Belirtileri hakkında hiçbir zaman konuşmadık, diyor Ada Calhoun. O yüzden bu hormonal çalkantıların bu kadar sarsıcı olmasının sebebini uzakta aramaya gerek yok.

‘Yaşıtım olan tanıdığım neredeyse her kadının kafası karışık; bir geçiş dönemindeymiş gibi hissediyorlar.’ Çizim: Hanna Barczyk

Ada Calhoun

Ada Calhoun’un Grove Press UK tarafından 5 Mart’ta yayımlanan Why We Can’t Sleep: Women’s New Midlife Crisis (Neden Uyuyamıyoruz: Kadınların Orta Yaş Bunalımı) isimli kitabından alıntıdır.

Gençken annemin “Kadınlara çocuk muamelesi yapıyorsunuz!” diye bağırdığını hatırlıyorum. Endişeli bir şekilde mutfağa gitmiş ve telefonu çarparak kapattığını görmüştüm.

Renkli ayıcık ve oyun küpü desenli kâğıt havluları göstererek “Gördün mü şunu?” diye sormuştu.

Ben de “Anne, demin bu kâğıt havluları üreten şirket Bounty’i bu ayıcıkları şikâyet etmek için mi aradın yoksa?” demiştim.

Gözleri ateş saçarak, “Evet,” demişti, “utanmalılar bu yaptıklarından.”

Şimdi geriye dönüp baktığımda diyorum ki belki de o zamanlar orta yaşlı olan annem, bir yandan huysuz ergen kızı ve ölüme yaklaşmış ebeveynleriyle, diğer yandan da evliliğinde yaşadığı sorunlar ve artık genç olmadığı için bitmeye yüz tutmuş oyunculuk kariyeriyle uğraşırken, kimseyi (kâğıt havlu şirketi çalışanı hariç) rahatsız etmeden duygularını boşaltmanın bir yolunu buluyordu.

Yirmi beş sene sonra, bitmiş olduğunu hissettiğim kariyerim ve farklı fiziksel sorunların yanı sıra çocuğumun iyi bir okula girmesine çalışırken, oğlumun evcil hayvanı olan kaplumbağasıyla yakından ilgilendiğimi fark ettim.

Kaplumbağa tankına bakarak “Jenny sıkılmış gözüküyor. Jenny en son ne zaman eğlendi?” diye sordum.

Kocamsa “O bir kaplumbağa. Kaplumbağaların hobileri olmaz,” dedi.

“Belki de ellerindekinden fazlasını istiyorlardır!” diye karşılık verdim.

O an anladım ki kaplumbağa Jenny, benim “ayıcıklı kâğıt havlum” oluvermişti.

Hiç regl olmadan geçirilen bir yıl olarak tanımlanan menopoz, genelde 51 yaşına doğru kadınları etkiliyor. Ancak öncesindeki birkaç yıl, ki bu döneme perimenopoz deniyor, duygusal ve fiziksel anlamda düşündüğümüzden daha yorucu geçebiliyor. Bu yıl aralığında çok değişiyoruz. Ergenlikten de hatırlayabileceğimiz üzere geçiş dönemleri oldukça garip olabiliyor. Vücudumuz ve ruh halimiz sıklıkla bize ihanet ediyor. Ama yine de işin en kötüsü perimenopoz ve menopoz hakkında kimsenin konuşmuyor olması.

Bazen perimenopoz ruh halim endişeliden ziyade öfkeli oluyor. Geçen gün uyandığımda kocamın bir çerçevenin üstüne mantar şişe tıpaları astığını fark ettim. Bir şeyleri parçalayasım geldi. Ne sanıyor burayı, öğrenci evi filan mı? Bu haldeyken daha önce fark etmediğim şeyler dikkatimi çekmeye başladı: Dolaplara sığmayan çantalar, birikmiş fişler, masadaki bozukluklar ve oğlumun dağınık eşyaları. “Hoarders’a (çöp evler üzerine bir televizyon programı) çıkabilecek bir ev bu” diye şikâyet etmeye başladım. Eğer bir kutu kibritim olsaydı, evi ateşe verebilirdim.

1955 basımlı How to Face the Change of Life with Confidence (Değişen Yaşamı Güvenle Karşılamak) kitabını açtığımda regl olmadan önce ruh halinin çok şiddetli bir biçimde değiştiğinden bahseden 37 yaşındaki bir kadının bir sorusuna rastladım. Cevap olarak erkek uzman jinekolog şöyle diyordu: “İnsanlar (ç.n. alıntıda ‘man’ yani ‘adam’ olarak geçiyor) fiziksel olgunluğa 25, duygusal olgunluğa 35 yaşında erişirler. Ne yazık ki bu gemiyi kaçırmış ve duygusal tepkilerinizin çocukça bir evresinde takılıp kalmış gibisiniz.”

Bu soruları küçük gören tutum on yıllardır kadınların benzer soruları sormasına engel oldu.

“Yaşıtım olan tanıdığım neredeyse her kadın, kariyerleri çok iyi gitse, ekonomik olarak iyi durumda ve ebeveynlik konusunda rahat olsalar da kafaları karışık; bir geçiş dönemindeymiş gibi hissediyorlar,” diyor Kaliforniya’da yaşayan ve bir video oyunları şirketinde COO (operasyon direktörü) olan 43 yaşındaki Yvette. “Yaşıtım olan arkadaşlarımla çokça vakit geçiriyorum. Vücudumuzun istemediğimiz yerlerinin genişlediğini ve yumuşadığını hissediyoruz. Bazen bunu kafaya taktığımız için çok mu yüzeyseliz ya da bu konuda bir şey yaptığımız için yeterince feminist değil miyiz diye düşünüyoruz. Çocuklarımızın ekran başında geçirdikleri zamanı nasıl kontrol edeceğimizi bilmediğimiz için korkuyoruz. Seksi artık pek sevmediğimiz ya da çok sık ihtiyaç duymadığımız gerçeğini konuşuyoruz ve ‘hayalimizdeki’ işe girişmeyi erteleyecek vaktimizin kalmadığından endişeleniyoruz.”

Jinekoloji uzmanları, Hormon Replasman Tedavisinin (HRT, Türkçede Hormon Tedavisi, HT olarak da geçiyor), hala menopozun belirtileri için en etkin ve bilimsel olarak kanıtlanmış tedavi olduğunu savunuyorlar. Ancak uzun süredir ortalarda dolaşan kanser, felç ve kan pıhtılaşması riskini artırdığı duyumlarıyla bu tedavi terk edilmiş gibi. Gwyneth Paltrow’un, internet sitesi Goop’ta, vajinanıza sokmak için tasarlanmış yeşim taşından yapılma yumurtaları o paralara satabilmesinin arkasında da bu var muhtemelen.

Konuştuğum jinekologlar kadınların perimenopozal dertlerine egzotik çareler aramalarını garipsemediklerini söylüyorlar. Minnesota’da Mayo Kadın Sağlığı Kliniği’nde çalışan Jacqueline Thielen, 40-50 yaş aralığında birçok kadının hormon tedavisinden korktuğunu ancak semptomlardan ve sorumluluklarından da usanmış hissettiklerini söyledi.

Dr. Thielen, ayrıca, bunun kadınları deri altı iğneli hormon tedavisi, uygunsuz yumurtalık alımı ya da oldukça pahalı (ve vajinanıza lazerle müdahaleyi içerebilen) “vajinal gençleştirme” gibi – annelerimizin aklına bile getirmeyeceği – tartışmalı uygulamalara da daha açık hale getirdiğini belirtti.

Menopoz ve perimenopoz bazı kadınlar için o kadar da büyük bir sorun teşkil etmezken, bazılarının hayatını alt üst edecek kadar sert geçiyor. Amerikan Emekliler Derneği (American Association of Retired Persons) anketine katılan kadınların yüzde 84’ü menopoz semptomlarının hayatlarını sekteye uğrattığını söylüyor.

Kuzey Amerika Menopoz Topluluğu (North American Menopause Society – NAMS) yöneticisi JoAnn Pinkerton “Yas tutan kişilere nasıl da bir sene boyunca hayatlarında büyük değişiklikler yapmamaları önerilir. Ama kimsenin perimenopozdaysa büyük bir karar almaması konusunda uyarıldığını görmedim” diyor.

Bu iyi fikir gibi geldi. Yani perimenopoz bitene kadar ağırdan alacağız. “Ne kadar sürüyor ki?” diye sordum. “Birkaç ay ya da 10 ila 13 sene arasında,” cevabını alınca çok şaşırdım.

“Ortalama dört sene sürdüğü söylenir,” dedi ve menopozun “aslında öngörülemez perimenopozal geçiş döneminden daha kolay geçtiğini” ekledi. Çünkü perimenopoz “yumurtalık hormonlarındaki dalgalanmalara bağlıdır. Altı ay boyunca ciddi sıcak basması ve regl düzensizliği yaşayabilirsiniz. Ama sonra döngünüz normale döner – ta ki üç ila beş yıl sonra bunlar tekrar edene dek.”

“Kadınlar bu dönemin onları daha savunmasız kıldığını ancak yapabilecekleri bir şeyler olduğunu hatırlamalı.”

Bir örnek* veren Dr. Pinkerton şöyle diyor: “Kadını psikolojik danışmanlık ve doğum kontrol hapına başlattık. Doğum kontrol hapı hormonlarını yatıştırırken danışmanlık hayatındaki bazı gizli stres faktörlerini görmesine yardımcı oldu. Yakın zamanda gördüğümde perimenopozal hormonal dalgalanmaların problemleri çözülemezmiş gibi hissettirdiğinin farkına vardığını söylüyordu. Sanırım demeye çalıştığım şu: Perimenopoz dönemindeyseniz ev ya da işteki sorunların hormonal dalgalanmalar nedeniyle olduklarından daha büyük görünebileceğinin farkında olun.”

Uykunun bu dönemde kadınlara faydasının büyük olduğunu söyleyen Pinkerton, “Genelde ilk kaçan şey uyku oluyor, ama uyku kesinlikle bu dönemi rahat geçirmeniz için olmazsa olmaz, sonra da hayatınızdaki stresi azaltmayı öneriyoruz,” diye ekliyor.

Benim asıl merak ettiğim ise şu: Artık 40’ına yaklaşan X Kuşağı (1965–1976 yılları arasında doğmuş) kadınları nasıl oluyor da kendilerine bir şeyler olacağının farkında olmalarına rağmen tam olarak ne beklemeleri gerektiğini bilmiyorlar?

‘Kadın olduğumuza dikkat çekmemek adına, sanki bize bir şey olmuyormuş gibi yaptık.’ Çizim: Hanna Barczyk/The Observer

Olası bir cevap: İnkâr. Uzun zamandır biz kadınlar, erkeklerle her konuda aynı olduğumuzu iddia etmemizi gerektiren koşullarda yaşıyoruz. On yıllardır regl, hamilelik ve menopozla alakalı sıkıntılı semptomlarla uğraşırken yine de çalışıp işe yarayabildiğimizi kanıtlamak zorunda kaldık. Sonuç olarak da bu dertleri hem kendimizin hem başkalarının gözünde minimize ettik. Kadın olduğumuza dikkat çekmemek adına, sanki bize bir şey olmuyormuş gibi yaptık. Boomer (İkinci Dünya Savaşı ile Soğuk Savaş arasındaki dönemde doğmuş) kuşağı kadınları iş dünyasına adeta vatka/zırhlarını kuşanıp girerek bunu başlattılar diyebiliriz. Kendimizi onların yerine koyacak olursak neden tüm külfetiyle kadınlıklarını, özellikle de orta yaşlı kadın oluşlarını, saklamaları gerektiğini anlayabiliriz.

Çocukları son Star Wars filmine götürdükten sonra bir arkadaşımla yemek masasında konuşuyorduk. “Çok zor, bu durum gerçekten hayatımı mahvetti. Son iki sene geceleri uyuyamadan geçti! Sürekli sıcak basıyor! İki senedir hiçbir şeye enerjim yok!”

Böyle hissettiğini hiç bilmiyordum. Bana neden daha önce bundan bahsetmediğini sordum.

“Menopozdan bahsetmekten nefret ediyorum,” dedi. “Sanki artık dükkânı kapattığını, cinsel bir varlık olmadığını söylemek gibi bir şey, çok utanç verici.”

Utancın yanı sıra, doktorlardan gerektiğinden çok daha az yardım alabiliyoruz. 2013 yılında yapılan bir Johns Hopkins anketine göre Amerika’da kadın hastalıkları ve doğum alanında çalışan asistan doktorların sadece beşte biri menopoz hekimliği alanında eğitim görmüş. Bu jinekologların bile sadece yüzde 20’si demek. Pratisyen hekimleri ise unutun zaten.

Anlıyoruz ki X Kuşağı kadınların hormon replasman tedavisinin – ki menopoz semptomları üzerindeki etkisi kanıtlanan belki de tek tedavilerden biri olduğunun altını çizmek gerekir – tehlikeli olduğuna inancı, 2002’de tıp camiasında gerçekleşen bir olaydan kaynaklanıyor.

1993’te menopoz gündem olmaya başladığında, Kadın Sağlığı Girişimi (Women’s Health Initiative– WHI), ABD’de hormon tedavisinin postmenopozal (menopoz sonrası) kadınlara olası faydalarını araştıran uzun dönemli bir ulusal çalışma başlattı. Temmuz 2002’ye gelindiğinde çalışmanın östrojen-progesteron kısmının öngörülenden erken bitirildiği duyuruldu. Nedeni ise koroner kalp hastalığı, felç, kan pıhtılaşması ve meme kanseri riskinin görünürde artmasıydı.

Yalnız burada bir yanlış anlaşılma olmuş: WHI, hormonların 50-79 yaş aralığındaki kadınlara etkisini araştırıyordu. Amacı, bu tip bir hormon tedavisinin belirtilen yaş aralığındaki kadınları kalp hastalıkları ve diğer hastalıklardan koruyup korumadığına bakmaktı. Yani 40-50 yaş aralığındaki kadınların menopoz semptomlarını tedavi etmek amacıyla kısa dönemli hormon kullanımı değildi araştırmanın konusu. Ama birçok orta yaşlı kadın sadece “kanser” lafını duydu ve HRT’yi (hormon tedavisini) hemen bıraktı.

NAMS kurucusu Dr. Wulf Utian bir yazısında çalışmanın bitirilme tarzını “iyi planlanmamış, ani ve insanlık dışı” olarak eleştirdi. 2017 yılında WHI’ın ilk araştırmacılarından biri olan Profesör Robert D. Langer, 2002 raporundaki hataların kadınların gereksiz yere acı çekmesine neden olduğunu söyledi.

Yine de bu açıklamanın, kadınlar hatta doktorlar arasında dahi yaygın hormon tedavisi korkusunu yatıştırma konusunda çok bir etkisi olmadı. ABD’nin en iyi jinekoloji uzmanları arasında sayılan Yale Üniversitesinden Dr. Mary Jane Minkin, “9 Temmuz 2002 menopozlu kadınlar için talihsiz bir gündü. Kimseye bu raporun çıkacağına dair bir önbilgi verilmemişti. Ayrıca bazı gazeteciler de işleri karıştırıyordu. WHI araştırmacılarından biri bu hikâyeyi Detroit Free Press gazetesine, sonraki hafta Amerikan Tıp Derneği dergisinde (Journal of the American Medical Association) yayımlanacak olduğu için şimdilik ambargolu bir araştırma olarak servis etti. Detroit Free Press de ambargoyu deldi.”

“Böylece Good Morning America (sabah programı) bu hikâyeyi yayımladı ve herkes bir anda çıldırdı. O hafta hormon tedavisi gören her Amerikalı kadın hormon reçetesini çöpe attı. Bu tabii ki mantıklı bir hareket değildi çünkü WHI araştırmasının sadece Birinci Bölümü durdurulmuştu, yani östrojen artı progesteronu kapsayan kısmı. Sırf östrojene bakan kısmı iki sene daha devam etti ve sanılanın aksine eninde sonunda meme kanseri riskinde azalmaya yol açtığı gözlendi.”

Dr. Minkin “X Kuşağı genelde daha talepkâr, ama kendilerine tüm bunların olmasına izin veriyorlar. Neden?” diye soruyor ve devam ediyor: “Neler oluyor dediklerinde onlara belirtileri görmezden gelmeleri ve geçeceği söyleniyor ya da ‘SSRI (antidepresan) alabilirsiniz, sıcak basmasına iyi gelir, ama tabii seksten soğutur ve kilo aldırır’ deniyor. Durum buyken tercihler pek de parlak görünmüyor. Hormon tedavisi ise, meme kanserine yol açtığı düşünüldüğünden, akla bile gelmiyor çoğu zaman. Problemin bir başka boyutu da Dr. Kim Kardashian, Dr. Suzanne Somers, Dr. Oprah Winfrey, Dr. Gwyneth Paltrow gibi sözü geçen kişiler…”

Dr. Minkin kadınların başa gelen çekilir misali gülümseme takınarak acı çekmesi gerektiğine inanmıyor. Herkes için yararlı olacak bazı önerileri: Günlük egzersiz, sağlıklı beslenme ve yeterince uyku. Ateş basması içinse kat kat giyinmeyi ve başucunuzda gece uyandığınızda kalkmadan üstünüzü değiştirebilmeniz için yedek pijama bulundurmayı öneriyor. Yatak odasını serin tutmak da işe yarayacaktır, üşüyorsa partnerinize bir elektrikli battaniye alarak onun da şikâyetlerini dindirebilirsiniz.

Hap kullanımı olmaksızın hayatı kolaylaştıran başka alternatifler: “Regl geçirmeyen iç çamaşırları” ve regl takibi için telefon uygulamaları. Dr. Minkin ayrıca kadınların hap, bant, jel, sprey olarak alabilecekleri östrojen ve progesteron (eğer histerektomi olduysanız, yani rahminizi aldırdıysanız, yalnızca östrojen) içerikli hormon tedavisini seçenek olarak düşünmelerini tavsiye ediyor. Tabii tüm risklerin değerlendirilmesi açısından bunu yaparken doktor gözetimi şart.

Düşük dozda SSRI ya da SNRI antidepresanlar sıcak basmasının önüne geçebilir, aynı gabapentin gibi. Ağır ya da düzensiz regl için Dr. Minkin doğum kontrol hapları ya da progesteronlu rahim içi araç (RİA) kullanılabileceğini belirtiyor. Çuha çiçeği yağı veya arı poleni gibi bitkisel ürün ve takviyelere gelecek olursak, bunların yararı kanıtlanmamış olsa da bazı kadınlar kendilerine iyi geldiğini söylüyorlar.

Özellikle de her yeni çıkan haberle değişiyormuş gibi olduğundan, tüm bu nasihatler arasından iyilerini ayrıştırmak epey zor. Aroused isimli kitabında hormonların tarihini anlatan Randi Hutter Epstein şöyle diyor: “Menopoza girme yaşı gelenlerimiz uzmanların bu konuda tekrar fikir değiştirip değiştirmeyeceğini merak etmekten kendimizi alamıyoruz.”

Pam Houston anılarını derlediği 2019’da yayımlanan Deep Creek isimli kitabında genç bir kadına şöyle tavsiyelerde bulunuyor: “Demeye çalıştığım şey, belki de şu an olduğumuz halimizden farklı, ama yine de iple çekeceğimiz bir varoluş vardır ileride. Belki bilgelikten, belki hormonlardan, belki de sadece yaş almaktan kaynaklanan. Yeterince uzun yaşarsan sana zarar veren şeyleri kovalamayı bırakıyorsun ve işte o zaman, eninde sonunda, kendi sesini duymayı öğreniyorsun.”

Bazen aylarca bazen de yıllarca sürebilen perimenopozu kimi daha şiddetli kimi daha sakin geçiriyor – ama şu bir gerçek ki bir gün sona eriyor. Bittiğinde hepimiz biraz değişmiş oluyoruz, çoğu zaman bizim için gerçekten önemli olan şeylere odaklanmış ama kesinlikle daha sakin. Psikoterapist Amy Jordan Jones’un bana dediği gibi: “Hayatımızın bu evresinde kimsenin gönlünü hoş tutmamız gerekmediğini öğreniyoruz ve asıl mesai o zaman başlıyor: Daha çok kendimiz olabilmek için.”

Çeviren: Deniz İnal

Bu yazının orijinali 1 Mart 2020 tarihinde The Guardian’da yayınlanmıştır.

Türk Jinekolojik Onkoloji Derneği’nin menopoz hakkındaki yönlendirmeleri için: http://www.trsgo.org/menu/150/menopoz-nedir

* Çevirenin notu: Metnin orjinalinde burada şöyle bir paragraf bulunuyordu: “Dr Pinkerton: ‘Ofisime gelen bir kadın, eşinden ve işinden nefret ettiğini ve ikisinden de kurtulmak istediğini söyledi. Ancak eşi önceden arayıp regl olmadan ve esnasında etrafındaki şeylere çok abartılı tepkiler verdiğini söylemişti.’ Dr Pinkerton daha sonra bu kişiyi yakın zamanda gördüğünü ve evliliğinden memnun olduğunu söyledi.” Bu kısım, terapi hizmeti veren birisinin danışanının ruh halini o kişinin kocasıyla tartışmaya dair cümleleri ve kadının sağlığından ziyade evliliğinin selametini önceleyen yaklaşımı açısından sorunlu geldi. Özellikle danışanın kocasıyla kadının regl zamanı ruh halini konuşmak etik olarak sıkıntılı olduğu için yazının genel akışı içerisinde yer vermemek çevirmenin politik tercihi oldu.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.