Çember bir yandan feminizmin kadınlara alan açan özgürleştirici etkisinden beslenirken diğer yandan kamusal bir niyet taşımaksızın çoğulluğa dayalı bir iletişim biçimi sunuyor.

Kaynak: İçsel Doğum

İçinden geçmekte olduğumuz politik baskı ve geri çekilme döneminde feminist hareket “umutsuzluğa kapılırsan bu kalabalığı hatırla” dedirtecek bir politik eylem ve var oluş modeli sunmaya devam ediyor. OHAL ve pandeminin en kısıtlayıcı dönemlerinde bile feminist hareketin geniş katılımlı eylemleri, toplantıları ve etkinlikleri sürdürebilmesi, bugün “feminizmin feminizmden daha fazlası” (Özkan Kerestecioğlu, 2018: 63) olduğunu kanıtlarcasına genel muhalif politikanın dinamosu olduğunu gösteriyor. Feminizmin böylesi bir etki gücüne ulaşmasında, yıllar süren mücadele mirasının yanı sıra artık sosyal medyadan akademiye çeşitli kurumsal biçimlerle kitlelere ulaşabilecek kanallara sahip olmasının rolü var şüphesiz. Diğer yandan iki yılı aşkın pandemi süreciyle pekişen, yalnızlaşma değilse de uzaklık halinin doğurduğu birbirimize yakınlaşma ihtiyacını duyumsamamak elde değil. Yakınlaşma ihtiyacı derken, bir araya gelmenin ötesinde, Türkiye feminist hareketinin ilk örgütlenme nüvelerinin oluştuğu 1980’li yıllardaki bilinç yükseltme gruplarındakine benzer güçlendirici, farkındalık yaratan ve samimiyete dayalı küçük gruplar olarak deneyimleri birbirine açma ihtiyacını kast ediyorum. İlginç bir şekilde son zamanlarda, doğrudan feminist saiklerle olmasa da kadınların, küçük gruplar halinde bir araya gelme ve yakınlaşma yolları geliştirdiğini gözlemlemek, bu ihtiyacı işaret ediyor. Giderek daha çok rastladığımız küçük grup etkileşimine dayalı bu birliktelik biçimlerinden biri de kadın çemberleri.

Çember, kadim bir iletişim ritüelidir. Bir davet üzerine, bir kolaylaştırıcı eşliğinde çember şeklinde oturan topluluk üyeleri, belirlenmiş bir tema üzerine (belki kolektif bir etkinliğin ardından o etkinlik üzerine) teker teker kendilerini ifade ederler. Çemberi açmak için bir mum yakılır; ilk söz almak isteyen ortaya konmuş bir nesneyi eline alarak konuşur. Sözü bittiğinde (ya da sessizliği) sağındaki ya da solundaki kişiye konuşma nesnesini iletir. Konuşmak istemeyen kendi yanındakine konuşma nesnesini iletir ve böylece çember dile gelir. Çember adabına göre karşılıklı konuşma, birbirinin sözünü kesme ya da tamamlama, onaylama ya da yargılama yapılmaz. Bir başkasının sözlerinin analizi diğerinin konuşma konusu edilmez. Çember herkesin duygu ve düşüncelerini ifade edebileceği güvenli bir alandır. Grup terapilerinden farklı olarak bireyleri sağaltmayı hedeflemez ama şifa veren törensel bir etkisi olduğu kabul edilir. “Çember öz kaynaklarımızı keşfedebileceğimiz, kendi yaşamlarımıza şahitlik ettiğimiz ve ihtiyaç duyduğumuz cesareti topluluk dayanışmasıyla aktive edebileceğimiz bir pratiktir” (Telek, 2021: 344).

Çember geleneğinin yeniden keşfi ve yaygınlaşmasında şüphesiz, uzak doğu öğretisinin yoga, meditasyon gibi çeşitli biçimleriyle daha erişilir olmasının payı büyük. Günümüz toplumunun bireysel düzlemde ağır şekilde hissedilen dertleriyle baş etme ve bunlara karşı yeni bir bakış açısı geliştirmede bireyin kendi zihinsel gücüne yönelen ve beden zihin birliğine odaklanan bu öğretiler, kaçınılmaz olarak bir endüstri yaratmakta, aynı zamanda daha tanınır ve erişilir hale geliyor. Büyük iddiaları olmayan ve kişinin öz güçleriyle erişebileceği bir zihinsel düzey vaat eden bu öğretiler, çok farklı kesimlerden bireylere aynı anda hitap ediyor. Manevi bir yöneliminin oluşu, bu öğretilerin hem dindar hem de seküler bireyler tarafından ilgi görmesini sağlıyor, ideolojik ve kültürel konumlanışları bir ölçüde yatayına kesiyor.

Çemberde tek tek konuşan insanlardan öte bu insanlar sayesinde çemberin dile geldiği söylenir. Kolektifliğe yapılan vurgu çemberin bir kamusal alan olma özelliği taşıyıp taşımadığı sorusunu akla getiriyor. Kamusal alana atfedilen bazı iletişimsel özellikler, çember geleneğinin temel unsurları arasında yer alıyor. Öte yandan burada fikrini değiştirmeye açık olma ve iknayı amaçlayan bir tutum bulunmaması, çemberdeki iletişimi kamusal bir tartışma zemini olarak görmeyi zorlaştırıyor. Kamusallığı görünürlük ve ortak insani dünyayı paylaşmayla ilişkilendiren Hannah Arendt’in (2005: 5-39) bakış açısını ödünç alırsak, kişilerin doxalarıyla yani kanılarıyla konuşması kamusal sözün temel ilkesidir. Bu nedenle Arendt’in, herkesin kendine has bir bakış açısıyla sahneyi görebildiği dairesel tiyatro yapısıyla kamusal alan arasında benzerlik kurması anlamlıdır. Bireylerin kendi kanılarını dile getirme ve başkasının bakış açılarını fark edebilmesi üzerine kurulu çember pratiğinde de dairesel formun benimsenmesi tesadüf değildir. Arendt’in vurguladığı bir diğer özellik ise kamusal alanın, dengi dengine olan üyelerden oluşmuş bir topluluk içinde eşitlik barındırmasıdır. Buradaki eşitlik, doğal ve kendiliğinden olmaktan çok, kamusal alanın inşasıyla ve onun yasal koruyucu maskesi altında hayata geçen, inşa edilmiş bir eşitliktir. Başka deyişle insanlar zaten eşit oldukları için değil; eşitliği gerçekleştirebilecek bir alanı kurup orada birbirlerine seslendikleri için eşitliği tadarlar. Çemberde de kimliği ne olursa olsun birbirine denk olma ve sözlerinin eşit değerde olmasıyla etkinleşen bir eşitlik deneyimi söz konusudur. Çemberin kendisi insanların birbirilerini ancak eşitleri olarak kabul ettiği bir iletişim şeklidir. Kendinden yola çıkan bir ifade biçimiyle kolektif bir varlık oluşturma anlamında kamusal alan için gerekli birtakım iletişim özellikleri ve yordamları barındırmakla birlikte çember, bir müzakere ya da tartışma alanı değildir. Özel alandaki zorunlu/ seçilmemiş ilişkiler gereği oluşmuş bir topluluk değildir; aynı zamanda dostane bir şekilde yüreğini açma yeridir. Söz almak ve dinlemek çemberin bir parçası olmanın gereğiyken, konuşmak isteğe bağlıdır ve performatif değildir; iknayı, etkileyici olmayı ya da en doğru/eleştirel pozisyonu temsil etmeyi, yeni bir açılım getirmeyi amaçlamaz. Burada aynı kamusal alanda var olmanın gerektirdiği gibi, başkalarına hitap etmek cesaret gerektirebilir. Bununla birlikte buradaki cesaret, sadece başkalarının varlığına hitap etmek değil, aynı zamanda kişinin kendinden gizlediklerini kendine söylemeye cesaret edebilmesiyle ilgilidir.

Bu özellikler gösteriyor ki çember, analitik bir kamusal -özel ayrımı için muğlak bir konumda yer alıyor; aynı dostluk gibi. Arendt’in donattığı politik anlamla düşünürsek dostluğun, zorunlu/seçilmemiş ilişkiler başlatabilme ve sürdürülebilmekle ilgili olan politik varlıklar olma özelliğimizden geldiğini, aynı zamanda özel alanda örülen bir ilişki biçimi olduğunu vurgulamak gerekir. Fatmagül Berktay’ın (2021: 167) deyimiyle dostluk, “[y]argılarımızı, düşüncelerimizi ‘kamunun acımasız ışığı’na sunmadan önce dostlara açarak onları sınamamıza ve gerekirse değiştirmemize yol açar. Bu yönüyle dostluk, özel alan ile ve kamusal alan arasındaki bir ara mekân gibidir”. Çember de özel alana mahsus olabilecek paylaşımların gerçekleştiği, aynı zamanda kanıların tüm çoğulluğuyla sergilendiği bir ortam inşa etmesi nedeniyle iki alan arasında güçlü bir bağlantı inşa eder. Çemberler kamusal bir tartışma barındırmaz ama kamusal alanda var olabilmek için gerekli olan kendini ifade edebilme, buna cesaret edebilme, özgüven gibi unsurları deneyimlemek için bir alan oluşturur. Özellikle eril, rasyonel ve çoğunlukla duyguların yersiz görüldüğü kamusal ifade tarzında kendine yer bulamayan kadınlara hem başka bir kamusal dil geliştirme için- niyeti bu olmasa da- imkân sağlar hem de kendi bulunduğu konumdan ve elindeki yetilerle/kaynaklarla mevcut kamusal alanlarda söz ve edimde bulunma güveni verir.

Çemberin özel-kamusal ilişkisi bağlamındaki muğlak konumu, başlıca derdi bu tür muğlak alanları sorgulamak olan feminizm için oldukça anlamlıdır. Feminizm sadece kamusal ve özel alanların eleştirisini yaparak buralardaki eşitsizlik, tahakküm ve adaletsizliği açığa çıkarmayı değil; iki alanı da dönüştürmeyi hedefler. Bu nedenle oldukça etkili bir şekilde kamusal alan açma ve kamusal tartışma başlatma gücü olan feminizmin en özgün kaynağının özel alandaki deneyimlerden geldiğini söylemek yanlış olmaz. Bir tür deneyim paylaşımı olan çember pratiğinde, doğrudan kamusal alanın aydınlığına çıkamayacak sözler dile gelse de buradaki muğlak konum, kamusal ve politik bir varlık gösterebilmek için pek çok şey öğrenebileceğimiz bir bilgi ve deneyim kaynağı sunar. Çember, deneyimlerimizin ve bakış açılarımızın farklılığını, aynı zamanda bunların insani paydada ortaklığını görebileceğimiz bir sahnedir. Bir çemberin parçası olduğumuzda, ancak başka bir makro evrende mümkün olabilecek gibi tartışageldiğimiz demokratik bir politika için gerekli görülen çoğulluk, başkalarının varlığına saygı, farklılıklarımızla eşitlik gibi değerleri şimdi ve burada deneyimlemiş oluruz. Eşit olduğumuzu bilmenin ya da savunmanın ötesinde, eşitliği tatmış oluruz.

Kadın dayanışmasının bir biçimi olmakla birlikte kadın çemberlerinin feminist bir yakınlaşma ihtiyacını tatmin etmesi beklenemez. Bununla birlikte çemberler, bilinç yükseltme gruplarına benzer şekilde kadınların kendi deneyimlerinden yola çıkarak kendi özne olma halini tattıkları bir zemindir. Hatta çemberlerin, belli bir ürünü ve kamusal sonucu hedeflemeyen bir davetle toplanması ve yukarıda bahsedilen nedenlerle farklı konumlanışlardan kadınları aynı anda çekebilmesi sayesinde Türkiye’nin ilk bilinç yükseltme gruplarındakinden daha geniş bir topluluğu bir araya getirdiği ve farklı deneyimleri görünür kıldığı söylenebilir.[1] Şüphesiz, bilinç yükseltme grupları feminist saiklerle bir araya gelen ve örgütlülük hedefleyen oluşumlardı. Çember pratiğine baktığımızda, bu küçük grupların, feminist saiklerle bir araya geldiğini söylemek mümkün değilse de çemberde feminizmin kendine feminist demeyen kadınlara da ulaşmasının etkilerini görmemek imkânsız. Dolayısıyla çember bir yandan feminizmin kadınlara alan açan özgürleştirici etkisinden beslenirken diğer yandan kamusal bir niyet taşımaksızın çoğulluğa dayalı bir iletişim biçimi sunuyor; kamusal alana taşınabilir ve feminist politikayı besleyen değerleri içinde barındırıyor. Bugün çok farklı deneyimlerden ve kültürel-politik konumlardan gelen kadını kendine çeken çemberler, feminizm için yüz yüze olmanın, göz göze bakmanın, diz dize oturmanın, karşılıklı konuşmanın ve gündelik deneyimlerimizle birbirimize daha çok yakınlaşmanın acil ihtiyacını fısıldıyor.

Kaynakça

Arendt, Hannah (2005). The Promise of Politics. (J. Kohn, Dü.) New York: Schocken Books.

Berber, Nacide (2021). Kamusal-Özel Alan İkiliğinin Ötesinde Feminist Bilinç Yükseltme Grupları. T. Ural, & B. Vural içinde, Günebakan Düşlerimiz: Kamusallık, Gündelik Hayat ve Tecrübe Üzerine Yazılar-Meral Özbek’e Armağan II (s. 177-196). İstanbul: İletişim.

Berktay, Fatmagül (2021). Arendt-Heidegger İlişkisinin İzdüşümünde Bağışlama, Dostluk ve Aşk. T. Ural, & B. Vural içinde, Günebakan Düşlerimiz: Kamusallık, Gündelik Hayat ve Tecrübe Üzerine Yazılar-Meral Özbek’e Armağan II (s. 141-176). İstanbul: İletişim.

Özkan Kerestecioğlu, İnci (2018). Türkiye’de Güncel Feminist Hareket İçindeki Ayrışmalar ve Tartışmalar. N. Berber (Dü.) içinde, Duvarları Yıkmak, Köprüleri Kurmak: Yeni Küresel Feminizmin Yükselişi ve İmkânları (s. 54-63). İstanbul: Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği.

Telek, Filiz (2021). Kadınlar Şifadır. İstanbul: Doğan Novus.

[1] Türkiye feminist hareketinde bilinç yükseltme gruplarına dair bir çözümleme için bkz: (Berber, 2021)

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

two × five =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.