Yasını tutamadıklarımızın, yazını da tutamıyoruz, baharını da. Sadece nefesimizi tutuyoruz ve bir sonraki hangimiz olacak diye bekliyoruz.

Judith Butler’ın sorusunu soruyorum günlerdir:

“Kim insan sayılır?”[1]

Cevabını alenen görüyorum, herkese nasip olmuyor insanlık. Sureten insan olsa da davranışı, ahlakı, insan olamadığını gösteriyor birçoğunun. Ve “oldum” demeye gelmiyor, bir gün insan olan, akşamına insanlığını kaybedebiliyor. Her an hâlden hâle geçiş de insanlığa dahil mi, bilinmiyor.

Kadınların, azınlıkların şiddete tabi tutulmasına, şiddete olmasa bile şiddetin olasılığına maruz bırakıldığına değiniyor Judith Butler. Bunun da sebebini, bedenlerimizin toplumdaki siyasi varlığına işaret ederek buluyor.

“Kimin yaşamı yaşam sayılır?”, Butler’ın sorduğu bir diğer soru. Bir kadın için ne büyük cüret bu soruları sormak, o ayrı ama cevabını vermek de her “babayiğidin/ anayiğidin” harcı değil. Ben deneyeyim bu suallere cevap bulmayı.

Gün doğumunun farkına varanın yaşamı yaşam sayılır evvela.

Gün batımının tadına varanın yaşamı yaşam sayılır mesela.

“İnsanların bir kısmını, hayvanların hepsini sevenler”[2]in yaşamı yaşam sayılır.

Bir bebeği kucağına alan, koluna taşlar dizen bir kadının yaşamı yaşam sayılır. [3]

Hayatı her hücresiyle hissedenlerin, gülüşü dünyaya bedellerin yaşamı yaşam sayılır.

“Mutlu olmayı kendi seçen”[4] bir köpek yavrusunu sımsıkı kucaklayan, gözlerinden, gülümsemesinden hayat fışkıran Pınar’ın yaşamı yaşam sayılırdı şüphesiz.

Pınar’ın cümleleriydi bunlar. Bir pınar gibi içinden hayat akan Pınar’ın… Mahrem bir şeye bakmanın suçluluğuyla baktım instagram hesabına. Hem mahreme bakmanın hem ona sahip çıkamamanın suçluluğuyla baktım. İçime içime saplandı gülüşü, hayata bu kadar sıkı sıkıya tutunan bir kızı hayatta tutamamanın ürpertisiyle baktım.

“Bitmeyen fotoğraf albümlerim olacak”[5] derken kalan fotoğraflarına Murathan Mungan’ın satırlarıyla baktım.

Nasıl da kayıtsız gülüyorsun hayata,

Öldüğünden haberi yok fotoğraflarının

diyerek baktım…

Madalyonu çevirelim şimdi. Pınar’a kıyanın yaşamı yaşam sayılır mı, bu apaçık bir kötülük çünkü. Ama bir de “kötülüğün sıradanlığı”[6] tezini doğrular, “öğrenilmiş kötülük”[7]ün pratiğini yapar gibi, öldüğünde “Ama canım o da…” yorumunu yapanların hayatını sorguluyorum. Kimin yaşamı yaşam sayılır?

Bir kadına bakarken açık mı kapalı olduğunu görmeden bakmayı öğrenemeyenler, hunharca öldürülen bir genç kızın arkasından elinde mezurayla etek boyunu ölçenler, hâlâ insanlık kadrosunda mı? Bir “nur içinde yatsın” demeyi çok görenler? Son sorumuzu da soralım şimdi. “Bir yaşamı yası tutulabilir kılan nedir?”

Yas tutmakla kastettiğim dövünmek, ağlamak olmadığını belirteyim. Yasın dönüştürücü etkisini kastediyorum; düşündürücü, dönüştürücü, birleştirici etkisini…

“Kayıp bizleri gevşek bir ‘biz’de birleştirdi. Eğer kaybettiysek, demek ki sahiptik, arzulamış ve sevmiştik, arzularımızın koşullarını bulmak için mücadele etmiştik,” der Butler.

Birleştirirse kayıplar bizi, daha az eksileceğiz sanki. Verilen mücadele, belki o zaman anlamlı olacak.

Yaz sonunu merak etmişsin Pınar, “Daha denize girmeden açılan saçlarım, yaz sonu ne hale gelir, izleyip görelim” demişsin, yazın sonunu göremedin Pınar.

Pınar’dan bu yana, kaç kadın daha aramızdan ayrıldı? Elinden tutamadığımız onlarca kadın… Sesini duyamadığımız bu kadınların hesabını da tutamıyoruz artık. Yasını tutamadıklarımızın, yazını da tutamıyoruz, baharını da. Sadece nefesimizi tutuyoruz ve bir sonraki hangimiz olacak diye bekliyoruz.

“Gözlerimin gördüklerine şükürler olsun” demiş Pınar, bizim gözlerimiz senin ölümünü de gördü Pınar.

“Gözlerini kapat ve hayallerini yaşadığını düşün. İstediğin her şeye sahip olduğunu, istediğin ülkede yaşadığını, ulaşmak istediğin her şeyi düşün. Mutlu olduğunu, güçlü biri olduğunu düşün. Düşündün mü hayallerini? Hissettin mi gerçek kişiliğini? Artık uyanma zamanı geldi, artık senin zamanın geldi…” yine Pınar’ın sözleri… Biten fotoğraf albümleri…

[1] Butler, Judith. Kırılgan Hayat. ‘Şiddet, Yas, Siyaset’’ makalesi.

[2] Pınar Gültekin’in İnstagram hesabı, 7 Aralık 2019

[3] 9 Eylül 2019, 28 Temmuz 2019

[4] 6 Ocak 2018

[5] 13 Haziran 2020

[6] “Kötülüğün Sıradanlığı” ifadesi Hannah Arendt’e aittir. Bknz. Kötülüğün Sıradanlığı, Metis Yay., 2009.

[7] Öğrenilmiş Kötülük, Zeki Coşkun’a aittir. https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2020/07/19/ogrenilmis-kotuluk/

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.