Nigâr Hanımın yaşamının büyük bölümünü günlükleri aracılığıyla kayıt altına alması, yaşadıklarının kapalı kapılar ardında kalmasına izin vermemesi, kuşkusuz kadınların sıkıştırıldığı alana doğrudan bir müdahale niteliği taşıyor. Nigâr Hanım sadece dergi yazılarında kadın haklarını savunmakla kalmamış, günlüğü ile de özel ve kamusal ikiliğini aşma cesaretini ortaya koymuş.

Şair Nigâr Hanım Günlük (24 Ocak 1887 – 14 Nisan 1890. Cilt: 1) Yayına Hazırlayan: Zeynep Berktaş, Timaş Yayınları, 2021 Nisan.

Geçtiğimiz yıl Şair Nigâr Hanımın (1862-1918) günlüklerinin sekiz defteri kapsayan bölümü ilk kez Latin harfleriyle yayınlandı. Zeynep Berktaş tarafından yayına hazırlanan bu kapsamlı çalışmaya, Nazan Bekiroğlu önsöz ve notlarıyla katkı sağladı. Nigâr Hanım, 25 yaşından ölümüne kadar binlerce sayfa günlük yazmışsa da bunlardan13 defter günümüze kadar ulaştı. Diğer defterler çeşitli gerekçelerle kendisi ve ölümünden sonra da çocukları tarafından imha edildi. Oğullarının 1959’da yayınladığı Hayatımın Hikayesi’nde eksik defterlerden yapılmış kimi alıntılar bulunur. İmha edilen defterlerin kadın tarihi bakımından ne büyük kayıp olduğunu bir yana bırakıp, ilk sekiz deftere ve tabii Nigâr Hanımın günlüklerden hemen önce yazdığı anılarındaki, yani Mukadderat’taki bilgilere odaklanalım. İyi ki, kitabın ilk bölümünde Mukadderat da yer alıyor ve günlükleri tamamlıyor.

Nigâr Hanımın yaşamının büyük bölümünü günlükleri aracılığıyla kayıt altına alması, yaşadıklarının kapalı kapılar ardında kalmasına izin vermemesi, kuşkusuz kadınların sıkıştırıldığı alana doğrudan bir müdahale niteliği taşıyor. Nigâr Hanım sadece dergi yazılarında kadın haklarını savunmakla kalmamış, günlüğü ile de özel ve kamusal ikiliğini aşma cesaretini ortaya koymuş. Günlük yazımı onun profesyonelliğinin bir parçası, çünkü aynı yıllarda şiirleri de basılmaya başlıyor. Ölümünden önce günlüklerini gözden geçiriyor, bazılarının okura ulaşmasını istemiyor, yani diğerlerinin okurla buluşabileceğini öngörüyor. Günlük türünün Osmanlı’daki en kapsamlı örneğini kaleme alırken, birçok risk de alıyor Nigâr Hanım. Tekrarlayıp durduğu toilette (temizlik, bakım) yapma, robe de chambre’ını üzerine alıverme, taam etme ritüellerinin okuru sıkma riskini… Kocası İhsan Beyin ikinci eşine sürekli alüfte deyip feminist okuru rahatsız etme riskini… Lanetler okuduğu görümcesinin aynı zamanda çocuklarına da baktığına ilişkin tek bir cümle etmediği için hakkaniyetinin sorgulanması riskini… Kısacası yazar tam da otobiyografik bir anlatıdan bekleneceği gibi gündelik yaşamının çelişkili deneyimlerini bizimle etkileşime, konuşmaya açıyor. Hem hizmetçi, özel öğretmen, kuyumcu trafiği içinde yaşadığı parasal sorunlara tanık oluyoruz hem de İhsan Beyin “mezaliminin” farkındayken, ona “beni senden başka kimse bahtiyar edemez” dediğine…

Nigâr Hanım, Macar asıllı bir Osmanlı paşası ile yine saraya yakın çevreden Emine Hanımın kızı olarak İstanbul’da dünyaya gelir. Yedi yaşında Kadıköy’deki Pansiyon’a yatılı öğrenci olarak gönderilir ve burada Fransızca, resim, müzik, el işi dersleri alır. Eğitimi 11 yaşından itibaren aynı dönemde yaşamış bazı üst sınıf kadınlar gibi evde özel derslerle devam eder. Sekiz dil bildiği söylenen babasının üzerindeki etkisi büyüktür. Bazı dersleri babasından alır. Anılarını aktardığı Mukadderat’ta zengin bir ailenin oğlu olan İhsan Beyle 13 yaşında, yani 1875’te evlendiğini belirtir. Çiftin Münir, Feridun ve Keramet adlı üç erkek çocukları olur. Soyadı Kanunu sonrasında çocuklar Nigâr soyadını kullanmışlardır. Aldığı iyi eğitim, yazma merakı ve ısrarı, ona edebiyat kanonunun kapılarını aralar. Muhtemelen kocasının “mezalimine” de direnebilmesini sağlar. Günlüklerde şiir kitabı Efsûs’un yayınlanmasından sonra kazanmaya başladığı ün nedeniyle çevresinin genişlediğini adım adım izleriz. Yeni basılan kitabını seçtiği kişilere bizzat takdim eder, övgülerini alır. Edebiyatçı Recaizade Ekrem’in Nigâr Hanımı mutlu eden ziyaretleri bu dönemde görülür. Salı günleri baba evinde kabul günleri düzenlemeye başlar. İhsan Beyin ilgisizliğine karşın, çocuklarının iyi eğitim alması için padişaha ricacı olmaktan çekinmez, üçünün de Mekteb-i Sultani’yi bitirmesini sağlar. Boşandıktan sonra kendisine teklifler gelse bile tekrar evliliği düşünmez. Annesinin ardından 1898’de babasını kaybeder, savaşın artırdığı yoksullukla başa çıkmaya çalışır. Erzak bulma, nafakasını, baba maaşını alabilme peşinde koşar. Kadınların giderek daha çok yer aldığı dernek faaliyetlerine katılır. Yazmayı hiç bırakmaz. Şiir kitaplarının yanında Hanımlara Mahsus Gazete, Demet, Kadın gibi dergilerde yazıları yayınlanır.

Şair Nigâr Hanım Günlük, kadın tarihini bugünün gözlükleriyle çok yönlü okuyabilmek için zengin bir kaynak oluşturuyor. Feminizmin kapsamlı erkek şiddeti eleştirisi açısından bakıldığında, yaşadığı şiddeti ifşa eden, bunun kendisinde yarattığı tahribata karşı elindeki olanakları seferber eden azimli bir kadın portresi sizi bekliyor.

Günlüklerde Nigâr Hanım, eşi İhsan Beyin kendisine yapmış olduğu mezalimi oldukça ayrıntılı aktarmaktadır. Manen etmediği gadr-u zulüm kalmadığını, haşin muamele gördüğünü söyler, “Bana karşı sebepli sebepsiz mütemadiyen gösterdiği bu huşunetin (sertlik) esbabı nedir?” diye sorar (s. 151). Yaşadığı şiddet ortamının kendisinde yarattığı asabiyetin ve duygusal karmaşanın farkındadır. Canının kıymetsizliğinden dem vurur, intihardan söz eder. Birçok kez İhsan Beyden ayrı yaşamayı dener, ancak geri dönmek zorunda kalır, gerekçeleri ise hiç şaşırtıcı değildir. İhsan Bey, Nigâr Hanımı kontrol edebilmek, kendisinden ayrılmasını engellemek için sürekli sözler verir. Onun görümcesi ile oturmama, Hisar’daki evde yaşama taleplerini kabul etmiş görünür, hatta “idam cezasına mahkum edilse bile Nigâr’dan vaz geçmeyeceğini” söyler. Ancak bu sözlerin hiçbiri tutulmaz. Geri döndüğünde Nigâr Hanımı hayal kırıklıkları bekler. 1889’da birinci, 1897’de ikinci kez boşanır İhsan Beyden ve ilişkisini zorunlu haller dışında bitirir.

İhsan Bey hakkındaki bilgiler Nigâr Hanımın anlattıkları ile sınırlıdır, başkaca bilgi bulunmaz. İstanbul’un zengin ailelerinden birine mensup olduğunu, kendisinden 10 yaş kadar büyük bir ablasının bulunduğunu ve yazarı ablasıyla birlikte yaşamaya zorladığını öğreniriz. Gazeteci Hikmet Feridun Es[1], İhsan Beyle ilgili, oldukça klişe bir varlıklı erkek portresi çizer: “Çocukluğundan beri her arzusunun yerine getirilmesine alışkın” olduğundan şımarıktır. Doğal olarak “eğlenceyi sever, kadınlara ve içkiye düşkündür” ama bütün bunlar onun “son derece iyi kalpli” olduğu gerçeğini değiştirmez! Nigâr Hanımın günlükleri işte tam da bu “son derece iyi kalpli İhsan Bey” imajını tuzla buz eder.

İkinci eş baskısı

Çok eşliliğin, daha çok Osmanlı üst sınıflarında görüldüğü bilinir. 19. yüzyılın sonunda feminist fikirlerin giderek güçlendiği bir dönemde İhsan Beyin ikinci bir eşi alması Nigâr Hanımı derinden yaralamıştır. Kendisi kadın haklarının korunması yönüyle feminizmin en koyu taraftarıdır (Bekiroğlu, 2011, s. 340). Kocasının sık sık kayıplara karışmasından, eve uğramamasından şüphelenir, giyinip kuşanıp çıktığında akşam eve gelmeyeceğini anlar, ancak ikinci eşi olduğunu başkalarından duyar Nigâr Hanım. Adadaki hastanede tedavi gördüğü süre içinde ziyaretine ancak bir iki kez gelir İhsan Bey. İkinci eşiyle arası kötüleştiğinde ise Nigâr Hanıma koşar. Birçok kez ağlar, kendisine bir şey sormamasını ister, suçu hemşiresinin fesatlığına atar, iyi niyetinin göstergesi olarak çocuklarla görüşmesine izin verir (s. 45). Görümcesinin Nigâr Hanımın çektiklerini görmemesi hatta buna onay vermesi ise yazarın manevi ızdırabını artırmaktadır.

Hisar’daki evin kapıları sonunda Nigâr Hanıma açıldığında değişen bir şey olmamıştır. İhsan Bey sarılığa yakalanır, evde üst üste birkaç gün kalır ancak hastalığın acısını Nigâr Hanımdan çıkarır. Eve geç geldiği gerekçesiyle tazyik eder, perhiz yemeğini beğenmez, ortalığı birbirine katar (s. 142-144). İhsan Beyin kendisini eve davet etme nedeninin, yalnızca umum nazarında mülevves (kirli) görülen namusunu kurtarmak olduğuna karar verir Nigâr Hanım, bir de diğer eşinden yakayı kurtarabilmek için onu alet yapmaktadır (s. 134 ve 137). Konuşurken pek ziyade müteessir olduğu için bir varaka kaleme alır. İhsan Beye bu hâle tahammülünün mümkün olmadığını yazar. Çocukları için yapabileceği her şeyi yapmıştır.

Çocuklarla tehdit

Nigâr Hanımın İhsan Beyi terk edememe nedenlerinin başında çocukları gelir. Çocukları aracılığıyla Nigâr Hanımın üzerinde büyük bir baskı kurulmuştur. Sekiz ay çocuklarını göremez. Çocuklarını görebilmek için haber gönderdiğinde İhsan Beyden katı bir yanıt alır: “Çocuklarını seven valide onlardan tebaüd (uzaklaşma) etmez, buna dair ne şifahi ve ne de tahriri haberler göndererek vicdanımı rahatsız etmeyiniz” (s. 43).

Nigâr Hanım için çocuklarının kendi babasının evinde yeterli ölçüde kabul görmemesi bir başka derttir. Büyük oğlu Münir, Mekteb-i Sultani’den bir günlüğüne yanına geldiğinde bile onun nasıl bir muameleye maruz kalacağını bilemez (s. 324). İki çocuğundan ayrı olmasının yanında Münir’in dedesi tarafından hoş nazarla görülmemesi, kalbini dağdar eder (s. 405), Nigâr Hanım, Münir’le birlikte ara sıra teyzesinde kalmaya mecbur olur.

Ekonomik şiddet

Şatafatlı görünen hayat biçimine karşın, kendi gelirinin, evinin olmamasının getirdiği yoksunluğun farkındadır. Kişisel servetinin olmamasının (s. 145) İhsan Bey tarafından kullanıldığını yazar: “Her dakika sözleriyle isbat ediyor ki kendisine karşı en büyük defaut’um servetsizliğimdir. Eğer sahib-i servet bir kadın olsa idim indinde pek muazzam tutulacağımı tahmin ediyorum” (s. 144).

Nigâr Hanım evi terk ettiğinde İhsan Bey, eşyalarını göndermez, bunun için doğum hediyesi olan tuğrayı geri vermesini ister (s. 41). Çocukları için eve döndüğünde İhsan Bey eksikliklerini tanımaz, masraftan şikayet eder ama kendisine üç kat esvap birden yaptırır. Nigâr Hanım “olsa olsa haftada bir kere biraz dışarı çıkmak üzere talep ettiğim harçlığı inkisar etmesi cidden bana pek garip geliyor” diye yazar (s. 145). Ardından bin bir sözle davet edildiği Hisar’daki evin kapısının önüne konur. Aç ve bi-ilaç kalacak olsa bile evi terk etmeme, çocuklarından ayrılmama kararı almış olmasına karşın, İhsan Bey gelir, çocukları götürür, hizmetçileri gönderir, evi boşaltır, Nigâr Hanıma evden ayrılmaktan başka yol bırakmaz.

Arkadaşlar candır!

İhsan Bey tarafından yalnız bırakıldığı günlerde Nigâr Hanımın yanında, şiirleri, piyanosu ve tabii arkadaşları vardır. “Asabi mizaçlı olduğum için kendimi eve hapsetmem mümkün değil” demektedir (s. 145). Kadın arkadaşlarına uğrar, notlar gönderip onları eve davet eder, kitap değiş tokuşu yapar, müzik notaları paylaşır. Sık sık görüştüğü arkadaşlarından biri Madam Sarah’tır, ondan bazen Sare Hanım diye söz eder. Madam Sarah’ın da bir çocuğu dışında, çocuklarından ayrı yaşadığını öğreniriz (s. 330). İki kadın dertlerini, müzik ve kitap sevgilerini paylaşırlar. Birlikte oldukları dönemde İhsan Beyin uyguladığı şiddetin bir parçası onların görüşmesini engellemektir. Nigâr Hanımın, Madam Sarah’ın “iffet ve istikametinde zerre kadar sorun görmediğini, İhsan’ın zihnine bu yolda fikir sokanları lanetlediğini” yazmasına bakacak olursak, İhsan Beyin Madam Sarah’ı ahlaksızlıkla suçladığını düşünebiliriz (s. 116). Buna inanmaz Nigâr Hanım, ama eşinin sözünün dışına da çıkmaz. Çok zor olsa bile görüşemeyeceklerini Madam Sarah’a açıklar. İhsan Beyden ayrıldığında ilk aradığı kişilerden biri arkadaşı Madam Sarah olacaktır.

Kaynaklar

Bekiroğlu, Nazan (2021) Önsöz, Şair Nigâr Hanım Günlük Cilt 1. Timaş Yayınları, İstanbul.

Bekiroğlu Nazan (2011) Şair Nigâr Hanım, Timaş Yayınları. İstanbul

Nigâr Hanım -Günlük (2021) Yayına Hazırlayan: Zeynep Berktaş, Timaş Yayınları, İstanbul

[1] Aktaran: Bekiroğlu (2011, s. 48)

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

six + 14 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.