Asıl çözülmesi gereken hegemonik, saldırgan ve toksik erkekliği yaratan koşullar ısrarla ikinci plana atılıyor ya da tamamen görmezden geliniyor.

Son haftalarda kadına yönelik (fiziksel, psikolojik ve cinsel) şiddet ve kadın cinayeti vakalarının birçoğu hakkında sosyal medyada bu eylemleri meşrulaştıran ve normalleştiren yorumlar gördük. Bu yazıda meseleye özellikle “seçim” söylemi üzerinden yaklaşmak istiyorum: Kadınların “yanlış erkek” tercihi yaptığını ve bunun sonucunda başına gelenleri “hak ettiğini” ileri süren bakış açısının ne tür anlamları olabileceğini sesli düşünmeye çalışacağım.

Öyle sanıyorum ki ekonomik bir proje olmaktan öte sosyal hayatın her alanına nüfuz eden neoliberal ideolojinin günlük yaşamlarımıza ve benliğimize “kazandırdığı” en büyük fakat en tehlikeli kelimelerden biri “seçim”. Bu ideolojiye göre bireyler olarak girişimci bir ruh ve bağımsız bir yaşam hedefiyle kendi seçimini kendi yapan neoliberal özneler yaratmamız bekleniyor. Bu beklentiler gereğince de düşünce ve eylemlerini kendi belirleyen bireyin, kararlarının doğurduğu başarı ve başarısızlığın sorumluluğunu tamamıyla bireysel olarak üstlenmesi gerekiyor.

Bu durumun ekonomik karşılığı şu şekilde örneklenebilir: Bir birey kapitalist sistemin belirlediği değerlere göre profesyonel bir başarı elde edemiyorsa bunun sebebini toplumsal koşullardan ziyade öncelikle bireyin kendi seçimlerinde aramamız gerekir. Yani, ya kişi yeteri kadar çalışkan veya girişimci değildir; ya iyi bir üniversite okumamıştır; ya risk almıyordur ya da önüne gelen işleri beğenmiyordur. Nitekim başarı, doğru adımlar atıldığında kendiliğinden ortaya çıkacak bir ödül olduğundan başarısızlık, kişinin yanlış seçimler yaptığını gösteren bir belirteç haline gelir.

Neoliberal “seçim” söyleminin sosyal hayattaki yansıması da yukarıdakine benzer bir form alıyor. İrademizi, aldığımız kararları ve bunun yarattığı sonuçları toplumsal bir bağlam içerisinde değerlendirmek yerine bütün sorumluluğu kişinin benliğine yüklemek, tam olarak sorumluluk alması gereken birey ve kurumların başvuracağı basit bir mantık yürütme ve bilinçli bir kaçış yolu olarak beliriyor. Şiddet/cinayet faili erkeğin eylemlerini geniş bir çerçevede, yani patriyarka ve hegemonik erkeklik üzerinden değil de,yalnızca kadının yaptığı bireysel seçimlerle sorgulamak vakaları tarihsel ve toplumsal arka planından kopararak istisnai hale getiriyor.

Özellikle kadını ilgilendiren vakalarda bireysel seçimi vurgulayan suçlamaları fazlasıyla duyuyoruz: “O saatte orada ne işi varmış”, “O eteği giymeseymiş”, “Evli erkeklerle görüşmeseymiş”, “Zamanında şikayet etseymiş”, “O kadar yüz vermeseymiş”… Buradaki alt metin şu: Eğer kadın kendi iradesiyle “riskli seçimler” yapıyorsa bunun getireceği tehlikeli sonuçlara da katlanmak zorundadır, şikayet etmeye hakkı yoktur. Bu argüman ise şuna işaret ediyor: Kadının yalnızca toplumun uygun gördüğü seçimleri yapmaya hakkı vardır. Kendisine belirlenen rolün, sınırın, görünüşün ve duruşun dışına çıktığı anda yasal ve manevi haklarından feragat etmeyi kabul etmek zorundadır.

Kadına karşı şiddet ve kadın cinayeti vakalarının birçoğu benzer bir çizgiyi takip ediyor. Birçok kez, bu olaylardaki tekrarlayan unsurlardan ziyade kadının bireysel seçimi üzerinden durum analizi yapılmaya çalışılıyor.

Neoliberal “seçimin” karşıt kutbunu ise çeşitli otoritelere, kararlara ve mekanizmalara bağlılık ve geleneksel dünyanın değerlerine sadakat temsil ediyor. Örneğin, görücü usulü evliliğin  baskın olarak deneyimlenen bir evlilik biçimi olarak görüldüğü durumlarda kadının kiminle evleneceği aile ve toplumun onay verdiği kriter ve seçimlere göre belirleniyor. Kadının iradesinin görmezden gelindiği bu tarz durumlardan ortaya çıkan şiddet ve cinayet vakalarında ise kadın, aynı yorumcular tarafından hemencecik bir kurban statüsüne yerleştiriliyor.

Görülüyor ki, kadın toplumun ondan beklediği seçimleri yaptığı noktada bile şiddet ve tacizle yüz yüze gelebiliyor. Fakat bu, erkeği şeytanlaştıran ve kadını toplumda herhangi bir iradesi olmayan ve korumaya muhtaç bir kurban olarak konumlandıran yorumlara da mahal verebiliyor. Bireysel seçime gönderme yapan söylemler bu bağlamda ortaya çıkmıyor, ama bu kez de kadın önlenemez bir kısır döngünün mağduru olmaya mahkum ediliyor.

Bana öyle geliyor ki yapılan kimi eleştiriler esas noktayı kaçırıyor. Ya kadınlar kendisini çevreleyen sosyo-tarihi koşullardan bağımsız olarak seçimler yapan ve özgür bir zaman ve mekanda, özgür bir öznellik sergileyen bireyler olarak yargılanıyor; ya da dahil olduğu olay ve ilişkiler ağında herhangi bir iştiraki, sorumluluğu ve iradesi olmayan ve ilgilenilmeye muhtaç kurbanlar olarak zavallılaştırılıyor.

Kadın bir taraftan bir gece yarısı dışarıda olmayı tercih ettiği için suçlanırken, diğer taraftan da pembe otobüslerle, erkek refakatçilerle koruma altına alınmaya çalışılıyor. Kamusal ve özel alanda tehlikeli olarak atfedilen saldırgan erkekliğe karşı alınan tek önlem, bireysel seçimler ya da kurumsal girişimlerle geliştirilen bir koru(n)ma mekanizması oluyor. Fakat asıl çözülmesi gereken hegemonik, saldırgan ve toksik erkekliği yaratan koşullar ısrarla ikinci plana atılıyor ya da tamamen görmezden geliniyor.

Nihayetinde, kadınlar olarak insanca yaşamak için ne tür “seçimler” yapmamız gerekiyor? “Doğru” seçimler bizi “doğru” insanlarla, “iyi erkeklerle” mi karşılaştırıyor daima? Ya da “doğru” anda “doğru” yerde ve “doğru” şekilde olmak bizi tacizden, tecavüzden, katillerden “koruyor” mu?

Hegemonik erkeklik toplumdaki tek ve belirli bir erkek tipine değil, etkileşimsel ihtiyaç ve arzulara göre çeşitlikler gösteren bir erkeklik pozisyonuna işaret ediyor.[1]Bu bakımdan meseleyi “doğru” ve “yanlış” gibi karşıtlık içeren indirgemeci ikilikler üzerinden değil de, ikisinin arasında kalan gri alan üzerinden anlamaya çalışsak nasıl olur? Doğru ve yanlış seçim, iyi ve kötü erkekten ziyade, bu tanımları şekillendiren mekanizmaları anlamaya çalışsak?

O zaman seçimlerimiz bizi yaşatır mı?

[1]Connell, R. W., & Messerschmidt, J. W. (2005). Hegemonic Masculinity: Rethinking the Concept. Gender&Society, 19(6), 829–859. https://doi.org/10.1177/0891243205278639

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.