Erkek şiddetinden hayatta kalanlarla travma terapilerini yürüten feminist terapistler, 1990’lı yıllarda Feminist Terapi Etik Kodlarını geliştirdi, disiplin uygulamaktan çok (beyaz heteroseksüel erkek merkezli normatif standartlara yönelik) ilham verici eğitimsel müdahalelerde bulunmayı hedefledi. Feminist terapi ilkeleri dünyanın her köşesinden deneyim ve bilgi ortaklaştırılmasıyla giderek zenginleşti.

Feminist terapiler kadınların deneyimlerini temel alan, kararlarına saygı gösteren, toplumsal cinsiyet temelli güç eşitsizliklerinin kadınları nasıl baskı altında tuttuğuna önem veren, kadınların sosyokültürel yapılarının yaşamlarını nasıl şekillendirdiğine dikkat eden terapilerdir.

Feminist terapilerin nihai amacı eşitsizliklerin, ayrımcılığın normalleştirildiği bir dünyaya uyum sağlamak değil, eşitsizlikleri ortadan kaldıracak toplumsal değişimi sağlamaktır. Etik, sosyal aktivizm ve dayanışma feminist terapinin merkezinde yer alır. Feminist terapi kadınları kısıtlayıcı sosyal ve kültürel kalıplara sıkışmak yerine sürekli eşitlik ve adalet yönünde hareket etmeye teşvik eder. Özgürleşme anlayışı basitçe ruhsal sıkıntıdan kurtulmayı değil, kişinin kendi ezilme deneyimlerinin farkına varma, adını koyma ve bir o kadar da hayattan keyif alma gücünü kazanmasını önerir. Kadınların mutsuz ev hayatlarına uyum sağlamasına yardım etmek feminist terapinin hedefine aykırıdır.

Feminist terapi kuramı 1960’lı yıllarda kadın özgürlük hareketlerinin psikoloji alanını da etkilemesinden doğdu. Kadınların cinsiyetçi ayrımcılık ve şiddet üzerine kolektif düşünme ve tartışma ihtiyacından (bilinç yükseltme gruplarından) beslendi. Feminist bakış açısının ruhsal tedavi alanına girmesiyle kadınların “özel” alanda maruz kaldığı türlü şiddet biçimleri ve bunların ne kadar yaygın yaşandığı açığa çıktı. Feminist terapistler kadınları çelişkili beklentilerle açmazda bırakan ruh sağlığı normlarını ve standartlarını eleştirdiler. Ayrıca, kalıplaşmış cinsiyet rollerini kabul edip sürdüren geleneksel terapist davranışlarının kadınları mağdur konumunda ve “yerlerinde” tutmaya hizmet ettiğini vurguladılar. Şiddet ve kadın ruh sağlığı alanında çalışırken sosyokültürel ve politik bağlamı dikkate almayı, etik bir sorumluluk olarak tanıttılar.

Feminist terapi teorisi; kurucusu olmayan, hiyerarşi karşıtı, eşitlikçi ve teknik olarak bütünleştirici bir teori olma özelliklerini taşıyor. Gelişiminde üç tarihsel dönem izleniyor: 1970-80 arasındaki ilk dönemde İkinci Dalga feminist hareketin “Kişisel olan politiktir” ilkesine dayanılarak “birey olarak kadını güçlendirerek bütün kadınları güçlendirmek” hedefleniyordu. 1980-90 yılları arasındaki ikinci dönemde modifiye teori ve tekniklerle, cinsiyete duyarlı, kadın odaklı terapiler anaakımlaştı. 1990’lardan sonra gelişen üçüncü dalgada ise çoklu ayrımcılıkların derin kesişimlerine cesaretle bakıldı. Sadece cinsiyeti değil, ırk, etnisite, cinsel yönelim, sınıf, din ya da engellilik gibi birçok farklılığın etkilerini, cinsiyete dayalı hallerini de anlamaya, anlamlandırmaya önem verildi. “Feminist gelişimsel teori” erkek egemen bir dünyada büyümenin kadın kimliği ile ruhsallığının şekillenmesine, sınırlanmasına etkisini analiz etti.

Erkek şiddetinden hayatta kalanlarla travma terapilerini yürüten feminist terapistler, bu alandaki araştırmalara da öncülük ettiler. Örneğin, Jennifer Freyd (1996) çocuk cinsel istismarını “unutma”nın mantığını “ihanet travması” kavramıyla teorileştirdi. Judith Herman, uzamış ve tekrarlayan travmalardan hayatta kalanlarda görülen bir sendrom olarak karmaşık tipte Travma Sonrası Stres Bozukluğunu tanımladı (1992) ve bir “Utanç Bozukluğu” olarak niteledi (2011). Leonore Tiefer (2001) kadın cinselliğiyle ilgili bilimsel araştırmalara yeni bir bakış getiren kampanyalar örgütledi. Kadınların ve kız çocuklarının cinsel ya da başka türlü maruz kaldıkları çeşitli istismarların tedavisi ayrı bir travma çalışma alanı haline gelecek kadar genişledi. 1990’lı yıllarda geliştirilmeye başlanan Feminist Terapi Etik Kodları, disiplin uygulamaktan çok (beyaz heteroseksüel erkek merkezli normatif standartlara yönelik) ilham verici eğitimsel müdahalelerde bulunmayı hedefledi. Feminist terapi ilkeleri dünyanın her köşesinden deneyim paylaşımı ve bilgilerin ortaklaştırılmasıyla giderek daha sofistike hâle gelip zenginleşti. Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Psikiyatri Birliğinin kadına yönelik şiddetle çalışırken önerdiği kılavuzları etkiledi; örneğin kadına yönelik şiddette psikolojik ilkyardım (LIVES) yaklaşımının esin kaynağı oldu.

Kadına yönelik şiddette psikolojik ilkyardım (LIVES yaklaşımı)

İstanbul Sözleşmesi devletlere “kendi namus algınla mücadele et” der, LIVES yaklaşımı da bize “kadına yönelik şiddet algınızla mücadele edin” diyor. Kadına yönelik şiddetle sık karşılaşan, şiddetin etkisini azaltma ve önlemede anahtar rolü olan mesleklerde çalışanların (sağlıkçı, hukukçu, sosyal çalışmacı, polis, öğretmen gibi) kendi kişisel değerlerinin ve inançlarının sundukları hizmeti nasıl etkilediğini anlamaları önemli. Çünkü şiddetle ilgili belirtileri yok saymak, uygun tepki vermemek kadının yaralanması, öldürülmesi ya da intiharıyla sonuçlanabiliyor. Kısacası, kadına yönelik şiddette psikolojik ilk yardımı bilmek ve uygulamak kadının güçlenmesinin ilk adımı ve daha sonra gelişebilecek ruhsal hastalıklardan koruyucu olacaktır.

Feminist terapi ilkeleri (Lenore Walker, 1992)

Eşit ilişkiler

Psikoterapi ilişkisinin içerdiği güç eşitsizliklerinin aynı anda hem farkında olunur hem de gücü eşitlemek için ilişkinin içinde sistemli stratejiler inşa edilir. Gelir eşitsizliğini gidermek için kadının gelirine göre ücret ayarlaması yapılır. Terapist ve danışan arasında eşitlikçi bir ilişkinin kurulması, kadının geleneksel pasif-bağımlı rolünün tersine başkalarıyla daha eşit ilişkiler kurması için model olmaktadır.

Feminist terapide bireysel farklılıklara değer verilir. Toplumda ayrıcalıklı olanların bakış açısının bizzat ayrıcalıkları nedeniyle kusurlu olduğu kabul edilir. Özellikle çoklu ayrımcılık ve ezilme deneyimleri olan kadınların bakış açıları, herkes için aydınlatıcı ve zenginleştiricidir. Cinsiyet dışındaki kimlik yönlerinden bazıları ayrıcalık sunabilirken bazıları da damgalamayı ve engellenmeyi artırabilir. Sosyopolitik manzarada olanlar, bireyin ruhsallığını ve davranışlarını görünür ya da bilinir olmayan yollardan etkiler. Feminist teori, terapistin etik sorumluluğunu dışarı, görüşme odasının dışına doğru genişletir.

Kadının güçlenmesi bireysel ve toplumsal olarak

Güç, kişinin kendi ve/ya diğerleri üzerinde etkili olma kapasitesidir. Feminist terapide kadının hâlihazırda sahip olduğu gücün farkına varması ve onu kullanabilmesi ya da güçlü olmak için yeni yollara erişim kazanması hedeflenir. Öncelikli bilgi kaynağı kadınların deneyimleri olmakla birlikte, feminist terapist öykü alırken sadece sorun alanlarına odaklanmaz. Geçmişte tehlikeli ya da zorlu durumlarla nasıl başa çıkabildiğine dair de bilgi/veri toplamak önemlidir. Eski başarılarını nasıl algıladığı ortaya çıkarılır. Çünkü tedavi planı en baştan, kadının güçlü yanlarının desteklenmesi, başarılarının, direngenlik ve esnekliğinin kutlanması üzerine kuruludur.

Danışmanlık esnasında güç paylaşılır. Kişisel ve politik gücü çalmanın sürekli yeni ve sinsi biçimlerine giderek daha fazla maruz kalınan bir dünyada, güçlendirici ilişkiler yaratmanın yolları aranır. Feminist terapistler diğer terapistlerden daha fazla kendilerinden bahseder. Deneyim paylaşımının amacı ilişkiyi güçlendirmektir. Terapist kırılganlığı da paylaşır; hata yaptığı zaman kabul eder, istemeden zarar verdiğinde özür diler ve bu kadını güçlendirir.

Gücü kullanma, özerkliğin artırılması

Zayıflıklarına çare bulmak yerine kadının kendi gücünün farkına varması desteklenir. Kadının kendi kendinin kurtarıcısı olduğu gösterilir. Kadınların ilişkilerinde güç ve kontrol kazanma, gücü kullanma yollarına ve bunun sonuçlarına birlikte bakılır.

Şiddet olayında yaşananın tersine denetim hayatta kalanın elinde olmalı, tedavi adım adım anlatılmalı, tedavi hızına kadın kendi karar vermelidir.

Etnik ve kültürel bağların sıkı olduğu ailelerde bir kadının ayrılma ve bireyleşmesi, bu bağları daha az önemli olanlara göre daha zordur. Aile baskısına karşı çıktığında nankörlükle ve doyumsuzlukla suçlanan kadının suçluluk ve korku hissetmeden ya da bencillik yaptığını düşünmeden bağımsız olması gerçekten zordur. Bu nedenle feminist terapinin cesaretlendirici, bilgi verici ve kaynaklara yönlendirici olması gerekir.

Patoloji-odaklı olmama

Feminist terapiler kadınların patolojik görülen davranışlarının bireydeki bir bozukluğun ürünü olduğu görüşüne karşı bunları, baskıcı bir dünyada hayatta kalmak için baş etme becerileri olarak değerlendirir.

Mağdur suçlayıcı olmama

Kadınların şiddet gördükleri evden ayrılmamalarının ya da sessiz kalmayı seçmelerinin iyi ve geçerli nedenleri olabileceği kabul edilir.

Eğitim ve kadınların durumuyla ilgili bilgilenme

Tüm deneyimler değerli ve hepsi biriciktir ama aynı zamanda herkesin hikayesi ortaktır. Kadınlar, kadınların mücadeleleri hakkında daha fazla okuyup öğrenmeye cesaretlendirilir. Her kadının desteğe ihtiyaç duyabileceği ve yine her kadının, başka bir kadına destek verebileceği kabul edilir. Terapi demistifiye edilir.

Duyguların kabulü ve onaylanması

Şiddetle ilgili yaşadığı duyguların normal olduğu, duygularını ifade etme hakkının, ayrıca şiddet ve korku olmadan yaşama hakkının olduğu belirtilir. “Bir kadın/ kız çocuğu/ partner olarak” görevlerini yerine getirmemekle suçlayan bir erkeğin, kadının kendi suçluluk duygularını derinleştirmesi çok muhtemeldir. Suçluluk ve utanç duyguları, yeni bir çerçeve içinde ele alınmalı ve cinsiyetçi önyargı ve genelleştirmelerden kaçınarak yeniden yapılandırılmalıdır. Güvenli bir ortamda gerçekçi olmayan korku ve kaygılarını yatıştırmasına, umutsuzluk, çaresizlik, güçsüzlük, yeniden yaşantılama, uyuşma, inkâr gibi duygularını düzenlemesine yardımcı olunur. Öfke, toplumun ve kadınların sıklıkla kendilerine hissetme iznini vermediği bir duygudur. Feminist terapinin rutin olarak ilgilendiği bir alandır bu; “iyi kızlar”a öfkelerini göstermemeleri öğretilmiştir. “Histerik değilim öfkeliyim!” diyen kadının faile yönelik öfkesi, geçerli bir duygudur. Öfke kelimesinin çağrışımları hakkında konuşmak, öfke hissetme iznini kendine verene kadar sürdürülebilir.

Kadınların ruh sağlığını sıklıkla etkilediği için feminist terapide vurgulanması gereken konu başlıkları: öfke duygularının tanınması ve ifade edilmesi, kadın cinselliği, kendini besleme-bakma, ebeveynler, partnerler, çocuklar ve arkadaşlarla ilişkiler ve mağduriyet deneyimleri olarak sıralanabilir.

Kadının geçmişteki ve güncel örseleyici yaşantılarını anlamlandırmakta zorlanma, depresif yakınmalar, yetersizlik ve suçluluk duyguları, öfke nöbetleri sırasında kendine ve/veya çocuklarına zarar verme vb. zorlukları, cinsiyetçi olmayan güvenli bir çerçevede çalışılır. Açık uçlu sorular ve anlatı oluşturan yanıtlar tercih edilir. İlk görüşmede yaşamındaki en hoşlandığı deneyimini anlatması önerilebilir. Bu etkileşime olumlu bir ton verir ve kadına tamamen yetersiz, bir sorun yumağı olmadığı, kendisinde oldukça iyi işlev gören ve sevdiği bir şeyler bulunduğu mesajını iletir.

Ekonomik bağımsızlıkla ilgili zorluklar bazen duygusal bağımsızlıkla ilişkili olabilir. Evden ayrılma kaygıları; okul sınavlarında, iş görüşmelerinde, flört ilişkilerinde yetersizlik ya da başarısızlık nedeni olabilir. Hayattaki en büyük rolünün çocuk, ebeveyn ya da kardeşlere bakmak olmasının beklenmesi ve bu beklentilerin içselleştirilmesi, kadının eve “çok sıkı” duygusal bağlarla bağlanmasına yol açabilir. Kadının bağımsızlığa doğru her adımı, toplumda aile değerlerinden uzaklaşma olarak görülür. Kişinin kendi seçtiği, kendi arzuları temelinde yarattığı cinselliğini yaşaması, aile dışında da yeni ve güvenli bağlar kurması feminist terapinin hedefleri arasındadır. Bunun için istismarcıları değil, istismardan etkilenen kendi bedenini affetmesinin yolları araştırılır.

Feminist terapinin bilgi ve deneyim biriktirdiği uygulama alanları

Yakın partner şiddeti, tecavüz, ensest gibi çocukluk çağı ya da erişkin yaştaki cinsel saldırılar, daha önceki terapist vb. uzmanlar tarafından gerçekleştirilen cinsel taciz ve istismar vakalarıdır. Özellikle diğer terapi türlerine direnç söz konusu olduğunda, feminist terapi ilkelerinin belirlediği terapist-danışan ilişkisi, en önemli ilişkilerinden yara almış (“ihanet travması” yaşamış) olan bu gruptakiler için rahat bir terapi süreci sağlayabilir.

Feminist terapilerin; failin erkek olduğu cinsel şiddet suçu mağduru erkekler, çocuklar, yaşlılar, etnik azınlıklar, engelliler, yoksullar, mahpuslar gibi, daha önce iyi sağlık hizmeti alamamış topluluklarda da uygulandığı ve başarılı sonuçlar alındığı bildiriliyor.

Feminist terapide sosyal aktivizmin rolü

Feminist terapistin sürekli adaletsizliklere tanık olmaktan kaynaklanan ikincil travmatizasyondan korunması önemli bir konu. Danışanla her ikisi için de sağlıklı olan sınırlar oluşturmak amacıyla, diğer kişiye sınır koymak yerine sınırları ifade etmek, konuşmak öneriliyor. Terapistin kendine bakması ve danışana kendine bakmakla ilgili model olmanın sorumluluğunu alması, etik bir tutum olarak önerilmekte. Çalışma ortamının dışında düzenli özbakım etkinliklerine katılmak terapistin ruh sağlığını koruyucu etki gösterebilir. Mesleki gücü paylaşmak; konsültasyon (tıbbi ve psikiyatrik etik dahil), akran desteği, danışma, süpervizyon, sürekli eğitim ve/veya kişisel terapiden yararlanmak ağırlaşan etik sorumlulukları taşımayı kolaylaştırabilir. Destekleyici sosyal ağlar (hak savunucusu kadın örgütleri, meslek derneklerinin bilimsel çalışma grupları vb.) içinde yer almak, ahlaki zedelenmeyi önleme ve tükenme belirtilerine erken müdahale olanağı sağlayabilir. Sonuçta eğitiminin sınırlarını belirterek ve danışana kendisiyle devam etme veya terapistini değiştirme olanaklarını sağlayarak ilişkinin bütünlüğüne saygı duymak öneriliyor.

Kaliteli ve uygun uzman desteğini kim, nasıl sağlayacak?

Feminist terapinin geleceğinde sağlık hizmetlerinin ticarileşmesi, göçmen ve mülteci kadınların erişim zorlukları, kurumsal eğitim ve yetki ile ilgili kaygılar önemli yer tutuyor.

İstanbul Sözleşmesi’ne göre devlet kadına yönelik şiddetten hayatta kalanlar için tıbbi bakım ve izleme hizmetlerini içeren onarıcı adalet mekanizmalarını işletmekle yükümlü. Örneğin Madde 25’e göre taraflar, cinsel şiddetten hayatta kalanlara “tıbbi ve adli muayene, travma desteği ve danışma hizmetleri sunacak, uygun ve kolay erişilebilir cinsel şiddet kriz ve yönlendirme merkezleri kurmak üzere gerekli hukuki ve diğer tedbirleri alır.” Öyleyse “Masrafları kim ödeyecek?”, “Kaliteli ve uygun uzman desteğini kim, nasıl sağlayacak?” gibi rahatsız edici sorular soran sesleri duymak ve büyütmek gerekiyor.

Laura S. Brown’ın vurguladığı gibi, anaakım psikoterapi ekollerine dahil olmanın gönül rahatlığı sakıncalı çünkü kabul görme peşinde koşmak asimilasyon riskine girmek demek. Öyle görünüyor ki feminist terapistler hem isyankâr değiştirme güçlerini anaakım psikoterapi ekollerini etkilemek için kullanmalı hem de bu gücün kaynağı olan bağımsız duruşu korumalı.

* Türkiye Psikiyatri Derneği Yıllık Toplantısı ve 1. Uluslararası ve 25. Ulusal Klinik Eğitim Sempozyumunda (19-22 Mayıs 2022) yapılan sunumdan hazırlandı.

Kaynaklar

Ballou M, Hill M, West C Editors (2008) Feminist Therapy: Theory and Practice. Springer, NY.

Brown LS (2010) Feminist Therapy, Theories of Psychotherapy Series, American Psychiatric Association.

Feminist Therapy Institute (1996) “The Feminist Therapy Institute Code of Ethics (Revised 1999)” by the, Women & Therapy, 19, pp. 79–91.

Mor Çatı & WAVE (2021) Cinsel şiddete maruz kalan kadınlar için uzman destek hizmetleri oluşturma ve sağlama konusunda umut vadeden uygulamalar raporu.

Walker L (1992) Women as therapists: A multitheoretical casebook. Cantor, DW, Editor. Aronson, New Jersey. S. 78-95.

WHO (2019) Caring for women subjected to violence: A WHO curriculum for training health-care providers.

Yüksel Ş. (2011) Feminist Terapiler, 47. Ulusal Psikiyatri Kongresi, Antalya.

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

nine − one =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.