Merhaba Femihat,

Yaklaşık bir senedir çok güzel giden düzenli bir ilişkim var. Erkek arkadaşımın da benim de bizden önce hayatımıza giren insanlarla cinsel birlikteliklerimiz oldu. Yani doğal olarak birbirimizin ilki değiliz, ancak toplumdaki kadına yüklenen bekaret algısı nedeniyle ben zaman zaman kendimi erkek arkadaşıma karşı suçlu hissederken buluyorum. İlk birlikte olduğum insanın o olması gerektiği algısına kapılıyorum. Bunu kendisiyle de paylaştım. Kendisi bunu sorun etmemesine rağmen ben bu suçluluk duygusundan kurtulamıyorum bir türlü. Sanki bakire olmadığım, totalde birden fazla erkekle birlikte olduğum için (sayılar da önemlidir bilirsin. Evlenmeden önce maksimum bir erkekle birlikte olabilirsin. O dahi ayıptır ancak gençlik hatana verilir, daha fazlası katiyen kabul edilemez.) erkek arkadaşıma karşı kendimi eksik hissediyorum. Hakikaten böyle. Bu toplumun ne denli hasta olduğunun benim zihnimdeki yansıması bu Femihat. Halbuki madem kıyas yapıyoruz o benim birlikte olduğum erkek sayısından daha çok kadınla birlikte olmuş. Bunları konuşuyor olmamız dahi mide bulandırıcı esasen. Seni de bu konularla rahatsız ettiğim için üzgünüm. Sadece hislerimi ifade etmeye çalışıyorum. Erkekler hiç böyle hissetmezken ben kendimi niçin eksik, suçlu ve tabiri caizse lekeli gibi hissediyorum kuzum? Niçin? Sevgilimi çok seviyorum. Sanki bütün bu yaşadıklarım onun onuruna karşı bir saldırıymış gibi hissediyorum. Bu hislerin anlamsız olduğunu bile bile! Bu tarz düşünceler kadını erkeğin malı olarak gören zihniyetin ürünü. Tüm bunların farkında olmama rağmen, beynimin ücra köşelerindeki amansız eleştirici mahalle teyzesini susturamıyorum anacım. Okuduğun için teşekkürler Femihat. İyi ki varsın.

Rumuz: Diyar

Merhaba Diyar,

Tam da bunun için buradayım 🙂 Yazdığın, yaşadığın çelişkileri bu denli açıklıkla paylaştığın için teşekkür ederim. Bu sorgulamaları yapmanın ve düşüncelerle başa çıkmanın seni zaman zaman zorladığını tahmin edebiliyorum. Bildiğin tüm hakikatler ve farkında olduğun tüm eşitsizliklere rağmen böyle hissetmenin kaynağını bir de birlikte düşünelim istersen.

Senin de dediğin gibi cinselliğini “namus” baskısı ile bastırmak, evlilikle başlatmak ve tek eşli yaşamak kadınlara atanmış bir lanet. Bedenimizi, klitorisimizi, hazzımızı, orgazmımızı “bekaretimi kaybedersem” korkusuyla bilmeden, tanımadan yıllar geçirmek yeterince büyük bir işkence değilmiş gibi, bir de üstüne bunun lanetinden bir anda kurtulamadığımız için ızdırap çekiyoruz.

Cinselliğin kötü ve yanlış bir şey olduğu çağrışımının tarihi çok eskiye dayanıyor ama üreme de her nasılsa hiçbir dönem durmamış! Üremek toplumsal olarak bu kadar meşru ve kutsalken, cinsellik kadınları pişmanlıklara, duygusal yüklere, depresyonlara sürüklüyor. Ama evlilik öncesi cinselliği yasaklayan ve sende de bu kurguyu yaşama güdüsünü besleyen ilk kurumun din olduğunu düşünürsek, acıkmış yemek yemiş, susamış su içmiş, canın çekmiş sevişmişsin. Bu seni nasıl kötü, yaptığını nasıl yanlış yapabilir ki? Hangi dinde oruç bir ömür? 😉 

Hislerini anlıyorum. Kadınların bakire olmamaları ile ilişkilendirilen kızlık zarı (himen), belki kendine kendi bile dokunmamış kadınların hayatlarına mal oldu ve oluyor. Üstelik, kadın bekareti ile ilişkilendirilen kızlık zarı denen şeyin tüm kadınlar için standart bir yapıda olmaması da cabası! Hâl böyleyken bekaretle ve cinsellikle ilgili başka nasıl hissetmemiz beklenebilir ki zaten? Tüm bunları biliyor olmanın seni bu hislerden kurtaramıyor olması değil, bunun hayatlarımıza, bedenlerimize, hazlarımıza, duygularımıza bu denli etki edebiliyor, himenin hayaletinin sevişirken bile yas tutturabiliyor olması çarpık olan.

Küçüklüğümüzden itibaren sanki bacağımızı açarak otursak bile görünebilen, düşebilen, bozulabilen bir hazineymişcesine korunması gerektiği öğretilen bir şey olduğu için işte, çoğu kadın kendine dokunmadan, hazlarını öğrenemeden, belki her mastürbasyon sonrası suçluluk duyarak ve hatta bir kısmı da tüm toplumun kapısında beklediği ulu organ vajinanın içine bir şey gireceği korkusuyla, vajinismus olarak büyüyorken bir yandan da bu lanete meydan okuma geliyor: Bedenin ve hayatınla ilgili tüm kararlar yalnızca sana ait! 

Bu hislerden arınabilmek için yüzyıllardır kadınlara yapılan bu işkenceye duyduğumuz öfkeye sarılmak belki de en iyisidir. Sevgililerimiz, partnerlerimiz, one night stand’lerimiz, türlü çeşitte mastürbasyonlarımız olacak elbet, bu dünyaya sevişmeye de gelmediysek neden geldik? 🙂 Ne ilk, ne orta, ne üçüncü beşinci sekslerimize ayrı bir anlam yüklemeyelim. Sonuçta kendi hazzımızın keyfinin kahyasıyız ve hür doğduk hür yaşarız, bizim bedenimiz, bizim kararımız! 🙂 

PS: Birlikte olduğun kişi az denk gelinen bir tepki verdiği için sana iyi hissettirmiş olabilir, ama söylemezsem çatlarım: Konunun zaten onunla hiçbir ilgisi yok 🙂 

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.