Judy Chicago

Bedenimi kabullenemiyorum. Sebebi kilo değil. Boyum. Kendimi balıketli tabir ettiğim zamanlarda blumik bir diyetle kilo verdim. Blumia hastası değilim fakat yemeklerden asla eskisi kadar zevk alamadım. Başta annem olmak üzere boyun da kısa zaten kilo alınca kötü görünüyorsun baskıları ve sezdirmeleriyle dolu günlerden sonra rahata erdiğimi sandım. Fakat bu defa da bu eleştiriler zaten kısasın kilon da olmayınca çocuk gibi duruyorsun eleştirilerine bıraktı yerini. Asla kimsenin saldırmadığı normal güzel bir bedene sahip olamayacağım. Kilomu değiştirmek elimdeydi fakat boyum öyle değil. Ve bunu ben seçmedim.

Bu konuda güçlü olmayı, insanları önemsememeyi hep deniyorum. Ama insanlar bana hep aynı yerden en beklemediğim anlarda saldırdığı için sanki ruhumun duygularımın bu konudaki sağlamlığı bir duvar gibi oyuldu. Üniversitedeki reklam seçmelerinde prenses seçilmedim örneğin. Daha uzun boylu olan bir kız seçildi. O seçmeler gerçek hayatın yansımasıydı. Aynı şeyleri yapsak da o hep daha görünür olacak, benden hep önde olacak. İnsanlardan nefret ediyorum, kendimden de böyle olduğum için ayrı bu konuda insanlarla baş edemediğim için ayrı nefret ediyorum. Ruhum bu bedenden ayrılsa, bedenim bir posa gibi yerde dursa ve yukarıdan ona el sallasam keşke.

Bu konuda iyi hissetmeyi gerçekten çok istiyorum. Bu nefretin bedenimi küçük görmemin sağlığımı da kötü etkilediğini düşünüyorum. Ama gerçekten olmuyor. Dışarıya belli etmesem de özsaygım kendime olan güvenim yerle bir.

Sence bu durumla nasıl baş edebilirim?

Rumuz: Suzan

Ah sevgili Suzan,

Boy kilo eğrisini negatife çevirmiş, yine de kendini kimselere beğendirememişsin. Normal tabii güzel dostum, dünyanın yaşıyla eşzamanlı bir sorun bu, sen nasıl hemencecik çözüveresin! Lilith’in saçıyla mı Kibele’nin göbeğiyle mi başladı bilemiyoruz ama bir sıkılmadılar onun kaşını şunun boyunu vay diğerinin aldığı son kiloları konuşmaktan. Zannedersin hepsi terzi, uzayda kapladığım yer onların güzel hayatlarını nasıl etkiliyor acaba da bu kadddaaarrr peşindeler anlamadım gitti!

Bunu biliyorum dediğini duyar gibiyim Suzan, biliyorum bu eleştirilerin gereksiz, haksız ve hatta bazen kötü niyetli olduğunu ama kurtulamıyorum etkilerinden diyorsun. Hepimiz öyleyiz biliyorsun değil mi? Ennn gözü kara olanımız bile aynaya bir göz atmaktan kendini alıkoyamıyor inan bana! Nasıl alıkoyalım ki, biz küçücük sığınaklarımızı yaratmaya çalışırken etrafımızda akan kocaman bir hayat var. Öğle yemeği muhabbetlerinde makarna ile salatanın bitmek bilmeyen rekabeti, akraba-i taallukatın Arşimet titizliğinde gramaj takibi, ekranlarda birbirini kovalayan prensesler, ipeksi tenler, pembe jiletler, her kıyafet almaya niyet ettiğimizde ortaya fırlayıveren bizi “daha uzun”, “daha zayıf”, “gözlerimizi daha mavi” göstereceğine yeminler edilen alternatifler. Satır arasında ne dedi bakıyım o bana! Dur bir zayıflayayım da üç ay sonra görür o gününü motivasyonları ve gelsin “My Fair Lady” hayalleri! Gelmez o günler ama hiç gelmez ki. Niye gelmez hmmm yeterince gayret edip zayıflamadın herhalde, veya boyunu uzatamadın (!!) ama hiç hareket etmiyorsun tabi normal! Al bakalım bir de bu suçluluk duygusundan yak da mutlu ol olabileceksen.

Bizi boğan bu örtülerin içinden çıkmak çok zor sevgili Suzan, belki de hiçbirimiz tam olarak başaramayacağız. Ve hatta bazen düşünüyorum da buradan çıkmaya çalışmak için bitmek tükenmek bilmeyen uğraşımız da “kusursuz” bir bedene kavuşmak için verilen uğraşının ayna görüntüsü gibi aslında, orada bir beden var uzakta ama o beden asla bizim olamayacak. Biz ya ona ulaşmak için ya da ulaşmaya çalışmaktan vazgeçmek için sonsuz çabalıyoruz. Sonuçta göbeğimize bakmaktan gökyüzüne bakamaz oluyoruz.

Sana “aaa bırak ama artık bu saçma düşünceleri” diye çıkışmaya filan hiç niyetim yok. Ne kadar doğru da olsa “ama bunnar hep beden politikası!” diye çok geniş genel cümleler de kurmayacağım ve sana “ama sen çok değerlisin” diye pamuk şekerler de vermeyeceğim. Çünkü biliyorum ki bunlara ne kadar inansan da düşündüklerin ve bildiklerin gerçek hayatta seni çelik zırhlarla kuşatmıyor. Çünkü ben de o hayatı yaşıyorum, ben de her gün bu mücadelelerden bin tane veriyorum. Ve belki de çözüm de büyük büyük cümlelerde değil, burada zaten, her gün verdiğimiz o sayısız küçücük mücadelelerde, her zaman kazanamasak bile. İdeal beden çok sesli korosu cılız sesimizi bastırmaya çalışsa da bir gün bizi nasıl gösterdiğine aldırmadan giyinebilir, uzamış kıllarımıza aldırmadan sokağa fırlayabiliriz ve o gün gerçekten hiç de fena bir gün değildir bence. O gün aynada kendimizi bir biyolog titizliğinde incelemek yerine gerçekten kendimize, gözümüze bakabilir ve tatlı hafif çapkın bir gülüş bile fırlatabiliriz. Sonra belki bu gülüş yavaş yavaş yayılır tüm geçip giden günlere ve reklam prensesi değil kendi hayatlarımızın gerçek boylu gerçek prensesi olmayı başarırız bile bir gün, neden olmasın?

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.