Biyologlar şimdi sadece kadın ve erkekten ibaret olan ikili sistemin daha geniş bir tayf olduğunu düşünüyor.

Claire Ainsworth

Paul James bir klinik genetik uzmanı olarak hastalarıyla bazı hassas konuları konuşmaya çok alışkındı. Ancak 2010 yılının başında kendini biyolojik cinsiyet konusunda oldukça zor bir konuşma yaparken buldu.

46 yaşında hamile bir kadın, bebeğinde kromozomal anomali olup olmadığına bakmak için yapılan amniyosentez sonuçlarını öğrenmek için Avustralya’da Royal Melbourne Hastanesi’ndeki kliniğine gelmişti. Bebek sağlıklıydı – ancak takip sonuçları anne hakkında şaşırtıcı bir gerçeği ortaya çıkarmıştı. Annenin vücudu iki ayrı kişiye ait hücrelerden oluşuyordu, muhtemelen kendi annesinin rahminde iki ayrı bebeğin hücrelerinin birleşmesinden oluşmuştu. Dahası da vardı. Bir grup hücre biyolojik olarak kadın özellikleri ortaya çıkardığı düşünülen iki adet X kromozomunu taşırken, diğer hücre grubunun bir X ve bir Y kromozomu vardı. Anne kırklı yaşlarının ortasında ve üçüncü çocuğuna hamileyken vücudunun büyük bir kısmının kromozomal olarak erkek olduğunu öğrenmişti. “Sadece bir amniyosentez için gelen birisi için bu sonuç gerçekten bilim kurgu filmi gibiydi,” diyor James.

Biyolojik cinsiyet göründüğünden daha karmaşık olabilir. En basit senaryoya göre, önemli olan Y kromozomunun olup olmadığıdır: Varsa biyolojik erkek, yoksa biyolojik kadınsınızdır. Ancak doktorlar çok uzun zamandır bazı kişilerin bu ayrım çizgisinde yer aldıklarını biliyorlar – kromozomları bir şey söylerken, gonadları (yumurtalık ya da testisleri) veya cinsel anatomileri başka birşey söylüyor. Bu durumda -interseks veya cinsel gelişim değişiklikleri (CGD) olarak bilinir- olan çocukların ebeveynleri, çocuklarını kız çocuğu olarak mı, oğlan çocuğu olarak mı yetiştirecekleri konusunda zor kararlarla karşı karşıya kalıyorlar. Bazı araştırmacılar her 100 kişiden birinde bu tip farklılıkların mevcut olduğunu söylüyor.

Genetik faktörler de işin içine katıldığında cinsiyetler arasındaki sınırlar iyice bulanıklaşıyor.  Bilim insanları CGD’nin başlıca türlerinde pek çok genin rol oynadığını tespit etti ve bu genlerin değişik varyasyonlarının kişinin anatomik ve fizyolojik cinsiyetinde algılanması daha zor, hemen göze çarpmayabilecek etkilerinin olabileceğini gösterdi. Dahası, yeni DNA sekanslama ve hücresel biyoloji teknikleri sayesinde dereceleri farklı olsa da neredeyse her insanın farklı genetik materyale sahip hücrelerin birleşiminden oluştuğu ve bazı hücrelerin taşıdığı cinsiyet materyalinin vücudun kalanıyla uyuşmayabileceği ortaya çıkıyor. Hatta bazı çalışmalar karmaşık moleküler etkileşimler sayesinde hücresel cinsiyetin her hücrenin davranışını yönlendirdiğini savunuyor. “Biyolojik kadın ve erkek olmanın da pek çok çeşitliliği olduğunu düşünüyorum ve kesinlikle bireylerin kendilerinin ikili cinsiyet sistemi içinde tanımlayamadıkları bir örtüşme alanı mevcut,” diyor Londra Üniversitesi Çocuk Sağlığı Enstitüsü’nde cinsel gelişim ve endokrinoloji konularında çalışan John Ackerman.

Bu keşifler, cinsiyetin halen ikili olarak tanımlandığı bir dünyada akla yatkın bulunmuyor. Çok az sayıda hukuki sistemde biyolojik cinsiyetin belirsizliği kabul ediliyor ve kişilerin hukuki hakları ve sosyal statülerini doğum sertifikalarında yazan cinsiyet çok fazla etkiliyor.

“Güçlü ikiliklerdeki problem, her zaman ikisinin arasında kalmış vakaların bulunması, bu vakaların ikiliğin sınırlarını zorlaması ve bize biyolojik kadın ve erkek arasındasındaki çizginin tam olarak nerede olduğunu sormasıdır,” diyor Los Angeles’ta Kaliforniya Üniversitesi’nde biyolojik cinsiyet farklılıklarını çalışan Arthur Arnold ve ekliyor “Bu çoğunlukla çözülmesi zor bir meseledir, çünkü biyolojik cinsiyet pek çok farklı şekilde tanımlanabilir.”

Biyolojik cinsiyetin başlangıcı

Biyolojik cinsiyetlerin fiziksel olarak farklı görünümleri olduğu açık, ancak yaşamın başlangıcında bu böyle değil. Beş haftalık gelişiminin sonrasında embriyo hem kadın hem erkek anatomisine sahip olabilme potansiyelini taşır. Gelişmekte olan böbreklerin hemen yanında gonadal kabartı olarak bilinen iki çıkıntı ve iki çift kanal ortaya çıkar, biri rahim ve Fallop tüplerini, diğeri ise erkek iç genital organlarını, yani epididim, vas deferans ve seminal vezikülü ortaya çıkarma potansiyelini taşır. Altıncı haftada gonad, yumurtalık veya testis olarak yoluna devam etmek üzere değişir. Eğer testis olursa testosteron salgılar, böylece erkek genital kanallarının gelişimi sağlanır. Ayrıca rahim ve Fallop tüplerini oluşturabilecek kanalın da küçülmesini sağlayacak başka hormonlar salgılanır. Eğer gonad yumurtalık olursa, östrojen salgılar ve testosteron yokluğu erkek genital kanallarının sönmesine sebep olur. Cinsiyet hormonları ayrıca dış genital yapıların gelişimini de sağlar ve ergenlik döneminde bir kez daha oyuna girip, meme ve yüzde kıllanma gibi ikincil cinsiyet özelliklerinin ortaya çıkmasına sebep olur.

Bu süreçteki herhangi bir değişikliğin kişinin biyolojik cinsiyeti üzerinde büyük etkisi olur. Gonadın gelişimini etkileyen mutasyonlar XY kromozomuna sahip kişilerin biyolojik kadın özellikleri göstermesi ile sonuçlanabilirken, hormon uyarılarındaki değişiklikler XX kişilerin erkek özelliklerinde gelişmesine neden olabilir. Yıllar boyunca bilim insanları biyolojik gelişimde varsayılanın kadın olmak olduğunu ve erkek gelişimi için Y kromozomundaki belli bir gen tarafından aktif bir değişiklik yapılması gerektiğini düşündüler. 1990 yılında SRY isimli bu gen bulunduğu zaman araştırmacılar manşetlere çıktı. Sadece bu gen gonadın gelişimini yumurtalıktan testise çevirebiliyordu. Örneğin SRY geninin olduğu bir parça Y kromozomuna sahip XX bireyler erkek biyolojik cinsiyetinde gelişebiliyordu.

Ancak yeni milenyumun gelmesi ile beraber biyolojik olarak kadın olmanın verili ve pasif bir durum olduğu fikri, aktif olarak yumurtalıkların gelişimini ve testislerin baskılanmasını sağlayan bazı genlerin -ki bunlardan biri WNT4′tür- bulunması ile yenilgiye uğratıldı. Bu genin bir fazla kopyasına sahip olan XY bireylerin atipik genital ve gonad gelişimi gösterdiği ve tam gelişmemiş rahim ve Fallop tüplerine sahip olduğu görüldü. 2011 yılında araştırmacılar RSPO1 isimli bir diğer önemli yumurtalık geni iyi çalışmadığı takdirde XX bireylerin ovotestis -hem yumurtalık hem testis alanları olan bir gonad- geliştirdiğini gördüler.

Bu keşifler cinsiyet belirleniminin birbirine karşı hareket eden iki genetik ağın yarışmasının sonucu gonadın kimliğinin belirlenmesi ile giden karmaşık bir süreç olduğunu gösterdi. Bu ağdaki (WNT4 gibi) moleküllerin aktivitesi ya da miktarındaki değişikler, kromozomların gösterdiği cinsiyet yönünde veya ters yönde dengeyi bozabilir. “Biyolojik cinsiyete bakışımızda bir çeşit felsefi bir değişiklik oldu, bunun bir denge olduğuna dair,” diyor Los Angeles’taki Kaliforniya Üniversitesi Cinsiyet Biyolojisi merkezinde görevli klinisyen ve merkezin yöneticisi Eric Vilain. “Bu daha çok cinsiyet dünyasını bir sistem biyolojisi bakış açısı ile görmek.”

Cinsiyet çatışması

Bazı bilim insanlarına göre gelişim tamamlandıktan çok sonra bile denge değişebilir. Fareler üzerinde yapılan çalışmalarda, gonadların yaşamları boyunca dişi ve erkek arasında gidip geldiği ve kimliğinin sağlanabilmesi için sürekli destek gerektiği görüldü. 2009 yılında erişkin dişi faredeki bir yumurtalık geni olan Foxl2‘i etkisizleştiren araştırmacılar, yumurtaların gelişimini destekleyen Granüloza hücrelerinin sperm gelişimini destekleyen Sertoli hücrelerine dönüştüğünü rapor ettiler. İki sene sonra farklı bir araştırmacı grubu bunun tam tersini gösterdi: Dmrt1 isimli bir genin etkisizleştirilmesi, erişkin testis dokusunun yumurtalığa dönmesine sebep oldu. “Bu gelişimin doğumdan sonra da devam ediyor olduğu gerçeği bizim için büyük bir şok oldu,” diyor Melbourne’deki Klinik Araştırmalar için MIMR-PHI Enstitüsünde gonad gelişimi üzerine çalışan bir genetikçi olan Vincent Harley.

Biyolojik cinsiyet çeşitliliğinin tek kaynağı gonadlar değil. Bazı CGD’ler, gonadlar ve diğer salgı bezlerinden salgılanan hormonal uyarılara cevap veren sistemdeki değişiklikler nedeniyle ortaya çıkar. Örneğin komplet androjen duyarsızlık sendromu ya da KADS’de, hormonları algılayan reseptörlerin çalışmaması sonucu hücreler erkek cinsiyet hormonlarına tamamen duyarsızdır. KADS olan bireylerin Y kromozomları ve testisleri olsa bile dış genital organları biyolojik kadın görünümündedir ve ergenlikte biyolojik gelişimleri kadın yönünde olur.

Bu tip durumlar, CGD’nin tıbbi tanımına uyarlar, çünkü bireyin anatomik cinsiyet özellikleri ile kromozomal veya gonadal cinsiyet özellikleri birbirine tamamen aykırıdır. Ancak bunlar nadir durumlardır – 4500’de 1 bireyi etkilerler. Bu yüzden bazı araştırmacılar tanımın, üretra açıklığının penisin tam ucunda değil de altında yerleşimli olduğu hipospadias gibi fark edilmesi zor özellikleri de içerecek şekilde genişletilmesini önermektedir. Vilain’e göre en geniş tanımı ile ele alındığında 100 bireyden birinde CGD’nin bir türü bulunmaktadır.

Ancak bunun ötesinde de çeşitlilikler olabilir. 1990’dan beri araştırmacılar CGD’ye sebep olan 25’ten fazla gen tanımladılar ve yeni nesil DNA sekanslama teknikleri ile son birkaç yılda bu genlerde CGD’den daha hafif etkileri olabilecek pek çok varyasyon saptandı. “Biyolojik olarak bu bir spektrum,” diyor Vilain.

Örneğin bir CGD türü olan klasik tipte Konjenital Adrenal Hiperplazi (KAH), vücudun çok fazla miktarda erkek cinsiyet hormonları üretmesine sebep oluyor; bu durumu olan XX bireyler ambigus/müphem genital yapılar (büyük klitoris ve skrotuma benzeyen yapışık labia majoralar) ile doğuyor. Bu durum genellikle 21-hidroksilaz isimli bir enzimin ciddi eksikliğinden kaynaklanıyor. Ancak bu mutasyonun daha hafif bir formuna sahip olan kadınlarda, ki bu toplumda 1000 bireyden birinde görülüyor, klasik olmayan tipte KAH ortaya çıkıyor; bu kişilerde erkeğe benzer tipte yüz ve vücut kıllanması, düzensiz adetler ve üreme sorunları olabiliyor – veya hiçbir görünür belirti olmayabiliyor da. Bir başka gen, NR5A1, şu an araştırmacıların çok ilgisini çekiyor, çünkü bu gendeki varyasyonlar erkeklerde gonadların gelişmemesinden hafif hipospadiasa, kadınlarda ise erken menapoza kadar çok değişik etkilere yol açabiliyor.

Pek çok insan üreme sorunları ile ilgili tıbbi yardım aramadığı sürece kendileriyle ilgili bu tür durumları hiç öğrenmeden yaşayabiliyor. Örneğin geçen sene genel cerrahlar fıtık nedeniyle ameliyat ettikleri bir erkek hastanın rahmi olduğunu fark ettiler. Hasta 70 yaşında ve dört çocuk babası idi.

Hücresel cinsiyet

CGD konusundaki çalışmalar, cinsiyetin basit bir ikilik olmadığını gösterdi. Ama tek tek hücrelere odaklanınca işler daha da karmaşık bir hal alıyor. Her hücrede aynı genlerin bulunduğuna dair genel algı doğru değil. Bazı insanlar mozaik yapıya sahip: döllenmiş bir tek yumurtadan gelişiyorlar ama değişik genetik yapısı olan hücrelerin birleşiminden oluşuyorlar. Embriyonik gelişimin erken evrelerinde bölünen hücrelere cinsiyet kromozomları eşit dağılmazsa bu durum ortaya çıkabiliyor. Örneğin XY olarak ortaya çıkan bir embriyonun hücrelerinin bir kısmı Y kromozomunu kaybedebiliyor. Eğer hücreleri çoğu XY olursa sonuç olarak fiziksel erkek özellikleri ortaya çıkabiliyor ama hücrelerin çoğu sadece X ise sonuçta kısa boy ve az gelişmiş yumurtalıklar ile karakterize Turner Sendromu olan bir biyolojik kadın ortaya çıkıyor. Bu tip mozaik durum nadir görülüyor, 15000 kişiden bir kişiyi etkiliyor.

Cinsiyet kromozomu mozaikliğinin etkileri sıradan olabileceği gibi olağanüstü de olabiliyor. Mozaik XXY embriyonun iki hücre tipinin karışımı haline geldiği nadir durumlar bildirilmiştir -bazılarında iki X kromozomu varken bazılarında iki X, bir Y kromozomu vardır- ve sonra bu hücreler erken gelişim evrelerinde birbirinden ayrılır. Ve sonuçta farklı cinsiyetlerde “tek yumurta” ikizleri ortaya çıkar.

Bir bireyin değişik cinsiyet kromozomları olan hücreleri olmasının bir yolu daha var. James’in hastası bir kimera idi: Genellikle rahimde ikiz embriyoların birbirine kaynaması sonucu oluşan, iki döllenmiş yumurtadan gelişen bir kişi. CGD’ye sebep olan bu şekildeki kimerizm çok nadir görülür, tüm CGD’lerin yüzde 1’ini oluşturur.

Kimerizmin bir başka formunun ise çok yaygın olduğunu artık biliyoruz. Mikrokimerizm adı verilen bu durum, fetüsün kök hücrelerinin plasentadan geçerek annenin vücuduna ve anneninkilerin fetüse geçmesi aracılığı ile oluşur. Bu durum ilk kez 1970’lerin başında tanımlanmıştır – ancak esas şaşırtıcı olan tarafı bundan 20 sene sonra, teorik olarak yabancı hücre diye vücudun reddetmesi gereken bu hücrelerin ne kadar uzun süre hayatta kaldığı anlaşıldığında ortaya çıkmıştır. 1996’da yapılan bir çalışmada kadınlarda doğumdan sonra 27 yıla kadar fetal hücrelerin kanda bulunduğu gösterilmiştir; bir başka çalışmada ise anneden gelen hücrelerin çocukta erişkinlik dönemine kadar kaldığı saptanmıştır. Bu tip çalışmalar cinsiyet ayrımını iyice silikleştirmiştir, çünkü bu sonuçlara göre erkekler genellikle annelerinden gelen hücreleri taşımakta ve erkek bebeğe hamile kadınlar da bebeğin atılmış hücrelerinden bir kısımını taşıyabilmektedir.

Mikrokimerik hücreler pek çok dokuda bulunmuştur. Örneğin 2012’de Seattle’daki Washington Üniversitesi’nde çalışan immünolog Lee Nelson ve çalışma arkadaşları, otopsi yapılan kadın beyin dokusunda XY kromozomuna sahip hücreler buldular. Erkek DNA’sı taşıyan en yaşlı kadın 94 yaşındaydı. Diğer çalışmalar bu göçmen hücrelerin atıl da olmadığını gösterdi; bu hücreler yeni çevre ile bütünleşiyor ve (en azından farelerde) beyin dokusunda nöron oluşturmak gibi özelleşmiş fonksiyonlara sahip oluyorlardı. Ancak bilinmeyen şu; biyolojik olarak erkek cinsiyetli hücreler ile kadın cinsiyetli hücrelerin karışması doku özelliklerini ve sağlığını nasıl etkiliyor – örneğin dokuyu diğer cinsiyette görülen hastalıklara daha yatkın yapıyor mu. “Bence bu harika bir soru” diyor Nelson, “ve aslında buna hiç değinilmedi.” İnsan davranışı düşünüldüğünde beyinde bulunan az sayıda erkek cinsiyetli mikrokimerik hücrenin kadın üzerinde çok büyük bir etkisinin olacağı zannedilmiyor.

Bilim insanları XX ve XY hücrelerin cinsiyet hormonlarının etkisinden bağımsız olarak farklı hareket ettiğini gösteriyorlar. “Açık konuşmak gerekirse, cinsiyet kromozomlarının bu kadar büyük bir etkisi olabileceğini görebilmemiz çok şaşırtıcı,” diyor Arnold. O ve arkadaşları farenin vücudundaki X kromozomu miktarının farenin metabolizmasını etkileyebileceğini ve laboratuvar ortamında moleküler düzeyde bakıldığında XX ve XY hücrelerin örneğin metabolik bir stresle karşılaşma durumunda farklı hareket ettiğini gösterdiler. Arnold’a göre bundan sonraki aşama buna sebep olan mekanizmaları açığa çıkartmak. Şu an araştırma ekibi kadınlarda daha aktif olan X kromozomundaki bazı genler üzerinde çalışıyor. “Bence bildiğimizden çok daha fazla biyolojik cinsiyet farkı var,” diyor Arnold.

İkili sistemin ötesinde

Biyologlar, cinsiyete bakışı daha incelikli bir hale getiriyor, ancak toplumun da bu gelişmeleri yakalaması gerek. Yarım yüzyıldan daha fazla süredir devam eden lezbiyen, gay ve trans toplulukların aktivizmi sonucu toplumun cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine gösterdiği tavrın yumuşadığı bir gerçek. Artık pek çok toplum erkek ve kadınların görünüm, kariyer ve cinsel partner tercihlerinin geleneksel toplumsal sınırları aşması konusunda rahatsızlık hissetmiyor. Ancak konu biyolojik cinsiyete geldiğinde, ikili sistemi uygulamak konusunda ciddi bir toplumsal baskı mevcut.

Bu baskı, CGD ile doğan bireylerin, genital yapılarını “normalleştirmek” için ameliyat olmalarına sebep oluyor. Bu tip cerrahiler çok tartışmalı, çünkü onam veremeyecek kadar küçük bebeklere uygulanıyor ve nihai cinsiyet kimlikleri ile -kendi cinsiyet hissi ile- örtüşmeyen bir cinsiyet atanması riskini taşıyor. Bu nedenle interseks destek grupları, doktorlar ve ebeveynlerin çocuk kendi cinsiyet kimliğini dile getirecek, ki bu genellikle üç yaş civarında olur, veya ameliyat isteyip istemediğine karar verecek yaşa gelene kadar beklenilmesi gerektiğini söylüyorlar.

Bu konu bir dava nedeni ile tekrar gündeme geldi, dava Mayıs 2013’te Güney Carolina’da ovotestislerle doğan bir CGD -ambigus genital yapı ve hem testis hem yumurtalık dokusu olan gonadların olduğu bir klinik durum- olan MC’nin manevi ebeveynleri tarafından açıldı. MC 16 aylık iken doktorlar tarafından kadın cinsiyet atanacak şekilde ameliyat edilmişti -ancak sekiz yaşına gelen MC erkek cinsiyet kimliği geliştirdi. Tedavi sırasında devlet bakımında olması nedeniyle davada yapılan tedavinin malpraktis olması ile beraber devletin bedenin bütünlüğü ve üreme haklarını da ihlal ettiği öne sürüldü. Geçen ay federal dava düştü ancak devlete karşı açılan dava devam etmekte.

“İnterseks özellikler ile doğan çocuklar için bu çok önemli ve kritik bir karar,” diyor San Diego California’daki Thomas Jefferson Hukuk Fakültesi’nde biyolojik ve toplumsal cinsiyet konularında uzman Julie Greenberg. Bu davanın Amerika Birleşik Devletleri’ndeki doktorların CGD’si olan bebekleri tıbbi gerekliliği çok soru işareti olduğu halde yine de ameliyat etmelerini engelleyeceğini umuyorum diye ekliyor. “Bu dava, interseks bireylerin sadece doktorların uyum sağlamamıza ‘yardım’ etmek istediği için uğraşmak zorunda kaldığı duygusal ve fiziksel mücadeleler hakkında farkındalık yaratabilir,” diyor KADS ile doğan ve Las Vegas’ta Nevada Üniversitesi’nde interseks ve toplumsal cinsiyet çalışan sosyolog Georgiann Davis.

Doktorlar ve bilim insanları bu endişelere duyarlı, ancak MC davası bazılarını rahatsız ediyor – çünkü biyolojik cinsiyet hakkında hala öğrenilecek çok şey olduğunu biliyorlar. Tıbbi uygulamaları mahkeme kararı ile değiştirmenin ideal olmadığını düşünüyorlar ve CGD’si olan bireyler hakkında en doğru şekilde karar verebilmek için yaşam kalitesi ve cinsiyet fonksiyonları hakkında daha çok bilgi sahibi olmak istiyorlar – araştırmacılar da bunu yapmaya başladılar.

Eskiden CGD tanısı, hormon testleri, anatomik incelemeler ve görüntüleme çalışmaları ve bunun arkasından her seferinde tek bir genin çalışıldığı acı verici testler ile konurdu. Artık genetik tanı tekniklerindeki gelişmeler sayesinde bir seferde çoklu gen analizi yapılabiliyor, doğrudan genetik tanı amaçlanıyor ve böylece bu işlemler ailelerde daha az kaygıya sebep oluyor. Örneğin Vilain CGD’si olan XY bireylerde tüm ekzom sekanslama -bireyin tüm genomunun protein kodlayan bölgelerini dizileme- kullanıyor. Geçen sene genetik sebebi bilmeyen katılımcıların yüzde 35’ine tüm ekzom sekanslama ile muhtemel tanı önerdiler.

Vilain, Harley ve Achermann diyorlar ki, doktorlar genital cerrahiye gittikçe daha ihtiyatlı yaklaşıyorlar. CGD’si olan çocuklar tedaviyi ve desteği bireyin ve ailenin ihtiyaçlarını gözeterek yönlendiren multidisipliner gruplar tarafından takip ediliyor, ancak cerrahi yapılmasa da yine de bu çocuklar kız veya oğlan olarak büyütülüyor. Bilim insanları ve destek grupları genellikle bunu onaylıyor diyor Vilain: “Etrafta görülmeyen bir cinsiyet ile yetiştirilmesi çocuk için de zor olabilir.” Pek çok ülkede kadın veya erkek dışında herhangi bir şey olabilmek hukuken imkansız.

Yine de biyologlar biyolojik cinsiyetin bir spektrum olduğunu göstermeye devam ediyor, sonrasında toplum ve devlet bunun sonuçları ile uğraşmak ve çizgiyi nereye ve nasıl çekeceğini bulmak zorunda kalacak. Birçok trans ve interseks aktivist bireyin toplumsal ve biyolojik cinsiyetinin konu dışı olduğu bir dünya hayal ediyor. Bazı hükümetler de bu yönde hareket etmekte, ancak Greenberg bu hayalin -en azından ABD’de- gerçekleşmesi olasılığı için kötümser. “Cinsiyet belirteçlerinden toptan kurtulmanın veya üçüncü, belirsiz bir belirteç eklemenin zor olacağını düşünüyorum.”

Eğer yasalar bir kişinin kadın veya erkek olmasını gerektiriyorsa, bu cinsiyet anatomi, hormonlar, hücreler veya kromozomlar tarafından mı atanmalı ve bunlar birbiriyle uyuşmuyorsa ne yapılmalı? “Diğer tüm biyolojik parametrelere üstün gelecek tek bir biyolojik parametre olmadığına göre benim hissiyatım günün sonunda en mantıklı parametrenin cinsiyet kimliği olduğu,” diyor Vilain. Başka bir deyişle, eğer bir kişinin kadın mı erkek mi olduğunu öğrenmek istiyorsanız, en doğrusu o kişinin kendisine sormanızdır.

Çeviren: Ayşe Gülkızı

Bu yazının orijinali 22 Ekim 2018’de Nature dergisinde yayınlanmıştır.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.