Güç ve baskı biçimlerinin reddedilmesi konusunda pek çok kahverengi ses yükselirken, kahverengi feministlerin sadece belirli bir imgesi tekrarlandı: Dikkat çekecek şekilde göz kalemi süren, altın takılar takan, görücü usulü evliliği ve geleneksel meslekleri reddeden ve bağımsız bir kadın olmak için anne ve babasına karşı gelen.

Vicki Soogrim

Son birkaç yıl içinde feminizm, toplumda, kültürde ve medyada hızla popüler hale geldi. 2014’te Beyoncé’nin VMA [Video Müzik Ödülleri] performansı sırasında arkasında yazan sekiz harfli F-kelimesinden [feminizm] Malala’nın kız çocuklarının eğitimi için verdiği mücadeleye kadar, çoğunlukla çevrimiçi aktivizmle sürdürülen feminizm, bugün dünya çapında çok büyük bir mevcudiyet kazandı.

Ancak topluma ve medyaya egemen olan bu feminizm büyük oranda, beyaz Batılı hegemonik bir feminizm. Diğer kimlikleri dışlayan ve Batı standartlarının dışında hiçbir şeyi dikkate almayan bir feminizm türü bu. Taylor Swift, Lena Dunham ve Amy Schumer gibi ünlüler tarafından yürütülüyor.

İşte bu yüzden kahverengi kadıncılar (womanist) ve feministlerin bu tartışmalara katılmaları ve seslerini yükseltmeleri her zamankinden daha önemli. Rupi Kaur ve Lilly Singh gibi kişiler, kahverengi kadınların gerçeklerini ve mücadelelerini görünür kılmak için ana akımda kendine bir mevki yarattı.

-izmlerin ve güç ve baskı biçimlerinin reddedilmesi konusunda pek çok kahverengi ses yükselirken, bu tartışmalar boyunca sadece belli bir tür kahverengi feminist imge sürekli olarak tekrarlandı. Dikkat çekecek şekilde göz kalemi süren, altın takılar takan, görücü usulü evliliği ve geleneksel meslekleri reddeden ve bağımsız bir kadın olmak için anne ve babasına karşı gelen kahverengi feminist kişi imgesi temsil edilmeye başlandı.

Tabii ki, bu temsilde yanlış bir şey yok ama Batı dünyasında kahverengi feminizmin “doğrusu” böyle görünüyor. Batı feminizmi doğası gereği hegemonik olduğundan, -izmlerin gömülü olduğu kültürlere “doğruları” ve “yanlışları” dayatır. Batı feminizmi, bu kültürlerin tüm geleneksel felsefelerini ve değerlerini yanlış ve kötü olarak etiketleme işlevi görür ve feminist olmanın tek yolunun bu kültürleri tamamen reddetmek olduğu ültimatomunu verir.

Evet, Güney Asya diaspora kültürlerinde kök salmış -izmler (renkçilik, cinsiyetçilik, kadın düşmanlığı vd.) var, ancak ideal kahverengi feministin bu imajı yanlış bir temsil. Çünkü kültürü reddetmeden ve Batılı feminist standartların dikte ettiği şeylere uymadan da feminist olmak mümkün.

-izmler varlığını sürdürdüğü müddetçe kültürün reddi bir çözüm değil ve kendi başına hiçbir şeyi değiştirmez. Gelenek ve feminizm arasındaki dengeyi kurmak, ikisinin birbirini dışlamadığını ve direnişin hâlâ kültür alanında işlediğini anlamaktan geçiyor. Son olarak, Batı feminizminin kahverengi bedenlere yüklediği dayatmalardan kurtulma konusunda birlik olmalıyız. “Doğru”, “yanlış” ve “kötü” feminizmin ne olduğuyla ilgili düşünmeyi bırakmalı ve ısrarla daha fazla kesişimsel olmaya devam etmeliyiz.

Çeviren: Merve Çeltikci

Bu yazının orijinali 29 Kasım 2017’de Brown Girl Magazine’de yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

thirteen − 1 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.