Üremeyi bir içgüdü olarak benimsetenlere karşın, childfree (üreme duygusu olmayan, üremeyi reddeden) kadınlar bir sorgulama imkânı sağlamakta.

Kadınlık mı? Annelik mi? Elisabeth Badinter’in kitabı (İletişim Yayınları, 2011) adı ile aslında neyin sorgulandığını bizlere hissettiriyor. Oldukça manidar olan bu ifadede, kadının çocuk yapmayı tercih etmesi ve kendinden vazgeçmesi arasındaki çizgi yer alıyor. Çocuk, erkek baskısı ve kontrol gücünün en temel unsurlarındandır. Her ne kadar masum olsa da buna aracılık eder. Çocuk egemen bir yaşam, kadınlar için profesyonel kariyer hayatının sonudur. Yazar kitabında kadınların bu duruma yaklaşımlarını ülkeler bazında değerlendirir. Özellikle Fransa ele alınarak karşılaştırma yapılır ve çocuk yapma seviyesinin pek çok ülkede düştüğü ortaya konur. Bunun nedeni çocuk yapmanın; fiziksel, psikolojik ve duygusal yıpranma meydana getirmesidir. En azından çağımızın geleneksel aile yapısı içerisinde bu durum böyle. Erkeklerin durumu ise bundan farklılaşmakta. Kariyer yapmaları ve sosyal çevrelerini aktif tutmalarını önleyecek bir çocuk faktörü yok. Bebeğin emzirilmesi, altının değiştirilmesi, giydirilmesi, uyutulması veya ağlarken susturulması kadının görevi.

Kadınlar açısından ağırlaştırılmış sorumluluklar, 20. yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıktı. Yapay süte, süt annelerine, emziğe ve biberona bilim camiasında sesler yükseldi. Anne ve bebek ilişkisinin gerekliliği, emzik ve biberonun kanserojen maddeler içerdiği vurgulanmaya başlayınca annelerin iş hayatından ve sosyal hayatlarından kopuşları başladı. Yazarın da deyimiyle: “Annelik algımızda bir devrim başlamış oldu.” Bu algı kadının tek “kariyerinin” annelik olmasının vurgulandığı kimi ülkelerde daha tutucu ve kısıtlayıcı bir tutum oluştursa da, en gelişmiş ve kadınlara iş hayatında aktiflik sağlamaya çalışan ülkelerde dahi durum aynıydı. Çünkü her şeyden önce değiştirilmesi gereken zihniyettir. Ülkelerin fark etmeleri gereken ilk unsur budur.

Çocuk doğurmanın ve yetiştirmenin meşakkati düşünülmeden veya yüce annelik duygusunu gerçekleştirme dayatmasının varlığı sorgulanmadan çocuk yapılması oldukça yaygın. Ancak bunun yanında “Benim bedenim, benim kararım”, kürtaj hakkı ve doğum kontrolü, üremek istemeyen kadınlar için müthiş bir fırsat oluşturdu. Üremeyi bir içgüdü olarak benimsetenlere karşın, childfree (üreme duygusu olmayan, üremeyi reddeden) kadınlar bir sorgulama imkânı sağlamakta. Yazar bu durumdan yola çıkarak annelik içgüdüsü adı altında yapılan dayatmaları eleştiriyor ve bu minvalde modern kölelik haline dönüştürülmüş annelik sıfatını değerlendiriyor.

Günümüzün sıcak tartışmaları, bebek bakım odaları neden kadın tuvaletinde yer alıyor? Ebeveyn iznini erkekler neden kullanmıyorlar? Üreme neden yapay bir biçimde sağlanmıyor? Çocuk yetiştirme konusunda anne bağı neden bu kadar ön plana çıkarılıyor?

Elisabeth Badinter, tüm bunların ışığında özgür bir biçimde annelik kararı verebilmenin  kadınlar için hayati önemde olduğunu düşünüyor. Çocuk yapmanın kişisel ve ikili ilişkilerdeki yararlarının ortaya konulduğu geleneksel ifadelerin bir kenara bırakılması gerektiğini belirterek, zarar hesabı yapılmasının elzem olduğunu ifade ediyor. Bu haseple kadınlara bir sorgulama imkânı sunmayı amaçlıyor. Aileleri tarafından dışlanan ve iş hayatına hiç girmeyen ve giremeyen, kariyerini belli bir noktada terk etmek zorunda kalan, şiddete maruz kalan tüm kadınların yolu tüm dayatmaları sorgulamaktan geçmeli…

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.