O aile yuvasının ne kadar sinsi olduğunu görebiliyordunuz” (s.11).

2007 yılında aramızdan ayrılan Amerikalı feminist aktivist öykücü ve şair Grace Paley, Çarlık Rusyası’ndan Amerika’ya göçen Ukraynalı sosyalist Yahudi bir ailenin çocuğu olarak 1922 yılında dünyaya gelir. Kültürünü ve dillerinin ritmini hikayelerinde seslendireceği İngilizce, Rusça ve Yidişçe konuşulan bir evde büyür. 1950’lerde nükleer karşıtı harekette, 1960’larda ise Vietnam Savaşı’na karşı düzenlenen protestolarda yer alır.

Geçtiğimiz günlerde (Eylül 2020) Püren Özgören çevirisiyle DeliDolu Yayınları tarafından yayımlanan Ölü Dilde Hayalperest, Grace Paley’nin 1994 yılında yayımlanan Toplu Öyküler ile daha önce çıkan Son Dakikada Büyük Değişimler ve Aynı Gün Daha Sonra kitaplarında yayınlanmış öykülerinden bir seçki olarak hazırlanmış.

Kitap, “mutlu aile”, “annelik”, “yaşlılık”, “ev/yuva”, “erkek şiddeti” ve de “arkadaşlık” gibi meseleler üzerine oldukça düşündürücü öykülerden oluşuyor. Alaylı bir dil kullanan Paley’in hikayelerinin tekrarlanarak, yavaş yavaş okunması hikayelerin tadını arttırıyor.

Paley, “Mesafe” isimli öyküsünde 50’li yılların göçmen ailelerinin yaşadıklarıyla tanıştırıyor bizi ve de “mutlu aile” olmak üzerine düşündürtüyor.

“Çelimsiz, yeterince gelişmemiş çocuklar bunlar. Güneş görmeyen, et yemeyen. Varsa yoksa makarna, fasulye, lahana. Eh, göçmen gemisinden yeni inmiş annem bile daha bilgiliydi. (s.10) …Elbette hikâyenin bir de sefil kısmı var: Kadın her daim pis, su yüzü gördüğü yok. Sürekli ağlar da ağlar. Temizlikten nasibini almamış.” (s.11)

Ya da “Hüzünlü Melodi” isimli öyküde: “Neredeyse herkesin tanıdığı bir aile var. Bu ailedeki çocukların adları bazıları erkek, bazıları kız. Kızlar annelerinin despot bebek bakıcıları. Oğlanlarsa orduya katılmayı planlıyor.” (s.70)

“Dertli Adam” isimli bir diğer öyküde erkek şiddeti kinayeli bir üslupla anlatılmakta.

Anlatıcı Faith karakteri, yazarın çoğu öyküsünde yer alır. “Faith Ağaçta” başlıklı öyküde, “Annelik” masaya yatırılır. Faith tarafından karakterlerin anne olma halleri ve dönüşümleri anlatılır.

Grace Paley, 1981 yılının Nisan ayında okumalar yapmak ve öğrencilerle bir araya gelmek amacıyla Austin’deki Texas Üniversitesine gider. Burada kadın yazarlar, yaratıcı yazarlık gibi konularla haşır neşir olan gençlerle sohbet eder. Üniversitedeki hocalardan biri olan Joan Lidoff ile bir söyleşi yapar. Söyleşide ailesindeki bireylerin iyi birer hikaye anlatıcısı olduğundan söz eder. Örneğin “Borçlar” isimli öyküsünün geçmişinde dinlediği bir hikaye olduğunu aktarır bize. “Onların öyküsünü mümkün olduğunca yalın bir dille anlatarak, deyim yerindeyse birkaç yaşam kurtarabilirim,” (s. 58) der.

Oldukça serttir Paley’nin öyküleri. Okuduktan sonra midenize bir yumruk yemiş gibi olursunuz. Tıpkı “Küçük Kız” isimli öyküde 14 yaşındaki bir kız çocuğunun başına gelenlerin anlatılması gibi: “Buradaki polis devriyesi Hector ağzında bakla ıslanmayan biri. Onlar böyledir. İspanyollar yani. Vır vır konuşur dururlar. Şöyle dedi. Taşın Charlie. Orayı bir daha görmek istemezsin. Yatak paramparça. Küçük kız desen, tüm kemikleri kırılmış bir halde havalandırma bacasının dibinde, çöplerin ve cam kırıklarının üzerinde. Capcanlıyken tuvalet penceresinden karga tulumba atılmış. Bunu anlayabiliyorlar. Ölüm yere çarptıktan sonra gerçekleşmiş Hector, diziyle kaburgası arasındaki tüm kemikler kırık, un ufak, dedi. Ölmeden ince kalın bir aletle ya da yumrukla vahşice saldırıya uğramış Kızın fotoğrafını beş gün boyunca her gün gazeteye koydular; beşinci gün annesiyle babası gelince, Çocuğumuzun adı Juniper, dediler. On dört yaşında. Biraz asiydi, ama malum, zamane çocukları hep böyle.” (s.68)

Paley, çarpıcı bir biçimde yaşlılık, huzurevleri, ebeveynlerle yaşanan ilişkilere de değinir öykülerinde. Karakterlerin iç dünyalarının sesini duyurur bize. Hikayelerinin çoğu otobiyografik öğeler taşır. Örneğin “Anne” isimli öyküsünde kız çocuğunun aklından geçenleri annenin ölümüyle bütünlük duygusunun yitirilmesini okuyuculara taşır. Başka bir deyişle insanların özellikle de kadınların başa çıkılması zor olan karanlık tarafını gözler önüne serer.

Kendisiyle yapılan söyleşide nelerin onu etkilediğine ilişkin şöyle der Grace Paley: “Feminist bir bilinç diyemem çünkü yeterli bilgim yoktu ama kadınsal ya da dişil ya da kadına dair bir bilinç denebilir. Parçası olduğum kadınlar grubunun, bizim yaşamlarımızın benzer ve önemli olduğunu hissettim sadece. Okul aile birliği ve onun gibi topluluklarda kadınlarla birlikte çalışmaktan ve erken dönem kadın hareketinin dalga geçtiği ve güldüğü şeylerden geliyordu bu his.”

Paley, alt sınıfların, göçmenlerin, bekar annelerin, yalnız çocukların yaşamlarının içine cesurca sokuyor okuyucuyu. Yaşamın acı, karanlık yüzünü gösteriyor. Ürkütüyor; şaşırtıyor. “Yaşamlarımızın benzer ve önemli olduğunu” hissettiriyor.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.