Yakın zamanda yapılan araştırmalar, erkeğin her zaman avcı olmadığını gösteriyor.

Claire Merchlinsky

Amerika Birleşik Devletleri’nde bir kadının ilk kez başkan yardımcısı olmak üzere olması dikkate değer olsa da, buna eşi benzeri görülmemiş bir kazanım demeyi bırakalım. Son dönemde yapılan bazı arkeolojik çalışmaların da ortaya koyduğu gibi, kadınlar binlerce yıldır liderlik ve avcılık yapmış, savaşmışlardır. Bu konuda yapılan yeni bir araştırma, sözde doğal olan toplumsal cinsiyet rolleriyle ilgili uzun yıllara dayanan inançlara meydan okuyor ve bugün bizi kadın emeği hakkında yeniden düşünmeye davet ediyor.

Kasım ayında bir grup antropolog ve araştırmacı, And Dağları’nda gömülü bulunan 9 bin yaşındaki büyük hayvan avcısına ait kalıntılarla ilgili Science Advances dergisinde ‟Female hunters of the early Americas” adlı bir makale yayınladı. Dönemin diğer avcıları gibi bu kişi de, avcının avına sinsice yaklaştığını gösteren taştan yapılan sivri uçlu savaş aletleri, deriyi yüzmek için kullanılan kazıyıcılar da dahil olmak üzere özel bir alet takımı ile gömülmüştü.

Bulunan kişinin vücudunda, bacak kemiklerinin yetişkin bir erkek avcı için biraz ince olması haricinde, olağandışı bir şey yoktu. Bilim insanları, adli tıp biliminden ödünç alınan bir yöntemle, diş minelerinde bulunan ve biyolojik cinsiyete özgü biçimleri olan amelogenin proteinini analiz ettiğinde, bulunan avcının dişi olduğu ortaya çıktı.

Bu bilgiden hareketle, araştırmacılar Amerika kıtasında bulunan aşağı yukarı aynı döneme ait olan 107 mezarı daha yeniden incelediler. Avcı aletleriyle gömülen 26 mezardan 10’unun kadınlara ait olduğunu keşfetmek şaşırtıcı oldu.  Oklahoma Üniversitesi’nde bir arkeolog olan Bonnie Pitblado,  Science dergisine yaptığı açıklamada, bulguların “kadınların her zaman avlanabildiklerini ve işin aslına bakılırsada zaten avlanmış olduklarını” gösterdiğini söyledi. Bu yeni veriler, arkeoloji alanını çok etkilemiş bir dogmanın doğruluğunun sorgulanabileceğini gösteriyor. “Avcı erkek” şeklinde tabir edilen bu düşünceye göre antik toplumlarda erkekler ve kadınların sınırları kesin olarak tanımlanmış rolleri vardır: Erkekler avlar, kadınlar toplayıcılık yapardı. Şimdi ise, bu teori çöküyor.

And dağlarındaki buluntular kayda değer olsa da, bu kadın, eski arkeolojik bulguların yeni bilimsel araştırma yöntemleri kullanılarak yeniden incelenmesiyle kadın olduğu öğrenilen tarihteki ilk avcı veya savaşçı değildi. Ayrıca bu bulgular, tek bir toplulukla da, dünyanın bir bölümüyle de  sınırlı değildi.

Üç yıl önce bilim insanları, arkeolog Hjalmar Stolpe tarafından 19. yüzyılın sonunda İsveç’te bulunan 10. yüzyıldan kalma bir Viking savaşçısına ait kalıntıları yeniden inceledi. İskelet bir kılıç, iki kalkan, oklar ve iki atla birlikte bir tepenin üstüne bir kral gibi gömülmüştü. Arkeologlar, ilk kazıdan bu yana onlarca yıldır Viking savaşçısının bir erkek olduğunu varsaydılar. 1970’lerde araştırmacılar iskeletin anatomik değerlendirmesini yeniden yaptıklarında, Viking’in aslında bir kadın olduğundan şüphelendiler. Bu belirsizlik, bir grup İsveçli arkeolog ve genetik bilimcinin kalıntılardan aldıkları DNA örneklerini inceleyip savaşçının biyolojik cinsiyetinin gerçekten kadın olduğunu kanıtladıkları 2017 yılına kadar devam etti.

Bunun üzerine akademisyen ve uzmanların tarihi gerçekler saptırılıyor diye protesto etmesi sonrasında iskeletin gerçekten bir savaşçı olup olmadığı konusunda tartışmalar çıktı. İskeletin (kemiklerinde bir çift X kromozomu olması nedeniyle) genetik cinsiyeti kesin olsa da,  eleştiriler İsveçli araştırmacıların kanıtları bir kez daha incelemelerine ve 2019’da ikinci, daha bağlamsal bir analiz sunmalarına neden oldu. Sonuç yine iskeletin bir savaşçıya ait olduğunu gösteriyordu.

Uzlaşmayan kişilerin haklı olduğu bazı noktalar vardı. Araştırmacıların kabul ettiği gibi, arkeolojide bir topluluğun birini neden belirli nesnelerle gömdüğünü her zaman bilemeyiz. Ayrıca sadece bir kadın savaşçı olduğunun bulunması, bir çok kadının lider olduğu anlamına gelmez, tıpkı I. Elizabeth’in hükümranlığının büyük bir feminist hareketin bir parçası olmaması gibi.

“Avcı erkek” düşüncesine karşı itirazlar, Amerika kıtasının eski kültürlerinin yeniden incelenmesi ile de ortaya çıktı. Şu anda güneybatı Illinois’de bulunan antik Cahokia kentinde 1960’larda yapılan arkeolojik bir kazıda, etrafı başka iskeletlerle çevrili, merkezde biri diğerinin üzerinde iki gövde olan 1000-1200 yıllık bir mezarlık ortaya çıkarıldı. Mezar deniz kabuğundan yapılmış boncuklar, sivri uçlu savaş aletleri ve diğer süs eşyalarıyla doluydu. O zaman arkeologlar, buranın hizmetçileriyle birlikte gömülmüş iki yüksek statülü erkeğin mezarı olduğu sonucuna vardılar.

Ancak arkeologlar 2016’da bu mezarı yeniden incelediler. Merkezdeki iki kişiden birinin erkek ve diğerinin de kadın olduğu, bu iki kişinin etrafının da başka kadın-erkek çiftlerle çevrelendiği ortaya çıktı. Çalışmayı Illinois Üniversitesi’ne bağlı Illinois State Archaeological Survey’deki meslektaşları ve diğer kurumlardan araştırmacılarla birlikte yürüten Thomas Emerson’a göre, Cahoki keşfi kadınların da erkekler gibi soylu sınıfa mensup olduğunun göstergesi. Onun da belirttiği gibi “Erkeklerin baskın, kadınların küçük bir rol oynadığı bir sistem yok.”

Koltuk sahibi tarih meraklıları, Amazonlar ve Valkyries gibi kadın savaşçıların hakim olduğu efsanevi toplumlara takıntılı olmaya bayılırlar. Açık konuşalım. Bu bulgular çok eski bir anaerkil sistemi ortaya çıkarmadı. Ama aynı zamanda erkeklerin büsbütün egemen olduğu bir toplum düzeni olduğunu da doğrulamadı. Aslında ortaya çıkardığı şey çok daha basit ve daha  güvenilir: Bazı kadınlar savaşçı ve liderdi, çoğu değildi. Eşitsizlik vardı ama bu mutlak değildi ve zaman içinde çok fazla değişim yaşandı. Kadının gücü ve toplumsal cinsiyet rolleri söz konusu olduğunda geçmiş de en az şimdiki zaman kadar muğlak.

Çeviren: Merve Çeltikci

Bu yazının orjinali 1 Ocak 2021’de New York Times‘da yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.