Planned Parenthood, ABD’de üreme sağlığı denince ilk akla gelen isim. Her eyalette şubeleri bulunan, kâr amacı gütmeyen kurum, özellikle yoksul kadınların üreme sağlığına ilişkin ihtiyaçlarını karşılayabildiği neredeyse tek adres; kimi kısıtlamalarla da olsa kürtaj hizmetlerinin de sunulması sebebiyle de her daim Amerikan muhafazakârlarının hedef tahtasında. Daha az bilinense, kurumun içinde ve özgürlükçü müttefikleri arasında bir süredir devam eden, bu yaz birden dikkatleri üzerine çeken başka bir tartışma: kurucularından Margaret Sanger’in öjenizme verdiği bilinen destek. Bu tartışmanın arka planını ve gidişatını anlayabilmek gayesiyle, Ruth Graham’in konuya ilişkin makalesinin çevirisini paylaşıyoruz.

Ruth Graham

Bu yaz ülke çapında, ilerici aktivistler çeşitli tarihi figürlerin anıtlarının yerinden sökülmesini talep etti—ya da kendileri bunları yerlerinden söküverdi. Robert E. Lee, Christopher Columbus ve George Washington’ın heykelleri yıkıldı; devlet okulları ve Ivy League üniversiteleri ise Jefferson Davis ve Woodrow Wilson gibi isimleri binalarından kaldırmaya hazırlanıyor. Trump ise buna “solun kültürel devrimi” ismini verdi.

Gittikçe yayılan bu tarihsel hesaplaşma hareketi, [Temmuz sonunda] üreme hakları hareketinin dev isimlerinden birisinin de kapısını çaldı: Planned Parenthood Federasyonu’nun kurucusu Margaret Sanger. [21 Temmuz] Salı günü Planned Parenthood New York şubesi, Sanger’in ismini onun “öjenist hareketlerle olan zarar verici bağlantılarına” referansla Aşağı Manhattan’daki önemli bir klinikten kaldıracağını duyurdu. Kurum aynı zamanda “Margaret Sanger Meydanı” tabelasını kaldırmak için belediyeyle birlikte çalışmaya başladığını açıkladı.

2016’da çıkan Imbeciles: The Supreme Court, American Eugenics, and the Sterilization of Carrie Buck (Embesiller: Amerikan Yüksek Mahkemesi, Amenrikan Öjenizmi, ve Carrie Buck’ın Kısırlaştırılması) kitabının yazarı Adam Cohen, “…şu anda geçmişin daha önce hiç olmadığı kadar çok sorgulandığı bir dönemdeyiz,” dedi. Sanger, 20. yüzyılın başlarında modern doğum kontrol hareketini organize eden ve yaygınlaşmasını sağlayan bir aktivist—hatta “doğum kontrolü” terimini bile o icat etti. Ancak aynı zamanda toplumun “yanlış” insanları üremekten vazgeçirmesinin fayda sağlayacağını iddia eden öjenik “bilimi” de benimsedi. Cohen, Planned Parenthood’un verdiği kararı “Margaret Sanger’in öjenizmde oynadığı rolün gecikmeli bir biçimde tanınması” olarak nitelendirdi.

Sanger, politik olarak birçok yönden “solun kültürel devriminin” diğer sözde kurbanlarından çok daha tartışmalı bir figür. Geçtiğimiz yıllar içinde tahtından indirilmesi için yapılan çağrılar, ilerici aktivistler ya da akademik tarihçilerden değil, kürtaj karşıtı aktivistler ve muhafazakâr politikacılardan geldi. 2015’te [Cumhuriyetçi politikacı] Ted Cruz, Sanger’in “Afrikalı-Amerikalıların yok edilmesini hedeflediğini” iddia ederek büstünün Smithsonian’s National Portrait Galerisi’nden kaldırılmasına öncülük etti. [Yüksek Mahkeme yargıcı] Clarence Thomas ise Sanger’in öjenist fikirlerinden geçtiğimiz sene Indiana eyaletinde çıkarılan bir kürtaj yasasına ilişkin kararda uzun uzadıya bahsetti.

Yani şaşırtıcı olmayan bir biçimde, kürtaj savaşlarında Planned Parenthood’un karşısında yer alanlar, bu tersine dönüşü ben-demiştim’lerle karşıladı. [Kürtaj karşıtı bir örgüt olan] Feminists for Life of America’nın Başkanı Serrin Foster, Katolik America dergisi için yazdığı bir yazıda bu değişikliği “tarihsel gerçekliğin hoş bir kabulü” olarak adlandırarak, “Yeterince uzun sürdü,” dedi. Kürtaj karşıtı olduğu bilinen ve ismini feminist bir ikondan alan Susan B. Anthony List isimli bir grup aktivist, Nancy Pelosi ve Hillary Clinton’a 1966 ile 2015 arasında Planned Parenthood’un en yüksek onur ödülü olan Margaret Sanger ödülünü geri vermeleri çağrısı yapan bir bildiri yayınladı (Planned Parenthood sözcüsü ise kurumun ödülü vermeyi neden bıraktığı sorusunu cevaplamadı).

Sanger savunucuları için, New York şubesi tarafından alınan bu karar acı bir taviz. Planned Parenthood eski yönetim kurulu üyesi ve 1992 tarihli Sanger biyografisinin yazarı Ellen Chesler bu konuda, “Sağ düşüncenin 30 yıldır amansızca sürdürdüğü, bir noktaya kadar sola da sirayet eden saldırıların sonucunda Sanger’la bağlantılandırılan bu pürüzlere karşı biraz sempati besliyorum,” sözlerini kullandı ve ekledi: “Onun zamanının zorlukları ve öjenist politikalar basit açıklamalar ve tweetlerle açıklanmaya elverişli değil. Bu, gerçek bir sorun. Ancak bence bu koşullar her ne ise onları açıklamadan reddetmek daha büyük bir sorun. Bu durum yanlış insanlara zafer kazanmış görünümü veriyor.”

Planned Parenthood yıllar içinde kurucusunun görüşleriyle giderek daha doğrudan bir şekilde boğuştu. 2016’da yani kuruluşunun 100. yılında, Sanger’in mirasını savunan bir grup, Margaret Sanger hakkındaki muhalefet iddialarına cevaben yazdıkları sekiz sayfalık bir metin yayınladı; ancak bu metinde Sanger’in engelli birçok bireyin kısırlaştırılması ve “aptal” dediği göçmenler hakkında çok sert düzenlemelerin yapılmasından yana olduğunu kabul ediliyordu. Sanger, 2016 tarihli bir başka belgede ise “karmaşık ve kusurlu” olarak nitelendirildi ve öjenizm hakkındaki ayrıntılı olarak incelenen görüşleri kınandı.

2005 yılında Sanger’in öjenist inanışları hakkında bir kitap yazan Katolik ilahiyatçı Angela Franks, “Sagner’in takipçileri, birbiriyle bağdaşmayan iki şeyi birden istiyor—bir yandan onun adından ve tarihsel öneminden faydalanmaya çalışıyorlar, bir yandan da onun temel inanışlarını görmezden geliyorlar,” diyor. “Bu, Sanger’in onlara bıraktığı mirası yeniden değerlendirmenin başlangıcıdır.”

Planned Parenthood New York şubesi yöneticilerinden Marle McGee, yaptığı bir açıklamada “Margaret Sanger hem bir doğum kontrolü savunucusuydu, hem de öjenizmin ırkçı ideolojisini destekledi,” derken sözlerine şunları ekledi: “Bunu açıkça kabul ettiğimizde, kürtaj karşıtı muhaliflerin beyaz olmayan kadınları—özellikle siyah kadınları—cinsel sağlık ve üreme sağlığı hizmeti almaktan utandırmak için kullandıkları bir aracı etkisiz hale getirmiş oluyoruz. Daha da önemlisi, beyaz olmayan kadınların zaten bildiği ve sağlık sistemimize erişmeye çalışırken uğraşmak durumunda kaldığı, üreme adaleti hareketi liderlerinin yıllardır bizim de görmemizi istediği bir gerçeği tanımış oluyoruz.”

Organizasyonun en büyük parçası olan Planned Parenthood New York şubesi, bu kararı sol aktivistlerle devam eden tartışmaların bir sonucu olarak nitelendirdi. İsim değişikliği, hâlâ sürmekte olan, ve amaçları arasında “Planned Parenthood’un mirası ve beyaz olmayan gruplara üreme alanında tarihsel olarak verilmiş zarara katkılarıyla hesaplaşmak” sayılan, üç yıllık bir iç tartışmanın parçası.

Öjenist hareket 20. yüzyılın başlarında olağanüstü popülerdi, özellikle de Sanger’in de içinde bulunduğu ayrıcalıklı kesimler arasında. Bu harekete Harvard fakülte üyeleri ve yönetim kadrosu da dahildi. Amerikan Yerli Tarihi Müzesi, uluslararası bir öjeni toplantısı düzenlemişti. Yüksek Mahkeme, 1927 yılında 1’e 8 oy çokluğu ile Virginia eyaletinin “aptal” bulduğu ya da bir biçimde değersiz olduğunda karar kıldığı herkesi kısırlaştırabileceğine karar verdi; çoğunluğun görüşü de dönemin saygın jüri üyelerinden Oliver Wendell Holmes tarafından yazıldı (Ayrı bağlamlarda konuştuğum, yukarıda adları anılan Ellen Chesler ve Adam Cohen’in her ikisi de, birkaç sene önceki bir panel tartışması sırasında Sanger’in bu tarihteki rolü hakkında ateşli bir tartışmaya girdiklerini aktardı. “Neredeyse yumruk yumruğa girmiştik,” diyen Chesler, “Adam çok akıllı ve iyi bir adam ama bu konuda haksızdı,” dedi). Öjenizm fikri kamusal alanda da popülerdi. Fortune dergisinin 1937 yılında yaptığı bir anket, Amerikan halkının üçte ikisinin zihinsel engellilerin zorunlu olarak toplumdan ayrı tutulması gerektiği fikrini desteklediğini öne ortaya koydu. Öjenist harekete—özellikle kısırlaştırmaya verilen yaygın desteğe—karşı önemli tek kurumsal tepki Katolik Kilisesi’nden geldi.

Aile planlamasını, tek tek ailelerin ihtiyaçları bağlamında desteklemekle, bazı ailelerin genişlemesini engellemenin toplum yararına olacağı inancıyla desteklemek arasında ince bir çizgi var. Sanger’in fikirleri karmaşık olabilir ama öjenist harekete verdiği destek aşikâr. En bilinen öjenistleri kliniğinin yönetim kuruluna katılmaları için davet etti ve dergisinde onların katkılarına yer açtı. 1921’de “Bugünün en büyük problemi, zihinsel ve fiziksel olarak kusurlu kişilerin aşırı üremekten nasıl vazgeçirileceği ya da aşırı üremelerinin nasıl sınırlandırılacağıdır,” diye yazdı. Bir sonraki sene çıkan The Pivot of Civilization kitabında “gecekondu annelerine” verilen yardımı “…annelik işlevini bundan kesinlikle vazgeçmesi gereken birçok sınıf için kolaylaştırabileceğini” söyleyerek eleştirdi.

Sanger’in savunucuları, onun öjenizm hakkındaki görüşlerinin ırkçı ve kötücül bir motivasyona sahip olduğuna dair bir kanıt olmadığını savunuyor. Sanger, Harlem’de bir klinik açtı ve Güney’in kırsal kesimindeki fakir siyah kadınlara ulaşmak için siyah liderlerle yakın bir şekilde çalıştı. Martin Luther King Jr., 1966’daki ilk Margaret Sanger Ödülü’nü kabul ederken “hareketimizle Margaret Sanger’in erken dönem çalışmaları arasındaki çarpıcı yakınlık” hakkında bir konuşma yaptı. “Bunlar o dönemde her yerde karşımıza çıkabilen, biyolojinin insan ırkını daha iyi bir hale getireceğine ilişkin inancı içeren görüşlerdi,” diyen Chesler, “Bu görüşleri savunan insanlar bu düşünce ve ırksal ayrıcalıklı pozisyonları arasındaki tutarsızlığı göremediler,” diye devam ediyor.

Sanger’in zamanındaki ayrıcalıklı çevrelerde öjenistlerin yaygın bilinirliği göz önüne alındığı zaman, aslında sorulması gereken soru şu: Hesaplaşma buradan nereye doğru gidiyor? Cohen, “Bence Planned Parenthood gerçekten cesur ve yapılması gereken şey tam olarak bu,” diyor. “Umarım daha çok kurum kendi tarihine bakar ve buradaki rollerinden bahsedebilir.”

Çeviren: Pınar Eldemir

Bu yazının orijinali 24 Temmuz 2020 tarihinde Slate Magazine’de yayınlanmıştır.

 

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.