığı toplumlarda komploculuk ve paranoyanın yükselişe geçtiğini pek çok tarihsel örnekten biliyoruz. Bu iki taraflı bir paranoya. Hem hükmedenlerin, egemenlerin içinde üreyen ve içinden taşan hem de onların baskı ve sömürüsüne direnenlerin içinde mayalanan. Yani paranoya ve komploculuk her daim iktidar eli ile, baskı ve zor araçlarını kullanmaktan çekinmeyen hükümetlerin eli ile çoğaltılmıyor. Paranoya ve komploculuğun aynı anda çoğalması; açık polis şiddetinin, devlet cezalandırma tehditlerinin hoyratlaşması ve göz göre göre yapılabildiği bir güce kavuşmuş olması gibi süreçlere bağlı olarak, bu zorbalıktan korunarak yaşamları için mücadele etmeye devam edenlerin de giderek daha karmaşık kararlar alması, çok hızlı hareket edip daha önce olmadığı kadar sık ittifaklaşmalar içine girmesiyle de ilgili bir durum.

Küçük somut örnekler vereyim. Örneğin Feminist Mekan feministlere ve kadınlara açık, karma gruplara (karma grupların kadın komisyonlarının talebi olması fark etmez) kapalıydı. Devlet, Onur Haftası’ndaki barışçıl yürüyüşe önce saldırarak, insanların gözlerini çıkararak, sokakları demir ağlarla örerek engel oldu ve sonra tümden suçlulaştırdı, caddeye “belirli tipte” insanları sokmama, herkesin oturduğu parktan bazılarını seçerek dışarı atma gibi pratiklerle… Böyle bir baskı ortamında sessizce bir işbirliği oluştu ve dayanışma kuruldu. Bu ne Feminist Mekan’ı Onur Haftası’ndaki herkesin politik fikirleriyle aynı görmenin getirdiği bir fikir birliğinden kaynaklandı ne de bu dayanışmanın koşulsuz, bitimsiz her zaman sürmesi söz konusuydu. Tarihsellikten uzak herkes bu dayanışmanın içinde ya da dışında olup bin türlü fikir geliştirebilir tabii ki fakat bunların hiçbiri hakikat değil maalesef! Olsa olsa eksik, yanlış bilgiye dayalı bir çarpık argüman olur… Fakat dış gözler -buna sadece mesafe anlamı yüklemiyorum; hem aktif politikanın içinde yer almayan, hak mücadelesi için kimlerin ne bedeller ödediğine mesafelenenleri kastediyorum hem de ayrıca o kentte, o ülkede o hayat içinde bulunmayanları- bir avantaja sahipler. Dışarıda duruyor olmanın getirdiği karmaşıklıklardan uzak sadece sonuçlara bakıp dümdüz bir anlatı kurmanın rahatlığı… Tabii ki oradan oraya koşturan, fikirden fikre daha iyisini bulabilmek için zıplayan insanlarda olmayan bir bedensel, mental rahatlık hâli bu. Hatta bence sınıfsal da yönleri olduğu muhakkak bir rahatlık. Sevgili dış gözler neden toplantılara katılmıyorsunuz? Fikirleri fikirlerle sınamıyorsunuz? Neden örgütlü, yüz yüze mekanlarda üretmiyorsunuz? Madem gözünüz o alan her neyse o alanda -sözünüz ona dair ve ona doğru olduğuna göre gözünüz de var muhakkak- konforlu bir muhafazakar komploculuğun doğmasına fırsat tanıyorsunuz? Tabii ki aktif politika üreten kolektiflerin, toplulukların, grupların parçası olmak çok büyük bir zaman, emek, enerji demek ve kendi on küsur yılı aşkın deneyimimden gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki yıpranma payı da oldukça büyük. Mesafede kalmaya geçtiğim son birkaç yıldan biliyorum ki burası hakikaten çok konforlu, stresten azade ve nasıl desem garip bir her şeyi daha net görme, bakış özgürlüğü, dikizcilik, üstünlük hazzı da var. Karşılaşmalardan gelen güçlüklerin hiçbiri olmaksızın bir sürü üretimle, fikirle, kişiyle temas ediyor gibi oluyorsun, değişik bir kafası var.

Son 8 Mart afişiyle ilgili çoğunlukla muhafazakar, yargılayıcı dillerle bezeli eleştiriler geldi. Eleştirilerin özü cinsellikle cinsiyet ilişkilerini, toplumsal barışla cinsiyet ilişkilerini ayrı ayrı kompartımanlara koyma diyebilirim. Biri soruyor kadın’ın adı yok ya da bir diğeri diyor heteroseksizm ne alaka, hetero kadınlar mı kapsanmıyor. Bu eleştirilere yönelik teorik olarak da pratik olarak da yüzlerce farklı argüman kurulabilir. Bunların hepsinin de güçlü ve zayıf yanları olur ama en nihayetinde hepsinin de oldukça politik ve çok anlamlı yanıtları olur. Ben kendi emeğimden, politik taleplerimden bir yanıt vereceğim: hem patriyarkaya hem de patriyarkadan asla ayrılmayan -dayatılan, zorunlu kılınan cinsellik biçimi anlamına gelen- heteroseksizme aynı anda düşmanım. Buna dair derdimi en sonda tekrar ifade edeceğim, bir adım sıçrıyor ve basit bir şeyi hatırlatmak istiyorum. 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü’nün feminist politikası makbul olmak zorunda değildir. Çünkü hiç olmamıştır, çünkü hep bir adım ilerdedir, hep asidir, hep söylenmeyeni söylemiştir. Ve tüm kadınlara sesini duyurmaya çalışsa, hitap etse de tüm kadınların tüm fikirlerinin bir ortalamasında buluşma zemini değildir. (Zaten orta ne ola ki? İki eşit parçanın yarısı mı, farklı beş benzemez şeylerin bölümü mü, bir minimum mu, bir müşterek mi? Bir asgari mi, bir makul mu?)

Feminist Gece Yürüyüşü savaşa karşı da sözünü söyler, heteroseksizme karşı da. Irkçılığa, devlet şiddetine karşı da, transfobiye, seks işçilerine yönelik düşmanlığa da. Hayvan sömürüsüne de yaşam tarzı dayatmasına da… Liste sonsuza dek uzayabilir ama kısa keseceğim. Patriyarkaya -ki kendisine heteropartiyarka diyorum; bir sınıf, bir politik kategori olarak kadınları ezdiğini bildiğimiz patriyarka hegemonik olarak hep heteroseksüel ilişkiler, heteroseksüel aile ve toplum yapıları dayatması üzerine inşa edildi- karşı dilediği sözü kurar, neden? Çünkü bağımsızdır ve feministtir. Cevap bu kadar basit. Bu bağımsız duruşu sindiremeyen bazı kişiler bağımsız feminist politik mücadelenin anlamını bence sağcı bir tutuculuk namına kaydırıyorlar. Neyi güçlendirip neyi yıprattığınızın gerçekten farkında mısınız?

Kız çocuklarını okulsuzlaştırma, kız çocuklarının tecavüzcüyle evlendirilmesi, çocuklara yönelik istismar suçlarının yasallaştırılması, hayatların diyanet eliyle dincileştirilmesi, işyerinde taciz, muhafazakar ahlakçılık, tepeden inme bir kararla İstanbul Sözleşmesinden çekilme gibi sadece kadınları değil toplumdaki herkesi ilgilendiren dayatmalara karşı da mücadele ediyoruz, bunu akılda tutarak devam edeyim. Sınıfı bölen patriyarkaysa cinsellikleri de bölen, yarıştıran, tek seçenek olarak sunan heteroseksizm de patriyarkanın taşıyıcı kolonu. Heteroseksüel olmayan bir feminist olarak nasıl ki kürtajın zorlaştırılıp suçlulaştırılmasına, kreşlerin ve sığınakların yetersiz bırakılmasına, kapatılmasına, nafakanın gaspına, erkek şiddetine, boşanmanın zorlaştırılmasına karşı mücadele ediyorsam ve bu kişi olarak benimle ilgisiz (fakat bittabi ki bağlantılı), patriyarkanın kadın emeğini, bedenini, cinselliğini sömürdüğü ve erkek menfaatini kollayarak inşa edildiği gerçeğine dayanıyorsa heteroseksüel feministlerin de heteroseksizmle mücadelesi patriyarkaya karşı bir mücadeledir. Ve çok anlamlıdır.

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

ten + two =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.