Şiddetten uzaklaşma, kürtaj, ev içi emek, esnek çalışma gündemlerinin her biri ayrı ayrı yakıcı. Buna rağmen bu süreçte hükümet tarafından henüz kadınlar özelinde ve kadına yönelik şiddetle mücadelede herhangi bir resmi tedbir gündeme getirilmiş değil.

 

2019 yılının sonlarında, Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan koronavirüs salgını, 2020 Mart ayı sonu itibariyle 200’den fazla ülkeye yayıldı ve dünya çapında 30.000’den fazla insanın yaşamını kaybetmesine neden oldu.[1] Türkiye’de ilk koronavirüs vakası 11 Mart 2020 tarihinde görüldü ve 23 Mart 2020’de vakaların tüm Türkiye’ye yayıldığı açıklandı.[2]

Koronavirüsün Türkiye’de de görülmesini takip eden süreçte hükümet bir dizi önlem aldı. İlk olarak okullar ve üniversiteler tatil edildi ve akabinde eğitime internet üzerinden devam edilme kararı alındı. Toplu halde bir arada olunan tüm mekanlar geçici olarak kapatılırken 65 yaş üstü ve ayrıca kronik rahatsızlığı bulunan kişilerin sokağa çıkmaları yasaklandı. Mart ayının sonlarına doğru tüm yurtdışı uçuşları sona erdi ve şehirlerarası toplu ulaşım izne bağlandı. Kamu kurum ve kuruluşlarında esnek ve uzaktan çalışmaya izin verildi, bankaların ve marketlerin çalışma saatleri değiştirildi. İşin gereği uyarınca uzaktan ve esnek çalışma imkanı olmayan işletmeler ise çalışanlarını ücretsiz izne çıkararak dükkanlarını kapatmak durumunda kaldı. Her ne kadar hükümet vatandaşlara evlerinde kalmaları ve zorunlu olmadıkça ikametlerinden çıkmamaları yönünde çağrılar yapsa da, Türkiye’de Mart 2020 sonu itibariyle resmi bir sokağa çıkma yasağı ya da genel karantina kararı alınmadı.

Artan ev içi şiddet

Sosyal ve ekonomik hayatı zaruri olarak kökten bir şekilde değiştirmeye başlayan koronavirüs salgınının kadınları nasıl etkilediği tüm dünyada giderek daha fazla analize ve çalışmaya konu olmakta. Farklı ülkelerden konuya dair deneyim ve gözlemlerini paylaşan kadınların en önemli ortak tespiti, koronavirüs salgını süresince şiddet faillerinin zorunlu olarak evde daha fazla zaman geçirmeye başlamasının ev içi şiddet vakalarını artırma tehlikesinin bulunduğu.

Melissa Jeltsen’in yazdığı ve Ezgi Karadayı’nın Türkçe’ye çevirdiği “Ev Herkes İçin Güvenli Bir Alan Değil” (Home Is Not A Safe Place For Everyone) makalesi Türkiyeli kadınların ve feministlerin de konuyu daha yüksek sesle konuşmasına vesile oldu.[3] Gerçekten de Jeltsen’in ifade ettiği gibi kadınlar için ev, dışarıdan daha tehlikeli olabilir, zira araştırmaların bize maalesef defalarca kanıtladığı üzere Türkiye’de kadınlar en çok evli oldukları ya da eskiden evli oldukları erkekler, babaları, oğulları, akrabaları ya da kardeşleri gibi yakınlarındaki erkekler tarafından şiddete maruz bırakılıyor ve öldürülüyor. Hal böyleyken koronavirüs salgını kapsamında evde kalma tedbirleri, kadınların şiddet failleriyle ve potansiyel faillerle aynı çatı altında çok daha fazla zaman geçirmesi anlamına geldiğinden, şiddete zemin hazırlıyor. Nitekim Türkiye’nin farklı illerinde çalışan pek çok kadın örgütünden temsilci de koronavirüs salgını sonrası ev içi şiddete maruz kalan kadınlardan aldıkları telefon sayısının çok hızlı bir şekilde arttığını ifade ediyor.[4]

Türkiyeli feministler koronavirüs salgınında kadına yönelik şiddetle mücadeleye öncelikle halihazırda kurulu olan mekanizmaların, özellikle kadına yönelik şiddet acil yardım hatları ve mobil destek uygulamalarının bilinirliğini sosyal medya ve basın yoluyla yaygınlaştırmaya girişerek başladı. Hemen akabinde salgın süresince kadına yönelik şiddetle mücadeleye ilişkin gözlem ve tespitler ile hükümetten talep edilen önlemleri de içeren bilgi notları ve rehberler hazırlandı. Her ne kadar bazı yerel yönetimler ücretsiz psikolojik danışmanlık hatları kurduğunu açıkladıysa da bu süreçte hükümet tarafından henüz kadınlar özelinde ve kadına yönelik şiddetle mücadelede herhangi bir resmi tedbir gündeme getirilmiş değil.

Kadınların artan şiddet vakalarına dikkat çekerek acil önlem politikaları talep ettiği bir gündemde; hükümetin, koronavirüs tedbirleri kapsamında cezaevlerini boşaltmak adına kadına karşı şiddet ve cinsel dokunulmazlığa karşı suç işlemekten hüküm giymişlerin de cezaevlerinden tahliyesine neden olacak bir infaz değişikliğini gündeme getirmesi kadınların büyük tepkisine yol açtı. Nafaka Hakkı Kadın Platformu ve TCK 103 Kadın Platformu’nun ortak açıklamasında da belirtildiği üzere,[5] kadına karşı cinsel ve fiziksel şiddetten hüküm giyen erkeklerin, kadınları koruyacak bütünlüklü bir sistem oluşturulmadan topluma salıverilmesi, başta mağdur kadınlar olmak üzere tüm kadınlar ve çocuklar için hayati risk anlamına gelmekte. Her ne kadar gelen kamuoyu tepkilerinden sonra kadına karşı şiddet ve cinsel dokunulmazlığa karşı suçların düzenleme kapsamından çıkarılacağı yönünde haberler basına yansımışsa da, çalışmaların kadın örgütleri ve mecliste bulunan siyasi partilerle eş güdümlü yürütülmemesi nedeniyle bu konudaki bilgiler sınırlı ve “tehlike” henüz geçmiş değil.

Kadınların hayatına yönelik “tehlikeler” maalesef infaz düzenlemesiyle sınırlı değil. 30 Mart 2020 tarihinde Hakimler ve Savcılar Kurulunun (HSK) kararıyla “6284 sayılı Kanun çerçevesince verilecek tedbir kararlarının yükümlülerin koronavirüs kapsamında sağlığını tehdit etmeyecek şekilde değerlendirilmesi” talimatı verilmiştir.[6] Kadın örgütleri bu süreçte kadına yönelik şiddetle mücadele kapsamında hükümetten acil önlem paketi beklerken HSK tarafından alınan bu karar, salgın süresince artacak olan şiddet vakalarında kadınların ihtiyaç duydukları koruyucu tedbirlere ulaşamaması, örneğin faillerin evden uzaklaştırılmaması veya kadınların sığınma evlerine yerleştirilmemesi anlamına geliyor. 6284 kapsamındaki tedbir taleplerine ulaşamayacak olma ihtimalinin yanı sıra, durum kadınların ceza hukuku kapsamında hak arayışları açısından da pek parlak görünmüyor. Zira bu süreçte kadınlar maruz bırakıldıkları şiddeti bildirmek için polise, savcılıklara ya da yaşadıkları şiddeti belgelemek için hastanelere gitmek konusunda virüs bulaşma tehlikesi nedeniyle haklı kaygılar duyacak olabilir. 30 Mart itibariyle alınan tedbirler gereğince adliyelerde tüm duruşmaların ertelenmesi, yani bir nevi adaletin izole edilmesi, kadınların adalet mekanizmalarına ulaşmasını her zamankinden çok daha fazla engelleme tehlikesi barındırmakta. Kadınlar HSK’nın bu kararına istinaden sosyal medya üzerinden tepkilerini göstererek 6284 sayılı Kanun’un koronavirüs salgını sürecinde artan şiddet vakalarında kadınlar için en etkili mekanizma olan önemini vurguladılar. Hükümetin bu yakıcı meseleye acil bir önlem alıp almayacağı, 6284 sayılı Kanun kapsamında kadınları koruyacak mekanizmaların bundan sonra ne kadar etkili işleyeceği ise şu an için oldukça belirsiz.

Artan ev içi görünmez emek ve istihdam sorunları

Salgın süresince tüm hanenin zorunlu olarak aynı evde kalacak olmasının kadınlar için sonuçlarından birisi de ev içi görünmez emeğin çok daha artacak olması. İşe ya da okula gitmeyip sürekli olarak evde kalıyor olmak evde daha fazla çamaşır ve bulaşık yıkanması, daha fazla temizlik yapılması, fazla yemek hazırlanması, eğer evde bakım alan bir çocuk ya da hasta mevcutsa daha fazla bakım verme anlamına geliyor. Tüm bu çoğalan iş yükünün erkekler aleyhine değil görünmez ev içi emeğin doğal işçileri olarak kadınlar aleyhine artacağı ise açık bir gerçek.

Öte yandan, ülkede kadın istihdamının yoğunlaştığı sektörlerin güvencesizliğin daha fazla görüldüğü sektörler olduğu gerçeğinden yola çıkarak[7] sabit gelirli bir işte çalışmayan ya da gündelik işlerde çalışan kadınlar açısından bu süreç, ekonomik bir gelir elde edemeden ve sosyal güvencelere erişemeden geçirilecek ve ne kadar süreceği belirsiz bir süreç olacak. Kadınların çok büyük oranda hizmet sektöründe çalıştıkları[8] ve hizmet sektöründe pek çok işin, işin mahiyeti dolayısıyla uzaktan ve esnek çalışmaya uygun olmadığı düşünüldüğünde, yaşanacak işten çıkarmaların ve çalışanları ücretsiz izne zorlamaların erkeklere oranla kadınları daha fazla etkileyecek olması kuvvetle muhtemel. Sektörden bağımsız olarak da işten çıkarılmaların kadınları erkeklerden önce vurduğu, bir ekonomik krizde önce kadınların işten çıkarıldığı, krizin yükünü en çok kadınların çektiğini biliyoruz.[9] Bu nedenle işten çıkarılan ya da zorunlu ücretsiz izne çıkarılan ve güvencesiz işlerde çalışıp bu süreçte ekonomik bir belirsizliğe düşen tüm kadınlara devlet desteği yapılması hayati bir gereklilik.

Yaşlı ve özel bakıma gereksinim duyan kadınlara yönelik artan ayrımcılık ve psikolojik şiddet

Hükümetin genel bir sokağa çıkma yasağı ya da karantina uygulamasına gitmeyip sokağa çıkma yasağını 65 yaş üstü ve yaştan bağımsız olarak, kronik bir rahatsızlığı bulunan bireylerle sınırlı tutması; ayrıca Sağlık Bakanlığınca sürekli olarak salgından yalnızca bu grupların etkilendiği ve hayatını kaybettiği yönünde yapılan vurgular, toplumda 65 yaş üstü ve kronik rahatsızlığı bulunan bireylere karşı ayrımcılık ve psikolojik şiddete kapı aralamakta. Gerçekten de, söz konusu gruplar için hiçbir sosyal ve ekonomik destek öngörülmeksizin bu grup özelinde getirilen sokağa çıkma yasağının, herhangi bir nedenden dolayı dışarı çıkmak durumunda olan kişilere karşı son derece ayrımcı ve yer yer fiziksel şiddete varan eylemleri beraberinde getirdiğine üzülerek tanık oluyoruz.  Artık her ne kadar salgından her yaştan insanın etkilendiği yönünde açıklamalar yapıyor olsa da, çok uzun bir süre Sağlık Bakanlığının basın toplantılarında salgının sadece bu grup insanları etkilediği ve ölüme sürüklediği gibi yanlış vurguların, özellikle de bir nedenden dolayı yalnız yaşayan yaşlı ve özel bakıma gereksinim duyan kadınların büyük bir kaygı ve korku yaşamalarına sebep olduğu ve bunun bir psikolojik şiddete dönüştüğünü inkar etmek oldukça güç.

Kürtaj başta olmak üzere sağlık hizmetlerine ulaşmada artan sorunlar

Koronavirüs kapsamında alınan tedbirler kapsamında hastanelerin sadece koronavirüs vakalarına yönelik hizmet sağlaması veya diğer birimlerin kapatılması sağlık hakkına ulaşmada ciddi bir sorun teşkil etmekte. Bu durumun kadınların diğer sağlık hizmetlerinin yanı sıra özellikle kürtaj hakkına erişimini büyük oranda tehlikeye sokma ihtimali ise oldukça yüksek. Zira Türkiye’de yasal olmasına rağmen pratikte binbir farklı gerekçe üretilerek yapılmayan kürtaj, koronavirüs salgını bahanesiyle erişilebilir olmaktan tamamen çıkabilir. Nitekim dünyadaki örneklerden takip edildiği kadarıyla bazı ülkeler fırsattan istifade ederek kürtaj uygulamalarını askıya aldılar ya da yalnızca zorunlu kürtajla sınırladılar.[10] Türkiye’de de benzer bir durumun olmaması işten bile değil, zira kamu hastanelerinde olağan dönemlerde dahi yapılması engellenen kürtaj işlemleri koronavirüsle mücadele kılıfı altında kolaylıkla yasaklanabilir. Tam da koronavirüs nedeniyle içinden geçilen olağanüstü sosyal durum göz önüne alınarak yasal kürtaj süresinin uzatılması ve kürtaja erişimin yaygınlaştırılması gerekirken; kürtaj hakkının engellenmesi, kadınların daha fazla merdiven altı kürtaja ya da geleneksel yöntemlere başvurmasına neden olacak ve şüphesiz sağlık riskini ciddi oranda artıracaktır.

Giderek artan acil önlem gereksinimi

Henüz koronavirüsün Türkiye’deki ilk 20 günlük seyrinde yapılan tüm bu gözlem ve tespit edilen riskler birbirinden yakıcı. Salgının yayılma hızına bağlı olarak sosyal ve ekonomik etkilerin daha da derinleşeceğini ve çeşitleneceğini öngörmek zor değil. Türkiyeli kadınlar, süreçte yaşadıkları ve yaşamaları muhtemel sorunları tespit etmeye ve hükümete taleplerini sunmaya devam ediyor. Hükümetin bir an önce yapması gereken, tedbir bahanesiyle getirilmek istenen ve kadınlar aleyhine işleyecek her türlü uygulamayı gündemden çıkarmak ve kadınların talepleri doğrultusunda kadınlara özel acil önlemleri hayata geçirmek olmalı.

[1] Global ölçekte güncel bilgiler için Dünya Sağlık Örgütü’nün Coronavirus disease (COVID-19) Pandemic sayfasına bakınız: https://www.who.int/emergencies/diseases/novel-coronavirus-2019

[2] Türkiye’de vakaların zaman çizelgesi ve güncel bilgiler için Sağlık Bakanlığı’nın COVID-19 sayfasına bakınız: https://covid19.saglik.gov.tr/

[3] Jeltsen, Melissa, “Ev Herkes için Güvenli Bir Alan Değil”, çev. Ezgi Karadayı, Femisite, 16 Mart 2020, http://feminisite.net/index.php/2020/03/ev-herkes-icin-guvenli-bir-alan-degil/

[4] “Korona Günlerinde Kadına Şiddet: Bahaneler Arttı Acil Önlem Şart”, Evrensel, 25 Mart 2020, https://www.evrensel.net/haber/400325/korona-gunlerinde-kadina-siddet-bahaneler-artti-acil-onlem-sart

[5] “Kadınlardan cinsel istismar indirimine sert tepki”, Cumhuriyet, 24 Mart 2020, http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/kadinlardan-cinsel-istismar-indirimine-sert-tepki-1729236

[6] Hakimler ve Savcılar Kurulu, 30 Mart 2020, 2020/51 sayılı Karar tam metni için: https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/files/uu.pdf

[7] Kriz, Kadınlar ve Kadın Emeği Forumu Raporu, Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi, 2019. Raporun tamamı için bakınız http://www.keig.org/wp-content/uploads/2019/01/Kriz-Kadinlar-Kadin-Emegi-Forumu-Raporu.pdf

[8] TÜİK İşgücü İstatikleri için : https://www.turkiye.gov.tr/tuik-gostergeler?category=%C4%B0%C5%9Fg%C3%BCc%C3%BC%20%C4%B0statistikleri

[9] Kriz, Kadınlar ve Kadın Emeği Forumu Raporu, Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi, 2019. Raporun tamamı için bakınız http://www.keig.org/wp-content/uploads/2019/01/Kriz-Kadinlar-Kadin-Emegi-Forumu-Raporu.pdf

[10] “Teksas’ta korona salgını bahanesiyle kürtaş işlemleri durduruldu”, Ekmek ve Gül, 28 Mart 2020, https://www.ekmekvegul.net/sinirlarin-otesi/teksasta-korona-salgini-bahanesiyle-kurtaj-islemleri-durduruldu

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.