Vampirleri konu alan kurgusal işlerde lezbiyen ilişkilere elbette ilk kez atıfta bulunulmuyor fakat Castlevania hayvansal güdülerle donanmış iki kadının cinsel enerjisinden doğan ve erkek izleyicilerin içini gıcıklayan estetik manzaraları pazarlamaktansa dört kadın vampir arasında derin bir ilişki ağı kuruyor.

Ölüme ve bilinmeyene karşı duyulan korkunun günlük yaşamı pençesine aldığı bu corona virüs zamanlarında, tam da bu insani korkuların çok katmanlı bir dışavurumu olan vampir mitosunu işleyen Netflix’in Castlevania serisi, izleyiciye toplumsal cinsiyet rolleri açısından muazzam genişlikte bir erkek ve kadın karakter skalası sunuyor.

Ele aldığı konu itibariyle Mısır uygarlığından yirminci yüzyıla dek uzanan bir imgeler dünyasını malzeme olarak kullanma olanağına sahip dizi, karakterlerini şekillendirirken klasik çağın arketiplerinden yararlanıyor. Drakula’nın “demirci ustası”[1] olarak görev yapan ve ölü bedenlere yeniden can vererek onları dünyaya şeytani yaratıklar olarak geri getiren Isaac, bir yandan adıyla İncil göndermesi yaparken bir yandan da mesleğiyle Yunan Tanrısı Hephaistos’u akla getiriyor. Hephaistos’un diğer tanrıların silahlarını imal etmesi gibi Isaac da Drakula’nın canlı silahlarını yaratıyor.

Isaac, şiddetli biçimde aseksüel, hatta “hadım” çağrışımları yapıyor. Oryantalist bir gözün eseri “Doğulu” kıyafetleri ve son sezonda sıklıkla dile getirmeye başladığı Müslüman inancı “hadımağa” fikrini iyice somutlaştırıyor. Onu, önceleri yanında köle olarak çalıştığı sahibi  kırbaçla, sonrasında yıllarca içinde yaşadığı Drakula’nın şatosu kirli iş yüküyle “kastre” yani iğdiş etmiş görünüyor. İngilizce şato -castle- ile iğdiş etme -castrate- kelimelerinin castrum[2] yani “kesilip ayrılmış yer” manasına gelen kökenden türemiş olması ise elbette bir tesadüf değil. Isaac’ın, “Bir adamın evi onun şatosudur” düsturuyla, odasında kendi prensiplerinin hükmettiği bir düzen yaratma çabası ise mazoşist bir pratik olan “kendini kırbaçlama” eyleminde vücut buluyor. Bu eylemden cinsel bir zevk aldığı da gözlemlenebilen Isaac, kendisine uygulanan belki simgesel düzlemde kalmış belki pratiğe dökülmüş hadım işlemini bu şekilde devam ettiriyor. Kargaşasıyla Bruegel’in “The Fall of the Rebel Angels”, görsel planıyla Magritte’in “Golconda” resmini andıran, gökten cansız bedenlerin süzülerek yavaşça yere düştüğü son sahnelerden birinde Isaac, cinsel isteksizliğin, hayvansal içgüdülerden arınmış olmanın getirdiği üstten bakan tavırla insanın medenileşme, şehir inşa etme hayallerini küçümsüyor. Shelley’nin çölde Ozymandias’in heykelinden geriye kalan iki bacağı[3] incelerken mağrur kralla alay etmesi gibi, ismi İbranice “gülecek”[4] anlamına gelen Isaac da bu yarım kalmış inşaat projesine bakarak ironik biçimde gülümsüyor.

Dizinin baş karakteri Trevor Belmont’da çizilen erkek portresi oldukça normatif. Belmont az konuşan, çok içen, gerektiğinde dövüşen gerektiğinde sevişen, istem dışı cinsel cazibesiyle kadınları bir mıknatıs gibi kendine çekmesiyle Clint Eastwood-vari bir sert erkek figürü gibi görünüyor. Fakat dizi, orada bile işi Belmont’dan bir kadın kurtarıcısı veya bir yalnız kovboy yaratacak kadar ileri götürmüyor; Belmont sevgilisi ve iş partneri Belnades ile derinlikli bir ilişki yaşadığı gibi, son sahnelerde bir dövüş sahnesinin sonunda bitkin şekilde onun kolunda taşınırken gösteriliyor. Belnades heyecanı ve merakıyla Kaşif Dora’yı andıran, cinselliği de aynı doğrultuda çocuksu, neşeli ve doğal bir karakter. Dizi Belnades için de “bakire azize”, “acılar içinde ama güçlü olmayı bilen kadın” ya da “erkekleşmiş savaşçı” tiplemelerinden birini seçme tuzağına düşmüyor. Belnades dizi boyunca kendi gücünü kendi temposuyla keşfediyor, kendi istediği cinsel/romantik partnerle kendi başlattığı maceraları yaşıyor.

Drakula’nın oğlu yarı vampir Alucard’ın cinsel kimliği, başlarda Belnades’in ilgisini çekmek için Belmont’la giriştiği “erkeksi” yarış göz önünde bulundurulduğunda heteronormatif temellere oturtulmuş gibi görünmekteydi. Fakat üçüncü sezonda, Bram Stoker’ın Drakula’sının, Jonathan Harker için kullandığı “Bu adam bana ait!”[5] cümlesiyle ima edilen biseksüel yönelimine dizi versiyonundaki oğlu Alucard Tepes’in de sahip olduğu anlaşılıyor. Kendisinden eğitim almak için Japonya’dan gelen bir kadın ve bir erkek ile grup seks deneyimi yaşayan Alucard’ın odasına birdenbire giren çifte gösterdiği tereddütsüz yaklaşım doğasına aykırı herhangi bir davranışta bulunmadığını kanıtlıyor. Alucard’ı seks bahanesiyle sembolik olarak kastre etmeye çalışan, gücünü elinden “bondage” -iple bağlama- aracılığıyla alan, kalbine bir fallik sembol olan kazığı sokarak onu öldürmeye çalışan çift, Alucard’ı alt edemiyor ve kendilerini birer kazığa saplanmış olarak buluyor. Yağmur ormanının ortasındaki evini kazıkların üstüne oturttuğu kesik kafalarla çevreleyen Heart of Darkness’ın Marlowe’u gibi Alucard da, bu ihanet üzerine, erkini kazıkların üstüne oturttuğu iki çıplak bedeni şatosunun önüne dikerek gösteriyor; ne de olsa bir erkeğin evi onun şatosu.

Vampirleri konu alan kurgusal işlerde lezbiyen ilişkilere elbette ilk kez atıfta bulunulmuyor fakat Castlevania hayvansal güdülerle donanmış iki kadının cinsel enerjisinden doğan ve erkek izleyicilerin içini gıcıklayan estetik manzaraları pazarlamaktansa dört kadın vampir arasında derin bir ilişki ağı kuruyor. Aralarında “interracial”[6] lezbiyen bir çift de bulunan dört “kız kardeş” beraber yaşıyor ve beraber çalışıyorlar. Aralarından Leonora’nın heteroseksüel eğilimleri diyaloglarda, diğer üç kız kardeşin bahsini duymak istemedikleri mide bulandırıcı bir detay olarak geçiyor. Leonora’nın Dracula için çalışan diğer demirci ustası Hector ile ilişkisi de bir sub-dom ilişkisi; Hector parmağına takılan bir yüzükle Leonora’nın kölesi haline getirilirken, Leonora kendisine bunun bir esaret anlamına gelmediğini, aksine çok avantajlı bir durum olduğunu, onu sekste eğiteceğini ve ihtiyacı olan şeyin zaten kendisinin evcil hayvanı olarak yaşamak olduğunu belirtiyor.

Son olarak cinsiyet tartışmalarının dışında kalan fakat dizideki bir karakter ile gerçek bir tarihi figür arasında paralellik kuran bir yan hikâyeden söz edilebilir. Isaac’ın Drakula’nın emrinde savaşmak üzere cehennemden çağırarak hayata döndürdüğü dev sinek, anlattığına göre canavarlaştırılmadan önceki kişiliğine ait anı parçacıklarına erişebilmektedir. Atina’da kendi halinde bir âlim olarak yaşarken inanç felsefesi yaptığı bahanesiyle Hıristiyanlar tarafından kıstırılıp işkence gördüğünü hatırlayan karakterin hikâyesi, Neo-platonist kadın astronom, filozof ve matematikçi Hypatia’nınkine dikkat çekecek şekilde benzer. Bu bağlamda Isaac’ın canavarı, İskenderiye’de fanatik dindarlar tarafından lince uğrayan ve felsefeye kurban edilen Hypatia’nın doppelgänger’i olarak yeni bir hayat bulur. Canavar bu kurguda saf kötülüğün tadına varır ve Paradise Lost’un cennetten kovulmuş meleği Lucifer gibi bu yeni yaşamını kin ve intikam tutkusuna bulanmış bir zevkle karşılar.

[1] Orijinalinde “forgemaster”.

[2]Fr château müstahkem konut << Lat castellum [küç.] küçük kale < Lat castrum “yolu kesilip ayrılmış yer”, surla çevrili yerleşim veya kale, müstahkem yer, askeri garnizon +ul+ << HAvr *kas-tro- < HAvr *kes-2 kesmek. www.etimolojiturkce.com/kelime/şato.

[3] Shelley’nin şiiri için: https://www.poetryfoundation.org/poems/46565/ozymandias

[4] Yishad q.

[5] “This man belongs to me!” Bram Stoker, Dracula, https://www.planetebook.com/free-ebooks/dracula.pdf s.57

[6] Farklı ırklara mensup kişilerin oluşturduğu ilişki biçimi.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.