İleri yaşlarımda da verimli olabileceğime inanmış bir kadın olarak, koronavirüs günlerinde ayrımcılığa uğramak canımı acıttı.

63 yaşından üç ay almış ufak tefek, fazla kilosu olmayan bir kadınım. Özellikle 60’ından sonra bazı sağlık sorunlarım ortaya çıktıysa da genellikle sağlıklıyım. Bu nedenlerle olsa gerek, yaşımı göstermediğim söylenir. Kafamın hâlâ çok genç işlediğine inanıyorum. Çevremdeki genç insanlar da böyle söylüyor. Hatta, hâlâ çevremdeki birçok genç insana göre “aykırı” düşünebiliyorum. Hâlâ bazı gençlerin tutucu düşünce ve yaşantılara “tutunduklarını” görüp şaşırıyorum.

Giyim kuşamım, hal ve hareketlerim annelerimizin biz yaşlarındakinden farklı. Birçok genç arkadaşım var. Çalıştığım yerdeki tek 63 yaş üstü kişi benim. Bazan oram buram ağrıdığında, “Hey gençler, ben artık yaşlandım galiba” dediğimde aldığım cevap hep “Ne yaşlanması, gençsin sen hâlâ” oluyor. “Ama yaşım…” diye başladığım cümleyi ağzıma tıkıyorlar ve kesin bir ifadeyle: “Yaşını boşver, sen hâlâ gençsin” deyip konuşmaya nokta koyuyorlar. Çoğu zaman inanıyorum onlara, hoşuma gidiyor çünkü.

İlk kez bu yılın Şubat ayında, Covid-19 üzerine yazılıp çizilmeye başlanınca, işyerindeki gençlerin bana karşı olan tutumlarındaki değişiklikleri fark etmeye başladım. İlk somut ifadeyi bir kahve molasında virüsten korunma yöntemleri üzerine sohbet ederken işittim. Henüz 30’unda olmayan bir kadın arkadaşım, “Ben gencim, bana bir şey olmaz. İstatistiklere göre 60 yaş üstü enfekte oluyor ve ölüyor” dedi. Boğazıma küçük bir şey takıldı sanki birden. Bakakaldım arkadaşımın yüzüne. Belki beni “genç” gördüğü için söylediğinin beni bir biçimde hedef aldığını düşünemedi, belki de öylesine kendisiyle ilgiliydi ki benim yaşımı unuttu.

Her neyse, bu genç insanın “patavatsızlığı” beni kesinlikle yaralamadı ama düşündürdü elbette. Sadece artık yaşlı bir insan olduğumu değil, yaşlı bir insan olarak bir biçimde ayrımcılığa uğradığımı da düşündüm ilerleyen korona günlerinde. Öte yandan, özellikle 65 yaş üstü insanların sokağa çıkmamaları, torunlarıyla bir arada olmamaları gibi önlemler beni başından beri düşündürüyor. Kimi kimden koruyorlar? Yaşlı insanları çocuk ve gençlerden mi, tersi mi?

Bir de üstüne 11 Nisan tarihli İsviçre’nin en büyük iki gazetesinden biri olan NZZ’de Bill Gates’in fotoğrafının altında, “Bill Gates 64 yaşında diğer insanlara göre çok daha ileri düşünüyor ” ibaresini okuyunca, 63 yaşında bir kadın olarak kendimi aşağılanmış duyumsadım. Kendimi Bill Gates ile karşılaştırmıyorum ama daha ileri yaşlarımda da verimli olabileceğime inanmışken, ciddi bir saldırıya  ve ayrımcılığa uğradığımı düşündüm. Özellikle politikada gençlere ve kadınlara yol ve yer açılmasından yana biri olarak, bazı gençler tarafından ayrımcılığa uğramak canımı acıttı.

“Ayrımcılık” üzerine düşünmeye başlayınca, öteki ayrımcılık alanlarını da anında anımsadım elbette. Yabancı olmaktan ötürü ayrımcılığa uğramak söz gelimi. Yabancı olmaktan kastım sadece doğduğum ülke dışında bir ülkede yaşıyor olmam değil. Doğduğum ülkede de, ortalama insan çerçevesine sığamayan biri olarak, birçok tanıdığım ve arkadaşım gibi yabancıydım / yabancıyım. Kadın olmaktan ötürü hâlâ birçok alanda uğradığımız ayrımcılığı da eklersek, “yaşlı kadın” olarak “üç kez ayrımcılık”la karşı karşıya kaldığımı ilk kez korona günlerinde fark ettim.

Virüssüz günlere…

3 Yorumlar

  1. Elinize Sağlık. Dün yaşım 71’e adım attı. Yani doğum günümdü ve kendime hediye olarak bir yazı tahtası aldım. Online olarak Yaratıcı Yazarlık ile Dramatik Yazarlık derslerini vermeyi sürdüreceğim. Bilgisayarım, kameram ve ben hazırız. Sevgiler

  2. Sizin soylediginizi anlamakla birlikte ,bunun olaganustu doneme ozgu pozitif bir ayrimcilik oldugunu dusunmenizi isterim.Kendi sagliginiz herseyin onunde olmali.
    Toplumun kadina yukledigi rolleri ve kodlamalari reddeden mucadeleci yapinizi cok takdir ettim.Sevgiler.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.