Müzik severler için bir kült olan High Fidelity, Nick Hornby’nin 1995 tarihli romanı. Londra’da bir plak dükkanı olan ve kısa süre önce sevgilisi tarafından terk edilen Rob’un hikayesini anlatıyor. Kitap 2000 yılında aynı isimle, olayların bu defa Chicago’da geçtiği bir filme uyarlandı. Hikayede Rob neden ilişkilerinin sonunun hüsranla bittiğini eski sevgililerine sorarak anlamaya çalışırken biz bir yandan müzik tutkunlarının dünyasına giriyoruz.

Özellikle hayatınızın bir kısmını sadece müzik dinleyerek, arkadaşlarınızla müzik konuşarak ve müzik üzerinden sosyalleşerek geçirdiyseniz filmi sevmemeniz çok zordu. Bu yıl ise kitap Zoë Kravitz’in başrolünde olduğu bir dizi olarak karşımıza çıktı ki bu yazı da dizi hakkında. Bu defa olaylar Brooklyn’de geçiyor, ana kahramanımız inanır mısınız bir erkek değil. Plak dükkanı olan, müzik Wikipedia’sı gibi zihni olan Rob siyah bir kadın. Üstelik plak dükkanı çalışanlarından bir diğeri de kadın (ikinci şok). Bir süredir kimi dizi/filmler cinsiyet değiştirilerek tamamen kadınlardan oluşan oyuncu hatta yapımcı ekiplerle tekrar çekiliyor. High Fidelity’nin bu işler arasında öne çıkan özelliğinin bir yaraya parmak basması olduğunu düşünüyorum. Müzik bilmenin erkeklere yaraşır olduğu, DJ denildiğinde akla sadece erkeklerin geldiği bir dünyada insana oh be dedirtiyor. Dizi bu temsil boşluğunu doldururken erkeklerin müziği sadece kendi aralarında konuşulabilir bir konu olarak gördükleri ve her alanda olduğu gibi “sen yanlış biliyorsun” iddialarından geri duramadıkları bir sahneyi de eksik etmemiş.

Müziklerin de karakterler kadar şahane olduğu bu dizi bu ara ne izlesemcilerin dikkatine sunulur.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.