İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılma kararına hızlı şekilde tepki verebilen baroların, şiddete maruz kalan kadınlara ücretsiz hukuki destek verilmesi konusunda da aynı hızda çözüm üretmelerini beklemek hakkımız.

Benim de gönüllüsü olduğum Mor Çatı’da uzun yıllardır kadınlardan edindiğimiz bilgi ve deneyimler ışığında patriyarkal adalet sisteminin izlemesini ve raporlamasını yürütüyoruz. Bu sistemin ayaklarından biri olan adli yardım büroları ve bu bürolar tarafından kadınlara verilen desteklerin niteliği de sıklıkla odağımızda oluyor. 2020 yılı boyunca adli yardım birimleri tarafından kadınlara verilen desteklerin izlemesini yaptığımız bir çalışma yürüttük. Birkaç ay önce de “Kadınların Adalete Erişimi: Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Yasalarının Uygulanmasında Baro Adli Yardım Bürolarının Rolü” başlıklı bir izleme raporu yayınladık.

En son Dissensus Araştırma tarafından Mor Çatı için yürütülen araştırmanın da açıklıkla gösterdiği üzere ekonomik şiddet kadınların en çok maruz kaldığı şiddet türlerinden biri ve şiddetin kadınlar üzerindeki etkilerini düşünürken ekonomik etkileri göz ardı edilemez. Tam da bu nedenle şiddete maruz kalan ve/veya yoksullaştırılan kadınlar adalete erişimlerinde bir avukatın desteğinden yararlanmaya ihtiyaç duyuyorlar. Mor Çatı gönüllüsü olarak ben de kadınlardan edindiğimiz bu bilgiye hali hazırda aşinayım. Ancak bu izleme çalışması esnasında barolardan veri talep etmek, adli yardım birimlerinde çeşitli görevlerde yer alan çalışanlarla odak grup toplantıları yapmak ve raporun yazılması gibi işleri üstlenirken kadınlara verilen hukuki desteklerin kurumsal yapısı, uygulayıcıların pozisyonları ve yaklaşımına dair de gözlem yapma şansım oldu ve yeni bilgiler edindim. Bu yazıda izleme raporunun içeriğinden ziyade hazırlanma aşamasına odaklanarak izleme süreci boyunca edindiğim kişisel deneyimleri ele almak istiyorum. Şiddetle mücadelede kadınlara sağlanan destek mekanizmalarından sadece biri olan barolar ve adli yardım birimlerine feminist gözle baktığımda ortaya çıkanları paylaşmak istiyorum.

Yönteme dair

İzleme raporunun ön hazırlığı için Türkiye çapında 41 baro ile telefon görüşmeleri yaptım. Yıllardır kadınlardan edindiğimiz deneyimler farklı illerdeki barolarda şiddete maruz kalan kadınlara yönelik farklı yaklaşımlar ve uygulamalar olduğunu gösteriyor. Bu nedenle izleme çalışmasında her bölgeden farklı illerden barolara ulaşmak ve bilgi toplamak önemliydi.

Bu aramaların içeriğini Mor Çatı’da sosyal çalışma yürüten gönüllü arkadaşlarımla planladık. Baroları aradığımda beni doğrudan adli yardım bürolarına bağlamalarını istedim; oralarda da çoğunlukla önce adli yardım büro personeli sonrasında da (varsa) adli yardım sorumlu avukatı ile ve kimi zaman da ayrıca adli yardım komisyonu başkanları ile görüşmeler yaptım. Görüştüğüm kişilere Mor Çatı’dan aradığımı söyledim. Şiddete maruz kalan kadınların aldıkları hukuki desteklerle ilgili bir araştırma yaptığımızı ve bürolarında şiddete maruz kalan kadınlara nasıl destekler verdiklerini sordum. Çoğunlukla “ayrım yapmıyoruz, herkese gerekli koşulları sağlıyorsa en iyi desteği veriyoruz” minvalinde basmakalıp yanıtlarla karşılaştığım için sorumu biraz daha açmak durumunda kaldım. Başvuran kadınlardan istenen belgeler, sonrasında avukat atamasına giden süreç, şiddet durumlarında ataması yapılacak olan avukatlara dair özel bir liste (bu alanda eğitim almış avukatlardan oluşan) olup olmadığını, verilen desteklere dair veri tutulup tutulmadığını sordum. (1)

Adli yardım bürolarının yükünü çeken kadın büro personelleri

Çoğunlukla ilk görüşmeyi yaptığım büro personeli kişiler işleyişe dair en kapsamlı bilgiye ve deneyime sahip olmalarına ve şiddete maruz kalan kadınlarla ilk karşılaşan kişiler olmalarına rağmen, baroların hiyerarşik yapısı nedeniyle kendilerinin değil, esas olarak sorumlu avukatın konuya hakim olduğunu söyleyerek beni hızlıca sorumlu avukata bağlamaya çalıştılar.

Mor Çatı’da sosyal çalışmayı yürüten gönüllü arkadaşlarımız sıklıkla büro personellerinin çok hayati bir konumda olduklarını, kadınla ilk karşılaşan kişiler olarak yaklaşımlarının kadınların hukuki prosedürleri devam ettirip ettirmemelerinde çok önemli rol oynadığını söylüyorlar. Bu bilgiden hareketle ben de ön çalışma esnasında (bir telefon görüşmesi ile ne kadar mümkün olursa) olabildiğince bu kişilerle konuşarak deneyimlerini ve yaklaşımlarını anlamaya çalıştım. Bazılarıyla konuşmamız iş yükleri nedeniyle (bürolarda çoğunlukla bir ya da iki personel çalışıyor) çok kısa sürmek durumunda kaldı ve bu da bize aslında doğrudan büro personellerinin iş yükünün ne kadar çok olduğunu gösterdi. Bu yük altında kadınlara ilk bilgileri (sorumlu avukata yönlendirme ve gerekli belgeleri talep etme gibi) nitelikli ve doğru şekilde verip veremeyecekleri konusunda soru işaretleri yarattı. Ayrıca şiddete maruz kalan kadınlara yaklaşım konusunda almaları gereken bilgilendirme ve süpervizyon gibi destekleri de almadıklarını yeniden gözlemlemiş oldum.

Bu görüşmelerde sorularımı geçiştiren, bilgi vermek istemeyenler olduğu gibi özellikle kadın büro personelleri ile daha yakın bir ilişki kurma şansım oldu. Sorularıma olabildiğince detaylı yanıt vermeye çalışan, bana yardımcı olabileceğini düşündükleri farklı avukatlara dair bilgiler paylaşan, Mor Çatı’yı bildiklerini ve takip ettiklerini söyleyen büro personeli kadınlarla tanıştım. Çok detay vermeden de olsa tek başlarına ya da iki kişi birçok başvuru ile ilgilenmek zorunda olduklarını, bu koşullarda veri tutmalarının imkânsız olduğunu, kâğıt işinin yükü altında zorlandıklarını açıklıkla paylaşan kadın çalışanlar oldu.

“Size avukat hanımın numarasını verelim”

Büro personelleri ve sonrasında beni bağladıkları sorumlu avukatlarla görüşmelerimde en dikkatimi çeken şey Mor Çatı’dan aradığımı ve çalışma yaptığımız konuyu aktardığımda doğrudan karşılaştığım “sizi Kadın Hakları Komisyonu başkanına yönlendirelim” yanıtı oldu. Bunun başka bir versiyonu da “sizi Adli Yardım Komisyonu’ndan X hanıma yönlendirelim” şeklindeydi.

Adli yardım prosedürüne göre adli yardıma başvuranların değerlendirmesini yapanlar adli yardım bürosu sorumlu avukatları ve en son kararı da adli yardım komisyonu veriyor. Dolayısıyla prosedürel olarak baktığımızda beni yönlendirmek istedikleri bu kadın avukatlardan hiçbiri şiddete maruz kalan kadınlara verilen destek konusunda son kararı veren kişi değil; ama belli ki zihinlerde bu konu “kadınların meseleleri” diye yekpare biçimde ele alınıyor. Bütün sorumluluk kadınlara verdikleri destekler için ücret almayan kadın hakları komisyonlarına ya da adli yardım komisyonlarında avukat atamasına karar verme konusunda esas yetkili olmayan kadın avukatlara yükleniyor.

6284 sayılı Kanun kapsamındaki haklara erişim

Hem adli yardım büro personelleri hem de sorumlu avukatları ile görüşmelerimde yukarıda da bahsettiğim gibi “ayrım yapmıyoruz, burada herkese gerekli koşulları sağlıyorsa en iyi desteği veriyoruz” yanıtıyla sıklıkla karşılaştım. Bunu biraz açarsam yetkili kişiler kadınlara özel bir uygulamaya gerek olmadığını, zaten gerekli belgeleri ve koşulları sağlayan herkese adli yardımdan avukat ataması yapıldığını söylüyorlar. Oysa hangi konularda başvuru yapan kadınlara atama yapılabildiğini, mesela özellikle 6284 sayılı Kanun kapsamındaki haklara erişim için avukat ataması yapılıp yapılmadığını sorduğumda kadınların Türkiye’de birçok baroda 6284 ile ilgili başvurularında destek alamadıklarını bir kez daha gördüm. Bu durumu irdeleyen sorular sorduğumda avukatlar da büro personelleri de sıklıkla yaklaşık olarak şöyle bir karma söylemle yanıt verdiler: “Kadınlar 6284 için baroya başvurmuyorlar. Burası diğer iller gibi değil. Kadınlar zaten çok bilinçliler, haklarını biliyorlar ve karakola/savcılığa/aile mahkemesine başvurarak kendileri 6284 kapsamında tedbir kararlarını alıyorlar. Çok ihtiyaç olursa da kadın hakları komisyonundan avukatlarımız en iyi şekilde ilgileniyor”.

Çoğunlukla Batı illerinde duyduğum bu söylemin içine işlemiş bariz bir ayrımcılık söz konusu tabii ki. Kim kimden daha bilinçli sorusunun bölgesel olarak ayrımcı yanıtı kişilerin akıllarında çok açık ve net.

Bunun yanı sıra, bahsettikleri iller de dahil olmak üzere Türkiye’nin her yerinde kolluk güçlerinin, savcılığın ve aile mahkemelerinin kadınlara 6284 sayılı Kanun konusundaki eksik, yanlış ve caydırıcı bilgilendirmeleri ve kötü uygulamaları zaten hali hazırda kapsamlı olarak raporlanmış durumda. (2) Dolayısıyla kadınların kolaylıkla buralara başvurarak 6284 sayılı Kanun’dan faydalanamadıklarını çok iyi biliyoruz.

Başka bir sorun da kadınlar başvurmuyorlar; çünkü barodan böyle bir destek alabileceklerini bilmiyorlar; bunun için gerekli duyurular yapılmıyor.

Ve sonuncu olarak da başvuran kadınların, kadın avukatların gönüllü olarak destek verdikleri kadın hakları komisyonlarına yönlendirilmesi aslında açık bir emek sömürüsü. Görüşmelerimde 6284 sayılı Kanunla ilgili başvurular “basit bir dilekçe işi” olarak yorumlandı; bunun için ücret vermek “diğer avukatlara adil değil” şeklinde yorumlandı. Bu yorumlarla birlikte düşünüldüğünde bu “basit dilekçe işi”nin kadın avukatların ücretsiz emeği ile çözülmeye çalışılması toplumsal cinsiyete dayalı işbölümü üzerine kafa yoran biz feministler açısından çok tanıdık. Tam da bu yüzden kadın avukatların gönüllü emeğinden ziyade kadınlara ücretsiz hukuki destek vermek için ödenek ayrılmış olan ve atanan avukatlara cüzi de olsa bir ücret ödenen adli yardım bürolarından destek verilmesi gerektiğinde ısrar ediyoruz.

Bu hakim karma söylemin kadına yönelik şiddete dair yok saydığı şeyleri göz önüne seren en iyi örnek ise çok sık karşılaşmadığım ama birkaç baroda duyduğum şu cümle: “Burada zaten şiddet çok yok; yalnızca geçen yıl birkaç kadın cinayeti oldu.” Çelişkisi insanı ürperten bu cümle kadınların öldürülmesine kadar giden yolun kötü uygulamalar tarafından oluşturulduğunu tamamen görmezden geliyor. Dissensus Araştırma’nın raporunda kavramsallaştırıldığı şekliyle, kadınların şiddetten uzaklaşmak için defalarca geldikleri “eşik”lerde karşılaştıkları “köstekler” tarafından nasıl cesaretlerinin kırıldığını açıklıkla gösteriyor. (3)

Kadın Hakları Komisyonu’ndan avukatlarla kendiliğinden kuruluveren dayanışma

Burada benim açımdan kilit nokta baroların kadın hakları komisyonlarından kadın avukatlarla görüşmelerim oldu. Bu avukatları aradığımda birden aynı dili konuşmaya başlıyorduk. Onlardan çok az basmakalıp yanıt aldım; ve açıklamama gerek olmadan zaten doğrudan adli yardım bürolarında kadınlara verilen desteğin çok yetersiz olduğunu söyleyerek söze başladılar. Hemen onların gönüllü emeğine bırakılan işlerden, kurumsallaşmaya dair eksiklerden, sınır koyamadan olabildiğince fazla kadına destek olmaya çalıştıklarından, bunun yarattığı tükenmişlikten bahsettiler. Arka arkaya telefon görüşmesi yaptığım günlerde bu durum adeta bir frekans değişimi şeklinde yaşadığım bir deneyimdi. Adli yardım bürosundan avukatlarla konuşmaya, derdimi anlatmaya, bilgi almaya uğraşırken sanki başka bir evrenden sesleniyor gibi hissederken, onları huzursuz etmeden, olabildiğince çok bilgi alabilmek amacıyla dikkatli konuşarak, baronun kurumsal saygınlığına zarar verme niyetim olmadığını sadece bilgi almaya çalıştığımı onlara sezdirmeye çalışarak konuşurken, kadın avukatlarla birden aynı frekanstan, çabucak bir güven ilişkisi geliştirerek benzer bir dilden benzer dertleri konuşmaya başlıyorduk. Bu güven ilişkisi o kadar sorunsuz ve kolayca gelişiyordu ki biraz konuştuktan ve ben onlardan bilgi aldıktan sonra hemen onlar da benden ve Mor Çatı’dan esas beklentilerini dile getiriyorlardı: adli yardım bürolarındaki uygulamaları iyileştirebilmek için verdikleri mücadeleye bizim de destek olmamız. O ana kadar sadece genel bilgi toplamak amacıyla aradığım kadın hakları komisyonundan avukatlar (çalışmamızı planlarken iki odak grup toplantısı yapmayı ve bu toplantılara sadece adli yardım bürolarının çalışanlarını ve sorumlu avukatlarını davet etmeyi planlamıştık) onları da odak grup toplantımıza davet etmemizin çok iyi olacağını söylediler. Kendi barolarının adli yardım komisyonları ile verdikleri mücadeleyi böylece bizim toplantılarımızda da aktarmak istiyorlardı ve bizim moderatörlüğümüzde sözlerinin daha duyulur hale geleceğini düşünüyorlardı. Ki tam da düşündükleri gibi oldu.

Odak grup toplantılarımızda kadın hakları komisyonlarından avukatların varlığı, adli yardım sorumlu avukatlarını daha “dürüst” ve “şeffaf” bir yaklaşıma itti; uygulamalarını sorgulamaya yöneltti. Telefon görüşmelerimizde kadınlara özel destek verdiklerini, 6284 sayılı haklar da dahil olmak üzere şiddet durumu varsa kadınları bekletmeden ve ekonomik kriterleri esneterek değerlendirme yaptıklarını söyleyenlerin, odak grup toplantılarında bu iyimser tabloyu sorgulamaya başladıklarını gördük. Kadın hakları komisyonundan avukatların ve Mor Çatı’da gönüllü olarak sosyal çalışma yürüten ve avukatlık desteği veren kadınların paylaşımları ile birlikte adli yardım bürosundan avukatlar her kadın için aynı yaklaşımın sergilenemediğini ve iyileştirmelere ihtiyaç olduğunu daha güçlü bir şekilde dile getirebildiler.

Sonuç olarak

Sistemsel bir değişim tabii ki hiç kolay değil; uzun vadeli ve etkili bir mücadele gerekiyor. Ancak örneğin İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılma kararına hızlı şekilde tepki verebilen baroların, Sözleşme’nin gereklerinden biri olan şiddete maruz kalan kadınlara ücretsiz hukuki destek verilmesi konusunda da aynı hızda çözüm üretmelerini beklemek hakkımız. Neyse ki hiçbirimiz bu mücadelede yalnız değiliz. Kolayca ortaklaştığım, dayanışma geliştirebildiğim, eksik ve yanlış uygulamaları açık ve net şekilde tespit edebilmiş ve değişim için çaba gösteren kadın adli yardım büro personellerinin ve kadın avukatların heyecanı ve çabaları değişimi birlikte getirebileceğimize dair hâlâ bir umut olduğunu gösteriyor.

Notlar

(1) Bu soruları daha sonra yazılı olarak da 81 ilde her baroya sorduk. Raporda sorulara ve az sayıda gelen yanıta dair bilgileri bulabilirsiniz.

(2) Mor Çatı tarafından yazılan AİHM Opuz Grup Davası Gölge Raporu

(3) Kadına Yönelik Şiddet: Kadınların Deneyimleri, Kurumlar ve Mecralar

 

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

13 − two =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.