27 Eylül günü Almanya’da yapılan seçimlere Sol Parti adayı olarak katılan Elif Eralp Berlin Eyalet Meclisi üyeliğine seçildi. Kendisiyle Avrupa’da sağın yükselişi, göçmenleri hedef alan ayrımcılık ve ırkçı şiddet, kadınların ve lgbti+ların durumu, Dayanışmacı Şehir Ağı ve konut sorunu karşısında çözüm önerileri üzerine söyleştik.

Öncelikle bize biraz kendinden bahseder misin? Nasıl oldu da Sol Parti’den aday olmaya karar verdin?

Hukuk Fakültesi mezunuyum, 11 yıldır Berlin’de yaşıyorum ve iki çocuk annesiyim. Politika, hayatımda her zaman önemli bir rol oynadı. Annem ve babam 1980 sonunda sendikal ve sosyalist faaliyetleri nedeniyle takibe uğradıkları için Almanya`ya iltica ettiler ve burada da politik faaliyetlerini sürdürdüler. Beni de birlikte götürdükleri sayısız yürüyüşlerden en fazla Mölln ve Solingen’deki ırkçı suikastlara karşı yapılmış olan yürüyüşleri acı bir şekilde hatırlıyorum.

Anne ve babamın ve onların çevresindeki insanların uğradığı haksızlıklar beni çok küçük yaştan itibaren haksızlıklara karşı tavır almaya yöneltti. Gençlik yıllarımda Hamburg’da nükleer santral karşıtı ve eğitimdeki eşitsizliklere tavır alan hareketler içinde aktif yer aldım. Berlin’de de ilk andan itibaren ırkçılık karşıtı inisiyatiflere katıldım. Konutların ödenebilir olması için ve kentsel dönüşüme karşı sürdürülen mücadelelerde de yer aldım. AfD’nin (Alternative für Deutschland – Almanya’da aşırı sağcı, popülist, ırkçı parti) 2017’de ilk defa meclise girmesi üzerine parlamentoda ırkçı AfD partisine karşı etkin politik tavır koyan ve neo-liberalizme karşı alternatifler sunan bir partinin gerekliliğine inandığım için Sol Parti’ye girmeye karar verdim.

Korona salgınının yaygınlaştığı ve tedbirlerin sertleştiği 2020’nin bahar aylarında yaşamımdaki birçok şeyi sorguladım. Black Lives Matter (Siyah Hayatlar Değerlidir) protestolarının yükseldiği bu dönemde anti-ırkçı talepleri gerçekleştirme olanağının arttığını düşündüğüm için milletvekili adayı oldum. Çok önemsediğim ve Berlin toplumunda çok tartışılan konut sorununa karşı geniş destek gören çözümlerden biri olabilecek Alman emlak holdinglerinin kamulaştırılması girişiminin gündeme alınması da aday olmaya karar vermemi etkileyen bir diğer olay.

Dayanışmacı şehir diye bir projeden bahsediyorsun. Bunun ayrımcılığa uğrayanlar ve dışlananlar için anlamı ne?

Dayanışmacı şehir projesinin anlamı, Berlin’in bir yanıyla kendini diğer bazı Avrupa şehirleriyle birlikte mültecilerin sığınabilecekleri bir şehir olarak ilan etmesi, öbür yanıyla da insancıl bir mülteci politikası uygulama sorumluluğu yüklenmesidir. Berlin; Barcelona, Amsterdam, Selanik gibi bazı Avrupa şehirleriyle birlikte “Dayanışmacı Şehir Ağı”nı oluşturdu. Böylece, bu ağdaki diğer şehirler gibi, Avrupa sınırlarına gelen mültecilere eyalet olarak sığınma hakkı tanıma kararı aldı ve şu anda da Afganistan’a komşu devletlerle bu konuda bir çalışması var. Berlin’in bütün bu çabaları Federal İçişleri Bakanlığı’nın karar vermemesi yüzünden engellenmiş oldu. Berlin bu doğrultuda hukuki yollara başvurdu, ancak mahkemeden henüz bir karar çıkmadı.

Ben birkaç yıldır New York ve Zürih örneğinde olduğu gibi Berlin’de de “Şehirli Kimliği” (City ID) projesinde çalışıyorum. Böyle bir kimlikle Berlin’de yaşayan herkesin, hukuki statüsünden bağımsız olarak, “Berlinli” kabul edilip, özellikle kâğıtsız insanların eğitim, iş, sağlık, konut, kütüphane, kültür gibi tüm kaynaklardan ve hizmetlerden yararlanması mümkün olacak. Bunu çok önemli buluyorum. Ayrıca, Berlin kendini Dayanışmacı Şehir ilan ederek kanaatimce Almanya çapında mülteci ve göçmenleri “legalleştirme programları”nın gerçekleşmesi için daha güçlü tavır alma sorumluluğu yüklenmiş durumda.

Mülteci ve göçmenlerin haklarına erişiminin olduğu bir şehir ve hatta dünya için mücadele ediyorsun. İstanbul da çok göç alan, çok kişinin sosyal güvenceden ve hizmetlerden yararlanamadan ve ırkçılığa maruz kalarak yaşadığı bir şehir. Özellikle kadın ve lgbti+ mülteci ve göçmenler için kâğıtsızlığın başka sonuçları da oluyor: Erkek şiddetinden uzaklaşacak mekanizmalara erişememek gibi. Bu konuda neler yapmak mümkün sence?

Ne yazık ki Türkiye’de olduğu gibi Almanya genelinde ve Berlin’de de kadınlara ve lgbti+lara karşı şiddet acı bir gerçeklik. Sol Parti, şiddete karşı yasayı, şiddet uygulayan bireylerin tehdit ve şiddete başvurmalarını, şiddet uyguladıkları kişilere yaklaşmalarını engelleyecek tedbirlerle güçlendirmek istiyor.

Ekonomik bağımsızlık ve cinsiyet eşitliği kadınların ve lgbti+ların kendi yaşamlarını belirleyebilmelerinde önemli etkenler. Bu nedenle Sol Parti, Almanya genelinde, kadınların annelik izninden sonra mesleğe dönüşlerini kolaylaştırıcı ve erkek, kadın ve lgbti+lar arasındaki ücret eşitsizliğini ortadan kaldırıcı tedbirler öneriyor.

Sol Parti’nin yönetimde olduğu Berlin’de dışlanan gruplar ve şiddete maruz kalan kadınlar ve lgbti+lar için kadın sığınaklarının yanı sıra, korunma ve buluşma yerleri sağlanıyor; kendileri tarafından örgütlenen kafe ve kulüpler kurmalarına destek veriliyor. Özellikle korona döneminde bu tür yerlerin daha da önem kazandığını, ama sürdürmekte zorlandıklarını gördüğümüz için Berlin’de Sol Parti’den olan Kültür Senatörü tarafından bürokratik olmayan yollarla mali destekler sunuldu.

Uzun uğraşlardan sonra nihayet geçen yıl Berlin’de Ayrımcılığa Karşı Eyalet Yasası kararlaştırıldı. Bu yasa ayrımcılık yapanların devlet daireleri ve polis tarafından takip edilip ceza verilmesini sağlıyor ve derneklere bu kişilere dava açma hakkı tanıyor. Bu yasa, yalnızca özel sektörde geçerli olan ayrımcılığa karşı federal yasadaki boşluğu kapatmış oluyor. Önemli olan şimdi bu eyalet yasasının hayata geçirilmesi. Parti ayrıca şiddete karşı danışma yapıları ve mekanizmalarının genişletilmesi için de çaba sarf ediyor.

Toplumda eğitim ve bilinçlendirme çok önemli olduğu için kadınların ve lgbti+ların ayrımcılığa ve şiddete karşı öz-örgütlenme projelerinin mali olarak desteklenmesini savunuyoruz. Eğitim ve bilinçlendirmenin erken yaşlarda başlaması için “Queerformat” adındaki uzmanlık departmanını, Berlin’de çocuk ve gençlik politikalarında ve okullarda “kişilerin kendi yaşamlarını belirlemesi için cinsellik ve cinsiyet çoğulculuğunu kabul etme girişimini” hayata geçirmekle görevlendirdik.

Dayanışmacı şehir bağlamında kira artışlarını sınırlandırmaktan da bahsediyorsun. Farklı kesimler bu artışlardan nasıl etkileniyor? Mesela Türkiye’de ekonomik krizin etkilerinden biri kadın ve lgbti+ları şiddet gördükleri veya sömürüldükleri ailelere daha bağımlı kılmak. Benzer bir durum orada da yaşanıyor mu?

Berlin’de yüksek kiralardan en çok etkilenen ve evlerinden edilenler çok düşük ücretlerle çalıştırılan, kendisinin ve ailesinin geçimini sağlayamayan insanlar. Bu insanlar genellikle göçmenler, en çok da düşük ücretli sektörlerde çalışan göçmen kadınlar. Almanya’da her altı kişiden biri yoksulluk tehdidi altında yaşıyor. Korona krizinden ötürü gerek işlerini kaybederek gerekse eğitim alanında geride kalarak ve mesleki eğitim imkânı bulamayarak en fazla etkilenen kesim de göçmen kadınlar oldu.

Tüm dünyada ve Avrupa’da da güçlenen bir sağ-muhafazakâr dalga var yıllardır, neoliberal politikalarla el ele giden. Kadınların ve lgbti+ların kazanımları da ciddi bir saldırı altında. Almanya’da ve Berlin’de bunun etkilerini nasıl yaşıyorsunuz? AfD gibi bir partinin yükselişini neye bağlıyorsun?

Almanya’da da yoğun bir şekilde sağa kayış var. Bu kayış kendini AfD’nin yükselişiyle gösteriyor. Sağcı ve ırkçı saldırılar ve suikastlar da son yıllarda iyice arttı. Ne yazık ki burada da sağcı güçler halkın bazı kesimlerinden destek görüyorlar. Gittikçe karmaşıklaşan dünyada, kapitalizmin tahribatının giderek artmasıyla insanların kendi kaderleri üzerine karar veremiyor oldukları duygusuna kapılmaları, birçok insanı yaşadıkları sorunlara basit cevaplar aramaya ve içinde bulundukları sefalet için günah keçileri bulmaya yöneltiyor. Bu durumu sağcı ve neoliberal güçler kendi lehlerine kullanıyorlar. Ne yazık ki bu güçler hem Almanya’da ve Berlin’de hem de bütün dünyada gittikçe artan sayıda insanı, içinde bulundukları durumun suçlularının göçmenler ve diğer ötekileştirilmiş gruplar olduğuna inandırıyorlar. Sosyal medya ve çeşitli chat grupları yoluyla sahte haberlerin yaygınlaştırılması da bu türden inançları güçlendiriyor. Ayrıca geleneksel aile modellerine dönüş ile geriye doğru bir kaymayı gözlemlemek de mümkün.

Ama aynı zamanda “Black Lives Matter, “Fridays for Future” ve kimi feminist ve lgbti+ hareketler gibi ileriye dönük, umut verici mücadele ve direniş hareketleri de son yıllarda etkili oluyor. Berlin seçimlerinde AfD’nin oyları %14’ten % 8’e düştü. Yani sürekli bilinçlendirme çalışmaları ve yoğun protestolar etkisini gösterdi. Sağa kayışı durdurmak için birleşik güçler oluşturarak mücadele etmek ve bütün Avrupa’da ve dünyada ağlar oluşturmak zorundayız.

Genel olarak seçim sonuçları konusunda ne düşünüyorsun ve eklemek istediğin bir şey var mı?

Sol Parti Almanya çapında maalesef çok oy kaybetti, güçlükle meclise girebildi. Bunun çok çeşitli sebepleri var, ama önemli bir neden parti içi kavgalar. Partimizin çok acilen kendini yenilemesi ve gençleştirmesi gerektiğine inanıyorum. Daha fazla kadının, daha fazla göçmenin kazanılması, partinin ilerici toplumsal güçleri birleştiren, ayrıştırıcı çekişmeler yerine ırkçılık karşıtı, feminist ve lgbti+ hareketleri, iklim aktivistlerini ve tüm ilerici mücadeleleri destekleyen, bunları sınıf mücadelesinin karşısına koymayan bir yapıya erişmesi gerekir. Tüm ezilenlerin ve marjinalleştirilenlerin mücadelelerinin birleşmesi gerekiyor. Bütün bunlar için hem eyalet meclisinde hem de sokaktaki mücadelemi sürdüreceğim.

Röportaj için çok teşekkür ediyorum.

Çeviren: Hülya Eralp

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

12 + nine =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.