Saçlarımız, yüzümüzdeki ve vücudumuzdaki kıllar hepsi ayrı ayrı politik alanlar ve bedenim üzerinde vereceğim kararın kat’î sûrette benim olduğunu, tersine dünya twitter simülasyonuna katılanlar gibi hatırlatmaya devam ediyorum.

Biz ki saçı uzun aklı kısa diye erkeklerin hande-i istihzasına hedef olmuş bir taifeyiz. Bunun aksini ispat etmeye çalışacağız… Hiç esef etmeyiz.[i] 

Pandemiyle karşıladığımız 2020 baharını ve yazını geride bıraktık. Koronavirüs hâlâ bizimle; kaybettiklerimizin sayısı her geçen gün artıyor. Sürüp giden İstanbul Sözleşmesi tartışmaları, gözlerden ırak tutulan yürüyüşler, işten çıkarmalar, ikili cinsiyet rejimiyle mücadele edenleri sünepe ilan edenler, pandemi süresince artan kadın cinayetleri, kadına yönelik şiddet ve daha neler neler… Kısacası, hoş geldin benim yalnız ve güzel ülkem normalleşmesi!

İşte bu ahval ve şerait içerisinde biz de normalleşmeye başladık. Yazlık elbiseler, eyyam-ı bahur nedeniyle gardırop köşelerinden çıkartıldı; askılara asıldı. Selülit, çatlaklarımız ve yanlarımızla halka açık plajlarda Müjde Ar gibi arz-ı endam edeceğimiz zamanlar geldi, geçiyor. Bloglar karantina sürecinde uzayan kıllara dair yazılarla dolu; görünen o ki kimi kılların uzamasını dert etmezken, kimi kuaförlerin açılmasını dört gözle beklemiş. Sınıf piramidinde tepeye yakın olanlar ise çoktan lazer imkanından faydalanmış; kızgın güneşin tadını çıkarıyor. Bense bedenimde çıkan kıllarla barışmaya çalışıyorum.

Saçlarımız, yüzümüz ve vücudumuzdaki kıllar hepsi ayrı ayrı politik alanlar[ii] ve bedenim üzerinde vereceğim kararın kat’î sûrette benim olduğunu, tersine dünya twitter simülasyonuna katılanlar gibi hatırlatmaya devam ediyorum.[iii] Bir örneği; cep yakan pembe jiletlere, canımı acıtan epilasyon aletlerine ve yapış yapış ağda bantlarına eskisi kadar para/vakit ayırmaktan vazgeçtim. Seyrek koltuk altı kıllarıma bile söyleyecek söz bulan aile üyelerime ve arkadaşlarıma, kılımı kıpırdatmadan, yarım dudak gülümsememle karşılık veriyorum. Hem hangi tarihte, hangi hükümet karar verdi kadınların kıllarının hepsini alması gerektiğine? Kim? Ne zaman?

Kadın bedenindeki kılların tıraşının tevellüdü, büyük harbin ortalarına dayanıyor. 1.Dünya Savaşı öncesinde ve sonrasında yayımlanan kataloglar ve güzellik kitapları üzerinde inceleme yapan Phil Edwards, 1900’lü yılların başında çoğunlukla uzun etek giyen kadınların, bacak kıllarını almadıklarını aktarıyor.[iv] 1910’lardan önce bacak ve koltuk altı kıllarını, çoğunlukla sahne performanslarında kısa etek giyen dansçılar ve aktrisler alıyormuş. Harper’s Bazaar dergisi kadınların kıllarını almalarını teşvik eden ilk reklamı 1914 yılında yayımladıktan bir yıl sonra, tıraş bıçağı markası Gillette kadınlara özel Milady Décolleté ürününü 1915’te piyasaya sürmüş.[v] Etek boylarının kısalmaya başlaması da aynı zamana denk geliyor. Edwards’a göre, etek boyları kısalınca, güzellik endüstrisi; moda sektörü, reklamlar, filmler ve dergiler aracılığıyla kadınları koltuk altı ve bacak kıllarını almaya teşvik etmeye başlamış. Sosyolog Eva Illouz’un deyimiyle modern zamanlarda:

Film stüdyoları, kadın dergileri, reklamcılar ve reklam panoları, bedeni gösterme, yüzü ön plana alma ve insan bedenini erotikleştirmenin yeni yollarını yaygınlaştırdılar, sistemleştirdiler ve güçlendirdiler. Kadınlar, cinselleştirilmiş ve cinsel özneler olarak, erotizme dayanan birey olgusunu talep ve inşa eden ekonomik sektörlerin birleşmesiyle, saldırganca reklamı yapılan cinselleşmiş güzellik ideali aracılığıyla tüketici kültürüne dahil edildiler.[vi]

Tam da bu ortama; patriyarkal kültürün kadın bedenini fetişleştirdiği ve metalaştırdığı ortama doğan bendeniz de ilk gençlik dönemimde kılların temizlenmesi fikrinden nasibimi aldım. Yaz gelince, annemin beni ilk kez ağdaya götürdüğü günü bugün gibi hatırlıyorum. Sıcak mı sıcak bir yaz günü acıdan döktüğüm gözyaşlarını unutmak ne mümkün! Ağdacının sözleri mıh gibi aklıma kazınmıştı: “Bacağını kaldır, kolunu dik tut, az kaldı az, kalp solda ya; ondan sol tarafın hep daha çok acır…” vb. Hakikaten, ne olursa olsun sol yanımız hep daha çok acırdı! Ne menem, ne acı veren şeydi yahu şu ağda?

Meydan Larousse Büyük Lûgat ve Ansiklopedisi 1.cildindeki ağda maddesine baktığımızda, ağda kelimesinin Arapça’daki akideden geldiğini öğreniyoruz. Ağda, pekmez veya şekerden kaynatılmak suretiyle elde edilen macun halinde yapışkan bir maddeymiş. Edebiyatta ise ağdalı, içinde yabancı sözcükler de bulunan, çok süslü ve anlaşılması güç tabirler için kullanılıyormuş. Hem dile, hem tene dert imiş. Neyse, malumatfuruşluğa daha fazla düşmeyelim. Kuaföre gittiğimiz/gidebildiğimiz günleri acısız yanlarıyla yâd edip, ağdacı ile müşterinin sohbetinin rahvan gidişine katılalım.

Hamaldan çocuk işçiye, gündelikçiden mağara kovuğu gibi yerde barınanlara herkesle röportaj yapan muharrir Suat Derviş’ten ilhamla, pandemi sürecinde kuaförlerin uzun bir dönem kapalı kalmasından mütevellit işten çıkartılan ağdacı Pervin’in hikayesine odaklanalım.[vii] Pervin İran’da hukuk okumuş. Eşinin iş bulma umuduyla Türkiye’ye gelmesinin ardından İstanbul’a gelmiş. Türkçe’yi çok iyi bilmediği için İstanbul’un banliyölerinden birinde, bir kuaförde ağdacı olarak çalışmaya başlamış.

Meslektaşları tanımayanlara Pervin’i güler yüzlü, çalışkan, zeki ve Türkiye Cumhuriyeti aşığı bir İsfahanlı olarak tanıtıyorlar. Tanışmanın ardından Pervin bodrum katındaki ağda odasına sizden önce girip; ışığı açıyor ve sizi odaya çağırıyor. Odada bizi loş ışıklar, sayısız ağda kutuları, ağda öncesi acıyı azaltan mendiller, çilek kokulu ağda temizleme yağları, küçücük ve havasız bir odada uzun çalışma saatlerine eşlik etmekten bitap düşmüş pervanesi ağır ağır çalışan bir vantilatör ve ağzına kadar dolu plastik çöp kutusu karşılıyor. Ağda sırasında acıyacak mı acımayacak mı sorusuna odaklanmışken çalan telefonlar ve duvar saatinden gelen tik tak sesleri sizi andan uzaklaştırıp acınızı unutturuyor. Bir an olsun nefes alıyorsunuz. Ardından, “Abla sen evli miydin?” sorusuyla yakın sohbetimiz başlıyor. İşimiz bittiğinde de, kuaför önündeki kaldırımda, köpüklü kahvenin yanında, dünya ağrısından, dolduramadığımız buzdolaplarından ve çağımızın alabildiğine yapay ilişkilerinden dem vuruyoruz. Kadınların ağdacıyla geçirdikleri vakitleri terapi seansına benzetmeleri boşuna değilmiş hani![viii] Anlayacağınız hem fiziksel hem de duygusal emeğin yoğun olduğu bir meslek bu ağdacılık; pek tabii yapabilme imkânı olana.

Emek yoğun, karşılığı az idi ve İçişleri Bakanlığı’nın 21 Mart 2020 tarihinde yayınladığı “Koronavirüs Tedbirleri Konulu” genelgeyle kuaförler kapatılınca Pervin işsiz kaldı. Artık ne ağda yapabiliyor, ne de kendine özgü büyüsü olan küçük, havasız ağda odasında terapisine devam edebiliyor. Biz de ağda odalarında buluşmuyoruz. Terapimize mahallemizin parkında, sosyal mesafeli uzun yürüyüşler eşliğinde devam ediyoruz. Bu arada, başta da belirttiğim gibi, bedenlerimizi metalaştıran patriyarkal kapitalizmle her alanda karşılaşıyoruz. Patriyarkaya karşı mücadelemiz beyaz yakalı ve/veya işsiz, kıllı ve/veya kılsız, her halimizle, geçmişten günümüze devam ediyor. Osmanlı İmparatorluğu döneminde yayımlanmış kadın dergilerinden biri olan Şükûfezâr’ın yazarlarından Arife’nin de dediği gibi mücadelemizden hiç esef etmedik, hiç de esef etmeyiz; türlü türlü feminizmlerimizle kadın dayanışmamızı her koşulda güçlendirmeye devam ederiz, etmeliyiz![ix]

[i] Arife, Şükûfezâr: Kadınlar Tarafından Kadınlar İçin İlk Süreli Yayın, Sayı 1, s. 3. Aktaran: Onur Bütün, “Feminist Odalar (VIII): Osmanlı’da İlk Kadın Dergisi, Şükûfezâr (I),” Birikim Güncel, 31 Ağustos 2020:

https://www.birikimdergisi.com/guncel/10258/feminist-odalar-vii-osmanlida-ilk-kadin-dergisi-sukufezar-i

[ii] Kamusal Alanda Tabusal Konular, Rayka Kumru&Oya Aktaş: İktidarın Kılları, 26.8.2020: https://www.buzzsprout.com/1269680/5111833-iktidarin-killari

[iii] Cinsiyetçi söylemlere karşı çıkan kadınlar, sosyal medyada #Erkekyerinibilsin etiketi ile kampanya başlattı. 3 Haziran’da Twitter’da yapılan “Kocam isterse çalışabilir” paylaşımı, üç milyon kullanıcı tarafından görüntülenmiş; üç bine yakın kişi tarafından yorum yapılarak alıntılanmıştı.Detaylı bilgi için bkz. İlke Işık, “#Erkekyerinibilsin,”Bundesverband der Migrantinnen in Deutschland e.V./ Göçmen Kadınlar Birliği: https://www.migrantinnen.net/erkekyerinibilsin/

[iv] Phil Edwards, “How the beauty industry convinced women to shave their leg” Vox, May 22, 2015. https://www.vox.com/2015/5/22/8640457/leg-shaving-history

[v] “Beauty or Torture: The History of Female Hair Removal,” Women’s Museum of California, 22.10.2017: https://womensmuseum.wordpress.com/2017/11/22/the-history-of-female-hair-removal/

[vi] Eva Illouz, Aşk Neden Acıtır, (çev.) Özge Çağlar Aksoy (İstanbul: Jaguar Kitap, 2013), s.78-79.

[vii] Yeşim Dinçer, “23 Temmuz 1972: Hayatta en çok kalemine güvendi- Suat Derviş”, Çatlak Zemin, https://www.catlakzemin.com/23-temmuz-1973-hayatta-en-cok-kalemine-guvendi-suat-dervis/?fbclid=IwAR1gd3KiP6gMER47ZAqGDfGPtH0SxfjHhLcANx-OIbfnnUjgFc9Ge7r6n98

[viii] “Bir Ağdacının Sırları: “Genital Ağda Sırasında Müşterilerimin Gözünde Psikolojik Danışmana Dönüşürüm,” BBC News Türkçe, 4.8.2018, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-45069494

[ix] Françoise Collin’den ilhamla farklı farklı feminizmlerin ve çoğul eyleyişin tek bir feminizme içkin olduğunu hatırlatmak isterim.  Bkz. Françoise Collin ve Irène Kaufer, Feminist Güzergâh, (çev.) Gülnur Acar Savran. (Ankara, Dipnot Yayınları, 2015), s.33. Feminist Güzergâh üzerine yapılmış söyleşi için bkz. Yeşim Dinçer, “Gülnur Acar Savran’la Feminist Güzergâh Üzerine Söyleşi,” Çatlak  Zemin, 6.08.2017  https://www.catlakzemin.com/farklilik-esitlik-gerilimi-feminist-hareketi-dinamik-tutuyor/

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.