İstanbul Sözleşmesi’nden bir gece yarısı imza çekilmesinin ardından pek çok kadın örgütü, baro ve siyasi parti kararın iptali için Danıştay’da dava açtı. Danıştay duruşmaları 28 Nisan’dan bu yana devam ediyor ve 23 Haziran günü yapılacak duruşma aynı zamanda adli tatil öncesi son duruşma olacak. Danıştay savcısının, Cumhurbaşkanı kararının iptal edilmesi yönündeki talebini tekrarladığı bu duruşmaları ve İstanbul Sözleşmesi’ne saldırıların arkasındaki politik iklimi Mor Çatı kurucularından feminist avukat Canan Arın’la konuştuk.

Selime: İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına karşı Danıştay’da açılan davaların duruşmaları şimdiden tarihi bir olaya dönüştü. İlk defa Danıştay’da kitle halinde duruşma izleniyor, salon eylem yerine dönüşmüş durumda. Sen de dava açanlardan birisin ve duruşmaları da takip ediyorsun. Ne düşünüyorsun bu yargılama ile ilgili?

Canan Arın: Kadınlar açısından ve diktatörlere karşı kadınların herhangi bir şekilde itaat etmeyeceğini göstermesi açısından çok iyi bir deneyim. Türkiye çapında bin veya binden fazla avukat katıldı duruşmaya. Heyet kadınlara karşı çok nazik. Bence o nezaketinin altında yatan gerçek neden Osman Kavala, Mücella Yapıcı ve diğer Gezi sanıklarına verilen cezaların haksızlığını hiç kimsenin hazmedememiş olması. Çok büyük infial uyandırdı toplumda. Onu biraz hafifletmek üzere kadınlara karşı çok hoşgörülü davranıyorlar. Yoksa duruşmalarda konuşmaları alkışlamak, orayı panayır yerine çevirmek mümkün değil, böyle bir şeyin yapılmaması gerekir. Savcının mütalaasının bizden yana olması bence bir gösteriş, dostlar alışverişte görsün meselesi. Avrupa’ya karşı diyecekler ki bak biz ne kadar bağımsız bir hukuk sistemine sahibiz, diktatörün-tek adamın iradesine rağmen savcı farklı bir mütalaa verebiliyor. Bunu gösterecekler ama sonuç ne olacak dersen emin değilim. Karar aleyhe çıkabilir diye düşünüyorum.

Selime: Duruşmaların seyrini düşününce aleyhe karar vermelerini neye bağlarsın?

Canan Arın: İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının veren tek adamın iradesi bu yönde. Artık yargıç diye bir kavram kalmadı Türkiye’de, hepsi çok korkuyorlar. Eski deneyimli, bilgili yargıçların çoğunu tasfiye ettiler ve AKP avukatlığından bozma yargıçlar adliyeleri ve her tarafı işgal etti. Dolayısıyla yargıçların çoğunluğu hukuku bilmiyor. Bunlar bir yana, bir de benim ve benim gibi birçok avukatın bu kadar yıllık deneyimi şudur: Eğer bir yargıç bir tarafa çok güler yüzlü ve nazik davranıyorsa ve diğer tarafı arada bir azarlıyorsa demek ki o nazik davrandığı taraf aleyhine karar verecektir. Zaten bu yargıçların da tek adamın iradesine karşı herhangi bir karar verebileceklerini zannetmiyorum. Birtakım söylentiler de çıktı yargıları değiştiriyorlar gibi. Ama seçim üzeri, Avrupa’ya gösteriş olsun diye lehe bir karar çıkar mı bilmiyorum. Karar çıkarsa o zaman her şey alt üst olacak. Çünkü Avrupa Konseyi de bu konuda dürüst davranmadı. Burada yaşayan bütün kadınlar bu karar hukuka aykırı, hemen karar vermeyin dediler. En azından mahkeme sonucunu bekleyelim diye bir karar çıkabilirdi. Sonra birdenbire Türkiye’nin çekilmesinden sonra Polonya, Macaristan falan kuyruğa girdi, sonra Bulgaristan daha kabul etmeden vazgeçer oldu. Hep aynı gerekçelerle çekilmek istiyorlar. Türkiye’deki kadın haklarındaki gerileme tabii ki sadece Türkiye’ye mahsus bir şey değil. Dünyadan bağımsız değiliz, küresel bir gerileme. 2000’lerde kadın hareketi bütün dünyada yükseliyordu, Türkiye’de de yükseldi. Şimdi bütün dünyada geriliyor. Türkiye’deki en iyi muhalefet kadın hareketi ve dünyada da kadınlar iyi muhalefet yapıyorlar. Latin Amerika falan muhteşem. Dolayısıyla ataerki kökünden sarsılıyor. İşte ondan ödleri patladığı için kadınlar üstündeki baskıyı artırıyorlar. Bu baskı Türkiye’de giderek de artacak diye düşünüyorum. O nedenle o aile kavramını öne sürdüler. Aile dedikleri kavram ki ataerkini sonuna kadar destekleyen bir kavram. Sonra LGBTİ+ları sorun haline getirdiler. Oysa İstanbul Sözleşmesi tamamen bir insan hakları sözleşmesi. Yani LGBTİ+’nın da bir yerine sigara bassan canı yanar onun da iki kulağı iki gözü bir burnu bir ağzı iki bacağı var. Benden farklı değil ama cinsel eğilimi farklı. Bunda kimseyi ilgilendirecek bir durum yok. Senin benim bedenimi kullanmıyor, kendi bedenini kullanıyor. Ne yaparsa yapar kime ne! Ama bütün bunları ileri sürerek baskıyı artırmaya çalışıyorlar. Onun için de Danıştay davayı reddedebilir. Ondan sonra Danıştay Daireleri genel Kurulu falan var sırada. Veya dediğim gibi kabul eder, o zaman iyice bir hukuki kördüğüm meydana gelir. Çünkü ne yapacak o zaman Avrupa Konseyi? Biz bu karar hukuksuzdur diyerek yeniden müracaat edeceğiz.

Selime: CEDAW oturumunda Bakan Yanık “İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmiş olabiliriz ama kadına yönelik şiddetle mücadelede odağımız değişmedi, değişen sadece araçlarımız, yöntemlerimiz” dedi.

Canan Arın: Uluslararası toplantılarda hükümet adına yapılan konuşmalar gerçekten çok çarpıtılmış, çok yanıltıcı. Onların duymak istediklerini söyleyen yönde. Türkiye’deki gerçeklerle ve uygulamalarla hiç ilgisi olmayan konuşmalar. O yüzden de zaten uluslararası toplantılarda resmi raporlara hiç kimse itibar etmiyor. O ülkede yaşayan, hükümet dışı kuruluşların raporlarına itibar ediyorlar ve o raporlar bazında sorular soruyorlar. Bakan Yanık bu konuşmayı yaparken hiç mi utanmamış, hiç mi yüzü kızarmamış. Her gün dünya kadar kadın öldürülüyor. Amcası ve öz babası çocuğa tecavüz ediyorlar, Yargıtay’dan beraat çıkıyor. Bunları utanmadan nasıl savunuyorlar? Ensar Vakfı’nda dünya kadar çocuğa tecavüz ettiler, bakan bir defaya mahsus bir şey olmaz dedi. Bunu söyleyebildi hiç utanmadan. Onlar adına ben utanıyorum, yapacak bir şey yok. Cenevre’ye gittiğimde de böyle inanılmaz bir rapor sunuyorlardı, gittim koluna dokundum: kardeş hangi Türkiye’de yaşıyorsunuz söyle de adresi ver ben de oraya geleyim dedim. Olacak rezillik değil ama zaten kimse inanmıyor onların raporlarına. Biliyorlar ki onların duymak istedikleri söyleniyor, gerçekle hiçbir ilgisi yok. Türkiye’ye her gün dünya kadar heyet gelip gidiyor, gerçekleri bizlerden öğreniyorlar. Dolayısıyla sadece kendi haysiyetleriyle oynuyorlar. Türkiye’nin resmi haysiyetiyle de oynanıyor ama kendi haysiyetleriyle de oynuyorlar. Kimse sözlerine itibar etmiyor.

Selime: Sen 1986’da CEDAW uygulansın kampanyasında da vardın şimdi ise İstanbul Sözleşmesi’nin iptali karşında Danıştay’a dava açıyorsun, duruşmaları izliyorsun. Bu süreç sana nasıl hissettiriyor?

Canan Arın: Türkiye’de kadınların özgürlüğü veya bırak sadece erkeklerle eşit olması konusunda ne kadar korkunç bir direnç olduğunu gösteriyor. Ve bu hemen hemen hiç azalmıyor. Birazcık azalabiliyor 2000’lerde olduğu gibi. Ama ondan sonra büyük bir hızla, büyük bir ivmeyle yine inanılmaz bir direnç oluyor. Bu da yazık, çünkü demokrasi dediğin şey önce evde başlıyor. Eğer evde o yoksa, o ülkede de demokrasi yoktur. Eğer sen sadece erkek olarak doğduğun için kendini kadınlardan üstün zannediyorsan bu bir zavallılıktır. Onun için de hiç kimsenin saygısını sağlayamazsın. Acı ama sizlerin işiniz daha zor. Ben son nefesime kadar direneceğim. Türkiye’de artık maymunun gözü açıldı, bu direnci artık kıramazlar. Bakıyorsun Türkiye’nin en ücra köşelerindeki kadınlar bile haklarının farkındalar ve o hakkı kullanmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Boşanmalar çoğaldı diye sinirleniyorlar. Tabii çoğalır, herkesin bir tane yaşamı var ve bu yaşamın da prova generale’i yok. Dolayısıyla hiç kimse şiddete maruz kalmak istemiyor, kimse mutsuz olmak istemiyor. Yaşamın amacı mutlu ve düzgün yaşamak. Kadınlar da böyle yaşayabilmek için ellerinden geleni yapıyorlar, yapacaklar da. Herhalde bu erkekler hizaya gelecekler bir gün.

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

six − 1 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.