Vera Vizzi

Merhaba Femihat,

Uzun uğraşlar sonucu problemlerin içinden çıkamayan bir genç olarak yazıyorum sana. 21 yaşındayım, etrafımda beni çok seven bir ailem ve arkadaşlarım var. Birkaç aya kadar iki senelik bir ilişkim vardı. Üniversiteye başladığımızda ikimiz de farklı ülkelerde olduğumuz için koptuk o dönem çok zor geçti çünkü hep kavga ettik farklı insanlarla ilişkilerimiz oldu fakat birbirimizi hep daha “farklı” gördük. Ama durum öyle değilmiş. Pandemiden dolayı aynı şehre döndüğümüzde sorunlarımız bitmek bilmedi. Beni her yaptığım hatayla manipüle ediyor duygusal şiddet uyguluyordu, birkaç gün telefonuma el koydu, beni tehdit etmeye başladı. Eğer onu bırakırsam aileme neler yaptığımı anlatırmış. Ben de korktum ve ne diyorsa yaptım, telefonumu verdim, istediği günler buluştum. Yaklaşık birkaç aydır beni bırakmasını istiyordum ama kabul etmiyordu her seferinde tehdit ediyordu, sinirleniyordu. Galiba beni takıntı haline getirdi ve kendisi de ‘sen beni hasta ettin’ diyordu ve beni suçluyordu. Neyse bir sürü bağırış, çağırış duygusal çöküş ardından beni bi şekilde bıraktı. Ben sosyal hayatımda çok enerjik çok mutlu bir insanım fakat konu o olunca ondan korkuyorum, bütün neşemi duygularımı ruh emici gibi çekiyor. Maalesef geçen gün evimin önüne gelmiş, üç ay bekledim konuşmak istiyorum diyor. Ben değiştim bana bir şans ver diyor. Bunu kaç kere duydum saymayı bıraktım bile. Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum, nasıl kurtulacağımı bilmiyorum, takıntısının artık hastalık boyutunda olduğunu düşünüyorum.

Sanki sonsuza kadar bu zehirli yerde çıkamayacak gibi hissediyorum, bütün duygularımı alt üst etti artık yeni ilişkilerime de yansıyor. Kendimi de kaybediyorum gibi düşünüyorum. Arkadaşlarım da benim için endişeleniyor.

Ne yapmalıyım? Çok bunaldım.

Rumuz: hâlâ çocuk

Sevgili hâlâ çocuk,

Öncelikle hem içinde bulunduğun durumu fark edip kurtulma kararı verdiğin için hem de bunu benimle paylaştığın için sana teşekkür ediyorum. Emin ol ilk ve en büyük adımı atmışsın, bana da senin elinden tutup yürümeye devam etmek kalmış. Ve emin ol o yolun sonu bahar bahçe, hiç merak etme sen.

Hepimiz pek çok güzel umutla ve hayalle pek çok ilişkilenmeye giriyoruz, sevgililik olsun, dostluk olsun, yoldaşlık olsun. Hayallerimizin odağında da birbirimizin elinden tutabilmek, dünyanın korkunçlukları, zalimlikleri karşısında birbirimizle bir çift sıcak söz edebilmek oluyor hep. Düştüğümüzde tutunup kalkabilmek, düştüğünde sarılıp kaldırabilmek. Ama hep diz dize, omuz omuza ve göz göze. Ama hayallerle hayatların arasındaki açı hep kırıcı. Bize uzanacağını düşündüğümüz el bizi daha derine itebiliyor, bizi sakinleştireceğini düşündüğümüz söz daha dibe düşürebiliyor. Peki neden hep böyle bayır aşağı yuvarlanıyor hayaller? Hep hastalıklı, hep kötü niyetli insanlarla mı karşılaşıyoruz biz şanssızlar?

İlişkinin yıpratıcılığının bize düşündürttüğü en basit çözüm bu: kadersizlik, hep yanlış insanlar, şanssız ilişkiler. Ve bitmeyen bir kendimize acıma ve kızma döngüsü. Öyle ya bu kadar yanlış seçimler yaptığımıza göre ya gerçekten çok şanssızız ya da aptal olmalıyız.

Oysa bir ihtimal daha var, o da karşındakinin ilişkiyi bambaşka kurmuş olması olmasın sakın? Dayanışma rüyasıyla başladığın ilişkiye üstünlük arzusu yavaş yavaş sızıyor olmasın? El el üstünde derken kimin eli en üstte yarışı başlamış olmasın sana hissettirmeden? Birbirinin yaralarını saracağını düşünürken bir bakmışsın ki sadece sen anlatıyorsun ruhunun karanlıklarını, o ise dinleyen ve seni “hatalarınla kabul eden bir yüce ruh” oluvermiş. Sonra bu yüce ruhun gönül indirip seni kabullenmiş olmasına bile razı olmayıp arıza çıkaran bir günahkâr oluvermişsin, hem de o hatalı varoluşunla karşındakini de kirletiyorsun! Mecburen o da yüce ruhların gazabını senin üstünde göstermiş tabii, hep sen daha “iyi” ol diye.

E peki ne oldu eşitlik, ne oldu dayanışma, sarılma ve ısınma? Maalesef Olimpos dağlarında yandı bitti kül oldu.

Pekala madem bu kadar “hastalıklı”, bu kadar “hatalı”sın, neden hâlâ senin kapında bekliyor? Pardon unuttum sen zehrinle onu kirlettin de o yüzden! Ne yaptığını bilemedi hastalıklı yüce ruh.

Karşındaki hastalıklı bir birey değil sevgili hâlâ çocuk, bunun adı “iktidar hırsı”. Ve yaşadığın bu hırsla kirlenmiş bir “toksik ilişki”. Eşitlik değil ezme üzerine kurulmuş, üstünlük çabasıyla kavrulmuş, sonunda kimseye mutluluk veya huzur verme ümidi olmayan, zaten böyle bir meselesi de olmayan bir hâl. Verebileceği tek olası şey ilişkiyi böyle kurana geçici bir tatmin duygusu, ama ondan da bize ne değil mi?

Sevgili hâlâ çocuk, bu düzelme olasılığı olan bir hâl değil, sen ne bu ilişkinin ne karşındakinin şefkatli yara sarıcısı olarak hayatına devam edemezsin. Sen özgür bir ruhsun, kanatlarını takmışsın, uçmaya hazırsın. Ruhunu tutan son bir ip kalmış, kendine ve ona acıma. Ne sen acınacak bir durumdasın ne de o. Sen güçlüsün, o ise güç gösterisi yapmaya çalışan bir korkuluk sadece…

O zaman sök kopar o ipi ve uçalım artık özgürce!

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

four × 2 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.