Ekonomik krizlerde kadınlar hem işten çıkarmalarda ilk gözden çıkarılanlar oluyor hem de ucuz işgücü olarak değerlendiriliyorlar. Kadın işsiz oranları, ev içindeki iş/bakım yükü, maruz kaldıkları erkek şiddeti, sağlık hizmetine ulaşmalarındaki güçlük artıyor, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve aile tabanlı politikalar altındaki rolleri nedeniyle kendi ihtiyaçlarından öncelikli olarak vazgeçerek ağır bir yükü taşımak zorunda kalıyorlar.

Ekonomik krizlerde kadın istihdamındaki değişikliği açıklayabilecek iki hipotez öne sürülüyor. Bunlar; yedek işçi hipotezi ve ikame hipotezleri. Yedek işçi hipotezine göre, erkeğe kıyasla emeği daha ucuz olan, daha kolay kontrol edilebilen, ucuz çalışma saatlerine, güvencesiz ve kötü iş koşullarına daha kolay rıza gösteren kadınlar ekonomik krizlerde ilk işten çıkarılanlar oluyor. İkame hipotezine göre ise, kadınların emek piyasasında düşük ücretle çalışmaları, güvencesiz ve örgütsüz olmaları nedeniyle oluşan ‘dezavantajlı’ konumları, kriz koşullarında bir üstünlüğe dönüşebiliyor. Bu durum kadın işçilerin erkek işçiler yerine ikame edilmesine neden oluyor. Ancak kriz dönemlerinde gerçekleşen kadın istihdamındaki görece ve yalancı iyileşmenin ne yazık ki kriz ertesinde tekrar düşüşe geçtiği gözleniyor.

Türkiye’de ise bu kriz döneminde DİSK-AR’ın Eylül 2022 verilerine göre; geniş tanımlı kadın işsizlik oranı yüzde 29,9 olarak kaydedildi. Geniş tanımlı kadın işsizliği içinde işsizlik türleri arasındaki en yüksek kategoriyi ise genç kadınlar oluşturdu. Ekonomik krizle etkilenen sermayenin ilk gözden çıkardığı kadınlar, bu dönemde çocuk/yaşlı bakımı, ev işlerini yürütmek ve ev ekonomisini yönetmek için işlerini bırakarak bakım verme yükünü karşılamak üzere eve dönmek zorunda kaldılar. İşyerlerinin büyük çoğunluğunda çocuk bakım tesislerinin olmaması, çalışan nüfusun büyük çoğunluğunun özel kreş veya anaokulu masrafını karşılayacak gücünün olmaması, çocuk bakımını genellikle annenin üstlenmesi gerektiğinin düşünülmesi, kadınların iş bırakma nedenlerinden sadece birkaçı. Kadınların bakım verme yükü toplumsal cinsiyet eşitliğinin gözetildiği politikalarla azaltılabilir. Örneğin; kadının en ‘kutsal’ ve öncelikli görevi olarak görülen ‘annelik’ sorumluluklarını, halihazırda çalıştığı iş yerinde kendisine işyeri ölçeğinde ve yerleşim mekânı ölçeğinde çocuk bakımı ücretsiz sağlanarak, iznini esnek zaman dilimlerinde kullanarak ve ailevi sorumlulukların paylaşımı noktasında adil ve devredilemez bireysel bir hak olarak “ebeveyn izni” tanımlanarak yürütebileceği de göz önüne alınmalı.

Kadın istihdamını arttırmak için devlet bazı teşvikler sunsa da bunların kadınların patriyarkal sistem içindeki konumunu gözeten başka düzenlemelerle birlikte hayata geçirilmediğinde beklenen sonuçları vermediği görülüyor. Güçlenmek, iş bulmak, ekonomik özgürlük isteyen kadınlar İŞKUR tarafından açılan meslek edinme ile ilgili kurslara ev işleri nedeniyle katılamıyorlar. Koşullarını zorlayarak katılabildikleri durumlarda ise büyük sanayide istihdam edilebilecekleri yüksek ücretli işler için gereken kurslar yerine, düşük ücretli işler için ancak yeterli olan ve kadının ev içindeki toplumsal konumunu pekiştiren bir biçimde ev işlerinin uzantısı sayılabilen yemek, dikiş vs. kurslarında kendilerine yer bulabiliyorlar.

Ekonomik krizin kadınlara kestiği en ağır faturalardan biri de kadına yönelik şiddet. Kriz sebebiyle yaşanan maddi sıkıntılar sebebiyle eşler arasında tartışmalar artıyor ve kadınlar daha fazla şiddete uğruyor. Kadın bu süreçte toplumsal cinsiyet kalıplarına göre, erkeği sakinleştirmek, idare etmek ve ona güç vermek gibi sorumluluklar üstleniyor. Örneğin; Güney Kore krizinde hükümet “Kocalarınıza Enerji Verin!” diye bir slogan üretiyor ve böylece krizin erkekler üzerindeki etkisini hafifletmeye çalışıyor. Bunu yapmayan kadın derhal “nankörlükle, müsriflikle, bencillikle” suçlanıyor, hakarete ve fiziksel şiddete uğruyor. Örneğin; yine 1997 Güney Kore krizinde ev içi şiddete uğradığı için Kadınlar için Yardım Hattı’nı arayan kadın sayısının, krizden hemen sonra 1998 yılında bir önceki yıla göre yedi kat artış gösterdiği görülmüş.

Kadınların toplumsal cinsiyet rollerinden kaynaklı üstlenmek zorunda kaldıkları sorumluluklar ve vazgeçmek zorunda olduklarına örnek vermek gerekirse İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) bağlı İstanbul Planlama Ajansı (İPA) tarafından hazırlanan “Ekonomik Krizin Kıskacında İstanbul’da Geçim ve Dayanışma” araştırmasına bakabiliriz. Kadınların yüzde 42’sinin taneyle ve gramla alışveriş yapmaya başladığı, ancak bu şekilde temel gıda ihtiyaçlarını karşılayabildikleri saptandı. Temel gıda ürünlerinin dışındaki et, balık, tavuk, kuruyemiş, meyve vb. ürünler; kadınlar için temel bir ihtiyaç olan hijyenik ped başta olmak üzere diğer hijyen ürünleri, kişisel bakım ürünleri ve medikal malzemeler, kıyafet, oyuncak, kitap, destekleyici eğitim materyalleri, ev eşyası hemen hemen herkes tarafından kriz döneminde ilk vazgeçilenler arasında sayıldı. Öte yandan araştırma kapsamında görüşülen ev kadınlarının yüzde 84’ünün son altı ay içerisinde sadece kendileri için hiç harcama yapmadıklarını belirttiği ortaya koyuldu. Görüşülen ev kadınlarının yüzde 34’ü sadece kendileri evde olduğu zaman doğalgazı tamamen kapatıyor, yüzde 41’i gerekmedikçe dışarı çıkmıyordu.

Kadınların çalışma hayatında halihazırda yaşadıkları güçlüklere bir de ekonomik kriz koşulları eklenince ruh sağlıkları üzerine olan olumsuz etkiler de artıyor. Kadınlar sigortalı olarak çalışsalar dahi yaşlı ya da çocuğa bakım verme ya da temizlik işi yapanların, mevcut ataerkil düzen içinde gün içindeki emekleri göz ardı ediliyor, eve döndüklerinde bir de ikinci vardiyası olan ‘ev hanımlığını’ yürütmek zorunda kalıyorlar. Çalıştıkları iş yerlerinde birçok şiddet türüne maruz kalabiliyorlar. Şüphesiz bu stresörler kadınlarda başta tükenmişlik olmak üzere birçok ruhsal hastalığa neden olabiliyor. İşsizlikten kaynaklı ekonomik sıkıntılar bir yana, iş sahibi olmanın getirdiği statü, kendine güven, bilgi ve becerilerini uygulayabilme imkanından yoksun kalma gibi durumlar da ruh sağlığını oldukça etkiliyor. Sosyalleşememe, eve sıkışma, kadınların kendileri için temel ihtiyaçları dışında alışveriş yapamaması, temel ihtiyaçlarını dahi tane ile alabilmeleri ve kendilerini yok sayarak diğer aile üyeleri gelene kadar ısınma ihtiyaçlarını bile karşılamamaları ekonomik krizlerde ruhsal hastalık sıklığını artıran diğer nedenler. Bu süreçte yapılabileceklerin en başında öncelikle kadınların kriz dönemlerinde toplumsal cinsiyet eşitliği gözetilmeyerek maruz kaldıkları yüklerin farkında olmaları sağlanmalı. Haklarının ve maruz kaldıklarının farkında olmayan kadınlar bu yükleri normalize ediyor ve ataerkil düzen içinde kendilerine atfedilen ‘yuva kurtarıcısı’ rolünü yükleniyorlar. Sonrasında ise kadınlar için ruh sağlığı hizmetlerine ulaşma imkanları arttırılmalı ve eşitlikçi politikalar düzenlenmeli.

Sonuç olarak; ekonomik krizlerde krize yanıt, kriz süreci ve sonrasında toplumun yeniden yapılanması, kadınların emeği üzerinden şekilleniyor. Bu süreçte toplumsal cinsiyet eşitliğini gözeten, kadın emeğini sömürmeyen politikalar geliştirilmeli: ‘Dezavantajlı / kırılgan’ olarak adlandırılan gruplar için risk değerlendirmesi, kadınların derin yoksullukla mücadele süreçlerinde öncülük etmesi, kendi hayatlarını etkileyen karar mekanizmalarına etkin siyasal katılımı, acil yardım ve desteklerde hak temelli yaklaşım, cinsiyete duyarlı bütçeleme, evde ve işyerinde cinsiyetçi işbölümünü aşındıracak önlemler, güvenceli çalışma koşulları ile birlikte eşdeğerde işe eşit ücret, İstanbul Sözleşmesi ve İş yaşamında Toplumsal Cinsiyete Dayalı Cinsel Şiddet ve Tacizin Önlenmesi (ILO-190) vb. uluslararası sözleşmelerin etkin uygulanması gibi. Yoksulluk, işsizlik, şiddet, sosyal destek yetersizliği gibi ruh sağlığını olumsuz etkileyen çok sayıda risk etkeninden aynı anda etkilenen, yüksek risk grubundaki kadınlar için ruh sağlığı hizmetleri ise koruyucu sosyal çalışmayı da içeren bütünlüklü bir yaklaşımla sağlanmalı.

Kriz kadınların değil kapitalizmin krizi. Kadınlar olarak maruz kaldıklarımızı fark ederek ve daha çok kadının fark etmesini sağlayarak haklarımız için mücadele veriyoruz. Emeğimizin sömürülmesine izin vermeyeceğiz!

 

Kaynaklar

Belet NH. Kriz Olgusunun Kadına Yönelik Algıya ve Kadın İşgücüne Etkisi. Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi. 2013;15(1):1-28.

DİSK-AR, İşsizlik Raporu 2022. https://arastirma.disk.org.tr/?m=202209

Ertekin BA, Oğlağu Z. Ekonomik Krizlerin Kadın Ruh Sağlığına Etkileri. Toplum ve Hekim. Mayıs-Haziran 2019, Cilt:34, Sayı:3; 224-228.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Planlama Ajansı (İPA) “Ekonomik Krizin Kıskacında İstanbul’da Geçim ve Dayanışma”

Özgün Y. Ekonomik Kriz ve Kadın Politikaları. 2018. http://www.tezkoopis.org/contents/yayindetay/74/659/664

Öztürk MY. Kapitalist gelişme ve kriz sürecinde kadın emeği: Asya deneyiminden çıkarılacak dersler. Çalış ve Toplum. 2010;1:105-32.

Öztürk MY, Oğlağu Z. Çalışan Kadın ve Ruh Sağlığı. Kadınların Yaşamı ve Kadın Ruh Sağlığı kitabı içinde. Editörler: Yüksel Ş, Gülseren L, Başterzi AD. TPD Yayınları, 2013; 544-554.

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

fifteen − 8 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.