Türkiye’de yaşayan kadınlar için istihdam tek başına aile içi şiddetten korunmaya yetmiyor, istihdamın niteliği önemli çünkü düzensiz, enformel işler kadınları güçlendirmeyebiliyor. Partnerlerinden fazla para kazanan kadınlar için istihdam koruyucu bir faktör ve Türkiye örneği hane içi pazarlık modelini bu anlamda destekliyor. Kadınların kazancı, düşük gelirli hanelerde fiziksel ve cinsel şiddeti azaltırken, yüksek gelirli ailelerde psikolojik şiddeti azaltıyor.

Gizli Oda Arkadaşı – Gözde Gürel

Bu yazıda kadınların ekonomik güçlenmesi ile kadınlara yönelik aile içi şiddet arasındaki ilişkiyi “Türkiye’de Kadına Yönelik Aile içi Şiddet Araştırması” 2008 ve 2014 verilerini kullanarak inceleyeceğim.[1] Türkiye’de kadınların yarısından fazlası hayatları boyunca en az bir kez partnerleri tarafından fiziksel, cinsel ya da psikolojik şiddete uğruyor. “Eğer gidecek bir yerim olsaydı, ekonomik desteğim olsaydı bu kadar şiddet görmezdim” diyor 2008 saha araştırmasındaki görüşmecilerden biri (Kardam ve Yüksel 2009). Peki gerçekten öyle mi? Ekonomik özgürlük, düzenli bir gelire ya da kendine ait mal varlığına sahip olmak kadınların partnerlerinden şiddet görme olasılığını düşürüyor mu?

Kadınların ekonomik olarak güçlenmesi ve aile içi şiddete maruz kalmaları arasındaki ilişkiye dair iki yaygın, birbirinin zıddı iddialarda bulunan teorik argüman var. Bunlardan birincisi feminist iktisatçıların sıklıkla kullandığı hane içi pazarlık modeli (household bargaining model). Bu modelin ardındaki temel fikir oldukça basit; kadınlar ekonomik olarak güçlendikçe hane içinde pazarlık güçleri artar, evliliğin/ilişkinin koşullarını kendileri lehine değiştirme yetenekleri artar ya da boşanmayı/ayrılığı daha etkili bir pazarlık aracı olarak kullanıp ilişki içindeki konumlarını güçlendirebilirler. Yani kısaca partnerlerine “bir daha şiddet uygularsan seni terk ederim” tehdidini daha inandırıcı sunabilirler ya da tehdide gerek bile kalmaz. İkinci teorik argüman ise kadınların sosyo-ekonomik statülerinde eşlerine kıyasla görülen bir iyileşmenin geri tepme etkisi yaratacağını ve şiddetin daha da artabileceğini savunur. Sosyologlar ve antropologlar tarafından geliştirilen bu “erkekte geri tepme” modelinde (male backlash model) kadının ekonomik özgürlüğü ev içindeki ataerkil normlara bir tehdit olarak algılanır ve erkekler otoritelerini şiddet yoluyla tekrar kurmaya çalışırlar. Geri tepmenin özellikle cinsel şiddette artış şeklinde ortaya çıktığı göz önünde bulundurulursa ardında yatan mekanizmanın kırılgan erkekliği onarmak olduğu düşünülebilir. Uluslararası literatüre baktığımızda her iki teoriyi de destekleyen bir yığın ampirik çalışma ortaya konmuş durumda. Örneğin hane içi pazarlık modelini destekleyen araştırmalar için Farmer ve Tiefenthaler (1996), Aizer (2010), Agarwal ve Panda (2007), Bhattacharya vd. (2011) ve geri tepme modelini destekleyen araştırmalar için Alonso-Borrego ve Carrasco (2017), Kaukinen (2004), Macmillan ve Gartner (1999)’a bakılabilir.

Peki Türkiye’deki durumu hangi teori daha iyi açıklıyor? İki teorik çerçevenin özetlediği mekanizmalar herhangi bir coğrafyada eşzamanlı olarak çalışıyor olabilir. Kadınlar para kazandıkça güçlü hissedip şiddete karşı daha etkin savaşıyor olabilirler ve aynı zamanda partnerleri sarsılan otoritelerini çeşitli şekillerde geri kazanmaya çalışıyor olabilir. Türkiye’de hangi mekanizmalar baskın geliyor? 2008 ve 2014 verilerine kabaca baktığımızda dışarda para karşılığı çalışan kadınların evdekilere oranla daha az şiddete maruz kaldığı görülüyor, özellikle 2008 yılı verilerinde. En büyük fark fiziksel şiddette, örneğin 2008 yılında çalışan kadınların yüzde 8,8’i son bir sene içinde fiziksel şiddete uğradığını belirtirken dışarda çalışmayanlar arasında bu oran yüzde 10,7. Çalışanlar arasında partnerinden fazla para kazananların şiddete uğrama sıklığı her şiddet kategorisinde daha düşük, örneğin fazla kazananların yüzde 21,5’i psikolojik şiddete uğradığını söylerken partnerinden az kazananlar için bu oran yüzde 28. Yani 2008 yılı verileri hane içi pazarlık modelini destekliyor. Fakat 2014 yılı verilerinde geri tepme etkisi görüyoruz. Dışarıda çalışan kadınlar arasında cinsel şiddete uğrama sıklığı yüzde 5,6 iken evde kalanlar arasında bu oran yüzde 4,6. Çalışanlar arasında partnerinden fazla kazananların cinsel şiddete uğrama oranı (%7,1) az kazananlardan (%5,4) daha yüksek.

Land Lord – Gözde Gürel

Kadınların şiddete uğrama olasılığını daha geniş etmenleri modele katarak regresyon analizi ile incelediğimizde karşımıza çıkan tablo biraz daha karmaşık. Ekonomik güçlenmeyi ölçmek için bu çalışmada üç değişken kullanıldı: kadınların istihdamı, sosyal güvenceye sahip olup olmadıkları ve mülk sahipliğinden gelir kazanıp kazanmadıkları. Ekonomik güçlenme dışında şiddete uğrama olasılığını etkileyebilecek faktörler içerisinde yaş, eğitim, ana dil, sahip olunan çocuk sayısı, ikamet yeri, partnerin iş durumu, partnerin kötü alışkanlıkları, evlilik yaşı, evlilik kararının nasıl alındığı, eşler arasındaki yaş farkı, eğitim farkı ve son olarak hem kadının hem partnerinin aile içi şiddet geçmişi modele dahil edildi. Sonuçlar birkaç açıdan ilginç. Öncelikle istihdam şiddete uğrama olasılığını tek başına düşürmüyor ama artırmıyor da, yani istihdam değişkeni ne hane içi pazarlık modelini ne de geri tepme modelini destekler kanıt sunmuyor. Fakat partnerinden fazla para kazanıyor olmak bu üç şiddet türünden herhangi birine maruz kalma olasılığını yüzde 9,3 azaltıyor. Bu sonuç aslında şaşırtıcı değil çünkü feminist iktisatçılar uzun zamandır ekonomik güçlenme açısından istihdamın niteliğinin önemli olduğunu vurguluyorlardı. Yani düzensiz, güvencesiz işlerde çalışmak kadınları otomatik olarak güçlendirmiyor hatta tam tersi bir etki bile yaratabiliyor. Örneğin aile içi karşılıksız tarım emeği sunan ya da gündelik işlerde çalışan kadınlar ellerindeki paraya zorla el konulmak suretiyle daha fazla şiddete maruz kalabiliyorlar.

Bu yüzde 9,3’lük azalmanın ne kadar önemli olduğunu vurgulamak için şiddetin diğer belirleyenleriyle bir karşılaştırma yapalım. Aile içi şiddeti araştıran sosyal bilimciler ve psikologların bu konuda en fazla vurguladıkları değişken şiddet kurbanının ya da failinin aile içindeki şiddet geçmişi, yani çocuklukta şiddete tanık olmak. Aynı modelde kadının annesinin şiddet görmüş olması kendisinin şiddete maruz kalma olasılığını yüzde 9,5 artırırken, partnerinin annesinin şiddet görmüş olması bu oranı yüzde 9,6 artırıyor. Yani ekonomik güçlenme neredeyse geçmişten gelen şiddet sarmalının etkisini sıfırlayacak bir olumlu etki yaratabilir. Analizi biraz daha detaylandırdığımızda ve şiddet türlerini ayrı ayrı ve farklı sınıftan kadınlar için incelediğimizde partnerinden daha fazla kazanmanın en düşük gelirli hanelerdeki kadınların fiziksel şiddete uğrama olasılığını yüzde 7,5 oranında, cinsel şiddete uğrama olasılığını ise yüzde 6,4 oranında azalttığını görüyoruz. Orta ve yüksek gelirli hanelerde ise kadınlar eşlerinden fazla kazandığında psikolojik şiddet yüzde 11,5 oranında azalıyor.

Bu bulguları kısaca özetleyecek olursak: Türkiye’de yaşayan kadınlar için istihdam tek başına aile içi şiddetten korunmaya yetmiyor, istihdamın niteliği önemli çünkü düzensiz, enformel işler kadınları güçlendirmeyebiliyor. Partnerlerinden fazla para kazanan kadınlar için istihdam koruyucu bir faktör ve Türkiye örneği hane içi pazarlık modelini bu anlamda destekliyor. Kadınların kazancı, düşük gelirli hanelerde fiziksel ve cinsel şiddeti azaltırken, yüksek gelirli ailelerde psikolojik şiddeti azaltıyor. Bu çalışmanın politika açısından en önemli sonucu ise şu: Eğer kadına yönelik aile içi şiddetle mücadele etmek istiyorsak kadınları korumaya yönelik yasal düzenlemelerin, sığınak hakkının ve şiddet kurbanlarına sunulacak diğer sosyal hizmetlerin yanı sıra kadınların nitelikli işlerde istihdamını sağlamak gerekiyor. Kadınların işgücüne katılımının ekonomik gelişmişlik açısından benzer ülkelere kıyasla hâlâ son derece düşük olduğu ülkemizde bu bir taşla iki kuş vurmamızı da sağlayabilir. Fakat burada kadınlara yönelik istihdamı artırma vizyonunun el işi kurslarından ve tarımsal üretimi ya da küçük işletmeciliği destekleyen mikro kredi uygulamalarından öteye geçmesi gerekiyor.

 

Referanslar

Alonso-Borrego, C., ve Carrasco, R. 2017. Employment and the risk of domestic violence: Does the breadwinner’s gender matter? Applied Economics 49(50): 5074–5091.

Aizer, A. 2010. The gender wage gap and domestic violence. The American Economic Review 100: 1847–1859.

Agarwal, B., ve P. Panda. 2007. Toward freedom from domestic violence: The neglected obvious. Jour- nal of Human Development 8 (3): 359–388.

Bhattacharya, M., A.S. Bedi, ve A. Chhachhi. 2011. Marital violence and women’s employment and property status: Evidence from North Indian Villages. World Development 39 (9): 1676–1689.

Dildar, Y. 2020. Is economic empowerment a protective factor against intimate partner violence? Evidence from Turkey. The European Journal of Development Research, https://doi.org/10.1057/s41287-020-00311-x

Farmer, A., ve J. Tiefenthaler. 1996. Domestic violence: The value of services as signals. American Economic Review 86 (2): 274–279.

Kardam, F., ve Yüksel, I. (2009). Kadına yönelik aile içi şiddet: Sayıların ardındaki anlatılar. Icinde Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü (Ed.), Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması (pp. 103–185). Ankara: Elma Teknik Basım

Kaukinen, C. 2004. Status compatibility, physical violence, and emotional abuse in intimate relation- ships. Journal of Marriage and Family 66: 452–471.

Macmillan, R., ve R. Gartner. 1999. When she brings home the bacon: Labor force participation and the risk of domestic violence against women. Journal of Marriage and Family 61 (4): 947–958.

 

 

[1] Bu çalışmada özetlenen bulguların daha detaylı bir analizi için aşağıdaki makaleye bakılabilir: Dildar Y. (2020). Is economic empowerment a protective factor against intimate partner violence? Evidence from Turkey. The European Journal of Development Research https://link.springer.com/article/10.1057/s41287-020-00311-x.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.