Arap ülkeleri heterojen olup, birbirlerinden gelir ve zenginlik, doğal kaynaklar, siyasi kurumlar, kadının statüsü ve sivil toplumun gücü açısından farklılıklar gösteriyor. Sendikalar ve kadın hakları örgütlerinin kapasiteleri de benzer şekilde farklılık gösteriyor, ancak Tunus her ikisinin de önem arz ettiği birkaç ülke arasında. Tunuslu aktivistler, mevcut sağlık, ekonomik ve siyasi krizlerin üstesinden gelmek için sınıf ve cinsiyet çıkarlarının kesiştiği noktalara dair stratejiler geliştirebilirken, aynı zamanda kadınların yasal statüsü ve sosyal konumları ile ilgili var olan eşitsizliklere dair de söz söylüyorlar.

Tunus’ta kadına yönelik şiddeti kınamak için düzenlenen bir protestoda cinsiyete dayalı şiddete karşı pankartlar tutan bir kadın, Tunus. 30 Kasım 2019. Fotoğraf: Mohamed Krit / Shutterstock

Valentine M. Moghadam

Kadınlar ve toplumsal cinsiyet eşitliği için alınan önlemler, çatışmalar, iklim değişikliği, artan işsizlik oranları, iş gücüne düşük katılım, sınırlı demokratikleşme ve bir salgın bağlamında nasıl devam ettirilebilir? Bu, birçok kişi ve kadın hakları örgütlerinin, bazı hükümetlerin ve dış ortaklarının geniş kapsamlı kurumsal değişiklikler ve kadınların katılımı ve hakları için daha iyi bir ortam arayışında olduğu Arap coğrafyasının karşı karşıya olduğu bir zorluk.

Anketler kamuoyunun toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda yapılan önerilerin sadece bir kısmını desteklediğini gösteriyor. Örneğin, kadınlar için eşit miras hakkı, daha ilerici addedilen Tunus için bile tartışmaya açık bir konu olarak görülmüyor. Erkeklere birçok imtiyaz tanıyan, kadınları ise bir erkek akrabası ya da eşinin himayesi altında değerlendiren aile yasalarının değiştirilmesi de zor. Birçok ülkede seküler feministlerin toplumsal cinsiyet eşitliğine dair taleplerine, İslamcı partilerle ilişkili kişiler, hatta bazen sade vatandaşlar bile karşı çıkıyor. Tam da bu noktada kadın sendikacılar, bu ayrımlar arasında bir bağ kurarak, yani kadınların eşitliği için toplumsal cinsiyet temelli olduğu kadar sınıf temelli argümanlar da üreterek önemli bir fark yaratabilirler.

Sosyo-ekonomik koşullar kadar siyasi rahatsızlıkların da ön ayak olduğu 2011 Arap Ayaklanmalarının önemli bir sosyal dönüşüme yol açması bekleniyordu, ancak yalnızca Tunus prosedürel bir demokratik geçiş yaşadı.

Hükümetler, kadınların protestolara görünür şekilde katılımına kadınların parlamentoda daha fazla temsil edilmesi için kotalar koyarak, kadınları ve kız çocuklarını aile içi şiddet, tecavüz ve cinsel tacizden koruyan yasaları güçlendirerek ve bazı durumlarda, Birleşmiş Milletlerin Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi’ne (CEDAW) yönelik çekincelerini kaldırarak yanıt verdiler. Fas ve Tunus en geniş kapsamlı reformları uygularken, Mısır gibi ülkelerde otoriteryenizme geri dönüşle, Libya ve Suriye’de ise uluslararası düzeye çıkan iç savaşların başlamasıyla yasalarda ve politikalardaki iyileştirmeler rafa kaldırıldı. 2019’da ise yeniden bir protesto dalgası bölgede yayılmaya başladı.

COVID-19 pandemisinden kaynaklanan ekonomik çöküş ve halk sağlığı krizi, ülkeleri ve vatandaşları ağır etkiledi. Birçok uluslararası kuruluş 2020’de yaşanan iş kayıpları, şirket kapanmaları, sokağa çıkma yasakları ve geniş aileler için kalabalıklaşan yaşam alanlarının ortaya çıkarttığı gerilimler, azalan hizmetler ve karantina koşullarında şiddeti rapor etmenin zorlukları nedeniyle ev içi şiddetin artmasını öngörüyordu. Bu sorunlar her yerde olduğu gibi Arap bölgesinde de yaşandı. Lübnan’da Ocak 2021’de BM Kadın Birimi-Dünya Bankası işbirliğinde yapılan bir araştırma, acil hatlar üzerinden yapılan aramaların sayısının 2020’ye kıyasla yüzde 53 arttığını ortaya koydu[i]. Ürdün’de, Mart 2021 Arab Barometer anketi verilerine göre, sorulara yanıt verenlerin yaklaşık yüzde 50’si toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin arttığını söylüyor[ii].

Sağlık sektörü, kadınları doktor, yönetici, hemşire, yardımcı, sosyal hizmet uzmanı, aşçı ve temizlikçi olarak istihdam ediyor. Erkek meslektaşları gibi, sağlık ve sosyal hizmet personeli kadınlar da enfeksiyon riski altında. Yine de Arap hükümetlerinin sağlık hizmetlerine ayırdığı fonlar birkaç yıldır düşmekte ve bu da vatandaşlar için cepten harcamalara, devlet hastanelerinde kalabalığa ve sağlık personeli üzerinde ek yüklere neden oluyor. Arab Barometer anketine göre Mart 2021’e kadar Tunus vatandaşlarının yaklaşık yüzde 69’u ülkelerinin sağlık sisteminden ya “hiç memnun olmadıklarını” veya “memnun olmadıklarını” bildirdiler[iii].

Kadınlar, sağlık ve sosyal hizmetler alanındaki görevlerinin yanı sıra evde de yemek yapmak, temizlik, çocuk ve yaşlı akrabaların bakımı gibi bakım hizmetlerini üstleniyorlar.1980’lerdeki ekonomik kriz ve yapısal uyum politikalarının uygulandığı dönemler gibi pandemi de çalışan kadınların harcadığı “yeniden üretim emeği”ni artırdı, hatta bazılarının iş gücünden tamamen kopmalarına neden oldu.

Arap ülkeleri heterojen olup, birbirlerinden gelir ve zenginlik, doğal kaynaklar, siyasi kurumlar, kadının statüsü ve sivil toplumun gücü açısından farklılıklar gösteriyor. Sendikalar ve kadın hakları örgütlerinin kapasiteleri de benzer şekilde farklılık gösteriyor, ancak Tunus her ikisinin de önem arz ettiği birkaç ülke arasında. Tunuslu aktivistler, mevcut sağlık, ekonomik ve siyasi krizlerin üstesinden gelmek için sınıf ve cinsiyet çıkarlarının kesiştiği noktalara dair stratejiler geliştirebilirken, aynı zamanda kadınların yasal statüsü ve sosyal konumları ile ilgili var olan eşitsizliklere dair de söz söylüyorlar.

Toplumsal cinsiyet odaklı bir bakış

Arap kadınlarının iş gücüne katılımı uluslararası standartlara göre oldukça düşük: Yüzde 17 ila 26 arasında. Bu oranın üniversite mezunu kadınlar arasında kayda değer bir biçimde arttığını belirtmek gerekir. İş hukukunun yürürlükte olduğu kamuda istihdam edilmeyi tercih eden kadınlar arasında sendikalaşma oranı yaygın ve aynı iş için aldıkları maaş erkeklerin aldıkları maaşlarla karşılaştırıldığında aradaki fark daha az. Kamu hizmetlerindeki varlıkları üçte bire ya da daha fazlasına denk geliyor, ancak kadınlar çoğunlukla liderlik pozisyonlarında değiller ve genellikle ulusal hükümetler, parlamentolar ve belediyeler gibi siyasi kurumlarda yeterince temsil edilmiyorlar.

Muhafazakâr sosyal normlar veya özel sektörde çok da çekici olmayan çalışma koşulları göz önünde bulundurulduğunda, daha az eğitimli, işçi sınıfından ve düşük gelirli hanelerden gelen kadınların ücretli iş arama olasılıkları az. Bu kadınlar işgücü istatistiklerinin “ücretsiz aile işçileri” kategorisinde değerlendiriliyorlar, eğer değerlendirilmeye dahil edilirlerse. Bu nedenle Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki kadınların işgücü payları tüm dünya bölgeleri arasında en alt sırada.

Bazı sosyal güvenlik yasaları ayrımcı; erkek işçilere ve memurlara sosyal yardım sağlarken kadın işçilere ve çalışanlara sosyal yardım sağlamıyor. Erkek çalışanlar çalışmayan eşleri için tazminat alabilirken, kadın çalışanlar ancak kocalarının vefat etmesi veya çalışmasına izin vermeyen bir hastalığa yakalanmaları durumunda tazminat alabilmekteler. Bu tür yasalar, kadınları ailelerinden sorumlu değil ailelerine bağımlı kişiler olarak görüyor. Tarımda ve özellikle ev hizmetlerinde çalışan kadın işçiler çalışma mevzuatının dışında tutuluyor.

Son yirmi otuz yılda kadın girişimciliği, uluslararası örgütler tarafından yoksulluktan kurtulma ve ekonomik güçlenmenin bir yolu olarak teşvik edildi. Ancak Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da -hatta yasaların kadınların, bir erkeğin gibi sözleşme imzalamasına veya iş kurmasına izin verdiği yerlerde bile- bu model çok başarılı olmadı. Düşük gelirli kadınların banka ve diğer kredilere erişemiyor. Buna ek olarak kadınların bir ticari girişim için başlangıç sermayesi olarak kullanabilecekleri aile servetine erişimini sınırlayan veya eşit mirastan mahrum bırakan aile yasalarının da bu konuda engelleyici bir faktör oluşturuyor. Örneğin, 2017’de yapılan bir ankete ve ILO’nun (Uluslararası Çalışma Örgütü) veri tabanında paylaşılan son verilere göre Tunus’ta kadın iş gücünün sadece yüzde 10’u “işveren” ve “kendi hesabına çalışan” olarak sınıflandırılıyor[iv]. Bu, banka kredilerine ve aile servetine daha iyi erişimle artırılabilecek bir oran.

Yukarıda bahsedilen yasal ve politik kazanımlar, uzun yıllardır devam eden feminist hareketin sonuçları. Arap kadın hakları örgütlerinin etkinlikleri birbirinden farklı olsa da uzun bir tarihi var. Bölgede sendikaların aktif olduğu yerlerde, sendika kurullarında kadın temsili için eşitlik normlarının ve kotaların kabulü, bu sendikaların ILO’nun yıllık Uluslararası Çalışma Konferansı’na katılımları ve Kamu Hizmetleri Enternasyonali (PSI) gibi küresel sendika federasyonlarıyla olan bağlantıları aracılığıyla teşvik ediliyor. Bu tür normların yerleştirilmesi sonucu kadın sendikacıların müdahaleleri ile toplumsal bölünmelerin şiddeti azalabilir. Bir PSI yayınında da altı çizildiği gibi, “Arap dünyasındaki kamu sendikalarında kadınlar aktif liderlerdir.”

PSI ve bölgesel ortakları, cinsiyet eşitliği alanında farkındalığı artırmak, örgütlenmeyi ve harekete geçmeyi sağlamak için kadın sendikacıların örgütsel kapasitelerini güçlendirmeye çalışıyor. Bu makalenin başında altı çizilen zorlukların üstesinden gelmek kolay olmasa da sendikaları, feminist ve insan hakları örgütlerini, işsiz gençlik sendikalarını ve diğer taban ağlarını ve toplumsal hareketleri içeren oldukça sağlam bir örgütsel altyapının varlığı, önemli bir avantaj. Bu güçlü örgütsel alt yapı, özellikle kadın hakları için sağlam bir yasal temelin mevcut olduğu ve kadın hakları hareketinde önemli kadın sendikacıların aktif olduğu Tunus’ta çok belirgin.

Tunus: Örgütsel olanaklar

Tunus birçok yönden bölgesel bir lider. 1956 tarihli aile hukuku (Code du Statut Personnelle) Arap bölgesindeki en liberal yasaydı ve 1990’larda yapılan ek değişikliklerle daha da güçlendirildi.

2014 Anayasası kadın ve erkek vatandaşların eşitliğini ilan etti ve devleti siyasi eşitliği garanti altına almak ve kadınları her türlü şiddetten korumakla yükümlü kıldı; buna CEDAW’a yönelik çekincelerin kaldırılması eşlik etti.

Union Générale Tunisienne du Travail (UGTT- Tunus Genel İşçi Sendikası), içinde farklı federasyonlardan aktivistlerin de bulunduğu geniş bir üye tabanına ve genel anlamda meşruiyete sahip en büyük sendika. 2013 yılında iki suikastın neden olduğu siyasi bir kriz sırasında UGTT, Ulusal Diyalog Dörtlüsü olarak adlandırılan bir organizasyon düzenledi. Barolar Birliği, İnsan Hakları Birliği ve işverenler derneği UTICA’nın katıldığı organizasyonda UGTT, krizi çözmek için hükümet ve muhalefet arasında arabuluculuk yaptı. 2014 yılı, kamu hizmeti sektöründe çalışma ilişkileri ve toplu sözleşme haklarına ilişkin kilit ILO sözleşmelerinin onaylanmasına sahne oldu. 2017 yılında, UGTT ve UTICA ortaklaşa endüstriyel ilişkiler ve insana yaraşır çalışma koşulları, istihdam politikaları ve mesleki eğitim, sosyal güvenlik, gelir ve ücret politikası, toplu pazarlık ve bölgesel kalkınma politikasını ele alan bir “insana yaraşır iş” programı üretti.

On yıllardır yürütülen “devlet feminizmi” ile karşılaştırıldığında, 2011’den sonra elde edilen kadın hakları kazanımları oldukça etkileyici. Bunlar arasında yasal düzenlemeler ve cinsel tacize karşı cezai yaptırımlar yoluyla kadınların işyerinde daha iyi korunması; kadınları aile içi şiddetten koruyan mevzuat; tecavüzle ilgili ceza kanununun 227. maddesinin yürürlükten kaldırılması; Tunuslu kadınların Müslüman olmayan bir erkekle İslam’ı seçtiklerini kanıtlamadan evlenmelerini yasaklayan 1973 tarihli bir direktifin yürürlükten kaldırılması var. Bu yasalar, 2014 Anayasası’nın ruhunu devam ettirmek ve Tunus’un CEDAW’a yönelik çekincelerini kaldırması nedeniyle ulusal yasaları küresel kadın hakları gündemi ile uyumlu hale getirmek için çıkarıldı.

2017’de, dönemin Cumhurbaşkanı Essebsi, hakların ve özgürlüklerin daha da genişletilmesini sağlamak için-Fransızca kısaltması COLIBE olan ve bu adla anılan- bir komisyon kurdu. Komisyon raporunu 2018’de yayınladı ve önerileri arasında mirasta cinsiyet eşitliği ve eşcinselliğin suç olmaktan çıkarılması vardı. COLIBE raporu, kamuoyunun muhalefeti, destekleyici başkanın ölümü, parlamentodaki anlaşmazlıklar, ülkenin inatçı ve büyüyen ekonomik sıkıntıları ve yenilenen protestolar nedeniyle ikinci plana atıldı.

Kamu sektörünü genişleten devlet öncülüğünde kalkınma, bir taraftan da daha fazla sosyo-ekonomik hak için beklentileri arttırdı. Bu da öğretmenleri, sağlık çalışanlarını ve devlet memurlarını halk protestolarının ön saflarında yer almak ve nüfusun diğer sektörleriyle birlikte – sanayi işçileri, marjinalize edilmiş yoksullar ve güvencesiz işçiler gibi – hükümet üzerinde baskı uygulamak için motive etti. Gerçekten de Arab Barometer anket verileri, diğer Arap ülkelerinde olduğu gibi Tunus’taki vatandaşların da demokrasiyi genellikle medeni ve siyasi haklar kadar ekonomik ve sosyal haklar ile de ilişkilendirdiğini gösteriyor. Haziran 2020’de sağlık çalışanları, ödenek kesintileri ve maaş indirimlerini protesto etmek ve daha iyi çalışma koşulları talep etmek için greve gitti. Aralık 2020’nin başlarında bir bölge hastanesinde genç bir doktor arızalı bir asansörde hayatını kaybettiğinde, UGTT protestolar düzenledi. Yeni Cumhurbaşkanı Kais Saied, Haziran 2021’de parlamentoyu feshedip geniş yürütme yetkilerini üstlendiğinde halkın tepkisi destekleyici olmasa da sessizdi. Ancak 2021’in sonlarından başlayarak, cumhurbaşkanının yeni bir anayasa çağrısına karşı düzenlenen protestolar sokakları yeniden doldurdu.

Tunus’un örgütsel altyapısı, toplumun demokrasiye bağlılığı, sosyo-ekonomik hak beklentileri ve 2014 Anayasası’nın kadın haklarını savunan maddeleri, kamu sendikacılarına, özellikle de kadın sendikacılara Tunus’un demokrasi ve kadın hakları alanlarındaki başarılarını pekiştirmek için fırsatlar sunuyor. Bunun için UGTT’nin kadınların yönetim kurullarında yer almasını sağlamak için düzenli çaba göstermesi ve kadın sendika liderlerinin sınıf ve cinsiyet temelli argümanları birleştirerek kültürel olarak yankı bulan mesajlar vermesi gerekli.

PSI, özellikle adalet, tarım, finans, belediyeler, su, elektrik, sağlık ve kamu işleri ve konut sektörlerinde sosyal diyaloğu teşvik etmek ve kadınların sendika kurullarında daha fazla temsil edilmesini sağlamak adına Tunus’taki kamu sektörü iştirakleriyle birlikte çalışıyor.

Toplumsal cinsiyet eşitliği için kadın sendikacılar

Kadın Komiteleri UGTT’nin faaliyet yürüttüğü her sektörde aktif. Kadınların yönetim kurullarındaki varlığını artırmak için 2017’de bir kota kabul edildi, ancak sonuç başlangıçta oldukça yetersizdi: Dokuz üyeden bazen hiçbiri, bazen de sadece bir veya ikisi kadınlardan oluşuyordu. Bu nedenle Tunus, PSI belgelerinde Cezayir, Mısır, Fas ve Filistin’deki sendikalarla birlikte listenin alt sıralarında yer almaya devam etti. Yine de kadın sendikacılar, yalnızca sendika sektörlerindeki statülerini değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitliği yasalarını ve politikalarını da iyileştirmek konusunda kararlıydı. Azimleri ve kotalar meyvesini verdi. 15 üyeli Yürütme Kurulu’nun Şubat 2022 seçimlerinde üç kadın seçildi: Amira Monem, Hadia Al-Arfawi ve Siham Bou Sitta.

Tunus; Cezayir, İran, Ürdün ve Fas’ın yanı sıra ücretli doğum izninin sosyal güvenlik/sosyal sigorta sistemi tarafından karşılandığı beş Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkesinden biri. Ancak Tunuslu kadınlar yalnızca kamu sektöründe tamamen sigortalı; özel sektörde gelir ikamesi sadece yüzde 66 oranında. Kamu sektörü çalışanları, ILO’nun önerdiği 14 haftadan daha az olan, yalnızca iki aylık ücretli doğum izninden, özel sektör çalışanları ise yalnızca bir aylık ücretli doğum izninden yararlanabilmekteler. Feminist sendikacılar, anneliğin korunmasına ilişkin ILO C183’ün onaylanması için bir kampanya yürütüyor, ancak bu yazı yazılırken Sözleşme hâlâ onaylanmamıştı.

Araştırmalar, çalışan annelere kurumsal desteklerin varlığının veya yokluğunun kadınların işgücüne katılımı için temel faktör olduğunu gösteriyor- özellikle işçi sınıfından ve düşük gelirli ailelerden gelen ve işgücüne girmek ve orada kalmak için bu tür bir desteğe ihtiyaç duyan kadınlar için. UGTT sağlık sektörünün önde gelen üyelerinden ve uzun süredir kadın hakları aktivisti olan Samia Bouslama Letaief, 2017 yılında özel sektördeki kadın işçilerin durumunu şöyle açıklıyor: “Yasalara göre kadınların iyi çalışma koşullarına sahip olması lazım. Ancak gerçekte durum bu değil, özellikle de özel sektör ve tarım alanlarında. Gerçekte, sosyal sigorta yok, günlük çalışma saati 10-12 saat, ulaşım koşulları kötü, ücretli doğum izni yok, iş güvenliği yok, her an iş durabilir ve devamlı sömürü var.” Letaief ayrıca hem kamuda hem de özel sektörde doğum izninin üç aya çıkarılması ve altı aylık ebeveyn izninin getirilmesi için yürütülen bir kampanyadan bahsediyor.

Öğretmen ve feminist sendikacı olan Emna Aoudi, anayasa hükümlerinden duyduğu memnuniyeti dile getirirken daha fazla çabaya ihtiyaç olduğunu vurguluyor:

“Özellikle özel sektör için yasalar Anayasa ile uyumlu hale getirilmeli. CEDAW çekinceleri kaldırıldığına göre, bir sonraki adım, anneliğin korunmasına ilişkin 183 sayılı ILO Sözleşmesinin kabul edilmesinde ısrar etmek… Halk için ikna edici güce sahip ve hükümeti daha fazla kadının işgücüne girmesini ve orada kalmasını mümkün kılacak ilerici yasalar çıkarmaya zorlamak için anayasaya dayanan stratejik bir kampanyaya ihtiyacımız var.”

183 sayılı ILO Sözleşmesinin henüz benimsenmediği ve kadın istihdam oranlarının artmadığı göz önüne alındığında, Emna Aoudi’nin 2015 yılında sarf ettiği sözler hala geçerliliğini koruyor. Aoudi’nin bahsettiği ilerici mevzuat, işçi sınıfından ve düşük gelirli hanelerden kadınların vasıflı işlere erişimini artırmaya dayanmalı.

Tunus’un kadın politikası ajansı CREDIF ve National Democratic Institute tarafından yürütülen anketler ve Tunuslu kadın hakları savunucularıyla yaptığım görüşmelerin tümü şu politika ihtiyaçlarına işaret ediyor: Ülkenin iç kesimlerindeki marjinalleştirilmiş kadınlar için daha iyi işleri hedefleyen kalkınma planları ve bütçeler; genel bütçeden karşılanan daha uzun ücretli doğum izinleri; kadın istihdamını artırmaya yönelik pozitif ayrımcılık planları; kadınların kendi işletmelerini kurmalarına izin veren teşvikler. Çalışan kadınların yaşamlarının iyileştirilmesi, cinsiyet eşitliği için alınacak tedbirlerin daha geniş bir toplumsal destek bulmasını sağlayabilir.

Çalışan anneler için çalışma ortamlarının iyileştirilmesi ve düşük gelirli kadınların iş gücüne katılım oranlarının artırılmasına yönelik atılacak ilk adım, anneliğin korunmasına ilişkin 183 sayılı ILO sözleşmesinin onaylanması olacak. Gerçekten de bir PSI yayınına atıfta bulunulan bir ankette, Tunuslular, kadınların iş gücüne katılımının önündeki kültürel engellerden çok yapısal engellerden bahsediyordu: Ulaşım yetersizliği (yüzde 76), çocuk bakımı seçeneklerinin eksikliği (yüzde 71) ve düşük ücretler (yüzde 69). Yüzde 57’si ise işe alımda erkeklere öncelik verildiğinin altını çizdi. Buna karşılık, yanıt verenlerin yalnızca dörtte biri karma iş yerlerinin bir engel olduğunu söyledi. Bu bulgular, benim Mart 2015 ve Haziran 2017’de Tunus’ta yaptığım görüşmelerden çıkan bulgularla da uyumlu.

Bir diğer önemli adım, Şiddet ve Taciz konulu 2019 tarihli ve 190 No’lu ILO Sözleşmesinin onaylanması olacak. İşyerinde cinsel taciz korkusu birçok kadını özellikle özel sektörde iş aramaktan alıkoyuyor. Khedija Arfaoui ile birlikte yakın zaman önce yayımladığımız bir makalede[v] bahsettiğimiz gibi, kadınlara yönelik şiddetin tüm biçimleriyle sona erdirilmesi uzun yıllardır feminist aktivizmin odak noktası oldu. Tunuslu kadın politika ajansı CREDIF, 2016-2020 çalışma planı için bunu beş öncelikli alandan biri yaptı.

Kadın hakları örgütleri ve UGTT’deki PSI’ya bağlı sendikaların yanı sıra CREDIF de 2017 mevzuatına (Teşkilat Kanunu 58. Madde) kadınları ev içi şiddetten ve işyerinde cinsel tacizden korumaya yönelik önemli bir katkıda bulundu. Kadınları toplu taşımada, işyerlerinde ve tüm kamusal alanlarda güvende tutmak için bu mevzuatın uygulanması, kadınların işgücüne katılımını teşvik edecek.

Kadınların ekonomik olarak güçlendirilmesi, kredilere ve aile varlıklarına erişimlerinin artmasına ek olarak kamu hizmetlerinin iyileştirilmesi ve genişletilmesiyle de ilgili. Okul öncesi eğitim ve okullarda öğretmen, hemşire, sosyal hizmet uzmanı, aşçı, temizlikçi ve otobüs şoförü gibi muteber işler için daha fazla kadının eğitilmesi, iş arayan kadın arzını artıracak ve kadın işsizlik oranını azaltacak, ayrıca sağlık hizmetlerine ulaşımı ve iyi sonuçlar alınmasını kolaylaştıracak. En az 14 haftalık yasal ücretli doğum izni ise, hem bir çalışma hakkı, hem de bir istihdam teşviki olarak görülmeli.

Aile servetine erişimde eşitlik, özellikle düşük gelirli hanelerden gelen kadınların iş geliştirmesi, arazi edinmesi veya ekipman satın alması için önemli. Yine de Arab Barometer anketleri, eşit miras hakkı meselesinin Tunus vatandaşları için ne öncelikli, ne de popüler olmadığını gösteriyor. Kadın sendikacılar seçmenlerini, konunun hem toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, hem de sosyal adaletin gerçekleştirilmesi için önemli olduğuna ikna edebilirler mi?

Kadın sendika liderlerinin rolü

Arap ülkelerindeki kadınlar ciddi zorluklarla karşı karşıya: Cinsiyet önyargıları, siyasetin işlememesi, sınırlı iş fırsatları, yüksek işsizlik oranı, kötüleşen kamu hizmetleri, şiddet ve sınırlı işçi hakları. Bölge genelinde örgütlenme özgürlüğü ve grev hakkına saygı gösterilmiyor, bağımsız sendikalar ve özerk kadın hakları örgütlerinin en güçlüleri Tunus ve Fas’ta.

PSI’nin bölgedeki faaliyetleri, güç dengesizliklerini değiştirmeye yardımcı olabilir; kadınların sendika yönetim kurullarında yer alması için kotaların kabul edilmesi dikkate değer bir başarı. Cinsiyet ayrımcılığına karşı daha etkili kampanyalar yürütülebilmesi örneğin, 183 ve 190 sayılı ILO sözleşmelerinin imzalanmasını sağlamak için, kadın işçilerin sendikal liderlik becerilerini geliştirmek birkaç amaca birden hizmet edecek. Daha geniş bir kadın nüfusu için rol modellerin oluşmasını sağlayacak; kadınların liderliğine yönelik tutumlarının değişmesine yardımcı olacak; cinsiyet eşitliği için gerekli yasal ve politik reformlara katkıda bulunacak; kadınların çalışma koşullarını iyileştirecek; kamu hizmetlerinin ve kamu sektörünün statüsünün ve kalitesinin iyileştirilmesine yardımcı olacak ve daha fazla kadının güvenli ve onurlu koşullarda işgücüne katılmasını teşvik edecek.

Toplumsal cinsiyet ve sınıf kesişiminin cisimleştiği kadın sendika liderleri, kadına karşı şiddeti durdurmak ve kadınları ekonomik ve siyasi anlamda güçlendirmek için çok gerekli.

Çeviren: Deniz İnal

Bu yazının orijinali 15 Mart 2022’de roarmag.org‘da yayınlandı.

[i]https://openknowledge.worldbank.org/handle/10986/36512

[ii]https://www.arabbarometer.org/countries/jordan/

[iii]https://www.arabbarometer.org/2022/01/ab-6-country-report-tunisia/

[iv]https://www.ilo.org/shinyapps/bulkexplorer46/?lang=en&segment=indicator&id=EAP_DWAP_SEX_AGE_RT_A

[v] https://roarmag.org/wp-content/uploads/2022/03/Current-Sociology-2016-Arfaoui-Moghadam-April-2016.pdf

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

fifteen − 7 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.