Şiddet, erkeğin kadına fiziksel müdahalesinden ibaret değil. İlişkilerde hiç eksik olmayan psikolojik – duygusal şiddet, kadını kontrol altına almak, baskılamak ve ona şekil vermek için uygulanıyor. Okuduğumuz kitaplardan izlediğimiz dizilere kadar her alanda “sevgi” kılıfına sokularak normalleştiriliyor.

Bermuda şeytan üçgeni. Kalın simsiyah harflerle attık başlığı çünkü o harfler gibi simsiyah bir temeli var. Bugün hâlâ “şiddet nedir?” diye sorulduğu zaman çoğu kişi; “Bir insanın başka bir insana ‘fiziksel’ müdahalesi” şeklinde cevap veriyor. Ama tabii ki bu cevabın altında yatan koca bir bilinmezlik söz konusu.

Peki şiddet gerçekten de sadece fiziksel bir müdahale midir?

Yaklaşık 2 ay önce 210 kişinin katıldığı küçük çaplı bir anket yapmıştım şiddet üzerine. İnternet tabanlı kısa cevaplar şeklinde şiddet ile ilgili çeşitli sorulardı. Erkek katılımı 75, kadın ise 130 idi. Geri kalan 5 kişi cinsiyet belirtmek istemedi ya da kendini bu iki grubun içinde de görmeyen arkadaşlarımızdı. 75 erkeğin tamamı, herhangi birisine (kadın ya da erkek fark etmeksizin) şiddet uygulamadığını iddia etti. “Partnerlere (eş, sevgili) veya aile bireylerine (anne, baba, kardeş vb.) yöneltilen; ‘zayıfla artık biraz’, ‘saçını uzatmalısın’ şeklinde uyarılar veya yapılan herhangi bir iş karşısında; ‘sen bunu yapabiliyor muydun ya!?’ gibi dalga geçen cümleler şiddet kapsamına girer mi?” sorusuna da “hayır” dediler.

Bu soruyu kadınların 90’ı “evet”, 40’ı “hayır” şeklinde yanıtladı. Cinsiyet belirtmek istemeyen 5 kişiden sadece 2’si soruya cevap verdi; onlar da “hayır, şiddet değildir” seçeneğini işaretlemişlerdi. Bunun üzerine aynı soruyu, tartışma konusu şeklinde 10 kişilik (5’i erkek, 5’i kadından oluşan) gruba yüz yüze sorduğumda; erkeklerin hepsi bunların “birer tavsiye niteliği” taşıdığını ve “şiddet olmadığını” söyledi. Kadınların 2’si onlara katıldı;  diğerleri ise “şiddettir” dedi. Buradan yola çıkacak olursak, çoğu kişi duygusal – psikolojik şiddet alanından bihaber.

Her türlü şiddete karşıyız demek yerine; her türlü şiddet diye bahsettiğimiz şeyi tanımlamaya çalışmak, yorumlamak, örneklendirmek, inebildiğimiz kadar temele inebilmenin daha çok faydası olduğu tarafındayım. Şiddeti çok yönlü düşünmezsek eğer dilimizle, bedenimizle, zihniyetimizle her şekilde şiddet uygularız. Ve bize uygulandığında ise bunu fark edemeyiz.

Buna en yakın örneği, tanık olduğum bir olay çerçevesinde sizlerle paylaşmak istiyorum. Evli olan iki insan bir sorun yaşıyorlar. Sorun günler geçtikçe gerek iletişimsizlikten gerek empati yoksunluğundan büyüyor. İkilinin tartışmaları her gün başlamadan, bağırışlar yüzünden bitiyor. En son olan tartışmada erkek, kadına hakaret ediyor ve üzerine yürüyor. Erkek, kendisini şu şekilde savunuyor;  O bana cevap vermeye devam etti. Bağırdı. Bunun üzerine üstüne yürüdüm ve elimi kaldırdım ama kesinlikle vurmadım, vurmak için de yapmadım! İşte burada şiddetin başka bir türünün devreye girdiğini idrak etmiyor. Aslında bilinçli bir şekilde, karşı tarafı susturmak için yapılmış bu hareketleri şiddet olarak asla kabul etmiyor. Çünkü şiddeti sadece “vurmak /dövmek” olarak niteliyor. Kontrol altına almak, baskılamak, karşı tarafa şekil vermek gibi davranışlar, onun tarafından; uyum sağlamasına yardımcı olmak, saygılı olmayı öğretmek olarak görülüyor.

Gelelim kadına… Kadın ise bunun fiziksel olmadığı için büyütülmemesi gerektiğini düşünüyor. Çünkü aile – toplum içerisinde gördüğü ilişkilerde bu “normal” karşılanıyor. Sonraki süreç ise daha vahim; duygusal – psikolojik şiddet artıyor. Erkek, kadının yaptığı her davranışı eleştirmeye başlıyor. Örneğin yaptığı bir iş üzerinden kadına sürekli; Bir işi beceremiyorsun. Dua et benim gibi bir insan var yanındagibi özgüvenini kıran sözler söylüyor. Eleştiriler o kadar sıklaşıyor ki kadın yavaş yavaş her davranışının yanlış olduğunu düşünmeye yöneliyor. Hatta daha ileriye gidip artık davranışındaki doğruları erkeğe kanıtlamak için ateşin etrafında dönen pervane misali, erkeğin etrafında dönmeye başlıyor. Erkek, bu süreci o kadar iyi yönetiyor ki arada sırada ateşi kesiyor ve pervaneyi bir boşlukta sallandırıyor. Kadın, yapılan bu davranışların toplamında; aslında adamın verdiği şekli aldığını fark etmiyor. Çünkü o, kendini kanıtlamaya çalıştığını düşünüyor. Ve sonuç; kadın ateşin etrafındaki pervane, erkek ise ona hükmeden ateş oluyor. Kadın, adamı eleştirmeye kalktığında ise erkek, kadını aşırı alınganlıkla suçlamaya başlıyor. Ve ardından eşini değer verdiği eşyaları ile tehdit ediyor. Detaya girecek olursak; vefat etmiş babasından kalan tek eşya olan bir defter üzerinden onu yırtarımşeklinde şeyler söylüyor. Yırtmıyor ancak yırtmakla tehdit ediyor çünkü kadın için değerli olduğunu biliyor. Bu davranışını meşrulaştırmak için ise, sen bana yıkıcı eleştiriler yaptığın için ben bunları söylüyorum diyor. Hal böyle olunca bu psikolojik şiddetin son bulması için kadın kendisini değiştirmeye başlıyor. Çünkü adamın bu davranışlarının kaynağı olarak kendisini görüyor. Bu şiddet daha sonra kadının karşısına küsme şeklinde geliyor. Kadın şu şekilde aktarıyor; Hoşuna gitmeyen bir durum olduğu zaman benimle konuşmamaya başladı. Ben ise bu konuşmama durumundan çok rahatsızım ve düzelip eski sohbetlerimize dönmek için rahatsız olduğu durumu anlayıp yapmamaya gayret ediyorum. Görüldüğü üzere “küsmek” bir şiddet biçimi olarak karşımızda. Çünkü erkek karşı tarafı cezalandırmaya yönelik hareket ediyor. “Konuşmayayım, karşı taraf üzülsün ve rahatsızlığımı gidersin” mantığı ile ilerliyor. Böylece kadın özgüvenini iyice yitiriyor. Arkadaşları ile bağını yavaş yavaş kesiyor. İşyerinde ise yaptığı her davranışın izlendiğini düşündüğü için kaskatı bir biçimde işini bitirip hemen acele ile eve dönüyor. Çünkü kadının şiddetle baş etme şekli bu. Daha sonraki süreçte, ara sıra buna “ufak birkaç el hareketi” de dahil oluyor. İlişki bir müddet daha bu şekilde devam ediyor. Erkek, erkek olduğunu topluma kanıtlamalı. O, bu yolu seçti. Çünkü ona öğretilen; gördüğü ve yaptıkça sırtının sıvazlandığı hareketler bunlar. Erkek büyüyerek erkekleşirken, kadın yok olarak, hiçbir şey olarak kadınlaşır. Bunun sonucunda, erkek ancak kadını/ kadınları yendiği taktirde erkek olabilir. Önce kadının o sırada ‘öldürülmesi’ gerekir; yaşam alanının tamamı kontrol edilerek, öyle ki nefes bile alamaz hale getirilerek.” (Lundgren, 39)

Kısacası, duygusal – psikolojik şiddet yönünden bilinçlendirilmemiş olmak demek; kişinin, bu tip davranışların ilişkide artmasıyla birlikte bir baskı altında şekillenmesi, susması, susturulması demektir. Fiziksel şiddete başvurmayan erkek, karşı taraftan; bana hiç vurmadı şeklinde savunma ve bir bağımlılık olarak alıyor mükâfatını. Çünkü toplumun yarısı okuduğu kitaptan izlediği filme kadar her alanda duygusal şiddeti bir sevgi olarak görüyor. Kıskanmayan kişinin sevmediği düşüncesine o kadar maruz kalıyor ki; “kıskandığımı belli edeyim” diyerek kişiyi kısıtlıyor, hatta onu kilit altına alıyor. Bunların yanlış olduğunu görebilmemiz; şu şartlarda, kafamızı çevirdiğimiz her alanda bunun doğru olduğunu söyleyenlerle çevrili iken zor ancak imkansız değil.

Bir diğer örnek ise sürekli hamile gördüğüm bir insan üzerinden olacak. Bu kadın şu an dördüncü çocuğuna hamile ve çocukların yaş aralığı ise 1-2 yaş civarında. Kadın geleneksel, feodal bir çevrede yaşadığı için kürtaj ona göre tercih edebileceği bir yol değil. Ancak artık çocuk istemediği de bir gerçek. Peki sizce bu bir şiddet midir? Bana soracak olursanız, evet bir şiddettir. Hatta psikolojik, cinsel bir şiddettir. Bu karşı tarafın kadın üzerinde baskı kurmasını sağlayan en iyi yöntemdir. Çok bilinen bir söz bile var bunun üzerine: “Kadının karnından sıpayı sırtından sopayı eksik etmeyeceksin”. Bu kanıksanmış ve hatta bir devlet politikası haline gelmiş sistematik bir şiddettir. Erkeğin bu davranışı, kadını sosyal olan her alandan uzaklaştırmak, ekonomik olarak kendisine bağımlı kılmakla sonuçlanıyor. Bu örnekteki kadının, çalışan bir birey olduğunu belirtmek istiyorum. Bu durumda kadını “ev” ile “annelik” üzerinden tanımlayan bir zihniyete varıyoruz. Yani erkek, kadının esasen çocukların bakımı ve ev işleri ile ilgilenmesi gerektiğine karar verip bunu bu yöntemle uygulamaya döküyor.

Peki, bu ve benzeri şiddet biçimleri neden önlenmiyor? Önlenmesi imkansız olduğundan mı? Hayır. Şiddetin varlığı kabul edilmiyor. Bir güç ilişkisi olduğu için özellikle devlet tarafından bu olaya el atılmıyor. Çünkü bilinen bir gerçek; devlet erkektir. Haber dilinden, “devlet adamları”nın konuşmalarından, çıkarılan yasalardan, imzalanan sözleşmelerin uygulanmamasından da görüldüğü üzere şiddet devlet eli ile meşrulaştırılıyor. Hatta öyle bir hal almış ki şiddet üzerinden reytingler elde ediliyor. Yeni dönem popüler kültür kitaplarındaki kadın – erkek ilişkilerinden, her 5 kanalın 5’indeki dizilere kadar bu şiddet her yerde normalleştirilmeye çalışılıyor. En tehlikeli kısım ise toplumun azımsanmayacak kadarlık bir kesiminde, şiddetin sevgiyi gösterme biçimi olduğu kanıksanmış. Özellikle sevgiyi göstermemenin, sevginin büyüklüğünden olduğu yalanı her yere nüfuz etmiş vaziyette. Halbuki sevgiyi göstermemek de karşı tarafa uygulanmış psikolojik bir şiddettir.

İstediğimiz şey ne mi? Şiddetin “geliyorum” dediğini duymanız. Aldığınızı söylediğiniz önlemlerin bin katının alınması. Dilinize hâkim olup şiddeti yaymamanız. Çünkü unutmayalım ki; dil de politiktir. Televizyon programlarına 10 erkek koyup “kadın sorunları”nı tartışmaya son vermeniz. Haber yaparken ayrımcı dilden uzak durmanızı istiyoruz. Mahallelerde kurulacak, kadın dayanışmasını sıkılaştıracak kurumlar istiyoruz. Senaristinden yazarına hepsinin kelimelerine, ekrana – kitaba yansıttıklarına dikkat etmesini istiyoruz. Şiddeti meşrulaştırmanızı istemiyoruz.

En önemlisi şiddet karşısında susmanızı istemiyoruz.

Von Clausewitz’in söylediği üzere; “suskunluk, şiddetin başka araçlarla sürdürülmesinden başka bir şey değildir”.

Kaynakça  

Cogito dergisi, Şiddet özel sayısı, sayı 6-7, Yapı Kredi Yayınları, 1996.

Son Sömürge: Kadınlar, Maria Mies – Veronika Bennholdt-Thomsen , İletişim Yayınları.

Şiddetin Normalleştirilme Süreci, Eva Lundgren, Mor Çatı Yayınları.

 

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.