Esty, bir sürüye katılmak yerine, sürüsünü terk ediyor. Bir çeşit özgürleşme gerçekleşiyor. 

Brigid Delaney

Shira Haas, özgürlüklerle dolu, seküler Berlin’de yeni bir yaşam kurmak için, içine kapalı Hasidik Yahudi cemaatinden kaçan genç bir kadın rolüyle büyülüyor.

Dört bölümlük mini dizi Unorthodox’ta hafızanıza kazınacak ve seriyi izlemeyi bitirdikten uzun süre sonra bile unutamayacağınız bir sahne var.

19 yaşında Hasidik bir Yahudi olan Esty, evlilik hayatının kısıtlamalarından ve Williamsburg’daki aşırı muhafazakâr cemaatinden kaçar ve Berlin’e gider. Orada bazı müzik öğrencileriyle arkadaş olur. Modern ve havalı Berlin’deki öğrenciler, günümüz dünyasından,  oldukça çeşitli ve kendilerini kasmayan ilerici insanlardır.

Berlin’de tanıştığı öğrenciler, Wannsee’deki göle gidecekleri zaman onu da davet ederler. Vardıklarında, hiç utanç belirtisi göstermeden kıyafetlerini çıkarıp, suya atlarlar.

Esty ise kazağını ve ten rengi çoraplarını çıkarıp yürümeye başlamadan önce, tereddütle sahil kenarında dikilir. Neredeyse tamamen giyinik bir biçimde göle doğru yürür, peruğunu çıkarır ve kazınmış kafasını gösterir. Peruk, yani sheitel, Ortodoks Yahudi kadınlar tarafından evlendikten sonra takılıyor. Peruğu denize fırlatır ve kendini sırtüstü suyun üstüne bırakır. Bu, vaftiz anını anımsatan bir sahne; ancak Esty, bir sürüye katılmak yerine, sürüsünü terk ediyor. Bir çeşit özgürleşme gerçekleşiyor.

Bu Netflix mini dizisi, Deborah Feldman’ın anılarından oluşan, 2012 yılında yayımlanan Unorthodox: Hasidik Kökenlerimi İnkâr Ediş Skandalım kitabından uyarlandı. Feldman, Williamsburg’un Satmar cemaatinde büyüdü; 19 yaşında görücü usulü bir evlilikten, ilk çocuğuna hamileyken kaçtı ve nihai olarak Almanya’ya yerleşti.

Muhtemelen Feldman için olduğu gibi, Esty için de Berlin, yeni bir hayatta, yeni bir şansı ve özgürlüğü temsil ediyor. Esty oraya büyükanne ve büyükbabasının belgeleriyle birlikte kaçacak, orada bir yuva bulacak, arkadaş edinecek ve en sonunda da prestijli bir müzik okulunda seçmelere katılacak kadar becerikli. Bütün bunlar, flashbacklerle anlatılan arka planla birleşince oldukça etkileyici bir hal alıyor.

Ancak her iyi dramada olduğu gibi, kocası Yanky (Amit Rahav) ve onun haydutumsu kuzeni, Esty’yi New York’a ve cemaate geri götürme planıyla Berlin’e geldiğinde, işler ciddiye biner. Yanky, Esty’nin onun çocuğuna hamile olduğunu öğrenince işler daha da karmaşıklaşır.

İsyanın ve özgürlüğün hikayesi, erkekler kaçış halinde olan Esty’nin etrafını kuşattıkça hız kazanır ve bir gerilim hikayesine dönüşür. Ancak hikayenin odağında, 24 yaşındaki İsrailli oyuncu Shira Haas’ın büyüleyici başrol performansı sayesinde, Esty’nin kendi büyüme sancısının hikayesi yer alır. Cemaatinin dışındayken o kimdir? Nasıl hayatta kalacaktır?  Haas, rolünde olağanüstü. Fiziksel olarak tıpkı bir çocuk gibi ufak tefek, izleyici, anında ona karşı korumacı bir tavır benimsiyor. Ancak dizinin bölümleri ilerledikçe, onun çelik bir omurgaya sahip olduğu ortaya çıkıyor.

Kapalı cemaatlere merak duyan bizler için, Satmar cemaatine dair içgörüler çok ilginç. Unorthodox’un Williamsburg’ta yer alan sahneleri çoğunlukla Yidiş dilinde geçiyor. Esty’nin Berlin’deki hayatı, Williamsburg’taki hayatının katı parametreleriyle enteresan bir zıtlık oluşturuyor. Dizi, Berlin ve Williamsburg’u bir çeşit ikilik olarak sunuyor: Özgürlüğe karşı kısıtlama, hazcılığa karşı muhafazakarlık, faniliğe karşı daimilik. Esty, Berlin’de sık sık kafelere ve gece kulüplerine gidiyor; şehrin geniş parklarının ve kamusal alanlarının ferahlığından ve özgürlüğünden keyif alıyor ancak şehrin Nazi geçmişinin hatırlatıcıları her yerde.

Unorthodox’un tam anlamıyla incelemediği şey, klan, cemaat, gelenek ve kapalı topluluklarda meydana gelen aidiyetin pozitif tarafı. Oldukça kısıtlayıcı olmasına rağmen pek çok Hasidik Yahudi, inançlarından ve cemaatlerinden güç almalı ve onlara karşı bir aidiyet duygusu hissetmeli midir? Hikaye -tıpkı Esty gibi- bireyselliği, özgürlüğü ve özgür iradeyi, bireyselliğin daha büyük ve muhtemelen daha iç içe geçmiş bir cemaat hayatına ve dini hayata yedirildiği bir duruma tercih ediyor gibi. Ancak bu, aynı zamanda diziyi çekici kılan şey. Esty, Berlin’deki yeni arkadaşlarına neden kaçtığını anlatırken şöyle diyor: “Tanrı benden çok fazla şey bekledi. Şimdi, kendi yolumu bulmaya ihtiyacım var.”

Bu mükemmel dizinin gerilimi ve neşesi, Esty hedefini gerçekleştirirken onu izlemek.

Çeviren: Gaye Polat

Bu yazının orijinali the Guardian’da yayınlandı.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.