Dünyanın dört bir yanından kuir yapımları izleyiciyle buluşturan Pembe Hayat KuirFest, 23 Ocak Perşembe akşamı Institut Français’deki açılış töreninin ardından Babylon’da düzenlenecek partiyle dokuzuncu senesine başlıyor. 23-26 Ocak tarihleri arasında Institut Français, Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi ve Vault34’te yapılacak film gösterimlerinin yanı sıra festival kapsamında birçok söyleşi, etkinlik ve atölye de düzenlenecek.

3 atölye, 7 söyleşi, 2 parti, 78 film ve bir çok filmin yönetmenini İstanbul ile buluşturan festival; Dünya’nın dört bir yanından kuir hikayeleri programına dahil ederek, #DönerizElbet hashtagiyle Ankara’dan yola çıkıyor.

İkisi uluslararası film festivallerinden olmak üzere toplam 11 seçkiyi bir araya getiren 9. Pembe Hayat KuirFest’e; institut français, Vault24, Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi, Altyazı Sinema Derneği, The Circle, Salt Galata, Feminist Mekan, SPoD, Babylon ve Anahit Sahne
ev sahipliği yapacak.

Her yıl olduğu gibi bu yılda görkemli bir galayla festivali başlatacak olan 9. Pembe Hayat KuirFest, institut français’deki açılış töreninin ve açılış filmi olan Transonsuz (Transfinite)’un izlenmesinin ardından Banu Alkan’lı açılış partisiyle İstanbul’a hoşbulduk diyecek. Babylon’da gerçekleşecek olan partinin ayrıntıları linkte.

Gökkuşağının Altında
Her yıl pek çok uzun metraj kuir yapımı festival severlerle buluşturan KuirFest, “Gökkuşağının Altında” seçkisi kapsamında bu yıl da dünyanın dört bir yanından kuir kurmacaları ağırlıyor! Yaşlılık, göçmenlik, gençlik, biseksüel haller, mistik kurgu gibi temaları odağına alan seçki, Amerika’dan Lübnan’a çeşitli ülkelerden hikayelerle yaşamın her anında ve alanında lubunya olma hallerini harmanlıyor! Günceli ve gündemi takip ederek izleyicinin özdeşlik kurup kendi hayatından hikâyeler bulabileceği filmlere ev sahipliği yapan seçki içerisinde TRANSONSUZ (TRANSFINITE, 2019), Şifa (Chronic, 2017), Greta (2019), Kavak Yelleri (These Peculiar Days, 2019) ve Karanlıkta Parlayan (Tinta Bruta, 2018) filmleri yer alıyor.

Amerika yapımı TRANSONSUZ, parça parça trans hikâyelerinden oluşan, kuir mistik kurgu üzerine bir film olarak sinemaseverlerin karşısına çıkıyor. Film, trans hallerin günlük hayatta karşı karşıya kaldığı tüm olumsuzluklara karşı izleyiciyi lubunyanın ahıyla biçimlendirilmiş mistik bir gezintiye çıkarıyor ve lubunyanın gücünü evrenin farklı bir kurgusuyla birleştirerek izleyiciye fantastik bir mücadele alanı sağlıyor. Amsterdam merkezli TranScreen Film Festivali’nden “Seyirci Ödülü” ile dönen ve birçok trans öznenin tekil deneyimleriyle tek bir bütünlüklü hikâye oluşturan yapımda kamera arkasından kamera önüne ekibin çoğu translardan oluşuyor. Filmin yönetmeni Neelu Bhuman KuirFest için İstanbul’da olacak ve filmin 25 Ocak tarihindeki gösteriminin ardından gerçekleşecek soru-cevap etkinliğinde izleyicilerle söyleşecek.

Şifa, Lübnan’da yaşayan bir fotoğraf sanatçısı olan Omar’ın acılarına odaklanıyor. Sevgilisini bir bombalı saldırıda kaybeden Omar, bu kayıpla baş edebilmek için sevdiklerini kaybeden insanlarla fotoğraf çalışmaları yapıyor. Onlarla kurduğu ilişkiyle hem kendi acısını yaşıyor, hem de yaralarını sarıyor. Sanatın iyileştirici ve dönüştürücü yanını, kolektif çalışmanın yarattığı hafiflik hissiyle birleştiriyor ve seyirciye sunuyor. Yasla olan ilişkimize bakan film, lubunyaların Orta Doğu’da yaşadığı acılara ortak oluyor ve savaşın karanlık yönünden sanat sayesinde nasıl sıyrılabileceğimizi fısıldıyor.

Greta, toplumun yaşlı dediği, ancak aşkla tazelenerek yaş almaya devam eden Greta’nın hikâyesine götürüyor izleyiciyi. Brezilya yapımı film, yoldaşı olan bir lubunyaya yardım ederken hayatının aşkını imkânsızlıklarıyla beraber tazelenerek yaşayan karakterinin öyküsü üzerinden lubunyaların dostluğunun hayatta ne gibi pencereler açtığını gösteriyor. Aşkın tüm iniş çıkışlarını ve o aşk için yapılabileceklerin sınırsızlığını gözler önüne seren Greta, kendi karakteriyle aslında varoluşun ne kadar değişken, öngörülemez ve kararlı olduğunun altını çiziyor. Armando Praça’nın yönetmen koltuğunda oturduğu film Milano Uluslararası Lezbiyen ve Gey Film Festivali’nden “En İyi Film” ve “Jüri Özel Ödülü” ile döndü.

Kavak Yelleri, izleyiciyi kaybolan yılların geri gelmesi arzusuyla yanıp tutuşturacak! Film, lise mezuniyetini kutlamak için şehirden uzak bir yere giden bir grup arkadaş üzerinden aşk ve bağlılık gibi kavramları işliyor. Ergenliğin tüm karmaşasını zihinsel, fiziksel ve cinsel deneyimleriyle geçiştirmeye çalışan grup; kendilerini nefret, tutku ve sevgi ekseninde özgürce inşa etmeye çalışıyorlar. Kolektif ortaklığın şoke edici bir şekilde birleştirdiği, gençlik esintisi tadındaki yapım, Playa Del Carmen Uluslararası Queer Film Festivali ve La Frontera Queer Film Festivali’nde “Jüri Özel Ödülü”ne lâyık görüldü.

Karanlıkta Parlayan, vücuduna sürdüğü neon boyalarla sohbet odalarında kamerada şov yapan ve “tekinsiz bir şehirde” kendine bu şekilde güvenli alan yaratan bir gencin yalnızlığından hareketle; bu yalnızlıkların nasıl çoğalabileceğini ve çoğalan bu yalnızlıkların varlığın öz inşasına ne gibi etkileri olduğunu bizlere güçlü bir hikaye ve seyirciyi filmin bir parçası haline getiren kurgusuyla karşımıza çıkıyor. Türkiye prömiyerini yapılacağı filmin Berlin Uluslararası Film Festivali’nden Teddy Ödülü ve C.I.C.A.E Ödülü ile dönüyor ve toplamda 14 ödülü ve 8 adaylığı bulunuyor.

Kuir Belgeseller
Çeşitliliği ile ön plana çıkan Kuir Belgeseller, dokuzuncu senesinde Türkiye’de LGBTİ+ kamuoyunda yeni tartışmalara yer açacak! Başka ülkelerin deneyimleri ile zenginleştirilen bu seçki, farklı pencerelerden bakma imkânı sağlarken; lubunya hallerden mülteciliğe, şair olmaktan kendi tarihimizi yazmaya kadar pek çok odağı göz önüne seriyor.

Kuir Belgeseller’de bu yıl Geçiş/Uyum (Transitioning, 2016), Sığınak: Cennet’in Kaybı (Shelter: Farewell to Eden, 2019) Lemebel (2019), Arşivciler (The Archivettes, 2018), Ne Havva’dan Ne Adem’den: Bir İnterseks Hikayesi (No Box for Me. An Intersex Story, 2018), Ben Moshanty. Beni seviyor musun? (I’m Moshanty. Do you love me? 2019) ve Ataerkil Ritüeller (Paternal Rites, 2018) yer alıyor.

Geçiş/Uyum, güncel tartışmalara translar cephesinden verilen bir cevap niteliği taşıyor. Trans varoluşun hayatın hangi aşamalarından geçtiğini, trans hallerin kendini gerçekleştirmesi için ne gibi imkânların ortaya konması gerektiğini, karşı karşıya kalınan fobinin dili, dini ve ırkı olmadığını; bir transın kendini inşasının ve yine bu süreçte karşı karşıya kaldığı engellerle mücadelesinin ne kadar çok ortak yönü olduğunu bizlere farklı bakış açılarıyla sunuyor film. Yapım, Türkiye lubunya hareketine de yeni bir tartışma alanı açıyor.

Sığınak: Cennet’in Kaybı, uzun yıllardır bir yangın yerine dönmüş olan Libya’da yaşamının peşinden koşan bir transın hikâyesini bugünün gerçekliğiyle gözler önüne seriyor. Yaşamak için çok zorlu deneyimlerin içinden geçen lubunyanın, hayatının peşinden koşarken yaşadığı tüm zorlukları seyirciye hissettiren yapım, duyarsızlaştığımız yanlarımızı bizlere hatırlatıyor. Empatinin önünü de açan İtalya ve Fransa ortak yapımı ShelterCopenhagen Uluslararası Belgesel Festivali’nde büyük ilgi toplamıştı.

Türkiye prömiyerinin KuirFest’te yapılacağı Lemebel, Latin Amerika’nın en önemli kuir aktivistlerinden şair ve çağdaş sanatçı Pedro Lemebel’in hayat hikâyesine odaklanıyor. Lemebel’in sanata ve hayata bakışını, lubunyalığını ve tarihsel önemini “Lemebelce” anlatan yapım, Türkiye lubunya hareketine karşılaştırmalı bir örnek sunarak aktivistleri güçlendirecek ve yoldaşlık duygusunu pekiştirecek şiirsel bir anlatım taşıyor. Berlin Uluslararası Film Festivali’nden “Teddy Ödülü”nü kazanan Lemebel’in pek çok ödülü ve adaylığı bulunuyor. 25 Ocak’ta Institut français’ta düzenlenecek gösterimin ardından film üzerine bir söyleşi gerçekleştirilecek.

Arşivciler, His’tory’nin eril tahakkümüne karşı Her’story’de ısrar ediyor; öznelerin kendi tarihlerini yazmalarının ve kendi belleklerini oluşturmalarının önemini vurguluyor. Film, lezbiyen olmanın ve feminist olmanın kesişimselliğini lezbiyen feminist bir örgütlenmede gören Amerikalı bir grup aktivistin bir araya gelişlerini, örgütlenişlerini ve kendi tarihlerini yazışlarını aktarıyor. The Archivettes, bu yanıyla Türkiyeli lezbiyen feminist varoluşları güçlendirecek başka bir bakış açısı sunma potansiyeli taşıyor. Filmin 25 Ocak Cumartesi günü Feminist Mekan’da yapılacak gösteriminin ardından bir söyleşi gerçekleştirilecek.

Toplamda 8 ödülle bu yılın en iyi interseks yapımı olma iddiasını taşıyan Ne Havva’dan Ne Adem’den: Bir Interseks Hikayesi, interseks bireylerin kendi hikâyelerinden hareketle yan yana gelerek birbirlerinin dertlerine derman oluşlarının hikâyesini sunuyor. Kuir Belgeseller bölümü bu filmle, Türkiyeli izleyicinin zihnine “İnterseksler vardır!” sözünü kazımayı hedefliyor!

Ben Moshanty. Beni seviyor musun?, Papua Yeni Gine’nin ilk ve tek LGBTİ+ filmi olarak karşımıza çıkıyor! Kadınlar açısından dünyanın en tehlikeli ülkelerinden biri olan Papua Yeni Gine’de trans kadın olmayı, Moshanty’nin hikâyesiyle gözler önüne seriyor. Her şeye rağmen yaşama ısrarının hem yürekleri burkan hem de sistemi büken hikâyesini konu alan yapım; gullümün evrenselliğini, lubunyalığın aynılıklarını ve dünyanın bir ucunda trans olmanın öteki ucunda trans olmayla ne kadar benzerlik taşıdığını anlatıyor ve seyircinin içinden güçlenerek çıkacağı bir tecrübe vaat ediyor. Festivalin ikinci günü olan 25 Ocak’ta Institut français’ta düzenlenecek olan gösterimin ardından seyirciler yönetmen Tim Wolff ile soru-cevap etkinliğinde buluşacak.

Ataerkil Ritüeller, seçkideki diğer filmlerin yanında biçimsel farklılığıyla öne çıkıyor. Film, yönetmenin kendi hikâyesini, çok küçük yaşlarda yaşadığı travmatik deneyimlerden kurtuluş çabasını ve güçleniş biçimini sergiliyor. Feminist yönteme yeni bir tarz katarak seyircinin kendi travmalarından güçlenerek çıkmasının yeni bir yolunu paylaşan Paternal Rites’ın yönetmen koltuğunda bir trans oturuyor: Jules Rosskam! Filmin 24 Ocak’taki gösteriminin ardından hayatta kalan hikâyelerinin dönüştürücü olasılıkları üzerine konuşulacak.

Kuir Diziler
Kuir Diziler bölümümüz, bu yıl Kulüp Splendida’ya (Club Splendida, 2019) ev sahipliği yapacak!

Kulüp Splendida, kuir bilim kurgu dalında bizleri uzaya çıkarmaya hazırlanıyor! Beş lubunyanın fezada, hayallerindeki gezegeni bulma macerasına odaklanan yapım, komedi unsurlarının da yer aldığı beş bölümlük mini dizi olarak karşımıza çıkıyor. Almanya yapımı olan dizinin yönetmen koltuğunda Caio Soares oturuyor.

kÜLT
Pembe Hayat KuirFest her yıl olduğu gibi bu yıl da kuir film tarihinin kült yapımlarını takipçileriyle buluşturuyor. Sinefillerin ve festival takipçilerinin sabırsızlıkla beklediği kÜLT seçkimiz bu yıl kuir sinemanın öncü yapımlarından Benim Şugar Çamaşırhanem (My Beautiful Laundrette, 1985) ve Küründen Dolapta (The Celluloid Closet, 1995) filmlerini ağırlıyor.

İngiliz sinema tarihinde özel bir yere sahip Benim Şugar Çamaşırhanem 35. yaşını kutlarken göçmen olmaktan öteki lubunya olmaya, dönemin İngiltere’sinde hayatta kalmaktan aşka tutunmaya ve kapitalizmin o dönem lubunyalara yaklaşımından temsil sorununa kadar retrospektif bir aynalamayla bugüne sarkastik eleştiriler sunmaya devam ediyor. Ünlü yazar Hanif Kureishi’nin kaleme aldığı My Beautiful Laundrette, Pakistanlı bir genç olan Omar ile çocukluk arkadaşı Johnny’nin sonunda aşka dönüşen tanıdık öyküsü üzerinden hırs, rekabet, hayatta kalma, şehrin ötekisi olma ve tüm bunların beyazlıkla çarpışmasını seyircinin gözleri önüne seriyor. Bir dönem filmi olan bu yapım, lubunyalığın dününden bugününe bir perspektif sunarak hala çözülememiş sorunları ve ne kadar yol aldığımızı bizlere hatırlatıyor. İngiliz Film Enstitüsü’nün (BFI) 20. yüzyılın en iyi 50 İngiliz filmi arasında saydığı yapım, “En İyi Senaryo” Oscar’ına aday olmuş, ünlü aktör Daniel Day Lewis bu filmdeki Johnny rolüyle çok konuşulmuştu. Filmin 26 Ocak’taki gösteriminin ardından İskoçyalı Kuir Uluslararası Film Festivali ekibinden Marc David Jacobs izleyicilerle film üzerine soru-cevap tadında bir söyleşi gerçekleştirecek.

Hollywood endüstrisindeki ünlü kişiler ile sohbet eşliğinde ilerleyen Küründen Dolapta, 25. yılında Türkiye izleyicisiyle ilk kez buluşacak! Bu gösterim üzerinden, ünlülerin temsil ettikleri lubunya karakterlerle ilişkilerini ve Hollywood endüstrisinin LGBTİ+ karakterleri ele alışını dönemin ruhuyla bugüne taşımaya hazırlanan KuirFest; belgesel niteliğinde olan bu filmle dünden bugüne temsilde ne kadar yol alındığını ve buna yönelik eleştirileri canlı tutmayı hedefliyor.

Kısa Seçkileri
Pembe Hayat KuirFest her yıl kısa seçkileriyle sinemayı kuirleştiren kısa film seçkilerine geniş yer ayırıyor. Festival programı kapsamında bu yıl tam yedi kısa film seçkisi gösterilecek.

KuirFest’in yıllara yayılan Türkiye’den Kuir Kısalar (Queer Shorts from Turkey) seçkisi, Türkiye kuir sinemasının gelişimine de ayna tutuyor. Birçok yeni kuir sanatçının çeşitli formlarda ve konularda filmlerle dâhil olduğu seçki, bizim hikâyemizi bizim gözümüzle bize anlatıyor. Lubunyalığın farklı hallerini bambaşka renklerle programa taşıyan festival, Türkiyeli sanatçıların aşk, fetişler, lirik haller, akışkanlık ve lubunyalık hallerini Türkiyeli sinemasever lubunlarla buluşturuyor.

Seçkide bu yıl Kardelen Eren’in Örtünün Altı (Under The Blanket, 2019), Özgür Can Taşcı’nın Yıkımın Üstünde Dans (Dancing On The Ruins, 2019), Kübra Bekmez’in Öteki (The Other, 2019), Harun Güler’in 2740 Nolu Oda (Room 2740 – Shot on iPhone, 2019), Volkan Güleryüz’ün Iris (İris, 2019), Gizem Aksu’nun SOULSOLESOURCE (SOULSOLESOURCE, 2019), Ömer Tevfik Erten’in Misafir*hane-Bir Vardım Bir Yoktum (Guest*house-Twice Upon a Time, 2019), Gökçe Onur’un Akışkan (Fluid, 2019), Nicolas Jakubiak’ın Barbo (Barbo, 2019) ve Şeyhmus Altun’un Zerreler (Fragments, 2019) filmleri yer alıyor. Seçkinin 24 Ocak’ta düzenlenecek gösteriminin ardından bir de söyleşisi bulunuyor.

KuirFest, kısa seçkilerinde her yıl olduğu gibi bu yıl da yurtdışından programcılarla işbirliği yapıyor. Festival, geçtiğimiz sene jüri üyeleri arasında KuirFest’ten Esra Özban’ın da yer aldığı, Amsterdam merkezli Uluslararası Kuir & Göçmen Film Festivali’nin hazırladığı IQMF Amsterdam Kısalar Seçkisi: IQMF Yükselen Yıldızlar (IQMF Amsterdam Shorts Selection: IQMF Rising Stars) seçkisini ağırlayacak. Çeşitli kimliklerin kesişimselliğine değinen seçki, yeni kuir ve mülteci filmleri festivale taşıyarak gençlik hallerine, transların deneyimlediği zorbalıklara, kuir tarihin önemli bir parçası olan vogue kültürüne, fetişlere ve animatif dokunuşlara yer veriyor. 24 Ocak’ta Fransız Kültür Merkezi’nde düzenlenecek gösterimin ardından izleyiciler seçkinin küratörü Chris Belloni ile soru-cevap etkinliğinde sohbet etme şansı yakalayacak.

Çek Cumhuriyeti merkezli Mezipatra Kuir Film Festivali, hazırladığı Mezipatra Kısa Seçkisi: Soyu Tehlikede Tür (Mezipatra Shorts Selection: Endangered Species) seçkisiyle ilk kez KuirFest’in konuğu oluyor! Bugünün lubunyasının yabancı olmadığı varoluş sıkıntısını, seçki boyunca yüreklere çöreklenecek olan o aynı hisle işte şöyle dürtüyor: “Sırlar insanların gözünden yansır; tıpkı soyu tehlikede olan türler gibi nadiren görünürler. Zaten her tünelin sonunda ışık olduğunun garantisini kim vermiş ki?” Seçkinin 25 Ocak’ta Vault34’te düzenlenecek gösteriminin ardından festival ekibinden Pavel Bicek ile bir soru-cevap etkinliği düzenlenecek.

KuirFest bu yıl romantik bireylerin kalplerine aşkla dokunmayı bu seçkiyle hedefliyor: Tariz Seçkisi! (Tariz Section). Aşk için hangimiz neler yapmadık ki? Daha neler yapacağız kim bilir? Tüm bu soruların cevabını dünyanın dört bir yanından kısalarla Tariz Seçkisi’nde bir araya getiren KuirFest, aşkın gücünü cinsel yönelimlerin üstünde ele alıp her birimize tarizliğin gücüyle dokunmayı hedefliyor!

Festivalin bir diğer kısa seçkisi ise Lavinya! (Lavinia!). Lubuncanın ilk yıllarında, lubunyalar kendilerinden “Lavinya” diye bahsederlerdi? Hepimiz önce Lavinya değil miyiz? Lavinya, şiirlere konu olduğu kadar lubunyalığın özü değil mi? Hayatın akışı, cinsiyetleri de kendine uydurmuyor mu?

Lubunyalık (#birömürboyu) (Queerness #Forever) kısa seçkisi aşkın, sevginin ve mücadelenin zamanın çok ötesinde olduğunu ve lubunyalığın yaşsızlıkla anılmasının ne kadar doğru olduğunu bizlere gösteriyor. Çizgisel algıladığımız zaman, her geçen gün yüzlerimize birer çizgi atarak hatırlatıyor kendini: Yaşlılık. Bir kısmımızın dününü, bir kısmımızın bugününü ve bir kısmımızın yarınını seyretme zamanı şimdi!

İsmi ile müsemma Koli Koliye Bakar! (Koli Gazes Upon Kolis!) seçkisi; koli kesenlere, koli hallerini, koli heyecanıyla anlatıyor! Kolinin birçok anlamını malum nihayetlerle tamamlayan seçki, “Arzular şelale!” diyerek koli kesenleri koli kesmeye davet ediyor!
Festival anılarınızı #DönerizElbet hashtagleriyle paylaşabilirsiniz.

Ayrıntılı bilgi ve program için:

basin@pembehayat.org
www.pembehayatkuirfest.org
www.instagram.com/kuirfest
www.facebook.com/PembeHayatKuirFest

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.