Merhaba Femihat,

Depresyondan yeni çıktım, ailevi ve şahsi meselelerden dolayı depresyona girmiştim ve tedaviden sonra yeni yeni iyileştim. Artık hayattan daha fazla zevk alıyorum. Depresyondayken bir de yeme bozukluğum olmuştu 25 kilo almıştım. Ne yazık ki bu halimi pek sevemedim ve kendimi artık çekici bulmayarak kilo vermeye başladım.

Kendime olan güvenim yerlerde ama arkadaşlarım ve iş yerimdeki insanlar beni çok seviyor. 28 yaşında bir kadın olarak bazen ben de kendimi çok yetenekli, akıllı, becerikli buluyorum. Özellikle iş yerinde çok iyiyim ve çok iyi dostluklarım var. Kendime güvenmemem için pek bir sebep yok aslında diye düşünüyorum. Depresyondan çıkıyorum derken bunu kastetmiştim.

Yalnız olmaktan dolayı o kadar üzgün değilim yani şu an bir ilişki içinde olmayı çok da istemezdim ama cinsel yaşamım biraz hareket kazansın diye düşünerek Tinder’a girdim. Ancak erkekler nedense hep çok “entitled” geliyor ve bir süre sonra insanlarla yüz yüze görüşme isteğim yok oluyor. Kendimi nedense cevap vermek zorunda hissediyorum, özellikle telefonumu verdikten sonra sürekli “neden cevap vermiyorsun? Ben tacizci miyim??? Sen kendini ne zannediyorsun???!!!” gibi sorular içimi bayıyor ve tanıştığım herkesi anında engelliyorum.

Bir de şişmanladığım için beni küçük görme hakkını bulacaklarmış ve her an bir denyoluk yapacaklarmış gibi hissediyorum.

Sanal olmayan yani gerçek hayatta erkek arkadaşlarımla aram çok iyidir ve her zaman çok rahat olurum onların yanında. Ama tinder vb. uygulamalarda dolaşan tipler çok farklı ve ürkütücü geliyor. Aslında şu an herhangi romantik veya cinsel bir ilişki aşırı ürkütücü geliyor. 

O kadar çok kötü şey yaşadım ki insanlara güvenip normal yaklaşamıyorum. Depresyondan kurtulma ve özgüven kazanma perspektifinden bakarak bana bir cevap vermeniz mümkün mü?

Rumuz: Tinder Kaplanı

Merhaba Tinder Kaplanı,

Bana yazdığın için teşekkürler. Depresyondan çıkmana çok sevindim.

Sondan başlayacağım; eğer cinsel ve romantik anlamda erkeklere ilgi duyuyorsan maruz kalabileceğin “denyoluklar” ne yazık ki kaçınılmaz. Bu konuda umut veremediğim için üzgünüm, dost acı söyler! Ama özgüvenimizin en güzel yerine tutunup, o denyolara bir dil çıkarıp devam etmek en güzeli belki de! Bununla birlikte romantik ya da cinsel bir ilişki için kendini hazır hissetmek diye bir şey var mı, ben kişisel olarak hiç deneyimleyemedim, o yüzden sana da “hazır olunca” diyemiyorum. Olduğunda olur ve yaşarsın zaten sanırım ve dilerim çok güzel deneyimlerin olur.

Ama atlayıp geçemedim: “Sen kendini ne zannediyorsun?” benim favori erkek lafım 🙂 Bu soru, erkeklerin taciz ettikleri, rahatsızlık verdikleri ya da karşılık alamadıkları kadınlardan tepki aldıklarında, kendilerinin de az da olsa belli güzellik kriterleri olan, saygın ve seçici insanlar olduğunu ve o kadınlara, aslında bu kriterlere hiç uymadıkları halde yanaşmaya çalıştıklarını fark ettikleri andaki bocalamaya verdikleri ortak bir tepki sanırım. Neyse, enerjimizi bu tuhaf hareketleri analiz etmeye çalışmakla tüketmeyelim.

Hızlı kilo almak bahsettiğin gibi kötü hissettirebiliyor, depresyondan beslenip, depresyonu da körükleyebiliyor bazen. Dürüst olmak gerekirse; beden olumlama diye bir şeyden haberimiz olsa da kendimizi zaman zaman “Ben yine de ‘normal’ olayım” dediğimiz bir noktada bulabiliyoruz. Zaten depresyon nedeniyle düşük olan özgüvenimize bir darbe de buradan geliyor.

İnsanların bize olan sevgisi, takdiri, özeni sarıp sarmalasa, anlık özgüven patlamaları yaşatsa da, bunlar en nihayetinde dış etkenler ve özgüvenimiz ne yazık ki taaa en iç organımız gibi. Onun yıkık dökük bir şekilde sıfır rakımda olması, kimi zaman sevgi kadar güçlü dış etkenleri bile yetersiz sağaltıcılar haline getirebiliyor. Yazdıklarını okurken aslında özgüvenimizi temellendirirken bile ne denli sınırlandırıldığımızı düşündüm:

Beden normalliği – Check!

Güzel olmak – Check!

Çekici olmak – Check!

Sevilmek – Check!

Başarılı olmak – Check!

Yetenekli olmak – Check!

Özgüvenimiz ana akım kriterlere bağlı şekilde inşa edilmiş halde ve tüm o kriterler ya cinsiyetçi, ya da kapitalist ve zaten cinsiyetçi 🙂 Bu aşamada ana akım kriterleri yıkıp yerine kendi kriterlerimizi oluşturmak iyi gelebilir. Bu durumda bize kendi kriterlerimizi yaratmak düşüyor sanırım. Özgüvenimizi yerden kaldırmak için ne olmamız gerektiği üzerinden değil, ne olduğumuz üzerinden sevmeyi öğreneceğiz kendimizi. Tüm farklılığımız, tembelliğimiz, boşvermişliğimiz, sıradanlığımızla.

Ve sonra da kendimizi inadına bir “şey” sanacağız, oh canımıza da değsin! 🙂

Sevgiyle.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.