İçsel bağışıklık sistemimdeki zayıflığın farkına varmak, özellikle beni düşündüren. Onca kaçaklık, takip, işkence, baskı, şiddet, hapishane yaşanmışlıklarına karşın bir virüsle sağduyulu bir biçimde başedememek öfkelendiriyor beni.

Korona günlerine herkes gibi, vardır kesinlikle istisnalar, ben de hazırlıksız yakalandım. İlk günlerin belirsizlikleri (acaba, öyle mi böyle mi, abartmayalım vb) atlatılıp da devletler, kurumlar ilk yasak önlemlerini ilan etmeye başladığında ise evimden kilometrelerce uzakta geri dönebilmenin yollarını gergin bir biçimde aramaya başladım. Neyse evime döndüm ve çoğunluğun yaptığı gibi zorunlu olmadıkça sokağa çıkmadım.

Çoğu insan gibi haberleri öğrendikçe benim de gerginliğim arttı. Kendime medya yasağı koymaya çalıştıysam da ilk günlerde pek başarılı olamadım. Sonra yavaş yavaş medya dışında da uğraşlar edindim. Ve hatta “düşünebilmeye” başladım! İlk günlerden başlayarak “Bu salgın dünyadaki bütün yönetimlerin işine gelecek,” gibi kaba bir saptama yapabilmiş olsam da pek ileri düşünme yetisi gösteremedim ilk iki hafta.

Bugünlerin yarınları ne yönde değiştireceğine ilişkin kehanetleri ilginç bulmama karşın, benim kafam aksi yönde işliyor. 23 yıldır Avrupa’da yaşıyor olmamın bende yarattığı değişiklikleri ilk kez belki de bu denli çarpıcı olarak fark edebiliyorum. Doğduğum ülkede ortalama insanların yaşam tarzının dışında bir yaşantım olduğu için olsa gerek hiçbir zaman net bir “yarın” kavramına sahip olmadım. Ama şimdi Korona günlerinde fark ediyorum ki Avrupa’da “yarın” kavramını, hiç değilse yıllık tatil programımı sekiz dokuz ay öncesinden yapmak zorunluluğu ile kısmen öğrenmişim. İsteksizce ve güçlükle. Bugünlerde fark ediyorum ki iyi öğrenmişim, hatta içselleştirmişim. Mart ayından başlayarak Korona’nın bu yıla ilişkin programımı esir alışını dudağımın ucundaki gülümsemeyle izlemeye başladım. “Yarın” kavramını nasıl da farkında olmaksızın benim bir parçam yapmışım. “Farkında olmamanın farkındalığı”!

Bu “esaret”i 80 darbesinden sonraki esaretten daha farklı yaşadığımı fark ediyorum. 80 öncesinde olduğu gibi sonrasında da politik faaliyette olan birçok insan gibi ben de “gün”ü yaşadım o zamanlar. Gün, “Bugün de ölmedim, bugün de polise düşmedim, bugün de ev basılmadı, bugün de randevuda bir sonraki randevuyu kararlaştırdık,” vb. idi. Yarın tek bir gün olarak bile belirsizdi, yarınlar? Yarınlar sosyalizm olacaktı ama ne zaman gelecekti bu yarınlar? Kimse bilmiyordu. Gelmedi de. Zaten var olan da gitti 89 itibariyle. Kendi yarını olmadan yaşayanların bu “yarınları” bile gitti.

Rağmen yaşamaya devam ettik. Hem de ne gerginlik yaşadık ne de bunalıma girdik. 80 öncesinin puslu ortamı, 80 sonrasının zulmü politika yapan bizlerin bağışıklık sistemini güçlendirmişti demek ki. Ancak benim gibi artık aktif politikanın içinde olmayanların -bir de Avrupa’da yaşıyorlarsa- bağışıklık sisteminde zayıflıklar oluştu anlaşılan. Öyle olsa gerek ki bu mel’un virüs beni de birçok insan gibi enfekte edemedi ama neredeyse bir çeşit hasta etti. Bütün hijyenik önlemlerin önemli olduğunun farkındayım ve uyguluyorum ancak sormadan da edemiyorum, “Kaçıncı kezden sonra el yıkama, kapı kolu dezenfekte etme vb. anormale giriyor?” Cevabını bilmiyorum.

Bu bir yana “içsel bağışıklık sistemimdeki” zayıflığın farkına varmak, özellikle beni düşündüren. Onca yeraltı/kaçaklık, takip, işkence, baskı, şiddet, hapishane yaşanmışlıklarına karşın bir virüsle sağduyulu bir biçimde başedememek öfkelendiriyor beni.

Korona günlerinde algılamaya başladığım kadınsı farkındalıklarıma gelince; “enflasyonist” biçimde el yıkamanın dışında, aylardır temizlemediğim evimi bir güzel temizledim. Sanki dünyayı temizledim bu uğraşımla. Dünyayı biyolojik ve “politik” virüslerden temizledim sanki. Konuştuğum pek çok kadında da aynı “ruh halini”ni saptayınca, yıllardır kurtulduğumuzu sandığımız “temiz tirendez” ev kadını titizliğimize sığındığımızı fark ettim.

Whatsapp sohbet gruplarında kadınlar genellikle sağlık üzerine duyduklarına ve hijyenin en mükemmel ne biçimde sağlanacağına ilişkin paylaşımlar yaparken erkekler yine çoğunlukla ya birbirleriyle ya da hızlarını alamadıklarında da kadınlarla takışıyorlar. Bu arada gözlediğim en önemli farklılık kadınların erkeklere oranla çok daha politik içerikli ve düzeyli paylaşımlar yapabilmeleri.

Bunlar sadece bireysel sınırlı gözlemlerime dayanıyor tabii ki.

Virüssüz günlere özlemle.

 

 

 

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.