Talep etmek için “bilmek” gerekiyor. Bu yüzden kürtaj, en çok kadınlar tarafından tartışılmalı.

Mevcut tıbbi yöntemlerin en popülerinden olan kürtaj bir süperstardır âdeta! Tıp, hukuk, demografi, din, ekonomi, etik; hepsinin kürtaj hakkında söyledikleri, söyleyecekleri vardır. Erkin her zaman ilgi alanında bulunmuş, kimi zaman akıl almaz benzetmelere, karşılaştırmalara maruz kalmış, üzerine yapılan değerlendirmeler yalnızca farklı görüşte olanları karşı karşıya getirmekle kalmamış; destekleyicileri arasında da “feminist bir kürtaj savunusunun nasıl yapılması gerektiği” uzun uzun tartışılagelmiştir.

Türkiye’de kürtaj, 10. gebelik haftasının sonuna kadar yasal. Odaklanılması, hatırlanması, savunulması gereken “sahip olunan yasal bir hak” olmasına rağmen pratikte kürtaj kamu hastanelerindeki uygulanma alanını sessiz sedasız kaybediyor, üstelik artık yasal olmadığı algısı da yaratılarak…

İnternet tarayıcılarına ”kürtaj” sözcüğü yazıldığında karşılaştığımız “güvenli ve gizli” yapıldığı özellikle belirtilen kürtaj reklamları, Türkiye’deki kürtaj uygulamasının son durumunu özetliyor ve pek çok kadın kürtajın artık yasak olduğunu ya da saklanması gerektiğini düşünüyor.

Yatak odalarına sızan devlet, kadın bedeni üzerinden çocuk sayısına, doğum şekline karışıyor, ancak aynı devlet erkeğe karşı mesafeli duruyor. Erkek cinselliği ya da erkek üreme organlarıyla ilgili ameliyatlar hiç ilgisini çekmiyor. Belki de bu yüzden vazektominin* bir korunma yöntemi olduğu dahi hatırlanmıyor.

Feminist cephede hak temelli argümanlarla başlayan kürtaj tartışmaları, ceninin yaşama hakkıyla kadının kendi bedeni üzerinde karar verme hakkını karşı karşıya getirdiği; kadın ve cenini, hakları ve çıkarları çatışan taraflar olarak konumlandırdığı; bir çeşit haklar hiyerarşisi ortamı yarattığı için eleştirilmeye açık. Kadın aslında kürtaj konusundaki hak mücadelesini cenine karşı değil, erke karşı veriyor. Ceninin üzerinde iktidar kurma durumu, kadının da iktidar sahibi olduğunda “güç kullanımını” meşrulaştırdığı anlamına gelebiliyor. (1)

Kararların, sonuçlarından etkilenecek bireyler tarafından verilmesi gerektiğini düşünen sorumluluk- karar verme prensibiyle kürtaj tartışması yapan gruplar, yaşama hakkının sadece dünyaya gelmekle sınırlı olmadığını, hayatta kalabilmenin de bu hakkın bir parçası olduğunu, çocuk bakımıyla ilgili yükün baba ve devlet tarafından üstlenildiği bir düzen oluşana kadar gebeliği sonlandırma kararının anneye ait olduğunu savunuyor. (2)

 

Kadın ve erkeğin ahlaki çatışmaları farklı yöntemler kullanarak yönettiğini savunan özen etiği kavramına göre ise kadın zihni; fizyolojisinin de etkisiyle, karar verme mekanizmasını özen ve sorumluluk kavramları üzerine odaklıyor. Kadının doğal farklılıkları ve cinsiyetçi ayrımcılığa maruz kalması, bu özel bilinç ile etik değerlendirme hakkına sahip olmasını gerekli kılıyor. Bu söylem, kadınlara yüklenen özen göstermek ve sorumluluk almak konularındaki toplumsal yargıları pekiştirdiği, olumladığı için tartışmaya açık. (3)

Savunusunu, üreme özgürlükleri başlığı altında yapan gruba göre ise kürtaj sadece bireysel değil, toplumsal bir hak. Tek başına kürtaj hakkına sahip olmak, kürtaj yaptırmak için gerekli masrafları karşılayabilecek maddi haklara sahip olmadıkça anlamsız. Üreme ihtiyaçları bireysel ve değişken olsa da, üreme özgürlükleri başlığı kapsayıcı. Bu özgürlükler kadınların istedikleri zaman ve istedikleri kadar çocuk sahibi olma ya da hiç çocuk sahibi olmama haklarını içeriyor. Doğum kontrolü (erkekleri de kapsayan) ve çocuk bakımı konularında da devletin sorumluluğunu hatırlatıyor.

Kürtaj hakkındaki farklı her görüşün üzerinde ortaklaşabildiği belki de tek nokta şu: Hiçbir kadın kürtaj işlemini yaptırmak zorunda kalmak istemiyor ve her kürtaj aslında devletin yanlış üreme politikalarının ve karşılanmamış sağlık hizmetlerinin bir sonucu. Ayrıca her kadın anne olmak istemiyor ve bazı kadınlar için kürtaj travmatik bir deneyim değil.

Kürtajın ülkemiz için özellikle son yıllarda bu kadar “mesele” olmasının altında bir çeşit erkeklik krizinin yattığını düşünüyorum. Erk, kadın bedenini sınırlamak üzerinden kendi sınırlarını korumaya çalışıyor. Güçlenen kadın karşısında, kürtajın araç olduğu bir yargılama ile bir çeşit erkek intikamcılığı yaratılıyor. Belki de kadının biyolojik kapasitesinden korkuluyor. Doğum kontrolü, üreme ve cinselliği birbirinden ayırdığı için doğum kontrol yöntemlerine erişim de kısıtlanıyor.

Bilimin onu üreten erkeklere ayrıcalık tanıdığını bilmeme rağmen, bir jinekolog olarak mesleki pratiğimdeki kürtaj savunusunu pozitivist kriterler üzerine oturtmak zorunda kalmaktan rahatsızlık duyuyorum: “Beyin ölümü yaşamın sonu olarak kabul ediliyorsa beyin yaşamının başlamadığı süreçte yaşam henüz başlamamış demektir. DNA’ya sahip olmak, yaşam hakkına sahip olmak anlamına gelseydi sperm ve yumurta hücrelerinin de yaşam hakkı olurdu. Tüp bebek merkezlerinde kullanılmayan ceninler rahatlıkla imha edilebiliyor ve hiç kimse onların yaşam hakkını savunmuyor” gibi argümanlarla kadınların kürtaj kaygılarını azaltmaya çalışırken aslında kürtajı medikalize ediyor ve o kaygıyı daha “değerli” bir hâle mi getiriyorum?

Kürtaj, yasak tanımıyor. Yasaklanması yalnızca yapıldığı koşulları değiştiriyor. Bireysel kürtaj tartışmamı yaparken mesafeli durmak istediğim bilimden, belki de en çok bu noktada faydalanıyorum, çünkü güvensiz ve kayıt dışı koşullarda yapılan kürtaja ait komplikasyonlar oldukça sık ve hatta ölümcül. Yaşam hakkından bahsedilirken bu bilginin göz ardı edilmesi, kürtajı tartışan diğer disiplinlerin samimiyetsiz duruşuna karşı kadınların daha fazla söz üretmesini gerekli kılıyor.

Talep etmek için “bilmek” gerekiyor. Bu yüzden kürtaj, en çok kadınlar tarafından tartışılmalı, “kürtaja erişim hakkı” kavramı üzerinden yeni bir bilinç ve algı yaratılmalı ve Türkiye’de kürtajın yasal olduğu unutulmamalı…

*Testislerden çıkan sperm ileti yollarının cerrahi bir girişim ile kesilerek bağlanması ile spermlerin meniye ulaşmasını engelleyen etkili, güvenilir ve kalıcı bir doğum kontrol yöntemi.

1) Symtth, Lisa. “Feminism and abortion politics: Choice, Rights and Reproductive Freedom”, Women’s Studies International Forum 25 (2202):335-345

2) Jaggar, Alison M. “Abortion and a Women’s Right to Decide” Living With Contradictions: Controversies in Feminist Social Ethics ed. Alison M Jagger 8 Colorado: Westview Press, 1994), 281-286

3) Gilligan, Carol. In a Different Voice: Psychological Theory and Women’s Development (USA: Harvard University Press, 2003)

4) Porter, Elisabeth. “Abortion Ethics: Rights and Responsibilities”, Hypatia 9, no:3 (1994): 66-87

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.