Penetratif seks hoşunuza gitmediği, gerçekleşmediği, bedeninizin henüz ‘evet’ demek istemediği bir şey olduğu için daha az kadın değilsiniz. Sadece başlıca korkunuzun ne olduğunu ya da neden var olduğunu anlamak istemeyen bir dünyada yaşayan bir kadınsınız.

Ella Byworth

Bu sene, Sh![1] ağrılı cinsel ilişki ile yaşayanlar için destek ve danışmanlık sağlayarak ve iyiliği sürdür şeması kapsamında yapılan bağışlarla sınırlı geliri olan kadınlar için dilatör setleri dağıttı ve Vajinismus Farkındalık Günü’ne dikkat çekti. Sh! vajinismus hakkında farkındalık yaratmak için vaginismusawareness.com blog sayfasında yayınlanmak üzere gerçek hayat hikayeleri topluyor. Aşağıda okuyacağınız, yazarının sizlerle paylaşmamıza izin verdiği bir hikaye.

Geçmişteki olumsuz deneyimleri tetikleyebilir: Travma

Lütfen bu hikâyeyi dikkatlice okuyun. İçeriğini rahatsız edici ya da travmatik bulabilirsiniz. Eğer böyle hissederseniz, lütfen ara verin. Belki bir arkadaşınızı arayabilir ya da sizi sakinleştirecek bir etkinlikle ilgilenebilirsiniz. Sevgiler, Sh! Ekibi xx

Hipnoterapistim bunu bana şöyle anlattı:

Bedenin ‘hayır’ dediğinde ve sen bunu görmezden geldiğinde (ve lütfen bununla ilgili kendine kızma, hayat bazen aklını karıştırır) bedenin, tehdit olarak algıladığı şeyden seni korumak için senin adına karar vermeye başlar. Bu durum, hayatta kalmak adına istemsiz olarak gerçekleşir. Bu bedenin görevi ve sen buna meydan okuduğunda aslında birkaç milyon yıllık evrimsel içgüdüyle mücadele ediyorsun demektir. Bedenin, beyninle tam iletişim kuramadığında bazen kendisi karar vermek zorunda kalır ve o zaman problemler ortaya çıkar; çünkü beden için ‘zaman’ ya da ‘neden’ kavramları yoktur, o sadece sana ‘şu anda’ nasıl hissettiğini söyleyebilir ve ona göre davranır. Eğer bedenin travmatize olduğunu hissediyorsa, beyninin travmadan ne anladığından bağımsız olarak, o travmayı ‘şu an’ hissediyordur. Ve beden gerçekten uzun süredir o ‘şu anda’ bulunuyor olabilir.

18 yaşından beri vajinismusum olduğunu 38 yaşına gelene kadar fark etmedim. Normal olmadığımın farkındaydım, tampon kullanamıyordum, parmaklarımı sokamıyordum, bana (yanlış olarak) öğretildiği gibi bir delik olması gereken yerde tam olarak hiç boşluk yoktu. Aynı zamanda, saydığım pek çok tezatlığa rağmen, genital organlarımın içinde zevk veren duyumlar hissetmiyor oluşumu da ‘olduğu gibi’ kabul ediyordum. İçgüdüsel olarak ben ya da daha doğrusu bedenim bir şeylerin yolunda olmadığını biliyordu. Ancak, bu konuyu nasıl ve kimle konuşabileceğimi bilmiyordum. Yeni tomurcuklanan cinselliğimi parçalamasına rağmen, bu durumu kesin olarak olduğu gibi kabul etmemde tek sebep vardı, utanç. Bu yüzden ben de bunu kapattım, yok saydım, üzerini örttüm; çünkü bunun ‘ne’ olduğunu bile söyleyecek sözcüklerim yoktu. Cinsellikle ilgili eğitimlerde ‘bu’ durumlara hiç değinilmiyordu.

Tüm bunların ne olduğunu anlayınca nihayet özgür, rahatlamış, ‘normal’ hissettim; ama bundan sonra kendi yolunu bulması için bırakana kadar başka bir zehirli duygunun üstesinden gelmem gerekti, öfke. Genç bir kızın hayatında kendini açmak istediği bu önemli zamanda beni kapattığı için bedenime acayip öfkeliydim. O zamanlar bedeninizin sizi savunmak için kullandığı üstü kapalı ve karmaşık yolları henüz kavrayamamıştım; çünkü bana bedenim benimle savaşıyormuş gibi geliyordu. ‘Her şeyin nasıl olduğunu bilenlerin’ söylediği şeyleri yapmıyordu. Esas düşmanımın o olduğuna ikna olmuş olduğumdan aslında bedenimin benim tarafımda olduğunu fark etmedim.

Hikayemin bu noktasında, tek kişilik gösterim ‘Giriş Yok’tan bir bölüm olan monologumu henüz izlemediyseniz, şimdi izleyin ya da sadece okumaya devam etmeyi tercih ederseniz, kısa versiyonunu anlatacağım.

Ergenlik dönemimde alay konusu olduğum için oğlanların yanında çok güvensizdim. ‘Güzel’ ya da ‘seksi’ değildim. Hiçbir şekilde seksi görünmüyordum ve zaten nasıl oluncağını da bilmiyordum. Bu anlamda (artık yüzeysel bir bakış açısı olduğunu biliyorum) önemsizdim. Bu yüzden 18 olduğumda ablamın her şeye hevesli olduğunu bildiğim bir arkadaşının kollarına atıldım. Böylece en azından üniversiteye bir çeşit “yetişmişlik” duygusuyla başlayabilirdim; çünkü henüz biriyle bir şey yaşamamıştım. Söylemeye gerek yok, ilk seferim harika değildi. Nadiren harikadır, değil mi? Bize satılan bir diğer mit de bekaretin ‘kıymetli’ olduğu ve onu ‘vermenin’ bir şekilde sizi değiştireceğidir. Eğer ilk seks deneyimim sadece kötü olsaydı ve vücudumun istila edilmiş olduğu duygusuna karşı koyabileğim herhangi ‘güzel bir şey’ (öpücükler, ya da ürpertiler ya da bilirsiniz değer verildiğini hissetmek gibi) yaşasaydım, tam bir vajinismusa döneceğini sanmıyorum. Başıma gelen şu oldu: Cinsel olarak kendine çok güvenen ablam çıkıp geldi, bizimle birlikte yatağa girdi, birlikte iyi anlaştılar ve her ikisi de görünüşe göre varlığımı unuttu. Bu olayı, 20 yıl sonra ablamın cenazesinde onu görene kadar unutmuştum ve tüm bu süre zarfında kimseyle yakınlaşmamıştım (öpüşme, dokunma, ‘güzel şeyler’ yok, hiçbir şey). Çünkü o dönemde önemsiz olmakla ilgili endişem artmıştı. Esasen, sevdiğin birinin sebep olduğu travma bunu güçlendiriyordu ve değersiz, yetersiz ve çirkin hissetmiştim. Denemekten vazgeçtim. Neden olduğunu anlamadığım bir şekilde bir yandan bana en ufak bir cinsel imâda bulunan erkeklerden korkuyor öte yandan etkilendiğim insanlarla yakınlaşmak için can atıyordum. Görünen o ki kırılganlığımla onları kendimden uzaklaştırıyordum. Ancak tam olarak neden bu kadar kırılgan hissettiğimi anlayamadığım için her reddedilişimi kişisel algılıyordum. Olumsuz sesleri besledikçe gerginlik o kadar arttı ki sonunda beni uyuşturdu ve hissedemez oldum. Bir yanımla çekerken diğer yanımla itmek için hep tetikteydim. Bu durum anlaşılması zor bir tür dünyevi cehennemdi.

Kardeşimi kaybetmekle ilgili travmam felaketti. Tamamen dağıldım. Hayatımın bir sonraki yılı berbattı. Sürekli isimsiz bir dehşet ve halen adını koyamadığım duygularla doluydu. Yas, tedavi olacağınız ya da kontrol edebileceğiniz bir şey değil, her zaman bedeninizin içinde sizinle beraber kalıyor; fakat zamanla başa çıkılabilir, katlanılabilir oluyor. Herhangi bir günde ona boyun eğmeye ne kadar dayanabileceğiniz ya da unutmaya ne kadar ihtiyacınız olduğuyla ilgili onunla pazarlık yapabilirsiniz.

Söz konusu vajinismus ise onun ne olduğunu ya da neden orada olduğunu bilmeden onunla pazarlık yapamazsınız. Vajinismusu bedeninizde bağ hissetmediğiniz, uyumlu olmadığınız her hücrenizle yanınızda taşırsınız ve sizin bir parçanız gibi hissetmediğiniz bir şeyi bırakamayacağınız için, sadece bir parçanız değil, belirleyici bir parçanız olana kadar vajinismus her geçen gün özünüzün bir parçasını tüketir. Onu normalleştirirsiniz. ‘Ben böyleyim, hissiz, kapalı, gergin,’ diye düşünürsünüz. Bana dönersek, sebep ve sonuç hakkında bağlantı kuramıyordum. Beynim bedenimin işgal edildiği duygusu karşısında ruhumun başa çıkamayacağı yeterli, arzulanır, değerli ve seksi olmayı beceremediğime dair çarpık bilgileri unutturmuştu.

İlaç tedavisi ve danışmanlık sonrası sonunda iyileştiğimde, yasla cinselliğimi bastıran travmanın tamamen farklı iki şey olduğunun farkına vardım. Ve bir şekilde bu bilinçsiz kapanmanın ardından gelen şiddetli öfke özünde olumlu bir şey, benim bu durumla başa çıkma şeklimdi. Bunu düzeltmek ve hakkında konuşmak beni kararlı biri haline getirdi, cesaretli olmam ve daha önce kimseye anlatmadığım şeyler hakkında konuşmaya başlamam için yüreklendirdi. Bu şeyin üstesinden gelme çabası olarak bir oyun yazmak istediğime karar verdim. Rol yapmak, yaratmak, eğlendirmek ve sahnede hoplayıp zıplayarak şov yapmak gibi sevdiğim ve iyi olduğum bir kanal aracılığıyla bunu yapmaya ihtiyacım vardı. Görünür ve değerli hissettiğim tek yer orasıydı.

Ancak sorunu ‘düzeltmek’ kolay olmadı; çünkü temelde vajinismus ile ilgili dil bunun tedavi edilmesi gereken anormal bir şey olduğu fikrini benimsiyor. Çok kadınsı bir ‘duruma’ yöneltilmiş bir sürü eril doktrin var. Bedeninizin ‘hayır’ demesi anormal bir şey değil. Anormal şekilde kasılı vajinal kaslarla doğmadınız, bedeniniz başına, sizin başınıza gelen bir şey nedeniyle bunu öğrendi ve durum tamamen zihinsel ya da fiziksel olsa da er ya da geç birbirinden beslenmeye başlar, aksi nasıl olabilir ki? Hepsi sizsiniz ve kendinizden kaçış yok. Bu yüzden soru asla ‘sizde ne sorun var?’ olmamalı. Soru, bedeninizin neden ‘hayır’ dediği olmalı. Bu küçük soru, bilfiil bir sağlık profesyoneli tarafından sorulduğunda dehşete düşmüştüm. Beni tam bir ruhsal çöküntü yaşarken gördüğünde, dilatörlerle birlikte psikoseksüel terapi öneren bir aile hekimim olduğu için çok şanslıydım. Kadın bir jinekoloji hemşiresiyle konuştuğumda ilk sorusu ‘cerrahi düşündünüz mü?’ olmuştu. Evet, doğru. İlk sorusu buydu: kadın bir jinekoloji hemşiresi. Lanet olsun. Bedenlerine ne olduğuna dair bu endişeyle bir sağlık çalışanına başvuran ve ilk çözüm olarak cerrahi sunulan, yerlerinde olmuş olabileceğim tüm genç kadınlar adına anında öfkelendim. Sağlık profesyonellerinin psikolojik bir nedenin doğrudan fiziksel sonuçlarına yönelmelerine dair var olan yaklaşımlarına güvenmediğimi fark ettim. En sonunda, bu kafa karıştırıcı çirkinlik beni, kendime kendi bildiğim yoldan yardım etme konusunda yüreklendirdi. Günün sonunda, bedeninizde ne olup bittiğini kimse sizden daha iyi bilemez ya da daha doğrusu, siz saymayı bıraksanız da bedeniniz skor tutmaya devam eder.

Spiritüel bir tip olarak, bütüncül bir bakımı tercih ettim ve sonuçta bu bakımın, gergin kaslarımın gevşemesine yardım etme anlamında bana çok faydası oldu. Hipnoterapi, Yin yoga ve mindful (farkındalıklı) mastürbasyon gibi şeylerle bedenimi, zihnimi ve ruhumu bütün olarak iyileştirmeye çalıştım. Kendi anatomimle ilgili kendimi yeniden eğittim ve okulda verilen seks eğitiminin tamamen yetersiz olduğunu anladım. İsmi talihsiz bir şekilde Vagi-wave olan (gerçekten, niye öyle bir isim verilir?), gece takılan ve beni istila etmeyen bir dilatör ile atılım yaptım (kelime oyunumu bağışlayın). Bedenimi aktif olarak dinlemek için çokça zaman harcadım. Her ne kadar vajinismusuma neyin sebep olduğunu sorgulamamış olsam da bu durumun bende yarattığı sonuçlarını o kadar uzun süre görmezden gelmişim ki sonunda bedenimin onu dinlemem için bazı etkili adımlar atmak zorunda kalmış olduğunu anladım. Bütün olumsuz düşünce süreçlerini bozuk bir plak gibi tekrar tekrar çalmış; ama bunları onaramamış ya da sonlandıramamıştım. Durumun ‘eninde sonunda içime bir dildo yerleştirip iyileşirim’ kadar basit olmadığını anlamam için bedenimin bana, varoluşsal umutsuzlukla dolu sıradan düşünceler üretmesi gerekmişti.

Jinekoloji hemşiresiyle yaptığım telefon konuşması beni harekete geçirdi. On sekiz yaşında izlemiş olsaydım, bekaret, karşılıklı onaya dayalı haz, otonomi ve bedeninizin sizinle nasıl ilgilendiğine dair bakış açımı tamamen değiştirmiş olacak olan bir oyun yazmaya karar verdim. Kişisel hayatım hakkında çok açık olmak istedim. Tomurcuklanan feminist yolculuğum sonucunda utancı, otosansürü ve gereğinden fazla ifşa olmakla ilgili kaygılarımı geride bırakarak bu hoş noktaya gelmiştim.

Gördüğünüz gibi vajinismus hali başka şey, büyük oranda bu nedenden ötürü sürekli bekar olma durumu başka şey. En sonunda kendimi ‘iyileştirdiğimde’, artık ben farklı olduğum için her şeyin farklı olacağına dair saf bir düşüncem vardı. Ancak durum değişmedi. Kendi yolculuğumun sürecinde pek çok açıdan bana ilham veren Caitlin Moran, Deborah Frances White ve Phoebe Waller Bridge gibi kadınlar vardı. Ne var ki kamusal alanda ben ve benim gibi kadınların tam olarak bağ kurabilecekleri, ‘penetrasyonlu seks yapamıyorum, hiç erkek arkadaşım olmadı, eee? Bu beni daha az muhteşem mi yapar? Sanmıyorum’ diyen rol model kadın neredeydi? O kadını bulamadım ama o ve bizim gibi pek çok kadının orada bir yerlerde olduğunu biliyorum. Esas sorun utandıkları için bulunmak istememeleri. Bunu tamamaıyla anlayabiliyorum. Bu yüzden öne çıkmaya karar verdim, böylece beni bulabilecekler, birbirimizi bulabileceğiz. Bu nedenle oyunda, aslında, tüm yakınlaşma olasılıklarını, artık kimsenin benimle yakınlaşmak istemediğine inanacak kadar uzun süre uzak tutmuş olan 38 yaşında bir bakire olduğum konusunda dobra davrandım. Bu, benim vajinismusla olan deneyimimdeki en saldırgan tarafım oldu.

Konu hiçbir zaman sadece vajinismusla ilgili değil, metaforik olarak sizin için temsil ettiği şeyin ne olduğu ile ilgili. Ben vajinismusu, giderek yayılan endişenin fiziksel bir dışavurumu olarak görüyorum ki bütün bu sosyal koşullanma, tüm hayatım boyunca daimi bekar olmam gerçeği ile beni sakatlamıştı. Arzumu kendime çevirmiştim; çünkü hiçbir zaman karşılık bulmamıştı ve her ne kadar şimdi, bilinçaltımın beni elde edilemeyecek insanlara yönlendirdiğini bilsem de bilinçli olarak bunun farkında değildim ve bu yüzden tüm reddedilişleri kişisel algıladım. Bu durum, özsaygınıza gerçekten büyük zarar veriyor ve insanlar size ‘bir şekilde kendini sevmeyi öğrenmelisin’ dediklerinde, iyi niyetli olduklarını ve bunu kesinlikle yapmanız gerektiğini biliyorsunuz. Ancak, birinin sizin ne düşündüğünüzü anlamasını beklemek büyük bir dilek. Farkında olmadan sizden istedikleri, kendinizden nefret etmenizi sağlayan şeyi sevmeniz ki bu imkansız. Hayatınızın kalanında yalnız olacağınıza dair o çok gerçek korkunuzu ortadan kaldırmıyor, çünkü içinde yaşadığımız dünya benim gibi kadınlara, pek çok sinsi ve zalim yolla, penetratif vajinal seks yapamıyorsan yok sayılırsın çünkü aynı zamanda hem yetersiz hem de çok fazlasın diyor.

Bu kırılganlığı nasıl kabul edeceğimi bilmiyordum, maskeledim ve ‘çaresiz’ görüneceğim durumlardan uzak durdum, bu yüzden muhtemelen ‘ilgisiz’ göründüm. Bu dünyada içsel bir savaş alanına dönmüş bir bedenden daha yalnız bir yer yoktur, öyle ki, silahları bırakmaya yardımcı olabilecek herhangi biriyle konuşmak, görüşmek ya da herhangi birini davet etmek istemezsiniz. Ya bu kişi donanımsız ve yorgun olduğunuz halde yeterli mühimmatınızın olmadığı yeni bir savaş başlatırlarsa? Ya da daha kötüsü, anlamayarak güler, iğrenerek geri çekilir ve farkında olmayarak size kendinizi incitmeniz için yeni mermiler yaptırırsa?

Eskiden olduğundan daha çok ‘kendimi seviyorum’ gibi hissediyorum ve kişisel hazla ilgili bedenimin kapasitesini araştırmam bunun önemli bir parçası olageldi. Buna rağmen eğer büyük kompleksiniz yalnızlık hastalığı ise kendini sevmenin de sınırları var. Yanlış anlamayın, seks oyuncaklarını keşfetmek her zaman eğlenceli oldu ve onlarla deneyler yapmayı şiddetle tavsiye ederim ama bu oyuncaklarla kendi başıma ne kadar oynarsam oynayayım, temel psikolojik gerçek olan kimsenin bana işlevsel olmayan bir yakınlıkla dokunmamış olmasını telafi edemem. Kelimenin tam anlamıyla dokunulmaz hissediyorum. Temel bir hak olan fiziksel temasla beslenme daha fazla acıyı katlanmaya hazır olmadan isteyebileceğim bir şey değildi. Haz alma kapasitemin orada olduğunu hissediyordum ama sanki ‘sıkışmıştı’. Hâlâ bir duvar vardı. Sahneye çıktığımda, ne kadar çok yaparsam yapayım konuşma terapileri, pelvik taban egzersizleri, erotik konuşmalar ya da tantrik dansın bedenimle arkadaş gibi hissetmemi ve bütün bunları geride bırakmamı sağlamayacağını fark ettim.

İşin püf noktası kendime yeni bir hikaye anlatamıyor olmamdı. Bu hikâyenin içinde, bedenimin gardımı indirmesini sağlayacak bir şey yoktu; çünkü peşinde koştuğum bu deneyimin her zamankinden farklı olacağına ya da benim bundan yara almamamın hiçbir imkanı daha doğrusu bunun garantisi yoktu.

Seçenek olarak sunulan ya ‘daha provokatif giyinip flört uygulamalarında zaman geçirmem’ ya da bana ‘seninle ne yapacağımızı bilmediğimiz için kız kurusu olarak ormandaki mağarada binlerce kedinle emekli ol’ denildiği bir dünyada yaşıyordum. Genç ve hassas kadınların, ne istediklerini tam olarak anlama şansları olmadan birer seks objesi olarak değerlendirilmedikleri ideal bir dünyada olması gerektiği gibi bir deneyimi bedenime yaşatmak için gerekli altyapımın olmadığını düşünüyordum.

Diğer tüm yönlerden kendimi yetişkin bir kadın gibi hissederken, temel bir parçam donmuş hissettiği bir bölgede sıkışıp kalmış, çocuksulaşmışsa, o temel parçanın daha da kötüleşmemesi için ne yapabilirim? Bedenimin kalan kısmım ile arayı kapatması için başka biriyle tamamen farklı bir cinsel deneyim yaşamam gerektiğini kabul etmem gerekiyordu. Ve bu benim için büyük bir çelişkiydi. Seksi arzuluyordum ama aynı zamanda ondan ödüm kopuyordu. Herkes gibi dürtülerim olmasına rağmen bende kimsenin hakkında konuşmadığı bir engel vardı. Erkekleri o kadar çok yanlış anladım ki, dokunulmaz ve arzu edilmez olduğuma inandım. Feminizm konusunda kendimi geliştirdikçe bu durumun benim için önemli olduğu gerçeğinden nefret ettim. Bunu nasıl çözebilirim? Kiminle çözebilirim? Zihinsel ve duygusal olarak daha fazla reddedilmeye dayanamayacağımı ve fiziksel olarak bedenimin ya boş vermem ya da onu özgürleştirecek kadar cesur olmam için yalvardığını biliyordum ki her iki yol için de ne geri dönüş ne de beni ileriye götürecek bir berraklık vardı.

Patriyarkanın zehirli açıklamasını ancak onun kadar zehirli olabilecek başka bir açıklamanın kafa karışıklığına maruz kaldığımda fark ettim: ‘Bir erkeğe ihtiyacın yok, en iyi orgazmı kendi kendine yaşayabilirsin, güçlüsün, olman gereken tek şey kendinsin.’ Yine lütfen yanlış anlamayın, kadının güçlenmesi taraftarıyım, bu benim için yeni, keşke çok daha önceden bir parçası olsaydım, ancak kendi güçlenmeniz için elinizdeki araçlar kendi mayın tarlaları ile birlikte geliyorlar. Endişelenmeyin, tüm bunlar mutlu sonla bitiyor ya da daha çok yeni bir başlangıçla. Bu da beni, bu kadar kısa sürede ortaya dökeceğimi düşünmediğim şeyleri anlatacağım şimdiki zamana getiriyor ki bence bu önemli ve artık zamanı geldi.

Yazmaya başladığımda, felaket senaryoları yazıp sürekli bir erteleme halinde olduğum altı aylık bir süreçten sonra artık karar verip geceyi bir erkek eskort ile geçirmemin üzerinden üç gün geçmişti. Sonunda kendime açık bir ültimatom vermiştim: Ya hayatıma devam edecektim ya da ‘tüm bu korkunç boku’ yaşamaya, muhtemelen sonsuza kadar, devam edecektim. Kaygılı olsam da verdiğim karar kolaydı; çünkü hiçbir korkuyu kaygı olmadan yenemezsiniz. Kontrolün bende olduğu bir durumda, beni reddetmeyecek ya da muğlaklıkla kafamı karıştırmayacak, hemen sonrasında ablamla seks yapmayacak biriyle beraber olmalıydım. Aynı saçma tekerlemeleri tekrar etmeyeceğim ve aynı zamanda yatak odasına gittiğimizde ya kafayı yiyip kendim için tadımı kaçıracağımı ya da heyecanımı kaybetmemek adına ‘aynı şey değil’ diyerek bedenimi pasifleştireceğimi bilebilecek şekilde tanımaya çalışmayacağım biriyle. Bunun için çokça uğraşmam gerekiyordu, benim için sıradan bir şey yoktu.

Bu tamamen benim ‘diğer hikayem’ olacaktı ve çoktan bir sonraki oyunun konusunun ne olacağına karar vermiştim, o yüzden amaca uygun devam edeceğim.

Hassas, sezgisel, sabırlı bir adamla harika bir deneyim yaşadım. Aynı zamanda müthiş seksi olmasının da büyük yararı oldu. Seksi derken, görünüşü kadar kişiliği, davranışları ve özgüvenini de kastediyorum. Yatakta işinde çok iyi olduğu kadar yatak dışında da iyiydi. Duyulur, güvende, görünür ve çekici hissettim. Bedenimin haz almak ve vermekle ilgili kapasitesi hakkında çok şey öğrendim ki tek bir gecenin verdiği hasarın, tam tersi giden başka bir geceyle bu kadar kolay ve hızlı düzelmesinin rüya olmadığına hala inanmaya çalışıyorum. Kendimi, 18 yaşındayken içimdeki potansiyel cinselliğin donduğuna dair bedenimin yaptığı çarpıtmanın sonucunda oluşmuş olan yılların cinsel geriliminin rahatladığı bu yeni deneyime teslim edebildim. On sekiz yaşındaki o kıza güvenmiş olduğu iki kişi tarafından, aslında onun hakkında hiçbir şey bilmeden şu sözler söylenmişti: “Bu, seninle alakalı değil, senin boyunu aşar, şansını kaybettin, senin suçun.”

Tamamen bana odaklanmış birinin olması ve tüm bu yolda rahatlamama yardım etmesi çok zevkli olduğu kadar yoğun ve eziciydi. Düşününce bunu en çok, ikinci doğumuna şahit olduğum arkadaşımın yaşadıklarına benzetebilirim. Kulağa biraz tuhaf gelebilir ama gerilim, acı ve kasılmamı dolu dolu bir anlık rahatlamayla ‘doğurduğumu’ hissettim ve güldüm/ağladım. Onun o güzel bedenine yaslanıp ağlayarak bunu açıkladığımda benim için oradaydı. “Her şey yolunda. Sadece çok mutluyum.” (Bu içinizde bir yere dokunduysa, bir kadının ‘ağrıyan bedenini’ iyileştirmekle ilgili olan Eckhart Tolle’nin Ağrılı Bedenin Çözülmesi: Şimdinin Gücü kitabındaki alıntıyı okumanızı öneririm.)[2]

Halen daha, yıllarca aç bıraktıktan sonra sunduğum ziyafete teşekkür eden bir bedenin içinde olma durumunu sindirmeye çalışıyorum. Cinsel dürtülerini ya da belki bana duyduğu kıskançlığını, benim hakkımda düşündüklerini bilerek, benim duygularımın önüne koyan ablama duyduğum gecikmiş öfkeyi çözümleyebileceğimi hissediyorum; çünkü artık meselenin gerçekte ne olduğunu anladım. Ablamı ya da arkadaşını yaptıkları korkunç şey için bağışlamıyorum ama artık büyük bir yalana dayanarak incindiğimi hissetmiyorum. Biriyle yapılan iyi seks o kadar iyi hissettiriyor ki, bedeninize en iyisini vermek istiyorsunuz. Bazen en iyisini ‘şu anda’ istiyorsunuz ve başkasının ne hissettiğini her zaman fark etmiyorsunuz.

Aslında dönüp dolaşıp aynı yere geldim ve arada utanç, toplumsal kabuller ve kurban zihniyetim yüzünden yaşadığım acılar için pişmanlık duymuyorum; çünkü tüm bunlar beni bu noktaya, bu yeni ‘şimdiye’ getirdi. Bir sürü ihtimal var. Kendimden ve kırılganlıklarımı kendilerininkiyle özdeşleştirebilecek, saygılı, değerli insanların potansiyellerinden gelecek başka iyi şeyleri dört gözle bekliyorum. Size sizin vajinismusunuzun düzelmesi için bir eskortla yatmanızı, ‘kesinlikle hiçbir bağ olmadan’ tek gecelik harika bir seks yaşamınızı ya da bahsettiğim diğer şeyleri önermiyorum. Bu çok kişisel bir şey. Ancak şunu söylememe izin verin: Bedeninizle daha rahat, daha bütün, daha senkron hissetmenize yardım edecekmiş gibi görünen her neyse, yargılamadan ya da utanmadan ya da suçlu ya da en önemlisi baskı altında hissetmeden deneyin. Bu, eskortumun hemen fark ettiği şeydi. “Kendine çok fazla yükleniyorsun.”

Bu baskıyı kimse sizin üzerinizden kaldıramaz, kendinizi denemeye ve bundan kurtulmaya hazır hissettiğiniz bir yol, bir yer bulmalısınız. Olduğunuz gibi olmak, korkmadan nasılsanız öyle kalabilmek için kendinize izin vermenin yollarını geliştirmeye ihtiyacınız var. Korkmadan, olduğu gibi diyebilirsiniz.

Vajinismustan iyileşme yolculuğunuzun neresinde olursanız olun, şunu bilin ve ne zaman biri bu konuda kötü hissetmenize neden olursa hatırlayın:

Sizde ya da bedeninizde hiçbir ‘sorun’ yok.

Hiçbiri, hiçbir zaman sizin suçunuz değildi.

Suçlu hissetmenizi ya da utanmanızı gerektirecek hiçbir şey yok.

Bozuk değilsiniz.

Penetratif seks hoşunuza gitmediği, gerçekleşmediği, bedeninizin henüz ‘evet’ demek istemediği bir şey olduğu için daha az kadın değilsiniz.

Sadece başlıca korkunuzun ne olduğunu ya da neden var olduğunu anlamak istemeyen bir dünyada yaşayan bir kadınsınız. Fakat orada size yardım edecek şeyler ve kişiler de var, bu yüzden onları arayacak kadar değerli olduğunuzu bilin ve en önemlisi bedeninizi dinleyin, çünkü o ‘evet’ dediğinde, harika hissediliyor.

Çeviren: Irmak Saraç

Bu yazının orijinali 12 Eylül 2020’de vaginismusawareness.com’da yayınlandı.

[1] ç.n. İngiltere’de bir kadın seks shop.

[2] ç.n. Alıntı şu şekilde: “Olana teslim ol. Hayata evet de ve hayatın nasıl aniden sana karşı değil de senin için işlemeye başladığını gör.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.