Ne hükümetin sopası polislere ne de sırtını yerleşik kalıplara, önyargılara, binlerce yıllık patriyarkal iktidara sıvazlatan düz mizaha zerre tahammülümüz yok.

2022 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü’nü neredeyse savaş ambiyansında geçirdik. Yürüyüşten saatler önce getirilen ulaşım kısıtlaması, çekilen kilometrelerce çelik bloklar, plastik yol kesme setleri. Gözaltılara daha bir araya gelinmeden, toplanılmadan girişilmesi. Her noktaya dizilen spor polisinden trafik polisine, sivilden çeviğine polis yığınağı yetmezmiş gibi sokak içlerine çekilen gözaltı otobüsleri, helikopterler gırla gitti. Bu devasa operasyonun prodüksiyonuna kaç para döküldü acaba? Bir yanım bu saçma büyüklükte polisiye fantezilerin aynı zamanda şişirilmiş kamu giderleri, bütçeler yaratma fırsatı olarak görüldüğüne içten içte çok ikna. Yoksa tüm caddeler halihazırda çelik örgü bloklarla, setlerle, etten polis duvarıyla zaten sımsıkı çevriliyken ve benzinin litresi 20 lirayı geçmişken onlarca gözaltı otobüsü, kimisi de saatlerce çalışır durumda neden barikat içlerindeki sokak aralarına dizilsin? Barışçıl toplantı ve protesto hakkını da mı Anayasadan indiregandi İçişleri?

Yirmi yıllık tarihinde yürüyüş bu denli şiddetli bir saldırı hiç yaşamamıştı. Gün sonunda, stres atmak, dans etmek ve birlikte güçlenmek için konulan dayanışma partisi mekanını dahi gazladılar. (2016’daki Dağılıyoruz temalı LGBTİ+ Onur Yürüyüşü sonundaki eğlence mekanı en üst katta olmasına rağmen balkonuna hedeflenerek atılan gazlar ve 2021’deki Sokak temalı Onur Haftası Maçka Pikniğindeki hınç saldırılarına bir yenisi eklenmiş oldu). Gece 11’e geliyordu ki ancak bıraktılar bu işkenceleri… Bu orantısız ve aşırı saldırılarla, örneğin yüze ve yakın mesafeden gaz sıkması nedeniyle astım krizi geçirenden kolu, parmağı kırılana bir sürü feminist kadın, lubunya, polis şiddeti ve eziyeti gördü. Buna rağmen ne yağmur ne soğuk dinledi, geceleri de meydanları da bırakmadı. Barikatları bir bir aştı. İsyanını haykırdı, caddeleri inletti.

Peki sol bir gazetede uzun yıllardır mizah üreten Sefer Selvi valilik yasağıyla ilgili ne tür bir karikatür çizmişti? Polis barikatlarının önünde yanakları düşük, üzgün, usulca bekleyen bir adet boynu bükük kadın…

Daha önce “adaleti bellediler” temalı karikatüründeki sorunu, gözüne inen cinsiyetçilik perdesi nedeniyle (içerdiği tecavüzcü imaları ifade eden eleştirilerin netliğine rağmen) görmeyen Selvi şimdi de kadınların senelerdir bedeller ödeyerek örgütlediği yürüyüş iradesini görmüyor. Böylece Sefer Selvi kendi düz mizahçılığını da aşmış oldu. Hadi diyelim ki bu vakte kadar eylemleri görmedi, duymadı, fikir sahibi olmadı yahu 1 Temmuz İstanbul Sözleşmesinden çekilme kararını protesto eyleminde (2021) elden elde uyum hâlinde sörflenen kalkanları da mı görmedi? Maalesef adalet heykeli karikatürü feministler tarafından eleştirilirken Selvi politik çemberi tarafından sıkı sıkı da savunulmuştu. Mizah namına yeni bir bakış öğrenerek, değişerek, gelişerek süreçten çıkmamasında bu durumun da payı var muhakkak.

Ne hükümetin sopası polislere ne de sırtını yerleşik kalıplara, önyargılara, binlerce yıllık patriyarkal iktidara sıvazlatan bu düz mizaha zerre tahammülümüz yok. Ne diyordu bu yılki ana pankart, feminist bir dünya kurmadan bitmeyecek bu isyan!

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

eleven + two =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.