Eşini ve(ya) anne/babasını kaybeden kadınların yaşadığı duygusal, psikolojik ve ekonomik zorluklar, devlet tarafından ölüm aylığından yapılan kesintiyle daha da artıyor.

Bu yazı, Türkiye’de eşini ve(ya) anne/babasını kaybeden kadınların ekonomik olarak eşlerine ve(ya) ebeveynlerine sürekliliği görece devam eden bağ(ım)lılıkları, yani 5510 sayılı kanun kapsamında kesinti yapılarak yakınını kaybeden ücretsiz ev işçisi kadınların nasıl daha da yoksullaştığı hakkındadır. Erkeğin evin reisi olduğu, kadınınsa ücretsiz ev işi ve bakım emeğini karşıladığı ataerkil toplum/aile yapısında özellikle eşini kaybeden kadınların ekonomik durumunu “iyileştirmek” amacıyla 19. yüzyılın başlarından itibaren çeşitli ülkelerde uygulanmaya başlandığı bilinen ölüm aylığı, bugün pek çok ülkenin yüzdelik oranlarını düşürmek hatta tamamen ortadan kaldırmak için göz diktiği bir kaynak halini almış durumda.Türkiye’de zaten işsizlik, ücretsiz ev işçiliği yapma gibi nedenlerle ekonomik olarak ebeveynine ve(ya) eşine bağlı bir kadınken, bağlı olduğun kişiyi kaybettikten sonra da ondan kalanla yaşamaya devam etmek, bu kanunla birlikte bir kez daha zorlaş(tırıl)ır ve yoksullaşmanın önü açılır. Daha açık bir ifade ile kanuna tabi her yaştan, daha önce istihdam hayatına girememiş ücretsiz ev işçisi kadının artan yoksulluğu, yani ekonomik olarak oldukça zorlaşan hayatların kaybın psikolojik etkileriyle birlikte, kadınların temel yaşamsal faaliyetlerinin daha da zor bir hal almasına sebep olur. Tam da bu nedenden dolayı bu yazıyı, “basit” bir şeymiş gibi görünme riski taşıyan görece bağımlılıktan yola çıkarak kurgulamaya çalışıyor ve bunun yanı sıra 5510 sayılı kanunun nasıl olur da eş ve(ya) ebeveyn kaybını ve kaybın ömür boyu sürecek çoklu etkilerini görmezden gelerek yoksullaşmanın yolunu açabilecek şekilde işlediği gerçeğine biraz olsun dikkat çekmek için yazıyorum.

Çocuk yaşta evlenmek durumunda bırakılmış/kalmış ve daha önce iş hayatına girememiş ya da “yüksek eğitim” almasına karşın işsiz bırakılan kadınlar, tüm primlerini ödeyerek emekli olmuş sigortalı (SSK emeklisi ya da 4/a emeklisi, Bağ-Kur emeklisi ya da 4/b, Emekli Sandığı ya da 4/c denen emekliler) eşleri ve(ya) anne/babaları öldüğünde de eşlerine ve(ya) anne/babalarına ekonomik olarak bağ(ım)lı kalmaya devam ediyor, üstüne üstlük böyle bir durumda size her açıdan yardımcı olması gereken sözde “sosyal devlet” bunu yapmadığı gibi bahsi geçen kanunla sizde olandan da kendine pay çıkarıyor! Yakınını kaybeden kaç kadın böyle sancılı bir çizgide varlığını devam ettirmeye çalışırken fiziksel, zihinsel ve ekonomik açıdan duyduğu endişelere yenilerini eklemek ister? Ansızın gel(ebil)en ağlama krizleri, yalnız kalma korkusu, panik ataklar, tükenmişlik duygusunun tetiklenmesi, duygusal boşluk, işsizlik, şimdiki ve gelecekle ilgili ekonomik kaygıların epeyce artması mevcut (veya olası) sorunların sadece birkaçı.

Birçok ataerkil toplumda sigortalının ölümünden sonra bazı belgelerle ölüm aylığına başvurmanız şartıyla(!), sigortalının maaşını eşe ve kız (belli bir yaşa kadar da erkek) çocuğuna bağlayan devlet, aslında kendini hep “bekar” kalacağı için hiç kesilmeyecek olan babanın ve(ya) annenin maaşının yüzde 25’lik dilimini alan diğer kız çocuğu olarak konumlandırıyor. Devlet tarafından hesaplanarak yapıldığı iddia edilen kesinti ile artan yoksulluk, ölen sigortalının maaş bağlanan yakınını (eşini kaybetmiş ücretsiz ev işçisi kadınların oranının kat ve kat fazla olduğu gerçeğiyle her yaştan kadını) aile ve çevresinin yardımına muhtaç hale getiriyor. Bu her zaman bariz bir şekilde de yapılmıyor. Yoksullaştırırken sınıf bilincini körelttiği gibi sessizliğin hüküm sürdüğü koşullarda, sosyal devlet olma yolundaki tüm sorumluluğu bir anda dini kaynaklara aktarıyor ve fitre ve zekat ödemeleriyle de akraba ve çevrenin inisiyatifine bırakıyor. Böylece kadınları aile ve yakın çevreden gelen maddi destekler var olduğu sürece sadece temel yaşamsal faaliyetleri sürdürmeye devam edebilecekleri stabil olmayan bir yoksullukta konumlandırıyor.

Kadınların eşlerini kaybettikten sonra nasıl yoksullaştığını gözler önüne seren faydalı olabilecek bir çalışmaya, Susan Hagood Lee’nin çalışmasına değinmekte fayda görüyorum. Lee, ekonomik yönden az gelişmiş ülkelerden biri olan Kamboçya’da baskılayıcı bir sosyal sorun olarak adlandırdığı dulluk ekonomisini, kocası ölmüş dul köy kadınlarının kötüleşen ekonomik koşullarıyla ilgili incelediği “Rice Plus” Widows and Economic Survival in Rural Cambodia (2006)[1] adlı çalışmasında şöyle değerlendiriyor:

“Üçüncü Dünya ülkelerindeki ailelerin çoğu yoksul geçimlik çiftçilerdir ve kendilerine yetecek kadar yiyecek üretirler. Bu düşük gelirli ailelerde babanın ölmesiyle, anne ve çocukların durumu daha da kötüleşir. Üçüncü Dünya çiftçilerinin yoksulluğu ve kadınların kazanma kapasitesine yönelik ataerkil kısıtlamalar, dulların fakirlerin en fakiri olarak önemli bir grup olduğu anlamına gelir (xiii-xv).”

Bu uygulamaya ve uygulamanın yakınını kaybeden kadınları birinci ağızdan nasıl etkilediğine dair, eşlerinden ve(ya) babalarından kalan maaşı “cömertlik ve garanti” gibi pozitif kelimelerle süsleyen çalışmalar hariç, Türkiye’de nitelikli bir çalışma yok denecek kadar az.

Şimdi biraz da 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda ölen sigortalının maaşının hak sahiplerine dağıtılmasıyla ilgili “ölüm aylığının hak sahiplerine paylaştırılması” başlığı altında yer alan bilgiyle bu uygulamayı detaylandırmaya çalışacağım.

5510 sayılı kanunla daha da yoksullaşan kadınlar

Bugün pek çok OECD ülkesinin ölüm aylıklarının kaldırılmasından yana olduğu aşikar. Çünkü neden Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) PENSIONS OUTLOOK 2018 raporunda bu konuya 7. yani son bölümde “Ölüm aylığına hala ihtiyaç mı?” (“Are survivor pensions still needed?”) başlığı altında yer versin, değil mi? Dul/yetim aylığının “giderler” adı altında, yani ölen sigortalıdan ailesine bağlanan ölüm aylığının “gider/masraf” olarak ele almanın istihdamın önünde bir engel olarak görülmesi ya da kadınların ekonomik olarak gelirlerinin devam etmesi fikrinin tehdit oluşturması da odaklanılması gereken büyük bir problemdir.

OECD’ye bağlı ülkeler, ölüm aylığı alan kadınların gelirlerini hedef göstererek, bu gelirlerin kadınların iş gücüne katılmasına engel olduğu gerekçesiyle, “önüne geçebilmek” için ölüm aylığının oranını düşürme yoluna gidiyor (örneğin, Almanya bu oranı yüzde 60’tan yüzde 55’e düşürmüş; İsveç bu hakkı zamanla ortadan kaldırmış vb.).[2] Türkiye’de 2018 yılında 5510 Kanunun 4-1/a Maddesi kapsamında toplam ölüm aylığı bağlanan dul ve yetim kadın oranının (77 bin 762 kadın ve 29 bin 089 kız çocuk) erkek oranından (4 bin 899 erkek ve 12 bin 809 erkek çocuk) oldukça fazla olması ve bu şekilde ölüm aylığı oranlarının düşürülmesine yönelik yerel politikalarla kadınların hedef alındığı da açıktır.[3]

2008 yılında yürürlüğe giren 5510 sayılı SSGSS Kanunun 34. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen 1. ve 3. duruma göre; ölen sigortalının maaşı 18 yaşını, ortaöğretim görmesi halinde 20 yaşını, yüksek öğretim halinde 25 yaşını doldurmayan erkek çocuklara; yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla birlikte sonradan boşanan veya dul kalan, sigortalı işte çalışmayan kız çocuklarına kanunun 34. maddesindeki esaslar dahilinde yüzde 25 oranında bağlanır. Sigortalının eşine evlenmediği sürece sadece yüzde 50’si,  eğer aylık alan dulun hiç yetimi yoksa yüzde 75’i bağlanır.[4] Ölüm aylığının diğer yüzde 25’i devlet tarafından kesilir. Bu kesinti ile dul ve yetim kalan kadınların karşılaştığı en ciddi sorunlardan birisi, eşinin ve(ya) anne/babanın kaybıyla birlikte hane gelirinin önemli ölçüde azalmasıdır. Bu da eşini ve anne/babasını kaybeden kadınların yaşadığı duygusal, psikolojik ve ekonomik zorlukları daha da artırır.

Ekmek ve Gül’ün “Haklarımız Var” başlığı altında dul ve yetim aylığı ile ilgili farklı zamanlarda yayınladığı birbirinden önemli ve bilgilendirici soru-cevap şeklindeki yazılar,  (Gıdım gıdım gasp: Dul ve yetim maaşları, Dul ve yetim aylığı kadar başınıza taş düşsün!, Günün CİNSİYETÇİSİ: ‘Dul aylığı kesilsin, kadınlar emeklilerle evlenmek zorunda kalsın’) ataerkil ve kadın düşmanı zihniyetin, ölen sigortalı kadının veya erkeğin ailesine kalan maaşına göz diktiğini gösteren uygulamaların sadece birkaç örneğinden bahsediyor.[5] Kadınlar eşlerini ve(ya) anne/babalarını kaybettiğinde, eşlerinden ve(ya)anne/babalarından bağlanan maaştan devlet tarafından yapılan kesinti ile kadın yoksulluğu artış gösteriyor. Ayrıca yapılan bu ciddi kesintilerle, erkeklerin “istek ve taleplerine” odaklanılarak kadınların dul ya da bekar kalması ve ekonomik özgürlüğe sahip olmasına mani olunuyor ve böylece kadınlar resmi uygulamalarla yeniden evlenmeye “teşvik” edilebiliyor ve özgür kalması engellenebiliyor.

Sonuç olarak, bu kanun vesilesiyle yoksulluğu arttırılan kadınlar için adil feminist sosyal politika uygulamalarına geçilmesi gerektiğine bir kez daha ölüm aylığı alanlar açısından vurgu yaparak,  SGK tarafından yüzde 25’lik oranın doğrudan bağlandığı ya da el konulduğunun altını çiziyor ve bu anlamda atılması gereken ilk adım olarak yapılan kesintilerin sonlandırılmasını umut ediyorum. İkinci olarak özellikle ekonomik olarak eşine ve(ya) anne/babalarına bağlı kadınların yakınını kaybettikten sonra psikolojik destek alabilmelerinin yolunun açılması gerektiğini belirtiyorum. Türkiye’de eşini ve(ya) anne/babasını kaybeden kadınlar pek çok açıdan ayrımcılığa maruz bırakılmaktadır. Ölen sigortalının emekli aylığının Türkiye Cumhuriyeti tarafından eşinden ve çocuklarından kesilerek kaybın duygusal, psikolojik boyutunun önemsenmeksizin görmezden gelinmesi, bu kesintiyle birlikte özellikle kadınlar açısından ekonomik sorunların, yani yoksulluğun artması önemli bir sorun olarak görülmelidir.

[1]Lee, Susan Hagood. (2006). “Rice Plus” Widows and Economic Survival in Rural Cambodia. USA: Routledge.

[2]Sayfa 217-19.https://read.oecd-ilibrary.org/finance-and-investment/oecd-pensions-outlook-2018_pens_outlook-2018-en#page218

[3]http://www.sgk.gov.tr/wps/portal/sgk/tr/kurumsal/istatistik/sgk_istatistik_yilliklari

[4]https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.5510.pdf

[5]https://ekmekvegul.net

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.